Yalnızca size
özel bir masal
Hôtel Les
Ottomans
Boğaz’da nadide bir mücevher gibi parlıyor, Hôtel Les
Ottomans… Tarihi öğeleri taşımakla birlikte günümüz teknolojilerine de kucak
açan, üstelik Feng Shui’ye uygun olan bu büyülü mekanda yalnızca 11 suit yer
alıyor. Muhsinzade Paşa Yalısı, şimdilerde kendini bir masalın kahramanı gibi
hissetmek isteyen ayrıcalıklı konuklarını bir sır perdesi altında ağırlıyor.
Hiçbir yerde olmayan özellikleri ve yalnızca konaklayanların görebilecekleri
odalarıyla!..

Hôtel Les Ottomans’da kullanılan her şey özel. Hazır hiçbir
şey yok… Dekorasyonda kullanılan malzemelerin yüzde 60’ını, Ahu Aysal ve Zeynep
Fadıllıoğlu İtalya’daki bir antikacıdan toparlamışlar. Otelin aydınlatma
dizaynı ise Avrupa ve Amerika’da birçok dizayn otelin -Hempel Paris vb.-
aydınlatma tasarımına imza atan Arnold Chan’a ait.
Boğaz’daki yalıların en yenisi… Muhsinzade Paşa Yalısı, uzun
yıllar süren çalışmalar sonucu geçtiğimiz Haziran ayında Hôtel Les Ottomans
adıyla kapılarını açtı… Sessiz sedasız… Görkemli bir davet verilmeden, havai
fişekleri patlatılmadan… Bu durum, kimileri için şaşırtıcı olabilir ama bu çok
özel mekanı İstanbul’a kazandıran Aysal ailesini yakından tanıyanlar için
geçerli değil... Projenin sahibi olan Ahu Aysal, turizme ilk’leri getirmeyi
seven, ufku çok geniş, vizyon sahibi, son derece pozitif, enerjik bir iş
kadını… Mükemmeliyetçi özelliklerinin yanı sıra güçlü aile bağları ve insan
sevgisi ile de ön plana çıkan, çevresine ışık yayan biri… Anımsayacağınız gibi
kendisinin Antalya Kemer’de iki tane oteli var. 2000 yılında Hotel Ma Biche ile
Türkiye’ye ilk defa thallassothrapy getiren isim, Ahu Aysal. Bu proje sonrası
kış aylarında da Antalya’da kalmaya başlayınca aile hayatının etkilenmesi ile
İstanbul’a dönme kararı alan Ahu Hanım, boş durmadığından ve otel sevdasından
ötürü, “İstanbul’da öyle bir otel yapmalıyım ki süper bir şey olmalı, dünyada
tek olmalı, içinde bütün güzellikler bulunmalı” diye daha gelmeden tasarılar
üretmeye başlamış! Öykünün sonrasını gelin kendisinden dinleyelim… “İstanbul’a
geldim, yeri buldum. Ondan sonra başladım bu işe. Yedi sene sürdü bu otelin
tamamlanması. Bürokratik işlemler beni çok yordu, izinlerde çok zorlandım. Biz
dışarıdan gelen -Belçika kökenli- bir yatırımcıyız. Hükümet bizlere daha
yatırımlar yapabilelim diye imkan vermeli. Şu an, bana yeni yatırımlar için
arazi gösteriyorlar, ‘İzinlerle uğraşamam’ diyorum. Aslında işlemler kolay olsa
birkaç proje daha yapardım ve yine eski şeyleri bu güzellikte hazırlamış olmak
isterdim”.

Üç aşamalı Feng Shui sertifikası
Ahu Aysal’ın otel için yaptığı ilk girişimlerden biri de Les
Ottomans için düğmeye bastıktan sonra dünyadaki üç taneden bir tanesi olan Feng
Shui master’ını (Yap Cheng Hai) bulmak olmuş. Ahu Aysal, kendisi için çok
önemli olan bu evreyi de şöyle anlatıyor… “Arsayı kutsadı ve bize burasının
Feng Shui için süper bir yer olduğunu söyledi. Hatta ‘Önü deniz, arkası dağ;
bundan daha güzel bir yer olamaz’ dedi. Sonra projeleri hazırladıktan sonra
kendisini bir kez daha çağırdım. O zaman da şu şöyle olmalı, kapının buradan
açılması lazım diye bize gösterdi. Son olarak da geçenlerde geldiler; gezdiler
baktılar, hiçbir kusurumuzu bulmadılar. Ve bize sertifikamızı verdiler. Şimdi
bu yine benim yaptığım ilk’lerden bir tanesi oldu. Çünkü hem Avrupa’da böyle
bir otel yok hem de Feng Shui olarak dünyada bu kadar lüks bir otel yok.
Almanya’da, Avusturya, Singapur, Hong Kong’da Feng Shui otelleri var ama hepsi
pansiyon şeklinde. İşte bu oteli yaparken benim maksadım, bu lüksü Feng Shui’ye
çevirmekti”.
Projenin Maydanoz’u kim?
Unit Group, Hôtel Les Ottomans için tam 55 milyon dolar
yatırım yapmış. Ahu Aysal’a ilk başta Metex Design Group’tan Mimar Cavit
Sarıoğlu ile başladığı projeyi sonra niçin Zeynep Fadıllıoğlu ile tamamladığını
soruyorum. Anlatıyor… “Cavit Bey, İtalya’da oturduğu için işimiz çok zorlaştı.
Projelerin artık sık sık değişmesi lazımdı, o devreye gelince Cavit’i burada
bulamadık, zorlandık. Onun üzerine benim Hotel Ma Biche’i yapan Erdal
Tusavul’dan rica ettik. O, yarı yoldan ele aldı. Dekorasyon işinde de Zeynep
Fadılloğlu katıldı bize. Cavit Sarıoğlu’nun ilk yaptığı projelerin bir kısmını
kullandık, bir kısmını değiştirdik ama iç mimarisinin yüzde 85’ini Zeynep
Fadıllıoğlu yaptı”.
Ahu Hanım’ı iyi tanıyan biri olarak kendisinin de mutlaka
çok büyük katkıları olduğunu düşündüğümü belirtiyorum. Elbette yanılmıyorum.
Çünkü, kendisini ‘maydanoz’ olarak tanımlayan biri var karşımda! Biraz önce
Forbes dergisinden gelenlere de ‘Ben kendime maydanoz derim’ dedikten sonra
açıklamış; biz Türkiye’de maydanozu her yerde kullanırız diye...
Böyle bir şey olamaz!
Herkesin bir rüyası vardır. Ahu Hanım da bu otel için
elbette bir hayal kurdu… Üzerinde çalıştı, uğraştı ve sonunda her şey gerçek
oldu. Şimdi Ahu Aysal’ın bu oteli nasıl gördüğünü öğreneceksiniz... “Benim
için bundan daha güzel, bundan daha lüks bir yer yok. Benim için her şeyin
üstünde... Bir kere bunun Feng Shui’si var. Otel İstanbul’da Boğaz’da, Boğaz
bir tane… Yeri inanılmaz güzel… Odaların hepsi birbirinden farklı; antikalarla
döşenmiş... Ben, hem ailesi hem sahibi hem maydanozu! Böyle bir şey de yok…
Benim kadar işin içinde birini düşünemiyorum. Düşünün ki housekepeer’ların
saçlarına takılacak olan saç tokası ve filesini dahi gidip alan benim… Üstelik
burada yaşıyorum… Bir oda da kendime tuttum... Bunun üstüne bir başka otel daha
bulunamaz diye iddialıyım. İçinde çalışıyorum, yaşıyorum ve de devamlı kendi
enerjimi veriyorum; öğretiyorum. Çünkü tüm bildiklerimi paylaşmak istiyorum...
Bütün bunların dışında bir şey olamaz diyorum...”

Les Ottomans’ın şifresi…
Hôtel Les Ottomans için hazırladığımız sayfalarda odaların
görüntülerinin olmayışı sizi şaşırtabilir. Haklısınız… Bir otel ele alınıyor
ama tek kare bir oda/suit görseli bulunmuyor! Bu tür bir uygulama da bir ‘ilk’
aslında… Merak duygusunu arttıran bu prensip kararının nedenini sormadan
geçemiyorum… “Odalarımı göstermiyorum. Gelen insanların hepsinin bir özelliği
var. 1800 Euro’dan başlayan, 5500 Euro’ya kadar odam var. Şimdi böyle bir odada
her şey özel yapıldı, hiçbirinin eşi yok. Böyle, özelliği olan bir yerde sen o
parayı verdikten sonra bir özelliğin olması lazım. Yani, kendini çok özel
hissetmeli ve burada ancak işte ben kalabilirim, bilmem kim kalabilir diye
düşünmelisin… Bu da insanların aradığı bir şey… İnsanlar özel olmak istiyor.
Sıradan, herkesin yaptığı şeyleri yapmak istemiyor... Şimdi ben odaları
göstermeye başladığım andan itibaren o zaman fotoğrafları da çekilmeye
başlayacak ve özellikleri de kalmayacak! Herkesin gördüğü bir şey olacak...
Doğru olan ise bu. Yani, göstermemek” diyor Ahu Hanım. Bu şekilde otelde
kalmanın daha güzel, daha gizemli olduğunu düşünüyor… Ama tabii bunun yanında
otelde kalmak isteyenlere, ödemeyi düşündükleri fiyata uygun odalarını gezdirdiğini
de hemen ekliyor sözlerine… Bu da gösteriyor ki onlar bile tüm odaları görme
şansına erişemiyor!..

Paşa, zaman tüneline girseydi…
Bildiğiniz gibi şu an otel olarak yapılanan yalının
orijinali, avukat olan Muhsinzade Paşa’ya aitmiş. Burayı yaparken Ahu Aysal’ın
aklına şöyle bir şey gelmiş ve demiş ki Muhsinzade eğer bir zaman yolculuğuna
çıksaydı ve pat diye bu senelere düşmüş olsaydı ne yapardı? Düşünmüş… “İşte bu
evini yapardı, eski eşyalarını koyardı, ama yeni teknolojinin güzelliğini fark
edip bunu da ilave ederdi. Sonra bakardı ki ne eşi var ne dostu, akrabası; hiç
kimsesi yok, kalmış tek başına… O zaman derdi ki ben bunu, bu zamanın insanları
ile paylaşayım. Onlara açayım; restoranımız olsun, böyle sağlık birimlerimiz
olsun...”. Bundan sonra tarihçeyi ve hoş bir öyküyü günümüze taşımaya karar
veren Ahu Hanım, şimdi bunu tanıtım kitabı haline getiriyor. Muhsinzade
Paşa’dan bu zamana kadar gelen bir dönemi anlatan kitabın projeleri Ann Marie
adlı Fransız bir kadın yazara ait. Kitap, halen Fransa’da yazılıyor. Yakında
satışa da sunulacak bu kitabın çok güzel olacağını belirten Osmanlıların
günümüz temsilcisi Ahu Aysal, Türkiye’de yapılmış böyle bir şey de olmadığını
belirtiyor.
Bu kadar anlattıktan sonra sanıyoruz, görmeyenler için
gerçekten bir merak konusu olmuştur, Hôtel Les Ottomans… Turizmde çıtayı
yükselten projelerden birinin yaratıcısı olan Ahu Aysal’ı kutlamak gerek.
Umuyoruz böylesi özgün projeler devam eder. Ve yenileri için örnek olacak
yatırımlar sürer…