Akbank
16. Jazz Festivali
Can
Ergelmiş
Akbank Jazz Festivali, geçtiğimiz yıllarda
olduğu gibi, bu yıl da jazz dolu bir program sunuyor müzikseverlere.
Programında “jazz-ımsı”lardan çok jazz müzisyenlerinin ve jazz projelerinin
olmasının yanı sıra, hem dünyaca ünlü sanatçıların, hem de yeni nesilden
yenilikçi, deneysel ve yaratıcı gençlerin festival bünyesinde performans
sergileyecek olması, Akbank 16. Jazz Festivali’ni daha ilgi çekici bir hale
getiriyor. 4–14 Ekim arasında gerçekleşecek olan konserlere İstanbul’da Aya
İrini Müzesi, Cemal Reşit Rey Konser Salonu, Babylon, Yeni Melek Gösteri
Merkezi, Akbank Sanat Merkezi ev sahipliği yapacak.
Akbank 16. Jazz Festivali’nin jazz severlere
en büyük sürprizi, festivali İstanbul dışına taşımış olmaları. Bu yıl İzmir’de
ve Ankara’da da Akbank 16. Jazz Festivali bünyesinde konserler gerçekleşecek.
Her ne kadar İstanbul ülkemizde en çok jazz konserine ve faaliyetine sahne olsa
da, İstanbul haricindeki şehirlerimizde ünlü müzisyenlerin performanslarını
izleyebilmek mutluluk verici. Pozitif ve Akbank da bu talebe çok güzel cevap
vermişler.
Programa biraz daha detaylı olarak
baktığımızda, en başta açılış konseri olan Kurt Elling ve Cemal Reşit Rey
Konser Salonu’ndaki konserler göze çarpıyor. 4 Ekim Çarşamba gecesi 20:30’da
gerçekleşecek olan açılış konserinde, hem kompozitör, hem aranjör hem de şarkı
yazarı olmanın ötesinde, günümüzde jazz dünyasının en önemli vokalistlerinden
biri olarak kabul edilen Kurt Elling yer alıyor. Cemal Reşit Rey Konser
Salonu’nda gerçekleşecek olan konserler ise; Dhafer Youssef & Divine
Shadows Strings, Lee Konitz & Ohad Talmor String Project Featuring The
Spring String Quartet, Joao Bosco & Gonzalo Rubalcaba Group, Richard
Galliano Septet ‘Piazzolla Forever’, Wadada Leo Smith & Süleyman Ergüner:
Tabligh, ‘In the gardens of the heart and soul, music for double ensembles’ ve
The Lou Donaldson Quartet featuring Dr. Lonnie Smith.
Diğer mekânlardaki konserleri anlatmadan önce,
sizlere Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda gerçekleşecek olan konserler hakkında
detaylı bilgi vermeye çalışacağım.

DHAFER YOUSSEF & DIVINE SHADOWS STRINGS
Dhaffer Youssef, hem jazz, hem de etnik müzik
dünyasında yer alan değişik bir müzisyen. 1967 Tunus doğumlu sanatçı, 1990
yılından beri Viyana’da yaşıyor ve faaliyetlerini buradan sürdürüyor. Ud
sanatçısı olmasının yanı sıra, ilginç bir vokal tarzı olması, müziğini çok
boyutlu bir hale getiriyor Youssef’in. Divine Shadows Strings projesine
değinmeden önce, kısaca müzik geçmişini inceleyelim, birlikte çaldığı
müzisyenleri ve daha önce gerçekleştirmiş olduğu projelere bir göz atalım.
Deniz kenarında küçük bir kasabada dünyaya
gelen Youssef, müzik aşkı sayesinde birçok zorluğu aşarak kendi kariyerini
çizebilmiş. Youssef’in yedi kardeşi daha varmış, çok fakir olduklarından ötürü
çocukluğu çok zor geçmiş. O zaman müzik aleti almak ya da yaptırmak için parası
olmayan Youssef, ancak kendi bulabildiği araç gereçle bir ud yapmış ve bu udu
içinden geldiği gibi çalmaya başlamış. Tabi ki o zamanlar ders almak, ya da bir
üstaddan bu sanatı öğrenmek onun için imkânsızmış. Bu sırada, babası tarafından
Kur’an kursuna gönderilmiş ve burada dua okumayı öğrenmiş. Bu sayede, sesini
kullanmasını daha da iyi kavrayan Youssef’in müziğe ilk adımları tamamen kendi
kendini yetiştirmesiyle, kulağını ve kalbini dinlemesiyle gerçekleşmiş.
Bu sırada düğünlerde de şarkı söylemeye
başlayan Youssef, ilk gerçek udunu düğünlerden kazandığı parayı biriktirerek
alabilmiş. Ailesi ve çevresi de Youssef’un sesinden çok etkilenmiş ve onu müzik
okuması için yüreklendirmeye başlamış. Maddi olanaklarının yokluğundan ötürü
önceleri çok büyük bir hayal olarak görülen müzik eğitimi, Youssef’un göstermiş
olduğu büyük cesaret sonucunda gerçekleşmiş. Kendisi, Viyana’ya gidişi ve
buradaki ilk yılları hakkında şu sözleri söylüyor:
“Para kazanabilmek için her şeyi yapıyordum.
Bulaşıkçılık yaptım, camları temizliyordum, İtalyan olmamama rağmen bir İtalyan
garson gibi davranıp garsonluk yaptım. Müzik icra etmeme ve okumama yetecek
para kazanabilmek için elimden ne geliyorsa yaptım. Fakat hala müzik okumayı
bilmiyordum. Bu sırada Tony Burger adında bir viyola sanatçısıyla tanıştım ve o
bana müzik okumayı ve kendi müziğimi yazabilmeyi öğretti. Daha sonra da,
Jatinder Thakur’la tanıştım; kendisi müthiş bir tabla virtüözüydü. O da bana
Hint müziğine ilk adımımı atmamda yardımcı oldu. Hint müziğini öğrenmeye
başlamam, benim için çok büyük bir adımdı. Çok büyüleyici bir dünya. Kendi
ruhuma o kadar uygun geliyordu ki, her gün Jatinder’le birlikte çalıyorduk.
Daha sonra onunla birlikte ilk topluluğumuzu kurduk.”
Viyana’da böyle zorlu bir dönem geçirirken,
Porgy and Bess adındaki bir kulüpten teklif alıyor Youssef. Her ay sadece bir
gece sahneye çıkma fırsatı bulmasına rağmen çok kısa bir sürede büyük bir
gelişme gösteriyor ve kendi albümlerini kaydetmeleri için davet alıyorlar. 1993
yılında kaydedilen Malak albümü de bu sürecin sonucunda gerçekleşti. Bu
albümden sonra, hem sosyal, hem kültürel, hem de müzikal açıdan kendi köklerini
araştırmaya karar veren müzisyen, Afrika’ya döndü. Burada müziğini yeni bir
boyuta taşımaya başlayan Youssef, döndükten sonra Enja’dan bir teklif daha aldı
ve 1996 yılında New York’ta Dieter Ilg, Markus Stockhausen ve Doug Wimbish’le
birlikte Electric Sufi adlı albümü kaydetti.
Youssef, Viyana’da yaşamasının getirdiği
avantajdan ötürü, Avrupa’nın birçok yerinde birçok farklı müzisyenle birlikte
çalma imkânı buldu. Avusturya, Fransa, Almanya ve İsviçre’nin yanı sıra
İskandinav ülkelerinde de kendi müziğini icra eden sanatçı, bu süreç içerisinde
Tunus’u da hiçbir zaman ihmal etmedi ve Tunus’ta da birçok çalışma
gerçekleştirdi. Youssef’in müziğinde emprovizasyonun önemi çok büyük; bu
sebepten dolayı özellikle emprovizasyon konusunda daha çok yetenekli ve bu tarz
müziğe daha yatkın olan müzisyenlerle birlikte çalmayı tercih ediyor. Şimdiye
kadar, Renaud Garcia-Fons, Markus Stockhausen, Carlo Rizzo, Nguyên Lê, Jatinder
Thakur, Sainkho Namchylak, Paolo Fresu, Arto Tunçboyacıyan, Linda Sharrock,
Wolfgang Puschnig, Christian Muthspiel, Jamey Haddad, Iva Bittova ve Tom Cora gibi
müzisyenlerle birlikte çalan Youssef’in etnik müzik sanatçılarıyla olduğu kadar
jazz müzisyenleriyle de birliktelikleri göze çarpıyor. Zaten etnik müzik ve
jazz da birçok farklı açıdan örtüşmüyor mu?
Youssef’in Digital Prophecy adlı albümü, yine
bir arayış, yine bir yenilikçi bakış açısı taşıyor. Eivind Aarset (g), Ronu
Majumdar (bansuri), Dieter Ilg (b), Rune Arnesen (d), Bugge Wesseltoft (p), Jan
Bank (programlama), N. P. M. (t); Youssef’le birlikte çalıyorlar bu albümde.
Bugge Wesseltoft’la Youssef’in oluşturduğu uyum da harikulade. Youssef, bu
albümüyle kendi müziğini belirli bir olgunluk seviyesine taşıdığını ve
köklerine bağlılığını korurken, yenilikçi bakış açısını hiçbir zaman
kaybetmeyeceğini gösteriyor müzikseverlere.
Akbank 16. Jazz Festivali kapsamında Cemal
Reşit Rey Konser Salonu’nda izleyeceğimiz konserde, Youssef son albümünün
projesini bizlere sunacak. Andre Orvik (1. keman), Vegard Johnsen (2. keman),
Jon Sonstebo (viyola) ve Hans Josef Groh (viyolonsel)’un bir araya gelmesiyle
oluşan Divine Strings, şimdiye kadar müzik dünyasının farklı yerlerinde olan
müzisyenlere eşlik etti. Bu toplulukla birlikte çalacak olan Youssef’e eski
arkadaşı Jatinder Thakur da eşlik edecek.
Akbank Jazz Festivali’nin İzmir ve Ankara’daki
ayağında, Dhafer Youssef, yine aynı projeyle sahne alacak. 9 Ekim Pazartesi
20:30’da İzmir Atatürk Kültür Merkezi ve 10 Ekim Salı yine 20:30’da Ankara MEB
Şura Salonu’nda İzmirli ve Ankaralı müzik severlerin karşısına çıkacaklar.

LEE KONITZ & OHAD TALMOR STRING PROJECT
Şimdiye kadar jazz dünyasına elliden fazla
albüm kazandırmış olan saksofoncu Lee Konitz ile genç bir yeteneğin, Ohad
Talmor’un bir araya gelmesiyle ortaya çıkan projeyi dinleyeceğiz 12 Ekim
Perşembe akşamı Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda. 1927 yılında doğan, jazz
tarihinin çok büyük bir bölümüne tanıklık etmiş; hatta bir kısmının
oluşturulmasında bizzat bulunmuş olan Lee Konitz’den bahsedelim biraz; sonra da
Ohad Talmor ile nasıl bir araya geldiklerine değiniriz…
Lee Konitz, jazz tarihinde önemli adımların atılmasına
tanıklık etmiş, birçoğunda ise aktif olarak bulunmuş bir çınar. Miles Davis’in
Birth of the Cool çalışmasıyla ilk kez insanların dikkatini çekti, sonrasında
ise hem başka müzisyenlerle birlikte çalışmaları, hem de liderliğini kendi
yürüttüğü projelerle gündeme geldi. Alto saksofonda yenilikçi bir yaklaşım
taşıdı her zaman. 1950’lerde çalmaya başlamasına rağmen, Charlie Parker gibi
olmayan sayılı altoculardan biriydi. Jazz tabiriyle cool çalan Konitz, bu
çalışıyla, Miles Davis’in en büyük yaratıcısı olarak gösterildiği cool akımının
önemli isimlerindendi. Bu akımda önemli bir yer edinmesiyle birlikte, kendinden
daha genç olan birçok alto saksofoncu için esin kaynağı oldu, üslubu birçok
müzisyen tarafından taklit edilmeye çalışıldı.
Konitz, aslında müziğe klarnetle başlamasına
rağmen sonra alto saksofona geçti; ilk kez 1947 yılında Claude Thornhill
Orchestra’da yaptığı sololarla dikkat çekti. Konitz’in müziğini en çok
etkileyen müzisyenlerden biri Lennie Tristano’dur. Lennie Tristano, Miles
Davis’ten bile önce cool çalıyordu aslında; ve Konitz’le birlikte birbirlerini
daha da etkilemişler, hem emprovizasyon teknikleri ve stilleri konusunda, hem
de müzik anlayışları konusunda karşılıklı etkileşim sonucunda ikisi de cool
jazz’ın önde gelen müzisyenleri olmuşlardı. 1950’lerden sonra Tristano’dan
ayrılan, kendi müzik anlayışını daha da geliştirmek ve yeni fikirler edinmek
isteyen Konitz, bir yıl boyunca İskandinavya’yı dolaştı ve buradaki müzik
kültürlerini inceledi. İskandinavya’dan Amerika Birleşik Devletleri’ne
dönmesinin ardından müzikte farklı açılımlar elde etmeye çalıştı.
Özellikle emprovizasyona ağırlık veren
sanatçı, free jazz, bebop, cool bop, post bop gibi tarzlarda çaldı; hiçbir
zaman yeniliklerden kaçınmadı. Daha önce de belirttiğim gibi, kendi
liderliğinde olduğu toplulukların ya da kendi katkıda bulunduğu kayıtların
sayısı elliyi geçmekte. Konitz, halen müzik çalışmalarına devam ediyor ve jazz
dünyasının temel taşlarından biri olarak, halen hem alto saksofonculara, hem de
diğer enstrümanları çalan müzisyenlere örnek oluyor.
Ohad Talmor ise, İsrail kökenli bir Fransız.
1970 yılında Lyon’da dünyaya gelen sanatçı, İsviçre’nin Cenova kentinde, her
daim klasik müzik çalınan bir evde büyüdü. Ailesinin müzik konusunda büyük
desteği sayesinde beş yaşında Cenova Konservatuarı’nda piyano eğitimi almaya
başladı. Fakat 17 yaşında Florida’ya bir yıllığına gittiğinde saksofon ile
tanışmasının ardından eve döndüğünde, bundan sonra eğitimine paralel olarak
şehirde farklı yerlerde çalmaya başladı. Talmor, çok kısa bir süre sonra
Avrupa’da jazz alanında adını duyurmaya başlamıştı. Jazz’a olan ilgisinin
artmasıyla birlikte, düzenleme ve kompozisyon konusunda çalışmalarını artırmaya
başlayan Talmor, 1995 yılında bu alanda eğitim görmek üzere Manhattan School of
Music’e tam burslu olarak kabul edildi. Dünyadaki en prestijli müzik
okullarından biri olan Manhattan School of Music’ten 1997 yılında mezun
olduğundan beri Brooklyn’de yaşayan sanatçı, burada bulunduğu süre içerisinde
birçok farklı projede bulundu. Talmor’un birlikte çaldığı müzisyenler arasında
Steve Swallow, Jason Moran, Dave Douglas, Chris Potter, Billy Hart, Carla Bley
Big Band, Ray Anderson, Curtis Fowlkes, Jim Black, Bob Dorough, Joachim Kuhn ve
Matthieu Michel bulunuyor.
Talmor ile Konitz’e The Spring String Quartet
eşilk edecek. Christian Wirth (keman), Marcus Wall (keman), Julian Gillesberger
(viyola) ve Stephan Punderlitschek (çello)’dan oluşan bu yaylı topluluğu,
birçok farklı proje içerisinde yer almış; özellikle tarz önemsemeksizin,
jazz’dan popüler müziğe, klasik müzikten dans müziklerine kadar birçok farklı
platformda yer almışlar. Avusturya kökenli topluluğun Talmor ile Konitz’le
birlikte çalmasından ortaya son derece ilginç bir proje çıkacağını tahmin
ediyoruz. Özellikle emprovizasyon konusunda son derece başarılı olan Talmor ile
Konitz’in uyumunun etkisinin Spring String Quartet’e yansımasıyla birlikte,
özellikle entonasyon bakımından ilginç bir yapı ortaya çıkacaktır muhtemelen.

JOAO BOSCO & GONZALO RUBALCABA GROUP
2000 yılında Ilhabela Summer Festival’de ilk
kez bir arada çalma fırsatını yakalayan Kübalı piyanist Gonzalo Rubalcaba ve
Brezilyalı gitarist Joao Bosco, 6 yıldır aralıklı olarak birlikte konserler
vermekte ve çalışmalarını sürdürmekteler. Ilhabela Summer Festival’de seyircinin
coşkuyla karşıladığı bu ikili, ondan sonraki yıllarda Brezilya’da geniş
kapsamlı bir turneye çıktı. Müziğe iki farklı yaklaşımın bir araya gelmesiyle
ortak bir oluşumun gerçekleşmesiyle birlikte, Küba jazz’ıyla, çağdaş Brezilya
müziğinin yansımalarının olduğu coşkulu bir birleşim gerçekleşti.
1946 yılında Brezilya’da dünyaya gelen
Bosco’nun müzikle ilk tanışması kilisede oldu; 12 yaşında ise ilk rock grubunu
kurdu. 16 yaşında Technical School of Metallurgy’de teknik dersler almaya
başlayan müzisyen, 1972 yılında inşaat mühendisi olarak Ouro Preto
Üniversitesi’nden mezun oldu. Bosco’nun yaşamı, 1967 yılında Vinicius de Moraes
ile tanışmasıyla birlikte değişti. Bu büyük şairle birlikte şarkı yazması, onun
müzik yaşamı için çok büyük bir başlangıç oldu. Daha sonra kendi başına müzik
yaşamında adımları atarken, Moraes ile birlikte yazdığı şarkıları hatırladığını
belirtir Bosco. 1972 yılında bir gazetenin hazırladığı single albümün bir
tarafında yer alma fırsatı bulur Bosco. Diğer tarafında büyük müzisyen Tom
Jobim vardır. İşte bu single ile birlikte yıldızı parlayan müzisyen aynı yıl
Elis Regina ile birlikte Bala com Bala adlı albümü kaydetti. Bu albüm de, aynı
Tom Jobim’le paylaştıkları single gibi, Bosco’nun ününe ün kattı ve bir sonraki
sene Bosco, Rio de Janeiro’ya taşınarak müzik yaşamını burada devam ettirmeye
karar verdi. 1973 yılından itibaren, Brezilya içinde olduğu kadar, Brezilya
dışından birçok müzisyenle çalan Bosco’ya uluslararası festivallerden gelen
teklifler üzerine Bosco, ülkesinin dışına açılarak uluslararası bir müzisyen
oldu. 2006 yılı itibariyle altmışıncı yaşına basan Bosco’nun müzik yaşamı, otuz
yıldan uzun bir süredir devam ediyor; şimdiye kadar on beşin üzerinde albüme
imzasını attı. Bosco, söz yazarı, besteci, solist ve gitarist olarak müziğin
icrasına ve üretimine komple katkıda bulundu.
Rubalcaba ise, günümüzdeki en büyük Latin jazz
sanatçılarından biri. Kübalı piyanist, 1963 yılında Havana’da doğdu. Ailesinin
müzik geçmişinden ötürü, müzik eğitimine küçük yaşta başlayan Rubalcaba’nın en
ilk öğretmeni babası Guillermo Rubalcaba oldu. Ailenin müzik kültürünün zengin
olmasının başka bir katkısı da, daha çok küçük yaşlardan itibaren Gonzalo’nn,
Amerika Birleşik Devletleri’ndeki jazz müzisyenlerinin albümlerini dinleme
fırsatını edinmiş olmasıydı. 9 yaşında Manuel Surnell Konservatuarı’nda
çalışmalara başlayan Rubalcaba, 1983 yılında Havana Güzel Sanatlar
Enstitüsü’nden mezun olana kadar müzik eğitimine aralıksız devam etti. 1980’de,
17 yaşında ilk turnesine Orquesta Aragon ile birlikte çıkan müzisyen, 1985
yılında, 22 yaşındayken North Sea Jazz Festival ve Berlin Jazz Festivali’ne
kendi topluluğuyla katıldı. 1990 yılında Charlie Haden ve Paul Motian’la
birlikte Montreux Jazz Festivali’nde sahne alan müzisyen, kayıtlarına daha çok
küçük yaşlardan itibaren başlamıştı. O yıldan itibaren birçok farklı projede
yer almasının yanı sıra, kendi önderliğinde de birçok albüm kaydı
gerçekleştirdi.
Rubalcaba’yı Chick Corea’yla yaptığı düet ile
birlikte ve Charlie Haden’la gerçekleştirdikleri Land of the Sun projesi
çerçevesinde geçtiğimiz İstanbul Jazz Festivali’nde canlı izleme şansını
bulmuştum. Kayıtlarında olduğu gibi, canlı performansında da, piyanoyu çok
yumuşak kullandığını izleme imkanını buldum. Ayrıca, özellikle melodik anlayışı
çok güçlü Rubalcaba’nın. Hem Latin köklerinin, hem de Avrupa ve Amerikan
müziğinin üslubunu yansıttığı doğaçlamalarında olduğu kadar, yüksek tempo
eserlerdeki dinamizmi de mutlaka dikkat edilmesi gereken müzikal özellikleri
arasında geliyor Rubalcaba’nın.
Rubalcaba’ya ve Bosco’ya, İstanbul’daki
konserlerinde gitarda Nelson Faria, basta Ney Conceiçao, davulda ise Kiko Freitas
eşlik edecek.

Günümüz modern caz dünyasının en önemli ve
yetenekli dörtlüsü ile festival takipçilerini tutku ve heyecan dolu bir müzik
serüvenine çıkaracak, caz standartları ve geleneksel teknikler arasında
ustalıkla dolaşırken neredeyse bir ip cambazının yaşattığı dinmeyen heyecanı
izleyicilerine yaşatacak olan Lee Konitz – Ohad Talmor String Project’in
konseri ise, Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda 12 Ekim’de gerçekleşecek.
RICHARD GALLIANO SEPTET
“PIAZOLLA FOREVER”
Astor Piazolla, Arjantin tangosunu yirminci
yüzyıla tekrardan uyarlayan, özellikle yirminci yüzyılın ikinci yarısında
Arjantin tangosunun yeniden doğuşunu başlatan çok önemli bir müzisyen. Tangonun
kökleriyle, çağdaş klasik müzik ve jazz’ın ortak noktalarını bulan ve bu
sayede, çok dikkat çekici eserler üreten Piazolla, yeni tangonun babası.
Richard Galliano ise, tangoyu jazz’la birleştiren, hem geleneksel tango
yorumlamasına, hem de jazzda akordeon ve bandoneon kullanımına yeni bir yorum
getiren önemli bir sanatçı. Galliano ve topluluğu, 2003 yılında ortaya çıkan
“Piazolla Forever” turnesi kapsamında İstanbul’a konuk olacak.
Nice’te doğan Galliano, aslen İtalyan kökenli.
Babası Lucien Galliano’nun teşvikiyle 4 yaşında akordeonu ilk kez eline alan ve
o yaştan itibaren hiç bırakmayan müzisyen, 14 yaşında ilk kez jazz dinlemeye
başlamış. Bu yaşa kadar, genellikle klasik müzik üzerine yoğunlaşan bir eğitim
alan; aynı zamanda kompozisyon ve düzenleme konusunda da dersler alan
Galliano’nun müzik anlayışı, jazz ile tanıştıktan sonra tamamen değişmiş.
Gençlik yıllarında, Fransa’da geleneksel akordeon sanatçılarının albümleri
bütün piyasayı domine etmişken, Galliano büyük bir istek ve hevesle yeni jazz
albümleri araştırıyor, eline geçen her jazz albümünü defalarca dinliyormuş.

Galliano’nun müzik yaşamında en önemli dönüm
noktalarından biri de, Piazolla ile tanışması olmuş. Galliano, Paris’e taşınıp,
orada kendi müziğini ararken, Astor Piazolla, ona şu öğütü vermiş: “Jazz
akordeoncusu olarak imajın çok fazla Amerikanlaşmış. Bu hiç de iyi değil. Kendi
Fransız kökenini tekrardan keşfetmelisin. Benim Yeni Tango’yu ortaya çıkardığım
gibi, sen de Yeni Musette’i oluşturmalısın.”
Galliano, o günden itibaren yeni arayışlar
içinde olmuş hep. Piazolla, zamanla onu müzikal arayışında yönlendirmiş, ona
yol göstermiş ve yardımcı olmuş. Bu arayışın sonunda ise Galliano, son derece
orijinal bir üslup geliştirdi, bu üslubu ile orkestra şefliği yaptı, swing,
tango, Fransız valsleri kokan, Bill Evans’tan, hatta Keith Jarrett’tan
esinlenen, melodik zenginliği olan bir üslup geliştirirken, Fransız kökenleri ve
jazz’ın en has halinin bir araya getiriyordu.
Galliano, güçlü besteciliği ve
kompozitörlüğünün yanı sıra, çok iyi bir akordeon sanatçısı. Çok gelişmiş bir
tekniğe sahip olan müzisyen, şimdiye kadar Antibes, Montreux, Vienna, San
Francisco, North Sea, Melbourne, Umbria Jazz ve Tokyo gibi uluslararası
festivallerde sahne aldı. Galliano, ayrıca Charlie Haden, George Mraz, Al
Foster, Juliette Greco, Charles Aznavour, Ron Carter, Chet Baker, Enrico Rava,
Martial Solal, Miroslav Vitous, Trilok Gurtu, Jan Garbarek, Michel Petrucciani,
Michel Portal, Toots Thielemans ve Joe Zawinul gibi müzisyenlerle çaldı.

“Piazolla Forever” projesiyle Astor
Piazolla’nın eserlerini yeniden yorumlayan Galliano’ya, İstanbul’daki konserde
kemanda Alexis Cardenas ve Sebastien Surel, viyolada Jean Marc Apap, çelloda
Eric Picard, kontrbasta Stephane Logerot ve piyanoda Herve Sellin eşlik edecek.
WADADA LEO SMITH &
SÜLEYMAN ERGUNER: TABLIGH


In the gardens of the heart and soul, music
for double ensembles
Wadada Leo Smith, yaklaşık 30 yıldır müzik
dünyasının içinde. Hem önemli bir trompet virtüözü, hem de trompetten başka
birçok enstrümanı da ustalıkla kullanabiliyor. Jazz’ın yanı sıra, dünya müziği
ve etnik müzik konusunda da çalışmaları olan müzisyen, şimdiye kadar Afrika, Japonya,
Endonezya, Avrupa ve Amerika’da müzikal araştırmalar ve çalışmalar
gerçekleştirdi. Bu çalışmaların sonucunda müziğine yansıttığı özellikler, kendi
müziğini daha da derin bir hale getiriyor. Özellikle Sufi müziği hakkında
araştırma yapan Smith, 2005 yılında ilk kez bu müzikle bağlantısını içeren bir
konser verdi. Türk, Fas ve İran Sufi müziğinin ortak yönlerini ve
farklılıklarını yaptığı incelemeler sonucunda ortaya çıkaran Smith, kendi
projesiyle yerel müzisyenlere de yeni bakış açıları sunmayı başardı.
Tam adıyla, Ishmael Wadada Leo Smith,
Mississippi’de doğdu, gençlik yıllarında müzikle okul bandosu aracılığıyla
tanıştı. Daha sonra Askeri Bando’da bir sene çalan Smith, Sherwood School of
Music ve Wesleyan University’de eğitim gördü. Bir süre sonra müzikle sadece
performans ve beste anlamında ilişkisinin yetmediğini hisseden sanatçı,
araştırmalarına ağırlık verdi ve özellikle müzik felsefesi ve çeşitli
kültürlerin müzikle olan ilişkileri hakkında araştırmalar yaptı. Uzun yıllar
boyunca farklı okullarda eğitmenlik yapan Smith, şu anda California Güzel
Sanatlar Enstitüsü’nde eğitmenlik yapmaktadır. Smith, şimdiye dek Muhal Richard
Abrams, Anthony Braxton, Leroy Jenkins, Roscoe Mitchell, Lester Bowie, Richard
Teitelbaum, Joseph Jarman, George Lewis, Cecil Taylor, Andrew Cyrill, Oliver
Lake, Anthony

Davis, Carla Bley, David Murray, Don Cherry,
Jeanne Lee, Milton Campbell, Henry Brant, Richard Davis, Tadao Sawai, Ed
Blackwell, Misja Mengelberg, Marion Brown, Charlie Haden, Tom Buckner ve Jack
Dejohnette gibi müzisyenlerle birlikte çaldı.
Smith, Tabligh projesini daha önce başka
müzisyenlerle icra etmişti. İlk kez Süleyman Ergüner’le birlikte çalacak olan
Smith, Ergüner’le konserden önce ancak birkaç kez prova yapma imkanı bulacak.
Smith’e ve Ergüner’e bu projede gitarda Woody Aplanalp, basta John Lindberg,
davul ve perküsyonda Famoudou Don Moye ve Mert Nar, kanunda ise Ahmet Baran
eşlik edecek.

Günümüz müzik dünyasında akordeonu hala
ilgi çeken bir enstrüman olarak yaşatmayı başaran, Astor Piazzolla’yı en iyi
yorumlayan Richard Galliano,
13 Ekim’de Cemal Reşit Rey’de sahne alacak.
Fotoğraf: Murad Şekerli (2001)
THE LOU DONALDSON QUARTET
featuring DR. LONNIE SMITH
Hard bop, soul ve jazz’ın en önemli
isimlerinden alto saksofon virtüözü Lou Donaldson ve 2003, 2004 ve 2005
yıllarında Jazz Journalist Association ödülünü keyboard kategorisinde kimseye
kaptırmayan Dr. Lonnie Smith Akbank 16. Jazz Festivali’ne konuk oluyor. Lou
Donaldson ile Dr. Lonnie Smith’in bir araya gelmesi 1967 yılına rastlar. 1967’de
Alligator Boogaloo adlı albümü kaydeden ikili, o yıldan beri çeşitli
aralıklarla birlikte çaldılar. Bu ikilinin dinamik performansının İstanbullu
jazz severleri epey heyecanlandıracağını tahmin ediyoruz.
1926 yılında doğan Donaldson, Charlie
Parker’ın alto hâkimiyetinin değişmesini sağlayan müzisyenlerden biriydi.
Charlie Parker ekolünden gelen ve daha sonra tamamen kendi tarzını yaratan
Donaldson ise, çarpıcı güçlü ve yenilikçi tekniği ile dikkatleri üzerine çekti.
Özellikle 1950’lerin ortalarında hard bop hareketi içerisinde, blues tabanlı,
enerjik bir üslupla yeni altocular için değişik bir yol açtı. 15 yaşına kadar
klarnet çalan Donaldson, 1952’de New York’a taşınana kadar, Donanma Bandosu’nda
alto çaldı. Milt Jackson beşlisiyle Blue Note şirketinden ilk kaydını yapan
Donaldson, o zamanlar sadece 25 yaşındaydı. 50 yılı aşkın bir kariyere sahip
olan Donaldson, 1950’lerde Milt Jackson ve Thelonious Monk’la yaptığı
kayıtlarla jazz sahnesinde önemli bir yer edindi. Sonra Horace Silver, Gene
Ramley ve Art Taylor’la çalan Donaldson, daha sonra Clifford Brown, Art Blakey,
Tommy Potter gibi müzisyenlerle çaldı; özellikle The Jazz Messengers
topluluğunun en parlak dönemlerinde topluluğa dahildi. Hard bop dönemlerinde
ise, Donald Byrd, Sonny Clark, Horace Parlan, Wayne Shorter ve Grant Green gibi
müzisyenlerle birlikte projelere katıldı.

DownBeat tarafından sayısız kez yılın en
iyileri arasında gösterilen Lonnie Smith, bugüne kadar King Curtis, Blue
Mitchell ve Joe Lovani gibi çok sayıda isimle çalışmalar yaparken Gladys
Knight, Dionne Warwick ve Etta James gibi efsanelerle de aynı sahneyi paylaştı.
Hammond B-3’ün efsanevi yorumcularından olan sanatçı, enstrümanını hem
“canavar”, hem de “hayatımın aşkı” olarak tanımlıyor. Şimdiye kadar 70’in
üzerinde kayıt yapan müzisyen, her zaman için yeni ve orijinal kalmaya
çalışıyor.
New York, Buffalo’da doğan Smith, müzik dolu
bir atmosferde büyümüş. Özellikle geniş aile çevresi içerisinde her zaman için
birilerinin şarkı söylemesi ve neşeli bir ortamda yaşaması, onun müzik ruhuna
katkıda bulunmuş. 16 yaşında bir topluluğa şarkıcı olarak katılan Smith, bu
sıralarda hep bir enstrüman çalmak istermiş. O sıralarda Hammond B-3’le tanışan
Smith, müzik okumayı bilmediğinden dolayı sadece kulaktan çalarak harikalar
yaratmaya başlamış. Bu sıralarda birçok farklı müzisyenin dikkatini çeken
müzisyen, böyle zorlu bir müzik başlangıcının ardından çok kısa zamanda kendini
göstermeyi başarmış. Kısa bir süre içerisinde nota okumayı da öğrenen Smith,
hem kendi bestelerini kağıda dökmeyi, hem de kendi çağdaşlarının bestelerini
Hammond B-3’le harika bir şekilde yorumlamayı başarmış.
İstanbul’da Akbank 16. Jazz Festivali
kapsamında gerçekleşecek olan konserde de, Donaldson ile Smith’in birbirlerine
olan uyumun her zamanki gibi çok yüksek seviyede olacağını tahmin ediyoruz.
Onlara, gitarda Randy Johnston ve davulda Fukushi Tainaka eşlik edecek.
Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda ve
Babylon’da gerçekleşecek olan konserlerden bahsettikten sonra, biraz da Akbank
16. Jazz Festivali’nin farklı mekanlarında ağırlayacağı diğer konserlere
bakalım.

Yeni Melek Gösteri Merkezi’nde 7 Ekim
Cumartesi akşamı, coşkulu bir parti gerçekleşecek. Bu partide, önce Psapp
topluluğu, sonra da King Britt sahne alacak. Özellikle elektronik müzik
eşliğinde dans etmeyi sevenlerin ilgisini çekeceği düşünülen bu gecede sahne
alacak müzisyenlerden biz de kısaca bahsedelim.
PSAPP
Amerikan televizyon tarihinin en popüler
dizilerinden biri olan Grey’s Anatomy’de yer alan parçaları Cosy in the Rocket
ile büyük bir üne kavuşan elektro-akustik topluluk Psapp, ayrıca Volkswagen
reklamlarına ve The O.C. ile Nip/Tuck’ın tema şarkılarıyla dikkatleri çekti.
Yaptıkları çalışmalar, hem kendi kendine dinlenilebilir, hem de arka plan
müziği olarak kullanılabilir olduğundan ötürü, özellikle dizi ve reklam
filmleri için oluşturdukları eserler, özellikle birçok müzikseverin dikkatini
çekti. Topluluk, 2002 yılından itibaren yavaş yavaş Duke Ellington'dan Tom
Waits'a kadar uzanan birçok isimden etkilenmiş olarak hazırladıkları demolarını
plak şirketlerine göndermeye başladılar. Melodic tarafından 2003 yılında
yayınlanan Do Something Wrong adlı albümde yer alan ilk single’ları Difficult
Key hem eleştirmenlerden hem de dinleyicilerden tam not aldı.

KING BRITT presents NOVA DREAM
SEQUENCE “LIVE”
Deep-house, hip-hop, broken beat, nu-jazz,
funk ve afro-tech türlerinin ünlü DJ ve prodüktörü King Britt, festival
kapsamında Nova Dream Sequence Live projesiyle dans tutkunlarını çağırıyor.
Profesyonel DJ’lik hayatına 90’lı yılların başında Grammy ödüllü Digable
Planets’da başlayan King Britt, Kafka etkileşimli şarkı sözleri ve skat style
jazz füzyonlarıyla modern hip hop’ın kaderini değiştiren isimlerden biri oldu.
Britt, daha sonra yolculuğuna house müzik ekseninde ve solo olarak devam etti.
Britt’in en büyük başarısı, 80’li yılların dans müziğini, 2000’li yılların
teknolojisiyle birleştirerek, dinleyicilerine hem eski yılları hatırlatması hem
de bu nostaljik hissi eğlenceyle bağdaştırmasıyla oldu.
Akbank Sanat Merkezi’nde ise, Türk
müzisyenlerin performanslarını izleyeceğiz.
UZEL AMETIST KLARNET BEŞLİSİ

Uzel Ametist Klarnet Beşlisi İstanbul
Üniversitesi Devlet Konservatuarı klarnet sınıfı öğrencileri tarafından
1996’da kurulan ve klarnet için yazılmış oda müziği repertuarını tanıtmayı amaçlayarak
çalışmalarına başladı. Topluluk, yetenekli gençlerden oluşuyor. Hande Sarıç,
Gürhan Eteke, Yasemin Salman, Özlem Kolat ve Öykü Karadağ’dan oluşan Ametist
Klarnet Beşlisi, 2000 yılında Anaçev’in düzenlediği Genç yorumcular Oda Müziği
Yarışması’nda üçüncü oldu. Sadece Türkiye sahnelerinde değil, yurtdışında da
konser verme fırsatını yakalayan topluluk, şimdiye kadar Pakistan, Slovenya,
Litvanya, Letonya ve Japonya’da izleyici karşısına çıktı. Akbank Jazz Festivali
kapsamında gerçekleşecek olan konserde, topluluğa piyanoda İris Şentürkler,
klavyede Baki Duyarlar, kontrbasta ise Erdal Akyol eşlik edecek.
CANDY AND MILKSHAKE

Cengiz Baysal, Akbank Jazz Festivali’ne Candy
and Milkshake adlı projesiyle katılıyor. Bugüne kadar Ron Affif, Kerem Görsev,
Aydın Esen, Mercan Dede , Okay Temiz, İlhan Erşahin, Emin Fındıkoğlu,Tuna
Ötenel, Nguyen Le, Dave Samuels, Eve Cornelius, Chip Crafword, Audio Fact,
Ali Perret, Tiger Okoshi, İmer Demirer gibi isimlerle çalışan Baysal, Candy and
Milkshake albümünü geçtiğimiz mayıs ayında yayınladı. Sibel Gürsoy (v), Serkan
Özyılmaz (p), İlker Özalp (b) ve Cengiz Baysal’dan oluşan topluluğun konserini
Akbank Sanat Merkezi’nde izleyeceğiz.

YURDAL ÇAĞLAR TRIO

Yurdal Çağlar, geçtiğimiz yıllarda Ela Kori Mu
topluluğuyla İstanbul Jazz Festivali Genç Jazz Etkinliği, Uluslararası Afyon
Jazz Festivali, Eskişehir Amatör Jazz Festivali gibi etkinliklerde sahne aldı.
Özellikle çağdaş bir müzik anlayışı benimseyen genç gitarist, ülkemizin önde
gelen müzisyenlerinin desteği ile çalışmalarını geliştiren grup, hedeflediği
müziği gerçekleştirme yolunda ödün vermeden ilerliyor. Genellikle funk ve
drum’n bass gibi türlere de kayan eserlerde doğaçlamalar genellikle dikkat
çekiyor. Yurdal Çağlar’a daha önce İstanbul Jazz Festivali’nin Genç Jazz
Etkinliği’nden de tanıdığımız Engin Cengizkan (d) ve Murat Çopur (b) eşlik
edecek.

ATMOSFER
Jazz-fusion üçlüsü Atmosfer yaklaşık 15 yıllık
bir aradan sonra yine bir arada.Türk jazz, jazz-füzyon ve modern jazz müziğine
önemli katkıları olan grup 80’lerin sonunda kuruldu. Yayınlanmış bir albümleri
olmamasına rağmen, jazz-rock fusion sevenlerin ilgiyle izlediği Atmosfer,
1989'daki Erkin Koray'la aynı sahneyi paylaştıkları tarihi Moda sineması,
Fenerbahçe parkı ve Taksim Meydanı’nda gerçekleştirdikleri konserlerde büyük
ilgi çekmişlerdi. Atmosfer 2005 yılında gitar, gitar synth, perdesiz gitar ve
tar çalan Mustafa Dönmez tarafından yeniden oluşturuldu; Dönmez’e bas gitar,
perdesiz bas ve tuşlu çalgılarda Sertaç Tunguç, vurmalı çalgılarda ise Bilge
Candan eşlik edecek.
ISLAK KÖPEK
Müziklerinde temel olarak belli bir tarz ya da
disipline bağlı kalmayan Islak Köpek, her biri farklı geçmiş ve birikime sahip
elemanlarının deneyimleriyle ortaya çıkan bir zenginliği benimsiyor. Topluluk,
çalışmalarına 2005 yılında başladı. Doğaçlamaya ağırlık veren bir müzik
anlayışı taşıyan Islak Köpek, bugüne kadar Teoman Madra, Pascal Lesport, Talin
Büyükkürkçiyan, Le Quan Ninh, Kirstie Simson ve Yanael Plumet ile birlikte
çalışmalar gerçekleştirdi. Toplulukta elektrik gitarda Servet Akıncı ve Dirk
Stromberg, tenor saksofonda ve klarnette Volkan Terzioğlu, tenor saksofonda
Robert Reigle, bilgisayar, cracklebox ve elektronik seslerde Korhan Erel, ve
yine bilgisayar, vurmalılar ve elektronik seslerde Volkan Ergen oluşturuyor.
Özellikle elektronik altyapının ve süslemelerin dinlenmesiyle, müziğin diğer
bir boyutu ortaya çıkıyor.