25 Mayıs 2012 Cuma
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

İş Sanat

    

İş Sanat, 2006 yılının son iki ayı içerisinde, jazz’ın ustalarına yer veriyor.

 

Önce 10 Kasım’da Michel Camilo ve Tomatito’yu ağırladıktan sonra, Charlie Haden ve Carla Bley’le birlikte Liberation Music Orchestra’ya 23 Kasım’da ev sahipliği yapacak. Aralık’ta ise, jazz’ın başka bir ustası, Dave Holland, Beşlisiyle birlikte performans sergileyecek. Biz de, gerçekleşecek olan konserleri, müzisyenleri ve onların son projelerini inceledik.

 

 

Michel Camilo & Tomatito

Michel Camilo yine İstanbul’da; bu kez farklı bir projeyle karşımıza çıkıyor. Geçtiğimiz üç yıl içerisinde İş Sanat’a iki kez konuk olan Camilo, önce Charles Flores ve Horacio “El Negro” Hernandez ile birlikte trio formatında, sonrasında da solo olarak konser vermişti. Rendezvous ve Solo albümlerini sunan Camilo, iki konserde de yüksek bir performans sergilemişti. Her ne kadar Rendezvous albümünde bulunan şarkıları neredeyse ‘notası notasına’ çaldığından dolayı eleştirilse de, özellikle solo konserinde hem doğaçlamaları hem de kendi müzikal üslubunu yansıtan eserleriyle, biraz daha özgür olarak daha iyi çalabileceğini göstermişti.

Camilo’nun benim için de özel bir anlamı vardır; Jazz Dergisi’ne yazmaya başlamadan önce, 2003 yılındaki konseri izlemiş; bu konserle ilgili bir yazı yazarak editörümüz Zuhal Focan’a yollamıştım… Ve bu yazı sayesinde burada yazmaya başladım. Sonrasında Camilo’yla röportaj yapma fırsatını da yakaladım. Camilo’yla ilgili biraz genel bilgi vermek gerekirse, eski yazılarımdan bir tanesine başvurarak size şunları söyleyebilirim:

“Michel Camilo, 1954 yılında Dominik Cumhuriyeti’ne bağlı olan Santa Domingo’da dünyaya gelmiş. 5 yaşında ilk eserini besteleyen piyanist, 13 yaşında konservatuara girmiş ve 16 yaşında Devlet Senfoni Orkestrası’nda çalmaya başlamış. 25 yaşında New York’a taşındıktan sonra müzik kariyerine tamamen farklı bir yön vererek klasik müzikten jazz’a doğru bir geçiş gerçekleştirmiş. Dünyadaki sayılı müzik okullarından biri olan Julliard School of Music’te çalışmalarını sürdüren sanatçı, daha sonra Jaco Pastorius, Randy Brecker, Airto Moreira, Flora Purim, Paquito D’Rivera, Dizzy Gillespie gibi ünlü müzisyenlerle çalışma imkânını bulmuş.

Live at the Blue Note albümüyle En İyi Latin Jazz Albümü dalında, Spain adlı albümüyle de En İyi Latin Müziği Albümü dalında Grammy ödülünü kazanmanın yanı sıra Michel Camilo, şimdiye kadar kaydettiği birçok albümüyle Emmy, Casandra, Soberano, Billboard Dergisi gibi birçok ödül kazanmış. Ayrıca, Duke Ellington School of Arts’da ve Berklee College of Music’te, yetenekli genç müzisyenlere verilen, kendi adına bir burs oluşturulmuş.”

Camilo’ya, Grammy aldığı Spain albümünde ünlü gitarist Tomatito eşlik ediyordu. 2000 yılında kaydettikleri bu albüm, Camilo için hem değişik bir deneyim, hem de büyük bir başarı olmuştu. Bu konudaki sohbetimiz sırasında, kendisi bana şöyle demişti: ?Aslında Flamenko gitaristi Tomatito ile birlikte kaydettiğimiz Spain albümünde müziğe şimdiye kadar olduğundan daha farklı bir açıdan yaklaştım. Bu benim için harika bir deneyim oldu ve bu deneyimden yola çıkarak gelecekte de farklı müzisyenlerle çalışarak değişik projelere imza atmak istiyorum.”

Spain albümünden tam altı yıl sonra tekrar bir araya gelen Tomatito ile Camilo, bu sefer de Spain Again adında yeni bir albüm kaydettiler. Eski albümün başarısını yakalar mı bilinmez, ama hem eserlere bakıldığında, hem de Camilo ile Tomatito’nun uyumu göz önüne alındığında; bu kaydın da, diğeri gibi çok başarılı olacağını ön görmek mümkün. Albümde yer alan eserlere baktığımızda, Astor Piazolla’nın Libertango ve Adios Nonino’sunun yanı sıra, Chick Corea’nın La Fiesta’sını görüyoruz. Bunların yanı sıra, örneğin Stella by Starlight gibi bir jazz standardını yorumlayan ikili, Camilo’nun Rendezvous albümünden From Within adlı eserini de seslendirmiş.

Camilo’nun solo performansı bir yana, perküsyon veya gitar eşliğinde çaldığında, kendi piyano tekniği ve yaratıcılığının daha da öne çıktığını düşünüyorum. Özellikle Horacio “El Negro” Hernandez ve Charles Flores ile mükemmel bir uyum yakaladığını gördükten sonra, Tomatito’yla da canlı performans esnasında çok iyi bir uyum ve müzikal birliktelik tecrübe edeceklerini düşünüyorum.

Biraz da Tomatito’dan bahsetmek gerekirse, öncelikle onun günümüzdeki en iyi Flamenko gitaristlerinden biri olduğunu vurgulamak gerekiyor. 1958 yılında İspanya’nın Almeria şehrinde dünyaya gelen Tomatito’nun müzik yeteneği aileden geliyor. Zira, Tomatito’nun babası ve amcaları da müzikle yakından ilgilenmiş, Tomatito’nun müziğe atılmasında ve bu konuda kendini geliştirerek profesyonel olmasına yardımcı olmuş. Yıllar içerisinde önce İspanya’da, sonra da dünyanın birçok ülkesinde ismini duyuran; yeteneği, duyarlılığı ve heyecanıyla beğeni kazanan Tomatito, 1987 yılında Rosas del Amor, 1991 yılında Barrio Negro, 1997 yılında Guitarra Gitgana, 2001 yılında Paseo de los Canta Nos ve 2004 yılında Aguadulce albümlerini kaydetti. Son olarak Camilo’yla Spain Again projesi aracılığıyla buluşan Tomatito, solo albümlerinin yanı sıra, çok farklı topluluklara ve müzisyenlere de eşlik etti.

10 Kasım Cuma Akşamı İş Sanat’a konuk olacak bu ikilinin yeni projelerinin de Spain gibi başarılı bir çalışma olduğunu düşünüyor, konserde bilgili ve istekli bir izleyiciyle karşılaşacaklarına inanıyoruz.

 

 

Charlie Haden & Carla Bley – Liberation Music Orchestra

Charlie Haden ve Carla Bley, 1969 yılında dönemin hem genç, hem yenilikçi, hem de siyasal söylemlere sahip olan bir grup jazz müzisyenini bir araya getirerek “Liberation Music Orchestra”yı kurdular. Bu orkestra, Amerika Birleşik Devletleri’nin Vietnam savaşındaki politikasını eleştiren bir müzik icra ediyordu. Belki de ilk kez, sözsüz bir müziğin bu kadar sosyal içerikli ve protesto anlamlı olduğu görülüyordu. Eklektik bir yapıya sahip olan müziğin temelinde, küçük bir big band’in emprovizasyon üzerine kurulmuş yumuşak ama sivri üslubu yatıyordu.

İlk albümleri olan 1970 yılında Impulse! şirketinden çıkardıkları Liberation Music Orchestra albümünden sonra sadece üç albüm çıkaran topluluk, 2004 yılında, George Bush’un tekrardan Amerika Birleşik Devletleri Başkanı seçilmesinin ardından yeniden toplandı ve kendilerini tekrardan ifade edebilmek için bu sefer Not In Our Name adlı albümü çıkardılar. Bu albüm, hem Amerika Birleşik Devletleri’nde, hem de dünyanın birçok yerinde olan Amerika Birleşik Devletleri’nin hem iç hem de dış politikasını eleştiren birçok insan için ortak bir dışavurum aracı haline geldi.

Not In Our Name albümün doğuşu, isminin bulunuşu ve albümde yer alan eserlerin seçimi oldukça dikkat çekici süreçler. Haden, Avrupa’da Amerika Birleşik Devletleri’nin Irak’ı işgali sırasında çıkmış olduğu turnede gözüne çarpan birçok protesto posteri arasında “Not In Our Name” (Bizim Adımıza Değil) başlığını taşıyan posterler görüyor ve çok etkileniyor. Kendi sessiz protestosunu da bu şekilde dile getiren Haden’ın, parça seçiminde ve bu eserleri yorumlamasında da değişik bir ironi göze çarpıyor: Albümün bir kısmı, aslında bir “Amerika” güzellemesinden oluşuyor.

Ornette Coleman, Pat Metheny, Bill Frisell gibi çağımızın jazz müzisyenlerinin yanı sıra Antonin Dvorak ve Samuel Barber gibi klasik müzik bestekârlarının da eserlerini yorumlayan Liberation Music Orchestra’nın bu son albümünde, Charlie Haden’ın ve Carla Bley’in de birer eseri bulunuyor. Sadece Amerikan bestecilerinin eserlerini çalmalarının yanı sıra, eserlerin adları da dikkat çekiyor.

America Beautiful (Güzel Amerika) Haden’ın bir araya getirdiği birkaç parçadan oluşan uzun bir potpuri. İçerisinde, Afrika kökenli Amerikalıların marşı Lift Every Voice and Sing ve Ornette Coleman’ın provokatif eseri Skies of America bulunuyor. Aslında, albümün genelinde, Amerika’da daha çok fazla yapılacak iş olduğunu vurgulamak isteyen Haden, Amerika Birleşik Devletleri’nin iç ve dış politikalarına karşı olup, aynı zamanda da iyi bir vatansever olunabileceğini anlatmak istiyor.

1969 yılından beri çeşitli aralıklarla bir araya gelen topluluk, şimdiye kadar 1982 yılında The Ballad of the Fallen, 1989 yılında The Montreal Tapes ve 1990 yılında Dream Keeper albümlerini kaydetti. Genellikle Haden’ın lider rolünü üstlendiği toplulukta, Bley’in düzenlemeleri, orijinal ve post modern tınılarıyla dikkat çekiyor. Özellikle çağımızın müziğine yakın bir anlayışı olan Bley’in big band için düzenlemeleri de, hem enstrüman kullanımı açısından, hem de emprovizasyona verilen ağırlık açısından yenilikler içeriyor. Haden ise, projenin içerisinde çok fazla solo çalmamış; fakat yine de kısa ama anlamlı ve melodik eşliksiz bas soloları ile hem eserlere, hem de albümün genelini toparlayan bir ruh oluşturmuş.

Haden ile Bley’in önderliğindeki Liberation Music Orchestra, 2004 yılında 11. İstanbul Jazz Festivali’ne konuk olmuş, Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda harika bir performans sergilemişti. Topluluğu Haden ve Bley’in yanı sıra, Chris Cheek (ts), Tony Malaby (ts), Miguel Zenon (as), Michael Rodriguez (t), Seneca Black (t), Curtis Fowlkes (tr), Ahnee Sharon Freeman (korno), Joe Daley (tuba), Steve Cardenas (g) ve Matt Wilson (d) oluşturuyor. Entonasyon bakımından da ilginç öğeleri içeren toplulukta benim en çok dikkatimi çeken sanatçılardan biri Michael Rodriguez. Rodriguez, özellikle eşlikli sololarındaki yakaladığı tını, son derece sıcak ve yumuşak olmakla birlikte, sololarının yanı sıra, topluluk içerisinde çok iyi bir uyum yakalamış; hatta bazen müzik içerisindeki liderlik rolünü de üstlenebiliyor.

23 Kasım Perşembe akşamında İş Sanat’a konuk olacak olan Liberation Music Orchestra’nın bu sefer nasıl bir söylemi olacağını ve bu söylemini müziği aracıyla ne şekilde yansıtacağını merak ediyor, onları dinlemeyi sabırsızlıkla bekliyorum.

 

 

 

Dave Holland Quintet

Dave Holland, kısaca bir efsane. Sadece çok iyi bir yorumcu ve kontrbas ustası olmasının yanı sıra, gençlerle birlikte çalışarak onların gelişimine yardımcı olan, birlikte çaldığı genç ve yetenekli müzisyenleri müzik dünyasına hızla kazandıran bir eğitmen. IAJE (International Association for Jazz Education-Uluslararası Jazz Eğitimcileri Birliği) başkanlığını da dönem dönem yürüten Holland’ın, Robin Eubanks, Steve Nelson, Chris Potter ve Nate Smith ile birlikte oluşturduğu beşlisi çağımızın jazz arenasına önderlik eden topluluklardan biri.

1946 yılında doğan Holland, 4 yaşında ukelele, 10 yaşında gitar ve 13 yaşında bas gitar çalmaya başlamış. Kısa bir süre içerisinde bas gitardan kontrbasa yönelen Holland, jazz ve klasik müzik eğitimi almak için İngiltere’ye taşınmış ve burada Londra Filarmoni Orkestrası’nın birinci kontrbasçısı olan James E. Merritt’le birlikte çalışmaya başlamış. Çok kısa bir süre içerisinde kendini geliştiren ve 20’li yaşlarda John Surman, John McLaughlin, Evan Parker, Kenny Wheeler, John Taylor, Chris MacGregor’la birlikte çalan Holland, kısa bir süre içerisinde daha da ünlenmiş ve Coleman Hawkins, Joe Henderson ve Ben Webster’la birlikte çalmış. Miles Davis’in kendisini dinleyip etkilenmesiyle birlikte gelen daveti üzerine Davis’in topluluğuna katılan Holland, Davis’le In A Silent Way ve Bitches Brew adlı albümlere katkıda bulunmuş.

 

 

1970’lerde Chick Corea, Anthony Braxton ve Barry Altschul ile birlikte Circle topluluğunu kuran Holland, sonraları Stan Getz ile bir süre çaldıktan sonra 1975 yılında John Abercrombie ve Jack DeJohnette ile birlikte çeşitli çalışmalar yürütmüş. 1970’lerde Holland’ın öncülüğünü yaptığı birçok müzikal yenilikten bir tanesi, solo kontrbas çalışmalarına vermiş olduğu önemdi. 1977 yılında Emerald Tears adlı solo bas albümünde, aslında kontrbasın sadece bir eşlik enstrümanı değil, aynı zamanda da bir solo enstrümanı olduğunu da gösteren müzisyen, kontrbasın akıllardaki konumu hakkında önemli bir değişiklik gerçekleştirmeyi başardı. Sonraki yıllarda, günümüzün jazz’ı içerisinde önemli yer edinmiş olan birçok müzisyenle birlikte ortak projeler yürüten, aynı zamanda da kendi liderliğini yapmış olduğu big band ve daha küçük topluluklarla birlikte de çalışan Holland’ın en son oluşturduğu beşlisi, son derece genç ve yetnekli müzisyenlerden oluşuyor.

Robin Eubanks, trombon sanatçısı olmasının yanı sıra, Art Blakey’in sanat direktörlüğünü yapmış; aynı zamanda da Amerika’nın prestijli konservatuarlarından biri olan Oberlin College’da Doçent olarak çalışmaya devam etmektedir. Türkiye’de yeni müziğin öncülerinden olan Timuçin Şahin’le birlikte de çalmış olan Eubanks, jazz’ın yanı sıra, çağdaş klasik müzik ve elektronik müzik alanlarında da çeşitli üretimler gerçekleştirmiştir. Chris Potter ise, alto ve soprano saksafonda Holland’a eşlik ediyor. 35 yaşında olan genç sanatçı, şimdiye kadar Holland’ın yanı sıra, Paul Motian, Steve Swallow, Jim Hall, Billy Hart, Dave Douglas, Al Foster, John Patitucci ve Mike Manieri gibi jazz müzisyenleriyle birlikte çaldı. Eubanks ve Potter’ın yanı sıra davulda Nate Smith ve vibrafonda Steve Nelson’la birlikte harikalar yaratıyor Dave Holland beşlisi. Hem çok fazla alışılmamış bir enstrüman yapısına sahipler, hem de son derece dinamik ve atılımcı bir müzik ortaya çıkarıyorlar. 2 Aralık Cumartesi gerçekleşecek olan performansın da bu yönde olacağı konusunda beklentiler yüksek.

 

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


64682 - unknown - 38.107.179.237