Maçka
Parkı
Maçka caddesinden deniz yönüne doğru yürürken,
İnönü’lerin villasını geçince sol tarafta, ortasında at üstünde denize bakan
İsmet İnönü heykelinin yer aldığı parktır.
Kare şeklinde olan bu parkın dört kenarında,
eni yaklaşık 1.5 metre olan beyaz, kesme taştan yapılmış çepeçevre yürüyüş yolu
vardır fakat üzerinde iri çukurlar ve kırıklar olduğu için rahat yürünemez;
oysa 55 yıl öncesinde çok düzgün, pürüzsüz bir yüzeyi vardı.
Lise öğrencisi olduğum o yıllarda, yolun
düzgün ve gönyesinde kesilmiş olan taşlarını birbirine bağlayan demir kenetler
dikkatimi çekmişti. Kenetler U şeklinde olup yanyana konan iki taşı birbirine
bağlıyordu. Taşlarda yeterince büyüklükte oyuklar açılıp demir kenetin bir ucu
bir taştaki oyuğa, diğer ucu da öteki taştaki oyuğa sokulup sonra kurşun
dökülerek boşluklar dolduruluyor ve mükemmel bir bağlantı yapılıyor, depremde
birbirlerinden ayrılmaması temin ediliyordu.
O zaman, yürüyüş yolu olarak kullanılan bu
yerin, gerçekte büyük bir caminin derin temel duvarlarının toprak üstünde
görünen yüzeyleri olduğunu anlamıştım.
Peki, neden yapının sadece temelleri yapılıp
sonra inşaat durdurulmuş ve devam edilmemişti? Bunun sebebini şöyle
açıkladılar.
Burası Dolmabahçe Sarayı’nın tam arkasında yer
almakta olup, ondan yaklaşık 30 metre yüksektedir. Cami yapıldığı takdirde,
minarelerdeki şerefeler çok daha yükseklerde olacak ve ezan okuyan müezzin
efendi, oradan padişahın harem dairesini dikizleyebilecekti!
İşte, camiden vazgeçilmesi için bundan daha
güçlü bir gerekçe olabilir miydi?
Oysa o devirde, günümüzde olduğu gibi,
müezzinlerin asla zahmet edip minareye çıkmadan ve yorulmadan oturdukları
yerden düğmeye basarak, minerelerin dört bir yanına takılarak onları
çirkinleştiren huni biçimindeki hoparlörlerden gümbür gümbür gelen mekanik seslerle
arapça ezan okutturuyor olsalardı padişahın inşaatı durdurmasına gerek
kalmayacaktı!
İkinci Dünya Savaşı (1939-1944) ve hemen
sonrasındaki yıllarda yoksulluk o ölçüdeydi ki, yalın ayaklı çocukların murç ve
çekiçle kurşunları ve demir kenetleri söküp seyyar eskicilere satarak para
kazandıklarını görmüştüm. Doğal olarak işlem sırasında dikkatsiz bir şekilde
çalıştıkları için, taşlar üzerindeki oyukları kırarak daha da genişletip
çukurlaştırıyorlardı.
Neden şimdi o çukurları taş renginde yüksek
dozlu çimento harçla doldurup yolu düzgün bir yüzey haline getirmezler? Neden
parktaki kırılmış oturma yerlerini onarmazlar? Neden kuşların pislikleriyle
kötü bir görünümde olan İnönü’nün heykelini ve çevresindeki kirden kararmış ama
gerçekte beyaz mermer kaplı meydanı yıkayıp temiz tutmazlar? Neden, neden,
neden! Burası park haline getirilmeden önce temellerin inşaatından arta kalan
kırık taş parçalarıyla dolu düzensiz bir alandı; bu nedenle “Taşlık” adı
verilmişti.
Parkın ortasındaki heykele gelince: Eskiden
Taksim kışlası ve Taksim stadyumu olan alan, 1943 yılında, şehircilik uzmanı
Henry Proust’un yapmış olduğu projeye uygun olarak zamanın Vali ve Belediye
başkanı Dr. Lütfü Kırdar zamanında gezinti yeri ve park olarak düzenlenmiş ve
‘İnönü Gezisi’ denilmişti. Gezinin, Etap Marmara Oteli’nin karşısına gelen
kenarına da İnönü’nün heykelinin dikilmesi düşünülmüş ve heykelin üstünde
durduğu taştan yapılmış kaidesi konmuştu.

Maçka Parkı’nda “İsmet İnönü” heykeli.
Bu kaide uzun yıllar orada, heykeli taşımaya
hazır halde bekledi durdu; fakat heykel Taksim’e hiçbir zaman konulmadığı gibi
kaidenin iki geniş yüzüne kabartma harflerle yazılmış olan yazılar görülmesin
diye üzerleri tahta kapaklarla kapatılıp çivilendi.
Evet bu olay, Demokrat Parti yöneticilerinin,
İsmet İnönü’ye duydukları nefretin boyutları hakkında bir fikir verebilir.
Yıllar sonra Taşlık alanı Maçka parkına dönüştürüldüğü zaman, Taksim’deki kaide
şimdiki yerine; İnönü’lerin villasının yakınına, 1982’de, heykeltraş Belling’in
yapmış olduğu at üstündeki heykeliyle birlikte konuldu.
Devir değişmiş, Demokrat Parti, kurucularıyla
birlikte yok olup tarihe karışmış ve kaide üstündeki yazıları örten tahtalar da
sökülüp atılmıştı. Yıllar sonra, bir zamanlar çok merak etmiş olduğum yazıları
okudum.
Kaidenin doğu cephesinde şunlar yazılıdır:
“Bütün tarihi alemde sizin İnönü Meydan
Muharebelerinde deruhte ettiğiniz vazife deruhte etmiş kumandanlar enderdir.
Milletimizin istiklal ve hayatı, dahiyane idareniz altında şerefle vazifelerini
gören kumanda ve silah arkadaşlarınızın kalp ve hamiyetine büyük emniyetle
istinat ediyordu. Siz orada yalnız düşmanı
değil, milletin makûs talihini de yendiniz”.
Ankara, 1 Nisan 1921
Mustafa Kemal
Heykelin kaidesi için 1943 yılında bir
yarışma açılmış ve Feridun Akozan ile M. Ali. Handan’ın önerisine birincilik
ödülü verilmişti.
Kaidenin batı cephesinde de şu yazılar vardır:
Savaşta büyük asker, barışta büyük devlet
adamı ve diplomat, İnönü, Sakarya Muharebeleri’nde ve Afyon Karahisar
taarruzunda cephe kumandanı Büyük Millet Meclisi Hükümetinin Hariciye Vekili ve
Lozan murahhas heyetinin reisi, Cumhuriyet Hükümetinin on dört yıl başvekili,
hayatını ve dehasını yalnız yurt ve halk hizmetine veren yapıcı ve kurucu
Cumhurreisimiz ve Milli Şefimiz İsmet İnönü’ye İstanbul şehrinin sevgi, saygı
ve minnet duygularıyla.
Evet, Türk halkının bunları okuması bir süre
için DP tarafından kaba bir biçimde önlenmişti. Düşünüyorum da, Atatürk ve
İnönü’den sonra, ülkemiz bir daha da gerçek bir ‘Devlet Adamı’ görmedi.