JP
GALLIS ApopsisSeven
Farklı ve tabulara karşı çıkan müzikal
yaklaşımı ve çalkantılı hayatına yayılan müzik serüveni Yunanlı davulcu JP
GALLIS’in yolunu Paris, Helsinki, Ouagadougou ya da New York’a dek uzatmış,
Arthur Blythe, Sonny Fortune, Kirk Lightsey, Antonio Farao, Steve Potts ya da
Afrikalı büyücü davulcularla müziğini paylaşmasını sağlamıştır. Davul çalmak ve
müzik üzerine JP ile sohbet etmek eşine ender rastlanan bir deneyimdir.
Enstrüman hakkındaki bilgisi hayranlık vericidir. Talepkar ve hırslı olması
onun yaptığı ise duyduğu saygı ve sevgiden kaynaklanmaktadır. Aynı hisler
Gallis’in yeni albümünde bir araya geldiği, kendi gruplarıyla ya da Dj Cam,
Nawfel, Björk, Archie Shepp, Dee Dee Bridgewater, Diana Ross, Ray Charles, Manu
Katché ve diğerleriyle yaptıkları çalışmalarla dinleyicilerin tanıdığından
“farklı” şekilde bizlere sunduğu müzisyenler tarafından da paylaşılmaktadır.
Deneyimlerinden edindiği kontrol ona berrak bir ilham sağlamıştır. Gallis için
müzik hayatın ve gerçeğin ayrılmaz bir parçasıdır. Müziği bulmak onun için
kişinin kendisinin ve diğerlerinin derinliğini keşfetmesi, dinleyenin macerayı
paylaşmayı kabullenmesidir. Apopsis 7 gibi kolektif bir çalışmada iletişim
hakikidir. Popüler ya da klasik, farklı müzik formatlarında jazz kişiye
maskelerin ardına saklanmaksızın kapılar açar.
“The Song Seeker” bir uçtan diğerine müziğin
özüne dair bu arayışı yansıtmaktadır. Bize dokunma gücüne sahip olan her
melodi iyi olma hali ve birlik olma hissine yöneltir. Hisleri avucunun içine
alan, geri dönüştüren ya da melodi ve danstan ilham alan ustaların neredeyse
gizemli gücünü ortaya koyar. JP Gallis müziği yemek pişirmeye benzetir:
ikisinde de iyi bir tarif, iyi malzemeler ve iyi el becerisi arasında kurulması
gereken hassas dengeye ulaşmak hedeflenir: alınan zevkse karşısındakinin yüzünü
ve sıcak bakışlarını aydınlatır. Aynı zamanda diğerini umursamaksızın kendini
virtüöziteye kaptırmanın müzikte yeri olmadığını savunur; böylesi bir yaklaşım
insanı sıkar ve tadını kaçırır. Dinlenmek istiyorsanız, konuya bağıra çağıra
giremezsiniz, bunu her iyi konuşmacı bilir. Fısıldamak, ilgiyi yavaşça
uyandırmak ve uyum arayışında olmak daima daha iyi sonuç verir. Her şeyden
önce, davulcu aynı zamanda dansçıdır ve iyi bir dansçı yoksa iyi orkestra da
olmaz. Groove, beat, ya da swing, ne derseniz deyin ritimsiz müzik hiçbir şeye
benzemez. JP Gallis bu prensibe albüm boyunca bağlı kalmıştır, öyle ki kaydı
dinleyen John Hicks düşüncelerini: “baştan sona swing’i olan güzel bir müzik”
diye ortaya koymuştur. JP Gallis’in sunduğu müzik yıkıcı ya da marjinal
olmaktan çok uzaktır. Kendi müzikal deneyiminden yola çıkarak, müziğin ne
kendini aziz ilan etmek ne de toplumu kışkırtmak için kullanılamayacağını
belirtir. Jazz isyana ve radikal politikalara neden olmuşsa, bunu cemaatin ve
paylaşılan hislerin üstüne inşa etmiştir. Kuşaktan kuşağa ustaların insani ve
müzikal deneyimini aktarırken, her müzisyen kendi tavrıyla ve kalp atışıyla bu
doğruyu teyit eder ki, bu albümün amacı da tam budur.
Bu nedenle “The Song Seeker” bir davulcu
albümü olmaktan çok bir müzikseverin albümüdür. Seçilen her melodiye grubun
içten sound arayışıyla yaklaşılmıştır, öyle ki kendine özgü aranjmanları ve
daimi swing içinde ipeksi dokusuyla müzik hemen dinleyicinin ilgisini çekiyor.
Bu ayni zamanda bir sahne aşığının albümü ve bize mümkün olduğunca grubun canlı
performansına en yakın havayı veriyor. Anlaşılır yapılar ve iyi düşünülmüş
düzenlemeler sayesinde JP Gallis’in Apopsis 7 ile verdiği konserler grubun
kaynaşmasını sağlayan denge ve kontrolün güzel birer örneği oluyor. Grup
elemanlarının interplayi ve kendini “küçük bir big band’ formatındaki gruba bir
müzisyen olarak eklemlendiren Türk şarkıcı Sibel Köse’nin sıradışı çalışması
performanstaki uyumu görkemli bir boyuta taşıyor. Dokunaklı konuşma tonu, cool
şarkıcılığı ve scat doğaçlamalarıyla sahnenin önünde yer almaktan çok kolektif
kimliğe hizmet ediyor.
Üç yıldan beri Avrupa’da konserler veren
grubun uyumlu ve sıcak sound’u güç ve dinamizmle destekleniyor. ApopsisSeven
izleyiciyi etkilemek istediği zamanlarda, katışıksız jazz-yaklaşımıyla smooth,
jazz-soul ya da nu kalıplarıyla müziği renklendiriyor.
Canlı performansta yorumlar kayda sadık
kalmakla birlikte, işin içine ateş ve macera giriyor. Grubun kalitesi şüphe
götürmez bir biçimde evrensel nitelikte. JP Gallis mükemmele ulaşmayı başarmış.
Her parçada kendimizi miras alınmış, ciddi ve yaratıcı jazz müziğinin içine
bırakıyoruz. Müzik sustuktan uzun süre sonra bile nadir bulunur bir his havada
asılı kalıyor. Çoğumuz için bu albüm gün geçtikçe ıssız adaya giderken yanında
götürülmesi düşünülen sinirli sayıdaki albüm listesinin içinde daha üst
sıralara doğru ilerliyor; eğer yeryüzünde hala gidilebilecek ıssız bir ada
kaldıysa…
