Boğazdaki
Restoranlar
Boğazın kıyılarında, ya da denizin üstündeki
lokantalarında yenilen bir akşam yemeğinin keyfi nasıl anlatılır? 50’li
yıllarda, genellikle Bebek, Yeniköy, Tarabya ve Sarıyer’dekileri tercih
ederdim; fakat en çok sevdiğim Sarıyer’deki Andon’un tavernasıydı. Lokanta,
deniz üzerine inşa edilmiş basit, sade ahşap bir platformdan ibaretti; yine
tahta iskemleleri ve masaları vardı. Dekorasyon diye birşey mevcut değildi.
Daha o yıllarda, Modern Mimarlığın ünlü
teorisyenlerinden Adolf Loos’un “Dekorasyon cinayettir; dekorasyona sadece
mücrimlerle yozlaşmış aristokratlar ihtiyaç duyarlar!” ifadesini duymadığım
halde, gereksiz süslemelerden, şatafattan, abartılardan hiç hoşlanmadığımdan,
Andon’daki sadelikten, yalınlıktan huzur duyar, mutlu olurdum.
Yemekleri de çok taze ve lezzetliydi; hele
mezeleri: Madam Andon, bizzat kendisi hazırlar, pişirir, servisi de eşi
yapardı: Pastırmalı ve kaşarlı muska böreklerinin lezzeti hala damağımdadır.
Evet, herşeyiyle öylesine sakin ve mütevazı
bir yerdi.
Müşterilerine istediği içkiyi ve “aç misin tok
misin?” diye sorar, ona göre sofrayı da kendi bildiği şekilde donatırdı. İTÜ
deki öğrencilik yılarında bile, makul ücretler ödeyerek gidebildiğim bu yerlere
ne oldu?
Tabii zamanla bol para, ticarileşme ve gösteriş
ön plana çıktı; kristal avizeler, pirinç ve benzeri pahalı metal aksesuarlar
vb. dekorasyonları ve fasıl müzikleriyle “LÜKÜS” Restoranlar çoğaldı, fiyatlar
da alabildiğine arttı. Bir de Todori’den söz etmek isterim: Kalamış’ta, güzel
bir bahçe içindeki yerinde Todori Usta’nın yapmış olduğu harika “Kuzu
ciğerlerinin” eşsiz lezzetini unutamam.