25 Mayıs 2012 Cuma
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Erzurum Kongresi’nde Görülen Duraksamalar

 

Efendiler, bu arada küçük bir noktaya da değinmek isterim. Benim, bu Erzurum Kongresi’ne üye olarak girip girmemekliğim, üzerinde düşünülmeye değer bulunduğu gibi, Kongre’ye katıldıktan sonra da başkan olup olmamaklığım konusunda duraksayanlar olmuştur. Bu duraksamayı gösterenlerden bir kısmının düşüncelerini, iyi niyetlerine ve içtenliklerine yormakla birlikte, diğer bazı kimselerin bu hususta tamamen samimiyetten uzak, aksine mel’unca bir maksadın peşine düştüklerine daha o zaman kuşkum kalmamıştı. Örneğin, düşman casusu olup her nasılsa Trabzon ili içinde bir yerden kendisini kongreye delege seçtirerek gelen Ömer Fevzi Bey ve arkadaşları gibi. Bu kişinin hainliği, sonradan Trabzon’daki ve oradan kaçtıktan sonra da İstanbul’daki faaliyetleri ve davranışlarıyla kesin olarak anlaşılmıştır.

Kongrenin bitiminden iki üç gün önce başka bir tartışma da söz konusu olmaya başlamıştı. Bazı yakın arkadaşlarım, benim Heyet-i Temsiliye’ye girerek açıkça faaliyet göstermemi sakıncalı buluyorlardı. Görüşleri şu noktalarda özetlenebilir: “Ulusal girişim ve çalışmaların bütün anlamıyla milletten doğduğunu, gerçekten ulusal olduğunu göstermek lâzımdır. Böyle olursa girişimler daha güçlenir ve kimsenin kötü yorumuna ve özellikle yabancıların olumsuz düşüncelerine yer kalmaz. Fakat tanınmış ve hele İstanbul Hükûmeti’ne ve Hilâfet ve Saltanat makamına karşı başkaldıran biri durumuna düşmüş; hücumların hedef noktası hâline gelmiş olan benim gibi bir adamın, bütün bu millî teşebbüslerin başında bulunduğu görülürse, faaliyetin millî gayelere dayanmaktan çok, şahsî emellerin gerçekleştirilmesi maksadına dayandığı inancı uyanır. Bu bakımdan Heyet-i Temsiliye’yi, illerin ve müstakil sancakların seçeceği kimseler oluşturmalıdır. Ancak, bu şekilde millî bir güç gösterilebilir.”

Bu görüşlerin ne derece yerinde olup olmadığını araştıracak değilim. Yalnız benim de bu görüşlere karşı olan düşüncelerimin dayanak noktalarından bazılarını sayayım: Özellikle ben, mutlaka kongreye katılmalı ve onu idare etmeliydim. Çünkü, vakit geçirmeksizin millî iradenin işler duruma getirilmesini ve milletin doğrudan doğruya fiilî ve silâhlı olarak tedbirler almaya başlamasını sağlamak zaruretine inanıyordum. Bu temel ilkeleri benimsetip karara bağlatabilmek için Kongrede çalışmayı ve yönetici olarak üyeleri aydınlatmayı çok gerekli görüyordum. Nitekim öyle oldu. Erzurum Kongresi’nin daha önce açıkladığım ilke ve kararlarını, herhangi bir temsilciler heyetinin uygulatabileceğine henüz güvenim olmadığını itiraf etmeliydim.

Nitekim zaman ve olaylar beni doğrulamıştır. Bundan başka, daha Amasya’da iken karar verdiğim ve bütün ulusa her türlü vasıta ile tebliğ ettirdiğim Sivas Genel Kongresi’nin toplanmasını sağlamak, bütün ulusu ve yurdu yalnız tek bir heyetle temsil etmek, ayrıca yalnız Doğu illerini değil, vatanın her köşesini aynı dikkat ve duyarlıkla savunma ve kurtarma çarelerini bulmaya çalışmak gibi işleri herhangi bir heyetin gerçekleştirebileceğine inanmadığımı açıkça söylemek zorundayım. Çünkü, bende böyle bir kanı bulunsaydı, işe giriştiğim güne dek bu konuda teşebbüs ve faaliyette bulunanların çalışmalarının sonuçlarını bekler ve istifa etmeme yolunu tutardım. Hükûmet’e, Padişah ve Halife’ye karşı isyan gereğini duymazdım. Aksine, ben de bazı ikiyüzlü ve iki taraflı oynayanlar gibi görünüşte pek şatafatlı ve gösterişli olan, o günün Ordu Müfettişliği görevini ve Padişah Hazretleri’nin Yaveri sıfatını taşımakta devam ederdim. Gerçi, benim açıkça ortaya atılmamda ve bütün millî ve askerî hareketlerin başına geçmemde elbette sakınca vardı. Ancak, o sakınca, başarısızlık hâlinde herkesten önce ve herkesten çok benim, en büyük cezaya çarptırılmamdan başka bir şey olabilir miydi? Oysa, bütün yurdun ve koskoca bir milletin ölüm kalım davası söz konusu olurken, “yurtseverim” diyenlerin kendi sonlarını düşünmelerine yer var mıdır?

Efendiler, ben, bazı arkadaşlarca ileri sürülen düşünce ve kuruntulara uymuş olsaydım, iki bakımdan büyük sakıncalar ortaya çıkacaktı. Birincisi; düşüncelerimde, kararlarımda ve bütün kişiliğimde yetersizlik ve güçsüzlük olduğunu açığa vurmak ki bu husus, benim, vicdanımın emrine uyarak yüklendiğim görev bakımından düzeltilmesi imkânsız bir yanılma olurdu.

Efendiler, tarih, itiraz edilemez bir şekilde kanıtlamıştır ki, büyük davalarda başarı için, sarsılmaz bir kabiliyet ve kudrete sahip bir önderin varlığı şarttır. Bütün devlet adamlarının ümitsizlik ve beceriksizlik içinde, bütün ulusun başsız olarak karanlıklar içinde kaldığı bir sırada, “yurtseverim” diyen binbir çeşit insanın, binbir türlü davranış ve görüş tarzı ortaya attığı ve her şeyin allak bullak olduğu bir dönemde, danışmalar yoluyla, birçok hatırlı ve nüfuzlu kimselere bel bağlama gereğine inanmakla; güvenli ve kararlı bir şekilde ve özellikle süratle yol almak ve en sonunda çok çetin olan hedefe ulaşmak mümkün müdür?

Tarihte, bu tarzda başarıya ulaşmış bir toplum gösterilebilir mi? İkincisi Efendiler; millet, memleket, siyaset ve ordu yöneticiliğinde hiç bulunmamış, bu alanda başarıları görülmemiş ve denenmemiş olan gelişigüzel kimselerden, söz gelişi Erzincanlı bir Nakşî Şeyhi ve Mutki’li bir aşiret reisi gibi zavallılardan da kurulabilecek herhangi bir temsilciler heyetine, söz konusu durum ve görev emanet edilebilir miydi? Edildiği takdirde, “memleket ve milleti kurtaracağız” dediğimiz zaman, milleti ve kendimizi aldatmış olmak gibi bir yanılgıya düşmeyecek miydik? Bu nitelikteki bir heyete perde arkasından yardım edilebileceği düşünülse bile, bu yöntem, güvenilir sayılabilir miydi?

Bu söylediklerimin, o günlerde değilse bile, artık bugün bütün dünyaca inkâr edilemeyecek gerçeklerden olduğuna asla şüphe yoktur. Bununla birlikte, ben bu söylediklerimi geçmiş günlere ait bazı hatıra ve belgelerle burada doğrulamayı, gelecek nesillerin siyasî ve sosyal ahlâk terbiyesi açısından bir görev sayarım.

Bu dakikaya kadar olduğu gibi, bundan sonra da sözünü edeceğim olaylar dolayısıyla, bu husus, kendiliğinden aydınlığa kavuşacaktır.

Efendiler, Erzurum Kongresi’nin bitiminde, Ferit Paşa’dan sonra Harbiye Nâzırlığına yeni geldiği anlaşılan bir Nâzım Paşa imzasıyla, 15.Kolordu Komutanlığı’na 30 Temmuz 1919 tarihli şöyle bir emir geldi:

“Mustafa Kemal Paşa ile Refet Bey’in hükûmetin kararlarına aykırı faaliyet ve hareketlerinden dolayı hemen yakalanarak İstanbul’a gönderilmeleri Babıâli’ce uygun görülüp ilgili görevlilere gerekli emirler verildiğinden, Kolordu’ca gereken yardımda bulunulması ve sonucundan bilgi verilmesi rica olunur.”

Bu emre, Kolordu Komutanlığınca gereği gibi yanıt verildi. Bu cevabı diğer komutanlara da olduğu gibi gönderterek dikkatlerini çektirdim.

Kongre bildirisi, yurt içinde her yere ve yabancı devlet temsilcilerine çeşitli vasıtalarla gönderildi. Tüzük de komutanlara ve diğer güvenilir makamlara şifre ile bölüm bölüm verilerek, oralarda basılmasının ve çoğaltılıp dağıtılmasının sağlanmasına çalışıldı. Bu durum tabiatıyla günlerce devam etti. Bu münasebetle Sivas’ta 3.Kolordu Komutanı Salâhattin Bey’den aldığım 22 Ağustos 1919 tarihli bir telgrafta, “Tüzüğün ikinci ve dördüncü maddelerinin yayımlanmasını sakıncalı bulduğu, bir kere daha incelenmesi gereği” bildiriliyordu. (Belge: 42)

İkinci madde; Topyekûn savunma ve direnme ilkesinin kabul edildiğine;

Dördüncü madde; Geçici bir idare kurulabileceğine ilişkin maddelerdir.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


62378 - unknown - 38.107.179.237