25 Mayıs 2012 Cuma
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Ceylan Pirinçcioğlu

“VIP bayrağını taşımak ağır bir yük”

 

O bir seyahat ve kongre profesörü… Ne de olsa turizm aileden miras…

Genlerinde var! Dolayısıyla bir VIP… Yani çok önemli bir insan…

Anne-babasının kurarken önemli insanların acentesi

olarak düşündüğü VIP Turizm’in CEO’su…

İkinci jenerasyon olarak turizmde 25 yılını geride bırakan bir kişi…

Geniş bir gustoya sahip olan, insanların yaşamına değer katan

Ceylan Pirinçcioğlu, konuğumuz…

 

 

Kendisini tanımasaydım ne olurdu bilmem! Anlatayım… Dergimizin Feriye’deki davetinde tanıştım Ceylan Pirinçcioğlu ile... Çok kısa bir süre sonra Adam&Eve’in tanıtımı için düzenlenen gezide tekrar karşılaştık kendisiyle. Adı efsane olmuş VIP Turizm’in sahibi Ceylan Pirinçcioğlu’nu orada farklı yönleriyle tanıma fırsatı buldum. Öncelikle baba kimliğiyle… Küçük kızı Selina ile katılmıştı, çünkü geziye… Sonra sosyal yönüyle… Tanışmak konusunda çok iyi olan Ceylan Pirinçcioğlu, sıra kendisini tanıtmaya geldiğinde bir hikaye anlatmaya başlıyor, konuyu ve böylelikle insanların aklını karıştırıyordu!.. Sporun hemen hemen her dalı ile ilgileniyordu; önce yüzüyor, tenis oynuyor, ardından golfe gidiyordu… Sonra hemen herkesi tanıyor, bizlerle tanıştırıyordu… Ben bu seyahatte kendisi ile röportaj yapmayı kafama koydum koymasına ama iş bunu gerçekleştirmeye gelince o kadar da kolay olmadı!.. İlk önce röportaj lafını duyunca gönüllü olmadı, Ceylan Bey. ‘Hayır’ da diyemedi!

Bir araya gelmemiz neredeyse bir ay sürdü. Vazgeçmedim tabii… Ne de olsa haftanın yarısını şehir dışında geçiren, haliyle İstanbul’a döner dönmez yoğun bir programla boğuşan, kimi zaman akşam

geç saatlere kadar kimi zaman hafta sonları da çalışan bir VIP var karşımda….

Ve bu benim almayı en çok istediğim röportajlar sıralamasında, üç numarada…

 

“Ben vakti saati belli olmayan gazetecilik mesleğini istemezken turizmin bu derece dağınık, gece-gündüz sonu gelmeyen bir iş olduğunu bilir miydim?” diyor hayatını -Türkiye’ye, turizme adanan yıllarını- kaleme aldığı kitabında, İnci Pirinçcioğlu…

Şimdi 50 yıl önce anne-babasının açtığı yolda ilerleyen Ceylan Pirinçcioğlu, 38 yıllık VIP bayrağını daha da ileriye götürmek için çalışıyor, yanında ablası Yasemin Pirinçcoğlu ile birlikte…

 

 

Bu röportajın ilk’leri

Bunları bilmenizi istiyorum… Bir kere Ceylan Pirinçcioğlu, röportaj öncesi ‘en çok aramam gereken kişi’ ünvanını elde etti. ‘En çok ertelenen röportaj’ oldu. Sonunda buluştuğumuzda ‘en uzun röportaj’ özelliğini kazandı (Tam üç saat). Bu durumda doğal olarak 14 sayfa süren deşifresi ile ‘en uzun konum’ oldu. Ve de ikiye bölmem gereken şimdilik ‘tek’ röportaj… Artı Aramis ile Çengelköy’de, Utku ile Harbiye’deki ofisinde olmak üzere ‘iki ayrı mekanda iki fotoğrafçımız ile çekim yaptığımız ilk kişi’ de yine Ceylan Pirinçcioğlu oldu.

 

Beni şaşırtan hediyesi neydi?

Röportajın sonunda kendisine teşekkür edip ayrılacakken, “Size bir hediye verelim” dediğinde şaşırdım. Ve hemen ‘rica ederim’ dedim. Ama Ceylan Bey, yandaki toplantı odasına doğru yürüdü. Ben kayıt cihazımı kaldırdım. Odaya geri döndüğünde elinde bir kitap vardı. Bana uzattı…

 

Baktım üzerinde “İnci Pirinçcioğlu” yazıyor. Bir anda çok mutlu oldum, hatta duygulandım. Bu röportaj için hazırlık yaparken İnci-Fethi Pirinçcioğlu’nun hikayelerini de ilgiyle okumuş ve gerçek anlamda turizmin duayeni olan bu çiftin yaptıklarına hayranlık duymuştum.

 

Ama anneyi kaybettiklerini biliyordum… Şimdi elimdeki kitabın kapağında o çok merak ettiğim muhterem kadın, siyah-beyaz bir gençlik fotoğrafında bana gülümsüyordu... Bu hayatımda aldığım en değerli hediyelerden bir tanesi benim için… Sonradan bu kitabın şu an satılmadığını ve yalnızca Pirinçcioğlu ailesi tarafından verildiğini öğrendim. Sanıyorum bu durum ‘özel’ olma hissi yaratıyor. Ama insan okuduğunu bazen paylaşma ihtiyacı duyuyor. Benim gibi kitabını vermekten hiç hoşlanmayan bencillerin işi ise bu noktada zorlaşıyor! İnci Piriçcioğlu’nun kaleme aldığı hayat öyküsünü kitap satışa sunulur sunulmaz mutlaka okumanızı öneririm. Ben çok etkilendim… Türkiye’nin ilk rehberi olan İnci Pirinçcioğlu, idealist bir turizmci; oğlu Ceylan’ın kitapta yazdığı gibi ‘Dünyaları gezdiren, Türkiye’yi sevdiren’ çok ama çok özel bir Türk kadını…

 

Parlak bir eğitim sonra VIP Turizm

Ceylan Pirinçcioğlu ile aslında tahsil hayatına ilişkin konuşmadık! O bilgiler bende vardı. Boğaziçi, ardından New York Üniversitesi’nde işletme ve uluslararası ilişkiler eğitimi aldığını biliyordum örneğin. Ama bazı detayları annesinden öğrendim! Ortaokulu Saint Benoit, liseyi ise

 

Saint Michel’de tamamlayan Ceylan Bey’in kolej sınav hazırlıkları için neredeyse bir yıl çalışmayan İnci Pirinçcioğlu, kitapta sık sık ‘güzel çocuğum’ diye söz ettiği oğlunun A.B.D.’den dönüşüne ilişkin bakın neler yazmış… “1982 yılında New York Üniversitesi’nden mezun olarak Amerika’daki VIP şubesinde kalmayıp Türkiye’de çalışmayı tercih eden oğlumuz Ceylan Pirinçcioğlu’nu, 26 yaşındayken şirkete genel müdür tayin ettik”...

 

Bu arada kitabın başka bir bölümünde

VIP turizm kurulduğunda henüz 11 yaşında olan Ceylan Pirinçcioğlu’nun 1975 yılından itibaren şirket ortağı olduğunu öğreniyorum. İnci Hanım, VIP Turizm’in çıkış noktasını ise şöyle anlatıyor… “1968 yıllında VIP kelimesi çok bilinmiyordu. VIP, Very Important Person yani çok önemli kişi demekti. Biz önemli kişilerin acentesi olacaktık ama bizim anladığımız manada, her müşterimize

önemli kişilere verilen servisi verecektik. Öyle de yaptık..”

 

O’ndan öğrenecek çok şey var…

Çıtası yüksek bir yerden işi devralmanın daha fazla sorumluluk isteyen bir şey olduğunu düşündüğümü söylediğimde, “Her şeyin avantajı olduğu gibi dezavantajları da olur; güllerde bile dikenler var” diyen Ceylan Pirinçcioğlu’ndan ve dolayısıyla O’nun ve Pirinçcioğlu ailesinin vizyonundan yararlanmak gerek...

 

Şirketin halen Onursal Başkanı olan Fethi Pirinçcioğlu, şu an faal olarak çalışmıyor. Abla Yasemin Pirinçcioğlu, VIP Turizm’in Genel Müdürü konumunda. Ama biz şirketin şu anki lideri Ceylan Pirinçcioğlu ile yüz yüzeyiz… Şimdi sizlere uzun ama keyifli geçen bu söyleşinin ilk bölümünü sunuyorum. Diğer yarısını ise -üzülerek- bir sonraki sayımıza bırakıyorum! Son derece ilginç kongre, seyahat, uzay konularını, bir de Ceylan Pirinçcioğlu’nun insanlara kendilerini ‘önemli’ hissettirme sırlarını…

 

 

 

Patron denilmesini hiç sevmem

 

Nasıl bir patronum? Bunu takım arkadaşlarıma sormanız lazım... Takım arkadaşlarım onlar, ben patron denilmesini hiç sevmem. Bir proje olduğu zaman o takımın bir kaptanı vardır, o kaptanın altında çalışırız. O zaman ben de o grubun içerisine girmişsem, kaptanlığını yapan kimse, onunla birlikte çalışırız. Genel olarak tarif etmek gerekirse ne tür patronluk yaptığımı, veteran bir patronluk yapıyorum. Onlarla kol kola, onlarla birlikte çalışan, onları yakından takip eden şekilde. Bir aile olarak görüyoruz. Yakın zamanda da şirketimizde belirli bir seneyi doldurmuş olanları ortak yapacağız. Bu şekilde herkes kendisi patron olacak. Şu an bir çalışma yapılıyor. Biz halka açılmak yerine içeriye açılıyoruz. Arkadaşlarımız, işin sahibi gibi çalışıyorlar, böyle hissettirenleri ortak yapacağız. Genelde böyle bir patronum, eğer patronluksa! 

 

Eski arkadaşlarımızı geri aldık

Şöyle söyleyeyim bizim 38. yılımız. 38 yılda son 3 senedir çok fazla görmedik kriz ama ondan önceki dönemde yaklaşık 28 tane kriz yaşadık. Bunların hepsinde devam ettirme imkanı bulduk. Ancak kaybımız insan kaynaklarında oldu ve zaman zaman sayılarımızı düşürmek zorunda kaldık. Ama son dönemde şirketimiz yeniden büyüme kıvamına gelince ayrılan arkadaşlarımızdan çoğu bize geri gelmek için müracaat ettiler. Bu da çok güzel bir şey. O arkadaşlarımızdan birçoğunu da tekrar geri aldık.

İlk iş deneyimlerini bizde yaşıyorlar

 

Yeni gelenlere konuşma, yaklaşım, işin detayları konusunda mutlaka bir eğitim veriyoruz.  Gençlerin ilk iş deneyimlerini bizde yaşadıklarını sık sık duyuyorum. Bugün bazıları genel müdür pozisyonunda, bazısı devletin değişik kademelerinde, bazıları doktor, bazıları başka konularda çalışıyorlar. İlk deneyimlerini bizim yaptığımız kongre organizasyonlarında yaşadıklarını ifade ediyorlar. Bu da çok hoş bir şey. Gençlerin okul yaşlarında hem para kazanması hem de iş disiplini edinmesi, gerçekten çok güzel. Kurumdan ötürü güzel arkadaşlıklar, hatta evlilikler gerçekleşmesinden de mutluluk duyuyoruz. 74’te yaptığımız bir kongrede tanışıp evlenmiş olan kişiler, halen bizde çalışıyorlar ki bu da ayrı bir güzellik. VIP olarak büyük bir aileyiz. Ama ağır bir yük VIP bayrağını taşımak...

 

VIP adını babamla birlikte bulduk

İlk çıkış noktasında şirketimizin adı ‘Bey Turizm. O tarihlerde babama, ‘Fethi Bey Türkçe’de bey kelimesi yok, isterseniz Bay Turizm yapın’ diyorlar. O akşam eve geldim -bir kütüphanemiz vardı- babam orada bana şirketin adı ile ilgili araştırma yapacağımızı söyledi. Kitapların arasında araştırma yaparken VIP kelimesini bulduk. O dönemde Türkçe’de hiçbir yerde yoktu. VIP ne demek falan diye bir araştırma yaptık ve dedik ki çok güzel olur. Bunu önemli kişilerin acentesi olarak kullanalım. Ve bunu ifade eden açıklamayla birlikte kullandık. Ben 1984 yılında genel müdür olduğum zaman VIP’i bir yere oturmamız gerektiğini düşünüyordum. Bizim misyonumuz nedir diye yazarken “Value, Integrity Performance”ı buldum. Value yani değer konusu; verdiğiniz paranın karşılığını yüksek seviyede almak. Intergrity yani bütünlük de hem elemanlarımız hem çalıştığımız firmalar hem de müşterimizle bir bütünlük içinde çalışıyoruz. Performance ise malum; yaptığımız bir seyahat, bir organizasyonda iyi bir performans yaratmak. Bunu kurumsal müşterilerimize izah etmeye çalıştık. Sonra VIP adı havaalanlarında kullanılmaya başlandı. VIP salonlarıyla birlikte, bu doğrultuda yaygınlaştı.

 

Yakın zamanda hayata geçirecekleri bir proje ile şirkette belirli bir seneyi doldurmuş olanlara ortaklık vereceklerini açıklayan Ceylan Pirinçcioğlu, “Seyahat acenteliğinin yüksek bir biçimde değerlendirilmesi için çaba veriyoruz. Gelecekte internetin yoğun bir şekilde kullanımı, seyahat acentelerinin durumunu zorluyor. Mesleğimizi ancak daha farklı değerler katarak devam ettirebilmemiz mümkün” diyor.

 

 

Marka ile ilgili birçok dava açtık

Yaygınlaşınca birçok kuruluş, ismine koymaya çalıştı. Oysa biz bu ismi tescil ettirdik ki bu ismi kullanmasınlar. VIP adında servis veriyorlarsa bunu kullanabilirler, ancak kurumsal anlamda bu bize ait olan tanınmış bir marka statüsüne geldi. Nasıl bugün ben Coca Cola Turizm diye bir şirket kurmazsam bir başkası da VIP Ayakkabı diye şirket kuramaz. Onlar turizm yapıyorlar ben ayakkabı yapıyorum diye bir şey yok! Marka markadır… Sürekli dava açıyoruz! Bu bir entellektüel sermayedir, bu sermayeyi de biz vakti zamanında edinmişiz. 38 senedir taşıdığımız bir marka, VIP.

 

Yeni bir yapılanmaya gidiyoruz…

Kurumsallaşma anlamında daha önce belirttiğim gibi içe açılım söz konusu. Gelir-gider konularında bununla ilgili bir çalışma yapıyoruz. Daha kurumsal bir yapıya dönüştürmek, daha şeffaf bir yapı oluşturmak gerekli işlemleri daha düzgün bir şekilde gerçekleştirmek için de bir çalışma içerisindeyiz. Bir revizyon yapıyoruz. Yerleşim konusunda iç yapılanma, iç organizasyon, yeni iş kolları konularında bir yandan komünikasyon konusunda, bir yandan turizm konusunda olan bilgi birikimimiz ile başka bu konulara girecek, turizm konusunda yatırım yapacak ya da turizm konusunda yeni projelere imza atacak kişilere de bir yerde danışmanlık hizmeti yapacağımız iş konusu da oluşturuyoruz. Çalışmalarımızı daha kurumsal ve daha düzenli yapmak üzere bir yapılanma içerisindeyiz. Call center’ımızı kuruyoruz. Gerek yurtiçinde gerek yurtdışında VIP markası altında, değişik konularda işler yapmaya ve de Mice (Meeting-Incentive Congress&Exhibition-Events) dediğimiz bölümümüzde ‘Kongre’ ve ‘Event’ konularında ve uluslararası anlamda bir gelişim içerisindeyiz.

 

Ulusal Kalite Kongresi’nde tecrübeliyiz

Kalite Derneği’nin organize etmekte olduğu Ulusal Kalite Kongresi’nin hemen hemen 10 yıldır, onların adına düzenliyoruz. Kasım ayında Lütfi Kırdar’da gerçekleşecek bu kongre, yaklaşık 2500 kişi Türkiye’nin en geniş katılımlı kongrelerinden birisi olacak. Bu çok güzel bir konferans... Aynı anda beş paralel salonda gerçekleşiyor, paneller düzenleniyor. Bizim de bu kalite kongresindeki oturumların birçoğunu dinleme fırsatımız oldu. Zaman zaman Yasemin Hanım da konuşmacı olarak katıldı. Aynı zamanda onların ulusal kalite hareketi anlamında yapmış oldukları bir programa da katıldık. Bu program içerisinde toplam kalite ne şekilde uygulanmalı konusunda eğitimler aldık. Şu an elemanlarımız da bundan faydalanıyorlar. Kimi zaman bazı firmalar, ben bu işi çok iyi yaptım diye ifade ediyorlar. Ama yaptığınız işlerin her zaman her yerde uygun olması halinde kaliteye ulaşmış oluyorsunuz. Yoksa bir tane işi çok iyi yapmış olabilirsiniz ama her işi her alanda  -telefonu açmaktan, verilecek olan kağıttan, oteldeki karşılamaya veya uç noktadaki arkadaşımızın yaptığı işe kadar- uygulamak önemli. Biz tüm bunlara önem veriyor, sistemleri uyguluyoruz. Hatta şimdi bu yönde yeniden düzenleme yapıyoruz. Toplam kalite içerisinde, fiziksel birtakım gelişimler de gerekiyor. Yeni teknolojileri çok yakından takip ediyor ve mümkün olduğu kadar uygulamaya çalışıyoruz. Bu doğrultuda, toplam kalitenin sonunda yaptığımız işin kalitesinin artması müşterimiz için de bir avantaj oluyor.

 

İlk grup gezilerini, 1968 yılında annemle babam başlatıyorlar. Şirketimizin ilk düzenlediği seyahat, Mısır’a... O zaman sadece yelkenli kayıklar var. Onlarla yapılan bir seyahat bu. Ben o seyahate katıldığımda çok küçüktüm. Bu arada çok inişli-çıkışlı yerler geziliyordu. Bende ilk yardım çantası vardı; görevim de bir problem olması halinde ilkyardım çantasını orada olanlara yetiştirmekti. O yüzden çocukluğumdan beri işin içerisindeyim diyebilirim.

 

Birçok meslektaşımızı özendirdik

Birçok meslektaşımızı seyahat acenteliği yapması konusunda özendirmiş olmaktan ve belirli bir seviyede bu işi yürütmeye devam edenlerden dolayı mutluyuz ancak bazı firmalar seyahat acenteliği mesleğini layıkıyla devam ettirmiyorlar. Ondan dolayı da bu durumu içerliyor, üzülüyoruz. Mesleğimize sahip çıkmamız ve bunu doğru bir şekilde devam ettirmemiz lazım.

 

Bizim işimizde bilinçli olarak harcadığınız zamanın bir bedeli olması ve bunun karşılığını da almanız lazım. Karşı tarafın da bunu takdir ediyor olması lazım. Nasıl bir doktora gittiğiniz zaman bir konsültasyon alıyorsunuz, bizim işimizde de bir garantör, bir sigortacı gibi oluyorsunuz; o kişinin özel derdini dinliyor, psikolog oluyorsunuz. Kişinin kurumsal işleri varsa, o işlerini daha öne götürmek için çaba sarf ediyorsunuz. Seyahat acenteciliği dediğimiz organizasyonlarla ilgili yaptığımız çalışmalarda bütün bu noktalara dikkat ederek bir formül üretiyoruz ve onları hayata geçiriyoruz.

 

 

 

TÜRKİYE, BİR FİLM PLATOSU OLARAK KULLANILMALI…

 

Roma’yı, bir Aşk Çeşmesi’ni bütün dünya biliyor. Çünkü filmlerde görüyor. Biz birazcık mahcup çocuklar gibiyiz! Hiç kimse Türkiye’yi gelmeden tanımış değil. Oysaki Türkiye’de çevrilecek basit bir aşk hikayesini anlatan bir film dahi tanıtımımızda önemli bir rol oynayabilir.

 

Hülya Akyurt: Türkiye tanıtım filmini beğeniyor musunuz? Sizce tanıtım konusunda neler yapılabilir?

Ceylan Pirinçcioğlu: Tanıtım kimliğimizi güzel buluyorum, ancak yeterli derecede tanıtım yapıldığına inanmıyorum! Bu kadar çeşitlilik içeren bir ülkenin daha etkin bir şekilde tanıtımı yapılsa, turizm gelirlerimiz çok daha süratli arttığı gibi kalitesi de yükselebilir. Örneğin bu yıl birazcık terslik oldu ve kuş gribinin bütün faturası turizme çıktı. Şu anda otellerimizin çoğunda büyük boşluklar olmasının, büyük fiyat düşüşlerinin yaşanmasının nedeni budur ve o doğrultuda da verimli bir yaklaşımla uygulanmış bir tanıtım söz konusu değildir. Ama eskisine göre değerlendirirsek çok çok iyi bir gelişme sağladık. Tanıtım çalışmalarımızın daha yaygın ve daha etkin olması, zaman zaman büyük organizasyonlarla bunu geliştirmek önemli. Türkiye’nin bir film platosu olarak kullanılmasını özendirecek çalışmalar yapılmalı. Bununla ilgili bazı çalışmalar olduğunu biliyoruz ancak bir yere varılamadı. O konuda Türkiye’ye destek gelmesi lazım diye düşünüyorum. Birkaç tane yapıldı ancak daha fazla yapılmalı. Yani insanlar bir filmi nerede yapalım dediklerinde ‘Türkiye’nin böyle imkanları var’ diye düşünmeli ve de gelip burada yapmalılar. Bu konuda da çeşitli kolaylıklar getirilmeli; Türkiye’nin çeşitli yörelerinde, çeşitli köylerinde bazı destekler verilmeli ve o doğrultuda da bilinçli bir şekilde değerlendirilmeli. Şimdi öyle kanunlar gerekiyor ki bunlar filmcilerin ihtiyacı olan konularda genel destekler gerektiriyor. Bu da bir kanunla olduğu takdirde daha kolaylaşır. Yoksa rica-minnetle yapılacak bir iş değil!

 

H. A. Film konusu çok ilginç geldi bana. Peki nasıl bir senaryo olmalı sizce?

C. P. Buradaki tanıtımda içerisinde birazcık romantizm, heyecan duyulacak bir olay olması, birazcık oryantalizm olması, bunların hepsi önemli faktörler… Biraz egzotik Türkiye’yi çağrıştıran egzotik oryantalizm ile birlikte modern tarafımız da olmalı. Olanı iyi duyurmak lazım.

 

H. A. Şimdi düşünüyorum da gerçekten hiç görmeseniz de seyrettiğiniz filmler nedeniyle New York, Paris, Londra, Roma gibi şehirler insanlara yabancı değil… 

C. P. Bizse birazcık mahcup çocuklar gibiyiz, hiç kimse Türkiye’yi gelmeden tanımış değil! Halbuki dediğiniz gibi birçok ülkeyi gitmeden tanıyabiliyorsunuz. Türkiye’ye gelmiş olanlar memnun oluyor ve hepsi şaşırıyorlar. Çünkü kimse söylememiş, ilk defa gelmiş gibi hareket ediyorlar. İşte bunu biliyor olmalılar. Şimdi İspanya’ya gitmemiş bile olsanız, gönül rahatlığıyla gidebilirsiniz. Çünkü çok güzel tanıtıyorlar. Benim oğlum daha 8 yaşındayken, nereye gitmek istersin diye sorduğumda, “Mısır’a gitmek istiyorum” derdi. Çünkü bilgisayar oyunlarının içerisinde Mısır’la ilgili görüntüler vardı. Gittiğimiz zaman öyle sorular sordu ki rehberler bile bu çocuk nasıl biliyor bunları diye şaşırdılar. Biz de gelecek nesillerin de algılayabileceği; Keloğlanımızı, Nasreddin Hocamızı sevdirecek çizgi filmler yaptırarak bunu destekleyip o karakterlerin dünya televizyonlarında, çocuk kanallarında oynatılmasını sağlamalıyız. Çünkü onlar yarın bir gün nereden geldiğini sorup ‘Türkiye’ye gidelim’ diyecekler. İşte böyle stratejik çalışmalar yapılmalı… Uzun dönemde turizm bizim en önemli gelirimiz olacak sektördür. Bu açıdan da değerlendirmek gerekir. Tabii bunun bilinçli olarak, uzun dönemli bir strateji ile politikalardan tamamen uzakta, İngiltere’nin yaptığı gibi bir turizm otoritesi tarafından yürütülmesi lazım. Bakanlarımızın belirli zamanlarda mutlaka katkıları olmuştur ama mühim olan ana kadrodur ki o ana kadronun da ayrı bir pozisyonda olması lazım. Tabii bu uzun dönemli ve istikrarlı bir şekilde yapılması gereken bir iş.

 

H. A. Örneğin Mısır, bomba olayının arkasından stratejik bir kararla sipariş ettiği Ramses kitap serisi ile nasıl bir anda turizmi lehine çevirdi değil mi?

C. P. Lehine çevirdi doğru. Biz de işte

bu reaksiyonlarda birazcık kriz planlarımızı oluşturduk. Şimdi bir savaş olduğunda, komşumuz İran ya da Lübnan’da bir şey olsa bunların hepsi bizleri etkiler. Ama bu konuda da başka yaklaşımlar yapmamız, direkt fikirleri başka yerlere çekmemiz, burada yapılan etkinlikleri orada daha fazla duyurmamız lazım. İstanbul’da her gece değişik yerlerde konserler yapılıyor, belki bunların vurgulanması, olan güzel olayların daha abartılarak verilmesi gerek. İyi haberlerin Türkiye’den gitmesi lazım, ancak kötü haberler gidiyor! O yüzden insanların hafızasında Türkiye, ‘problemli’ bir ülke olarak kalıyor!..

 

H. A. Yani, biz kendi kendimize güvensizlik hissi yaratıyoruz...

C. P. Evet güvensizlik hissi yaratılıyor. Bunlar tabii tanıtım çalışmalarını da olumsuz bir şekilde etkiliyor. Kongre kararı alınacağı süre içerisinde, bir kriz veya olumsuz bir haber olduğu zaman mesela iki sene kongre olmuyor, çünkü o zaman kimse Türkiye lehine karar vermiyor. Kaybediyoruz… Halbuki biz onun o anda üstüne giden sistem içerisinde olmuş olsak, hemen farklı bir durum olacak. Onların yurtdışında hem dışişleri bakanlığı hem turizmle ilgili görevlileri var. Bizim de bu durumla ilgili olan kişiler aracılığıyla hemen reaksiyon gösterip olayların üstüne gitmemiz, oradaki basın- yayın gruplarıyla ilişkilerini sürekli olarak sağlıklı tutmamız lazım ki böyle bir olumsuz bir kriz yönetimi yapılması halinde çok süratli bir şekilde bilgilendirme ile oradaki kamuoyunun yanlış olabilecek ve böyle büyük karar verebilecek olanlara karşı konuyu yumuşatması ve daha sonra da dediğimiz gibi bir yöntem bularak onu pozitife çevirecek bir imkan sağlanması kolaylaşsın. Sonra altı ay geçince, ‘Niye rezervasyonlarımız iptal oldu; kuş gribi Ocak ayındaydı’ diye düşünüyor insanlar... Halbuki insanlar yurtdışında altı ay önceden tatil kararlarını alıyorlar, o sırada Türkiye’ye gelişlerini değiştirmişlerse, gidiyorlar Yunanistan adalarına. Oraya giderken iki arkadaşlarını daha ekliyorlar ve böylece çarpar oranda artıyor sayılar.

 

H. A. Kuş gribi olayında medyanın da hatası var sanırım. Ne dersiniz?

C. P. Burada da bizim grip olayıyla alakası olmayan, ‘Kuşlar sınırlarını biliyorlar da sadece Türkiye’de geziyorlar!’ gibi bir durum yaratıldı. Oysaki hemen yanımızda; İtalya’da, Romanya’da da her yerde oldu, ancak onlar bu konuyu fazla abartmadılar. Biz bir de kendi kendimize bu olayı daha farklı bir şekilde yansıtıyoruz ve oraya da farklı yansıyor. Zannediyorlar ki her gelen yabancının odasına birer tane tavuk koyuyoruz! Aynen böyle bir hava oluştu o sırada. Gazetelerin kapağında elde tutulan tavuklar var. Almanya’da olduğunda ise uzak kıyafetli insanlar, uzaktan maşalarla tutuyorlar; beyaz kıyafetler içerisinde, steril bir vaziyette torbalara koyuyorlar. Bizdeki uygulama ne şekilde oluyorsa, steril bir ortam olmadığı hissiyatını veriyor ve en kötü şekliyle dışarıya yansıtılıyor. Bunlar tabii olumsuz imajlara neden oluyor. Her film, bir imaj yaratıyor ama kötü olanlar ön plana çıkarılıyor. Biz başkaları vasıtasıyla ne kadar iyi haberler taşıtabilirsek, imajımız o kadar daha yukarıda olabilir.

 

 

AMACIMIZ 1 MİLYON KORELİ’Yİ GETİRMEK…

 

H. A. Bu yıl kurduğunuz New Travels adlı şirketinizle birlikte Kore Havayolları’nın Türkiye temsilciliğini üstlendiniz. Bu süreç nasıl gerçekleşti?

C. P. 10 yıl önce, hatta 15 yıl önce zannediyorum, Hyundai’nin ilk lansmanını yapıyoruz. Markayı Kibar Holding getiriyor ve de Türkiye’den satışı başlayacak. Onların ilk organizasyonunu gerçekleştirdikten sonra Kibar Holding’in sahibi olan Ali Bey (Ali Kibar aynı zamanda Kore Cumhuriyeti Fahri Başkonsolosu), gelişme olacağını söylemişti. Ondan sonra bizim Kore’ye ilgimiz başladı. Bir müddet epeyce hareket sağladık, hatta bir hat açılması için çalışma yaptık. Daha sonra Kore’de kriz oldu ve bizim yapmış olduğumuz yatırım olduğu gibi çöktü. Çünkü o havayolu, uçaklarını satmak durumunda kaldı ve toparlanmaları iki yıl aldı. İki yıl sonra tekrar düzene soktular. Bu söylediğim 2000 yılından önceydi. Sonra yeniden Kore gündeme geldi. Bu arada Hyundai Türkiye’de fabrika kurdu, genişlemelerini devam ettirdi ve Türkiye’nin Kore ile büyük bir ticari bağlantısı oluştu. Bu noktada daha fazla Türkiye’nin alışı vardı, bu aradaki ticaret alışverişini bir yerde azaltabilmek için Türkiye’nin oraya bir şeyler satması lazımdı. Biz Türkiye’nin sattığı hizmetlerin arasına turizmi dahil ettik. Şimdi onlar da hükümet politikası olarak bunu destekliyorlar.

 

H. A. Yani Kore’de yoğun bir Türkiye tanıtımı söz konusu, öyle mi?

C. P. Evet, Kore’de Türkiye tanıtımı yapılıyor. Oradan gelmekte olan kişi sayısı 10-15 bin gibilerdeyken şimdi 100 bin sayısını aştı. Bunun 1 milyon olması hedefleniyor. Bunun içerisinde de büyük bir havayolu olan Kore Havayolları, bizim işbirliği yaptığımız Kibar Holding’in de ortak olduğu temsilliğini yürüttüğümüz firmayla (New Travels) birlikte Türkiye’ye seferlerini yapıyor. Şu an haftada 3 kez Türk Havayolları, 3 kez de Kore Havayolları olmak üzere toplam 6 kez uçuşumuz var.

 

H. A. Bunlar büyük uçaklar mı?

C. P. 300 kişilik Airbus uçaklarımız ve son derece kaliteli bir servisimiz var. Bunun yanı sıra Uzakdoğu’nun her yerine çok az farkla uçuş imkanı sağlıyoruz. Gerek Japonya gerek Çin gerek Vietnam, Filipinler gibi… Kore’nin içerisinde değişik merkezleri var, onlar da oldukça enteresan.

Türk seyyahlarını o tarafa götürmeyi amaçlıyoruz ama ağırlıklı Kore’den buraya yolcu getirmek üzere çalışmalarımızı yürütüyoruz. Yüzde 80 yabancıyı getirme, yüzde 20 de Türk potansiyeline orayı ve oranın ilerisini tanıtmayı hedefliyoruz. Benim amaçlarımdan bir tanesi de Hawaii’ye Türk halkını çok özel fiyatlarla götürmek. Şu an Türk seyyahlarının Hawaii adasına, Seul üzerinden gidebilmelerini sağlayacak paketler hazırlıyoruz.

 

H. A. Sizin yurtdışı programlarınızda Kore Havayolları’nı çok fazla görmedim. Genelde Uzakdoğu turlarında mı çalışacaksınız?

C. P. Öbür havayollarıyla da çalışacağız, başka seyahat acenteleri de yapacaktır. Üzerinde çalışmalar yapıyoruz, bazı şeylerin oturması zaman alıyor. Önümüzdeki sezona Kore Havayolları ile daha geniş bir şekilde çalışıyor olacağız.

 

H. A. Kore konusu şu an beklentilerinizi karşılar düzeyde mi?

C. P. Şu an bu yöre için beklentimizi karşılar düzeyde diyemeyiz. Ama Kore’den buraya dönük olarak evet. Çünkü onlar charter seferi bazında daha önce başlamıştı. Bizim de kendi içimizde bir Koreli departmanımız var, ayrıca oradaki seyahat acentelerinin temsilciliğini de yapıyoruz. Gelen Korelileri, İngilizceleri oldukça zayıf olduğundan Kore lisanında anlatım yapan rehberlerimiz ile birlikte ağırlıyoruz. Çeşitli Anadolu, daha fazla kültür programları yapıyoruz. Bizim Kapadokya bölgemizi İzmir bölgemizi geziyorlar. İstanbul’u da içine alan paketlerimiz var.

 

 

 

Gurur duyduğu işler… İlk’ler…

• İlk toplu grup seyahatini sevgili annem babam başlattı.

• İlk faks makinesini biz kullandık. Gerçekten de faks makinesi yoktu ve Büyük İslam Konferansı’nı yapıyorduk. Yarışmaların Arapça yayınlanması için, o zaman Büyükelçi olan sonra bir ara Dışişleri Bakanlığı yapan Yaşar Yakış Bey, ‘Yeni bir makine çıkmış, siz bunu edinin’ dedi. Böylelikle aldık o makineyi!

• İlk kongre organizasyonunu biz başlattık. Atatürk Kültür Merkezi’nin açılışıyla birlikte ilk kez bir kongrenin açılışına imza atan VIP Kongre’dir.

• Habitat’ta ilk defa bir konsorsiyum çalışması yaptık ve orada ilk kez birçok seyahat acentesinin bir arada çalışmasını sağlayacak bir çalışma gerçekleştirdik.

• Lütfi Kırdar’ın oluşmasında katkımız çok büyük. Oranın ilk kongresini de yine biz yaptık.

• İlk stadyum tanıtımını biz gerçekleştirdik. Organizasyonunu Ahmet San yaptı, onun lojistik organizasyonunda faaliyet gösterdik. Yıllarca olimpiyatlarda tek yetkili seyahat acentesi olarak görev yaptık. İstanbul’un olimpiyat şehri olmasında katkımız oldu.

• Bunun haricinde yine ilk’ler dediğimiz zaman, dünya seyahati yaptık. Ve ben 18 yaşında dünya seyahati programını gezdirdim. Hızlandırılmış olarak; 3 haftalık bir süreçte, tam 21 günde dünya seyahati yaptım.

• İlk defa acentelerdeki bilgisayar kullanımını biz getirdik. O zaman Amerikan arabalarının temsilciliğini yapıyorduk.

• İlk internet üzerinden seyahat rezervasyonu hazırladık.

• İlk olarak ‘İnternet şubemiz açıldı’ diye biz reklam verdik.

• Yaptığımız en önemli konu, Türkiye’de ofis olarak ‘Seyahat Merkezi’ olarak yeni bir konsept oluşturduk. O konseptin birçok kuruluş tarafından benimsendiğini, daha farklı bir ofis anlayışı getirdiğimizi ve bu oluşumu ilk yapan olarak önemli olduğumuzu düşünüyorum. İlk olarak bir alışveriş merkezinde -Akmerkez’de- dükkân açtık, üstelik de kriz zamanına denk geldi. Orada da çok büyük davetler yaptık. Krizden önce onların anlamsız beklentileri karşısında oradan ayrıldık.

• İlk uzay seyahatinden biz bahsettik.

• İlk’lerin içerisinde olmak anlamında birçok tarihi mekanda ilk organizasyonları gerçekleştirdik.

• İlk olarak -Anadolu Ateşi daha çıkmadan- Anadolu’nun hikayesini anlatan 2000 kişinin katıldığı bir organizasyon gerçekleştirdik. Yabancılara; bale, dans, modern dans, kültürel öğelerin de içerisinde olduğu bir kompozisyonla Anadolu’nun hikayesini anlatarak Avrupa kalitesinde bir ilk’i gerçekleştirdik.

 

 

Ceylan Pirinçcioğlu Özel… Özel… Özel…

• İstanbul doğumlu. Balık burcu... • Koyu bir Galatasaray’lı…

• Bugüne kadar kaç ülke görmüş olduğunu merak ediyorum. Saymadığını söylüyor ama bir haritası varmış, onun üzerinde hepsini işaretliyor. Ülke olarak 50’nin üzerinde, şehir olarak da yaklaşık 90 civarında olduğunu düşünüyor. “Görmediğim ülkeler var, örneğin Afrika’nın birçok ülkesini daha ziyaret etmedim” diyor.

• Ceylan Bey’in ofisindeki el yapımı, oymalı, orijinal ahşap işçilikli masası ile cam arasında gazeteden kesilmiş bir kupür ilgimi çekiyor. Hayata ilişkin

15 maddelik bir öneri paketi bu. Kendisi bir ara odadan ayrıldığında not alıyorum...

“Fazla uyumayın, iyimser olun,

ev hayvanı edinin, zengin olun, sigarayı bırakın, sakin olun,

spor yapın, gülün neşeli olun, zayıflayın, stresten uzak durun, meditasyon yapın, kolesterolü ölçün, antioksidan alın” diye yazıyor. Kendisi 8. madde hariç bunların hepsini yaptığını söylüyor. (Dikkatli olanlar iki maddenin

eksik olduğunu fark edebilirler. Açıklayayım 3. ve 8. madde

‘özel’ konulara ilişkin olduğundan yazmamayı uygun buldum.)

• Tenis, golf, yüzme, dalış gibi birçok spor dalı ile ilgilenen Ceylan Pirinçcioğlu, kaymayı çok seviyor. Hatta her kış bir programa rehber olarak gidiyor ve çok hoş anılar ile dönüyor.

• “İşle zaman zaman tatil karışsa da yine de güzel oluyor” diyen Ceylan Pirinçcioğlu, her konuda bir hikaye anlatmayı ihmal etmiyor. Günlük hayatında -özellikle tatil ortamlarında- anlattığı bazı özel hikayeleri ise insanı kahkahalara boğuyor…

• Dernek ya da birliklerde başkan olma konusuna sıcak bakmıyor. Çünkü oldukça fazla zaman ayırmak gerektiğini düşünüyor. Oysaki O’nun için işi önde geliyor. Ve en önemlisi çocukları… “Oğlum ve kızımla kaliteli zaman geçirebilmek çok önemli” derken onlarla paylaştığı zamanın ayrı bir değeri olduğunu ifade ediyor.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


61946 - unknown - 38.107.179.236