Askerlik
Görevim (15-11-1954/15-5-1956)
1954 yılının kasım ayında Çağlayan, İstihkam
okulundaki altı aylık eğitimden sonra, asteğmen yedek subay olarak,
Harbiye’deki İnşaat Emlak Dairesine atandım. Daha doğrusu kura ile Davutpaşa
Kışlasını çekmiştim, fakat kısa bir süre sonra beni Harbiye’de
görevlendirdiler.
O sırada da Nişantaşı’nda, Kodaman sokakta
oturuyoruz; öğle yemeklerinde bile yürüyerek evimize gidebiliyorum; ne güzel
bir durum.
Burada, okulda, öğrenciyken geçen bir olayı
anlatmak isterim:
Sınıfta, albay rütbesindeki bir hocamızın
dersi sırasında, muzipliğiyle tanınan bir arkadaşımız, bir espri yaptı. İyi
niyetle söylenmiş bir sözdü, fakat askerlikte böyle şeylere hiç yer yoktu;
soğuk bir duş gibi gelmişti.
Bir an mutlak bir sessizlik oldu ve sonrasında
hocamız ona dönerek:
“Tabii böyle konuşursun; çünkü sen bir
Menderes subayısın!” dedi.
O yıllarda Demokrat Parti yöneticileri büyük
hatalar yapıyorlar, her geçen gün demokrasiyi daha da yaralıyorlardı.
Başbakan Adnan Menderes de bir konuşmasında
“Gerekirse orduyu, yedek subaylarla yöneteceğini” söylemişti.
Bu sözün Silahlı Kuvvetlerimizde yaratmış
olduğu tepki, 27 Mayıs 1960 devriminde kendisini gösterecekti.
Harbiye’deki günlerim uzun sürmedi ve
Çengelköy, Kuleli Askeri Lisesindeki inşaat işlerini planlamak ve kontrolünü
yapmak üzere görevlendirildim.
1955 yılının yaz aylarında Beşiktaş’a; oradan
da deniz yoluyla, vapurun açık güvertesinde harika bir yolculukla Vaniköy’e
çıkıyor ve kıyıdan yürüyerek Kuleli’ye ulaşıyordum.
Tabii, akşam üstü eve dönüşüm de aynı şekilde
oluyordu.
Bu yolculukların tadı, mutluluğu anlatılamaz!
Kuleli’nin, Boğaz’dan bakıldığında, sol
tarafındaki bina spor salonudur; mesai saatleri dışında, zaman zaman benim de
basketbol oynadığım yer ve orada, okulun jimnastik hocası, 1948 Londra
Olimpiyatlarında, üç adım uzun atlamada dünya üçüncüsü olarak ülkemize bronz
madalya kazandıran milli atletimiz Ruhi Sarıalp’le karşılaşıyorum.
Onunla arkadaşlığımız sırasında bir gün bana
şöyle diyor: “Senin vücud yapın, atletizm sporuna çok elverişli, ister misin
seni atlet yapalım?”
Cevap olarak ona, çocukluktan beri spora olan
düşkünlüğümü; futbol, voleybol, basketbol ve masa tenisi oynadığımı; ama artık
yaşımın yirmi dört olduğunu ve bundan sonra da ancak tenis oynayabileceğimi
söyleyerek kendisine teşekkür ediyorum.
Bazen de, okulun arka tarafındaki tatlı
eğimli, fıstık çamlarıyla örtülü tepelere çıkıp oradan Boğaz’ın karşı
sahillerine; Arnavutköy’e, Bebek sahillerine bakarak, hayallerimin gerçeküstü
dünyasında yaşıyorum.
Bir gün okul kumandanımız General Şefik Erensü
beni çağırttı. Makam odasında bir sürprizle karşılaştım: Üniversite
yıllarındaki hocam, Ata’mızın yattığı Anıtkabir’in mimarı Prof. Emin Onat da
oradaydı.
Kuleli Lise binasının genişletilip ekler
yapılması konusunda, görüşlerinin alınması için davet edilmiş; kısa bir süre,
artık hoca-öğrenci olarak değil, fakat iki meslekdaş olarak çalıştık, çok mutlu
olmuştum.
Fakat, ne yazık ki, bu ender insan, sonradan
kendisinin de kabul ettiği gibi hayatının hatasını yaparak Demokrat Parti’den
gelen daveti kabul etmiş ve milletvekili olmuştu.
Gerçi hatasını anlayarak birkaç yıl sonra
ayrıldı ve böylece 27 Mayıs 1960 devriminden sonraki “Yassıada” mahkemelerinde
yargılanmaktan kurtuldu; fakat Üniversitelerden uzaklaştırılan yüz kırk yedi
profesör arasında onun da adı vardı.
Bütün bu üzüntü ve sıkıntılar sonunu hazırladı
ve 1961 yılında elli üç yaşında hayata veda etti.
İlginç bir olay da 12 Mart 1971 muhtırasından
sonra, General Şefik Erensü’ün Orta Doğu Teknik Üniversitesine, Rektör olarak
atanması sırasında oldu:
Kuleli lisesindeki birlikte çalışmamızdan on
beş yıl sonra, sayın Şefik Erensü’yle tekrar bir eğitim kurumunun çatısı
altında karşılaşmıştık; bu kez o, ODTÜ Rektörü, ben de bir öğretim üyesi
olarak.
Kendimi tanıtırken beni hatırlaması karşısında
belleğinin kuvvetinden etkilenmiştim.
Askerlik görevim boyunca, gerek Çağlayan’daki
altı aylık öğrencilik ve gerekse bir yıllık asteğmenlik ve teğmenliğim süresi
çok güzel anılarla doludur; fakat Çengelköydeki günlerim yalnız askerliğimin
değil, hayatımı en mutlu anıları arasında yer alır.

Kuleli Askeri Lisesi’nin çevresiyle
birlikte görünüşü (2006).

Kuleli Askeri Lisesi. 1950’li yıllarda,
kulelerin üstündeki külah şeklindeki çatıları eksikti; bunlar sonradan
tamamlanmıştır.