Türkiye’de
Demokrasi (1945)
II. Dünya savaşından sonra ülkemize Demokrasi
getirildi; bu biraz da zoraki bir şekilde oldu. Artık merkez-sağ liberal ve
özel teşebbüs yanlısı Demokrat Parti, Celal Bayar, Adnan Menderes ve
arkadaşları tarafından kurulmuş ve İsmet İnönü’nün ortanın solunda olarak
tanımladığı Cumhuriyet Halk Partisi’nin rakibi olarak ortaya çıkmıştır.
Demokrasi gelmesine gelmişti ama, nüfusun
küçük bir yüzdesinin dışında, içeriğinin ne olduğu bilinmediği gibi, halkınız
bu kelimeyi hiç duymamıştı. Üstelik, Türkçe olmayan, telaffuzu zor ve akılda
kalmayan bir kelimeydi, ne yapmalıydı?
Hemen bir çare arandı ve Demokrat kelimesinin
Türkçe karşılığı bulundu:
(DEMİR–KIR-AT)! Evet, bu akılda tutulabilirdi;
artık insanların bir bölümü “Demirkırat” partiliydi ve “Demirkırasiye”
bağlıydılar. Bu şekilde Demokrat Parti’nin (DP) amblemi “at“ oldu ve
kapatıldıktan sonra, devamı olan “Adalet Partisi”nin de; onun da
kapatılmasından sonra, devamı olan “Doğru Yol Partisi’nin de amblemi DP’ninki
gibi “at” oldu.
At’ın, tarihimizde ve geleneğimizde çok önemli
yeri vardır: Atalarımız Orta Asya’dan at üstünde gelmiş ve atlı sipahiler,
Anadolu’yu ve Rumeli’yi, taa Viyana’ya kadar feth etmekte çok önemli rol
oynamışlar.
“At, avrat, pusat” özdeyişi biz Türkler için
çok önemlidir. (Pusat silah demektir.)
Evet, ülkemiz yarım yüzyıldan fazla bir
zamandan beri Demirkırasi ile yönetiliyor, fakat Demokrasiyi tam olarak
öğrenemeyip onu doğru olarak uygulayamadığımız içindir ki, bu süre içinde türlü
sıkıntılarla karşılaştık ve hala da Demokrasiyi öğrenmeye ve ona ulaşmaya
çalışıyor, Demirkırasiyi, Demokrasi yapmak için uğraşıyoruz.
Ben, bütün sürecin içinde yaşadım ve her şeyi
çok canlı olarak hatırlıyorum.
Eğer, demokrasinin ne olup olmadığı tam olarak
bilinse ve uygulansaydı, bu sıkıntılar olmazdı diye düşünüyorum.
Demokrat Parti, iktidar koltuğuna oturur
oturmaz ilk işi din’le uğraşmak oldu ve 16 Haziran 1950 de, ezanın Arapça
okunması kararı alındı.
Böylece, ülkemizin sosyal ve kültürel
hayatındaki düşüş başlamış oldu ve devamında, oy avcılığı uğruna yapılan yanlış
uygulamalar ve verilen tavizlerle sonunda en çetin hesaplaşmaların yaşandığı
günümüze, 21. yüzyıla gelindi.
Halkımıza şirin gözükmek ve DP’nin iktidara
gelmesiyle hayatın ucuzlayacağını anlatmak için şeker fiyatının kilosunda beş
kuruş indirim de yaptılar.
Oysa, uygulayacakları yanlış politikalar
yüzünden, ABD’nin “Marshall” yardımına rağmen ekonomimiz çökecek ve içinden
çıkılmaz hale gelecekti.