Hilton
Oteli (1950-1955)
Ülkemizin turizm sektöründeki ilk önemli
atılımı İstanbul Hilton Oteli ile gerçekleşmiştir. İstanbul’un imarı ile
görevli Henri Proust, Taksim’den başlayarak, Harbiyeye ve Dolmabahçe
stadyumunun bulunduğu yere kadar geniş bir yeşil park alanı öngörmüştü. Ne var
ki bu güzel parklar, inşaat meraklısı insanların iştahını kabartıyordu; ve ilk
olarak, içine Hilton Oteli yapıldı. Bu yapı, büyüklük ve ölçek yönlerinden
doğru olduğu gibi, İstanbul’un silüetini bozmayan çağdaş ifadeli sakin ve yatay
kitlesiyle başarılı bir eserdi, ancak bir süre sonra, özgün durumu
değiştirilerek büyütülen kitlesi ve ölçeğiyle başarısı tartışılır duruma geldi.
Bu yapı, II. Dünya Savaşından sonra İstanbulda
yapılan ilk modern bina olması nedeniyle Türk mimarlığı için başarılı bir örnek
olarak da önemlidir, şöyle ki; eserde, çağdaş ideolojiler ve inşaat yöntemleri
somut olarak sergileniyordu ve meraklı Türk mimarlar bundan çok şeyler
öğrenebilirlerdi.
ABD’li Skidmore, Owings, Merrill firmasının
New York’taki bürosunun baş mimarı Gordon Bunshaft ve Türkiye’den Sedat Hakkı
Eldem’in ortaklaşa tasarladıkları mimarı proje başarıyla uygulandı ve otel 1955
yılında törenle açıldı. Açılışa davet edilen birçok ünlüler arasında ABD’li
sinema yıldızı Terry Moore da vardı.
Bu genç ve güzel bayanın, bir gazetecinin
çektiği fotoda, çok açık frikik veren bir pozu vardı ve resim üzerine rotüş
yapılarak bir külot çizilmişti. Bu, apaçık bir şekilde belli oluyordu.
Gerçekte ise Terry Moore külot giymiş miydi?
Bu sorunun cevabı hala esrarını korumaktadır!
Bu skandal uzun süre İstanbul erkeklerini
heyecanlandırmış, foto elden ele dolaştırılmıştı.
Terry Moore, bu skandalla aniden ün kazanmış,
ancak sonradan sinema dünyasında fazla başarı sağlayamamıştı.
Hilton Otelinin, İstanbul’un sosyal yaşamında
olumlu rolü olduğunu düşünüyorum.
Cumartesi günleri, akşam üzeri beş çayında,
lobideki İtalyan müzik topluluğu eşliğinde solist Renzo’yu dinlemek gerçekten
keyifliydi; iyi giyimli, bakımlı ve uygar insanlar gelirdi.
Çaldıkları parçaların bazıları hala hatırımda:
Dimmi Quanda Tu Verrai?, Dimmi Quando Quando Quando?; Domani, Gondola Gondola
Gondoli; Bon Giorno Tristessa, Volare, TU Sei Per Me la Pui Bella dell’ mondo... ve diğer şarkılar!
Doğu yönünden, zemin kattaki “Karagöz Bar”
bizim gurubumuzun neşeli saatlerini geçirdiği yerdi.
O yıllarda Hilton, Pan American hava yoları
şirketinin hosteslerinin de konakladığı oteldi; dolayısıyla yabancı genç ve
güzel hostesleri, açık mavi üniformalarıyla etrafta görmek de doğrusu hoş
olurdu.
Hilton oteli pek sevilmiş, fakat İstanbul’un
en güzel yeşil alanlarını işgal ettiğinin farkına varılmamıştı, bu bir emsal
oldu ve ne yazık ki arkası hemen geldi:
Rüknettin Güney’in korunması gereken Taksim
Belediye Gazinosu yıkılarak yerine dev cüssesiyle Sheraton Oteli (Ceylan)
yapıldı.
Onu Amerikan Hyatt Regency, Harbiye’deki Ordu
Evi Oteli, Bosphorus Swiss Oteli ve Gökkafes Ritz Oteli izledi.
Artık yeşil park alanları, gökdelenlerin
yapılacağı arsalar olarak görülüp değerlendirilmeye başlanmıştı.
Tabii bu yapılar sadece şehrin akciğerleri
olan parkları kemirmekle kalmıyor; ulaşımda, alt yapıda problemler doğruyor,
çevresel estetik bozulmaya, İstanbul’un kimliğinin değişmesine neden
oluyorlardı.
İstanbul’un bozulan toplumsal yapısının
yanında, morfolojik yapısı da olumsuz olarak değişiyordu.


Hilton Oteli - Özgün biçimi (1955)

Hilton Oteli - Sonradan uzatılmış haliyle.