05 Aralık 2008 Cuma
Bu sitede şu an itibariyle 52.324 metin bulunmaktadır.

Arama Motor:       

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

İstanbul’un İmarı (1956)

    

Fransa’da, 19. yüzyılın ortalarında, III. Napolyon, imar işleriyle görevlendirdiği Haussmann’a yaptırmış olduğu büyük çaptaki operasyon sonucunda Paris’i 20. yüzyıla hazır hale getirdiği gibi, Adnan Menderes de 20. yüzyılın ortalarında İstanbul’u çağdaşlaştırmak için harekete geçmişti.

İlk akla gelen yolların genişletilmesiydi ve bunun için de mimarlara, şehir plancılarına  gerek yoktu. O da karayolu mühendislerinin yardımıyla icraate başladı, Vatan, Millet caddeleri, Barbaros Bulvarı ve daha birçok sokaklar genişletildi ya da yeniden yapıldı.

Bu büyük çaptaki operasyon sırasında pek çok tarihi ve kültürel değerleri olan eserler de yıkıldı, yok edildi.

Evsiz, barksız kalan insanlar Aksaray çevresinde “istimlak muhacirleri” adı verilen bir yığın oluşturdular.

Sonuçta, günümüze gelindiğinde, parkları yok etmekle, binaları yıkmakla otolara yer açmanın ancak belirli bir süre trafiği rahat hale getirdiğini, fakat temel problemleri çözmediği anlaşılmış oldu.

21 yüzyılın başında, uzmanlar ve yetkililer doğru ve radikal çözüm arayışlarına yöneldiler.

İstanbul’la ilgili anılarım 1947-1957 dönemini kapsar; dolayısıyla Demokrat Parti döneminde “İmar” adı altında yapılan uygulamalardan da kısaca söz etmek istiyorum.

Dönemin başbakanı olan Adnan Menderes, şehri büyük bir inşaat alanına çeviren “İmar Seferberliğini”, 1956 yılında başlattı.

 

Beyazıt Meydanı: Araziye uyum, büyük eliptik su havuzu, geniş yeşil alanlar, 1960’ta yok edildi.

 

 

Beyazıt Meydanı: (2005) Çeşitli eylemlere uygun bir alan. Miting alanı, savaş alanı, hayvan pazarı, seyyar satıcılar-işportacılar alanı vb.

 

 

“İstanbul’u bir kere daha fethetmek” hedefini güden bu çalışmada, bilimsel ve sanatsal verilere dayanan bir plan ve program olmadığı gibi konunun uzmanlarının da ciddi bir katkısı istenmedi.

1957 yılında Prof. Hans Högg, İstanbul’a çağırıldı; ancak İmar eylemleri, şehrin “Fahri Belediye Başkanı” seçilen Adnan Menderes tarafından bizzat yönetildi ve otolara yol açmak uğruna pek çok tarih ve kültür değeri olan mimari ve sanat eserleri yok edildi.

Bunlar arasında en çok üzüldüğüm Beyazıt Meydanı’dır. Burası, iki odaklı büyük eliptik biçimindeki su havuzu, geniş yeşil alanları ve arazinin doğal eğilimli topoğrafyasına uygunluğuyla, daha mimarlık eğitimi almadan önce de çok beğendiğim insancıl bir meydandı.

 

Beyazıt Meydanı, 1956 öncesi: İnsanın mutluluğu öncelikli olarak tasarlanmış soylu, kibar bir meydan.

 

Beyazıt Meydanı: Geçmişte kalan güzelliklerden!

 

Fakat 50’lerin sonlarında buraya da el atıldı ve tümüyle tahrip edilerek eskisi ile hiç ilgisi olmayan yeni bir düzenleme yapıldı:

Arazinin doğal meyli dikkate alınmadan toprakla doldurularak yatay bir düzlem oluşturulup üstü tamamen kaba granit taşlarla kaplandı ve sudan, yeşilden yoksun kimliksiz bir alan oluşturuldu. Böylece, görsel ve fiziksel olarak Ordu caddesi ile meydanın sürekliliği ve devamlılığı kesildi, meydan, caddeden metrelerce yukarda kaldı, taştan bir istinat duvarıyla caddeden koparıldı.

Meydanın yeni biçimi halkın tepkisini çekmişti; o günlerde gazetelerimizde çıkan bir karikatürü nakletmek isterim:

Resimde Ordu caddesinden yürüyen bir baba, elinden tuttuğu küçük çocuğuna yüksek taş duvarları göstererek şöyle diyor:

“İşte evladım, bu yüksek duvarların arkasında Beyazıt Camisi, Üniversitenin Taç kapısı, medreseler gibi buradan görünmeyen fakat tarihi değerleri olan mimarı eserlerimiz var.”

Meydan yapılıp bittikten sonra hataların farkına varılmış ve duvarlar yıkılarak günümüzdeki duruma getirilmiştir. (Deneme-yanılma ve yap-boz yöntemleri?)

Oysa inşaat başlamadan önce, meydanın tasarımcısı olan Belediyede görevli mimarla bir görüşme yapmıştım. Bana projesini maket üzerinde açıklamak nezaketini gösteren meslekdaşıma yukarıdaki eleştiri ve önerilerimi dile getirdim; bunlardan birisi de yeşil alanların azlığı, ya da olmayışı üzerineydi.

Karşılığında, bana, unutamadığım şu sözleri söyledi:

“Floransa’daki ünlü Duomo Meydanı tamamiyle taş kaplı olup içinde hiç yeşil alan yoktur; Beyazıt Meydanı da öyle olacak ancak ben, caminin duvarlarına bitişik olarak 40 santim eninde çimenden yeşil bir bant yaptım.”

Evet, incecik yeşil bir bant!

Söylenecek başka sözüm olamazdı;

Kendisine teşekkür ederek ayrıldım. İnsanımız, çoğunlukla, eleştiriden hoşlanmıyor; sadece poh-poh’lanmayı seviyor, aksi halde eleştiri yapana küsüyor. Oysa özellikle sanat dallarında eleştii şart; başka türlü sanat nasıl gelişir?

Bir defasında da, meydanın işportacılar ve büyük baş hayvanlarla doldurulmuş olduğunu dehşet ve üzüntüyle izledim: Beyazıt Meydanını Kurban Bayramı öncesinde hayvan pazarı yapmışlar! Ülkemizdeki Demokrasi anlayışının diğer bir göstergesi: Çevreye saygısızlık ve duyarsızlık; başıbozukluk, keyfilik, faydacılık!

 

Taksim Meydanı için yaptığım tasarım (1997) Atatürk Heykeli çevresinde inciden bir kolye.

 

Bir süre önce de meydanın tekrar bozulup yeniden yapılması için bir mimarlık-kentsel tasarım yarışması yapıldı; fakat birinci seçilen proje şimdilik uygulanmadı; ilerde ne olur bilinmez.

Eminönü Meydanı da güzel, ferah, nezih bir yerdi. Meydana bakan Anadolu Han’ın üst katlarındaki “Arkitekt” dergisinin yayın bürosuna gider ve derginin kurucusu olan yüksek Mimar Zeki Sayar’la birlikte, derginin, bende mevcut olmayan eski sayılarını arar bulurduk.

Sonra bu meydan da, oto trafiği daha rahat işlesin diye yollar genişletildi, zemin altı geçitler vb. yapılarak berbat bir hale getirildi.

1987 yılında, Taksim meydanının da yeniden düzenlenmesi için “davetli” bir mimarlık-kentsel tasarım yarışması yapıldı; neyse ki seçilen projenin uygulanmasından vazgeçildi ve meydan eskisi gibi duruyor. Ancak şu haliyle de iyi değil ve yeniden düzenlenmesi gerekiyor, fakat temel karakteristiklerini koruyarak!

Önerilerim kısaca aşağıdaki gibidir:

- Meydan tümüyle insanlara ait olmalı, motorlu araçlar yer altına alınmalı.

- Böylece İstiklal caddesindeki yaya hareketi, Taksim Meydanında da devam ederek Taksim Gezi- Parkı’na bağlanmalı.

(Konuyla ilgili olan projemi YAPI dergisinin 186 ıncı sayısında (1997) yayınlattım ve İstanbul Büyükşehir Belediyesine de gönderdim.)

Sonuç olarak, yarım yüzyıldan fazla bir zamandır mimarlık-şehircilik dünyamız içindeyim ve çoğunlukla, yeni yapılanların, eskisinden daha iyi, doğru ve güzel olmadıklarını gözlemlemiş durumdayım. Ne demişler?

“Gelen, gideni aratır.”

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2008 BOYUT YAYIN GRUBU
Matbacılar Sitesi 1.Cad. No:115 34204 Bağcılar - İstanbul  Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34
info@boyut.com.tr | www.turizmdebusabah.com | www.travelguide.gen.tr | www.industryguide.gen.tr | www.gastronomi.com.tr
www.artacademy.com.tr | www.okukullankolaypc.com | www.dvdfestivali.com | www.yaraticicocuk.com
| www.kitabicihannuma.com

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


64100 - unknown - 38.103.63.57