25 Mayıs 2012 Cuma
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


Sonraki Sayfa >>

Akbank 16. Jazz Festivali

Can Ergelmiş

    

Akbank Jazz Festivali, geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi, bu yıl da jazz dolu bir program sunuyor müzikseverlere. Programında “jazz-ımsı”lardan çok jazz müzisyenlerinin ve jazz projelerinin olmasının yanı sıra, hem dünyaca ünlü sanatçıların, hem de yeni nesilden yenilikçi, deneysel ve yaratıcı gençlerin festival bünyesinde performans sergileyecek olması, Akbank 16. Jazz Festivali’ni daha ilgi çekici bir hale getiriyor. 4–14 Ekim arasında gerçekleşecek olan konserlere İstanbul’da Aya İrini Müzesi, Cemal Reşit Rey Konser Salonu, Babylon, Yeni Melek Gösteri Merkezi, Akbank Sanat Merkezi ev sahipliği yapacak.

Akbank 16. Jazz Festivali’nin jazz severlere en büyük sürprizi, festivali İstanbul dışına taşımış olmaları. Bu yıl İzmir’de ve Ankara’da da Akbank 16. Jazz Festivali bünyesinde konserler gerçekleşecek. Her ne kadar İstanbul ülkemizde en çok jazz konserine ve faaliyetine sahne olsa da, İstanbul haricindeki şehirlerimizde ünlü müzisyenlerin performanslarını izleyebilmek mutluluk verici. Pozitif ve Akbank da bu talebe çok güzel cevap vermişler.

Programa biraz daha detaylı olarak baktığımızda, en başta açılış konseri olan Kurt Elling ve Cemal Reşit Rey Konser Salonu’ndaki konserler göze çarpıyor. 4 Ekim Çarşamba gecesi 20:30’da gerçekleşecek olan açılış konserinde, hem kompozitör, hem aranjör hem de şarkı yazarı olmanın ötesinde, günümüzde jazz dünyasının en önemli vokalistlerinden biri olarak kabul edilen Kurt Elling yer alıyor. Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda gerçekleşecek olan konserler ise; Dhafer Youssef & Divine Shadows Strings, Lee Konitz & Ohad Talmor String Project Featuring The Spring String Quartet, Joao Bosco & Gonzalo Rubalcaba Group, Richard Galliano Septet ‘Piazzolla Forever’, Wadada Leo Smith & Süleyman Ergüner: Tabligh, ‘In the gardens of the heart and soul, music for double ensembles’ ve The Lou Donaldson Quartet featuring Dr. Lonnie Smith.

Diğer mekânlardaki konserleri anlatmadan önce, sizlere Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda gerçekleşecek olan konserler hakkında detaylı bilgi vermeye çalışacağım.

 

 

DHAFER YOUSSEF & DIVINE SHADOWS STRINGS

Dhaffer Youssef, hem jazz, hem de etnik müzik dünyasında yer alan değişik bir müzisyen. 1967 Tunus doğumlu sanatçı, 1990 yılından beri Viyana’da yaşıyor ve faaliyetlerini buradan sürdürüyor. Ud sanatçısı olmasının yanı sıra, ilginç bir vokal tarzı olması, müziğini çok boyutlu bir hale getiriyor Youssef’in. Divine Shadows Strings projesine değinmeden önce, kısaca müzik geçmişini inceleyelim, birlikte çaldığı müzisyenleri ve daha önce gerçekleştirmiş olduğu projelere bir göz atalım.

Deniz kenarında küçük bir kasabada dünyaya gelen Youssef, müzik aşkı sayesinde birçok zorluğu aşarak kendi kariyerini çizebilmiş. Youssef’in yedi kardeşi daha varmış, çok fakir olduklarından ötürü çocukluğu çok zor geçmiş. O zaman müzik aleti almak ya da yaptırmak için parası olmayan Youssef, ancak kendi bulabildiği araç gereçle bir ud yapmış ve bu udu içinden geldiği gibi çalmaya başlamış. Tabi ki o zamanlar ders almak, ya da bir üstaddan bu sanatı öğrenmek onun için imkânsızmış. Bu sırada, babası tarafından Kur’an kursuna gönderilmiş ve burada dua okumayı öğrenmiş. Bu sayede, sesini kullanmasını daha da iyi kavrayan Youssef’in müziğe ilk adımları tamamen kendi kendini yetiştirmesiyle, kulağını ve kalbini dinlemesiyle gerçekleşmiş.

Bu sırada düğünlerde de şarkı söylemeye başlayan Youssef, ilk gerçek udunu düğünlerden kazandığı parayı biriktirerek alabilmiş. Ailesi ve çevresi de Youssef’un sesinden çok etkilenmiş ve onu müzik okuması için yüreklendirmeye başlamış. Maddi olanaklarının yokluğundan ötürü önceleri çok büyük bir hayal olarak görülen müzik eğitimi, Youssef’un göstermiş olduğu büyük cesaret sonucunda gerçekleşmiş. Kendisi, Viyana’ya gidişi ve buradaki ilk yılları hakkında şu sözleri söylüyor:

“Para kazanabilmek için her şeyi yapıyordum. Bulaşıkçılık yaptım, camları temizliyordum, İtalyan olmamama rağmen bir İtalyan garson gibi davranıp garsonluk yaptım. Müzik icra etmeme ve okumama yetecek para kazanabilmek için elimden ne geliyorsa yaptım. Fakat hala müzik okumayı bilmiyordum. Bu sırada Tony Burger adında bir viyola sanatçısıyla tanıştım ve o bana müzik okumayı ve kendi müziğimi yazabilmeyi öğretti. Daha sonra da, Jatinder Thakur’la tanıştım; kendisi müthiş bir tabla virtüözüydü. O da bana Hint müziğine ilk adımımı atmamda yardımcı oldu. Hint müziğini öğrenmeye başlamam, benim için çok büyük bir adımdı. Çok büyüleyici bir dünya. Kendi ruhuma o kadar uygun geliyordu ki, her gün Jatinder’le birlikte çalıyorduk. Daha sonra onunla birlikte ilk topluluğumuzu kurduk.”

Viyana’da böyle zorlu bir dönem geçirirken, Porgy and Bess adındaki bir kulüpten teklif alıyor Youssef. Her ay sadece bir gece sahneye çıkma fırsatı bulmasına rağmen çok kısa bir sürede büyük bir gelişme gösteriyor ve kendi albümlerini kaydetmeleri için davet alıyorlar. 1993 yılında kaydedilen Malak albümü de bu sürecin sonucunda gerçekleşti. Bu albümden sonra, hem sosyal, hem kültürel, hem de müzikal açıdan kendi köklerini araştırmaya karar veren müzisyen, Afrika’ya döndü. Burada müziğini yeni bir boyuta taşımaya başlayan Youssef, döndükten sonra Enja’dan bir teklif daha aldı ve 1996 yılında New York’ta Dieter Ilg, Markus Stockhausen ve Doug Wimbish’le birlikte Electric Sufi adlı albümü kaydetti.

Youssef, Viyana’da yaşamasının getirdiği avantajdan ötürü, Avrupa’nın birçok yerinde birçok farklı müzisyenle birlikte çalma imkânı buldu. Avusturya, Fransa, Almanya ve İsviçre’nin yanı sıra İskandinav ülkelerinde de kendi müziğini icra eden sanatçı, bu süreç içerisinde Tunus’u da hiçbir zaman ihmal etmedi ve Tunus’ta da birçok çalışma gerçekleştirdi. Youssef’in müziğinde emprovizasyonun önemi çok büyük; bu sebepten dolayı özellikle emprovizasyon konusunda daha çok yetenekli ve bu tarz müziğe daha yatkın olan müzisyenlerle birlikte çalmayı tercih ediyor. Şimdiye kadar, Renaud Garcia-Fons, Markus Stockhausen, Carlo Rizzo, Nguyên Lê, Jatinder Thakur, Sainkho Namchylak, Paolo Fresu, Arto Tunçboyacıyan, Linda Sharrock, Wolfgang Puschnig, Christian Muthspiel, Jamey Haddad, Iva Bittova ve Tom Cora gibi müzisyenlerle birlikte çalan Youssef’in etnik müzik sanatçılarıyla olduğu kadar jazz müzisyenleriyle de birliktelikleri göze çarpıyor. Zaten etnik müzik ve jazz da birçok farklı açıdan örtüşmüyor mu?

Youssef’in Digital Prophecy adlı albümü, yine bir arayış, yine bir yenilikçi bakış açısı taşıyor. Eivind Aarset (g), Ronu Majumdar (bansuri), Dieter Ilg (b), Rune Arnesen (d), Bugge Wesseltoft (p), Jan Bank (programlama), N. P. M. (t); Youssef’le birlikte çalıyorlar bu albümde. Bugge Wesseltoft’la Youssef’in oluşturduğu uyum da harikulade. Youssef, bu albümüyle kendi müziğini belirli bir olgunluk seviyesine taşıdığını ve köklerine bağlılığını korurken, yenilikçi bakış açısını hiçbir zaman kaybetmeyeceğini gösteriyor müzikseverlere.

Akbank 16. Jazz Festivali kapsamında Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda izleyeceğimiz konserde, Youssef son albümünün projesini bizlere sunacak. Andre Orvik (1. keman), Vegard Johnsen (2. keman), Jon Sonstebo (viyola) ve Hans Josef Groh (viyolonsel)’un bir araya gelmesiyle oluşan Divine Strings, şimdiye kadar müzik dünyasının farklı yerlerinde olan müzisyenlere eşlik etti. Bu toplulukla birlikte çalacak olan Youssef’e eski arkadaşı Jatinder Thakur da eşlik edecek.

Akbank Jazz Festivali’nin İzmir ve Ankara’daki ayağında, Dhafer Youssef, yine aynı projeyle sahne alacak. 9 Ekim Pazartesi 20:30’da İzmir Atatürk Kültür Merkezi ve 10 Ekim Salı yine 20:30’da Ankara MEB Şura Salonu’nda İzmirli ve Ankaralı müzik severlerin karşısına çıkacaklar.

 

 

LEE KONITZ & OHAD TALMOR STRING PROJECT

Şimdiye kadar jazz dünyasına elliden fazla albüm kazandırmış olan saksofoncu Lee Konitz ile genç bir yeteneğin, Ohad Talmor’un bir araya gelmesiyle ortaya çıkan projeyi dinleyeceğiz 12 Ekim Perşembe akşamı Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda. 1927 yılında doğan, jazz tarihinin çok büyük bir bölümüne tanıklık etmiş; hatta bir kısmının oluşturulmasında bizzat bulunmuş olan Lee Konitz’den bahsedelim biraz; sonra da Ohad Talmor ile nasıl bir araya geldiklerine değiniriz…

Lee Konitz, jazz tarihinde önemli adımların atılmasına tanıklık etmiş, birçoğunda ise aktif olarak bulunmuş bir çınar. Miles Davis’in Birth of the Cool çalışmasıyla ilk kez insanların dikkatini çekti, sonrasında ise hem başka müzisyenlerle birlikte çalışmaları, hem de liderliğini kendi yürüttüğü projelerle gündeme geldi. Alto saksofonda yenilikçi bir yaklaşım taşıdı her zaman. 1950’lerde çalmaya başlamasına rağmen, Charlie Parker gibi olmayan sayılı altoculardan biriydi. Jazz tabiriyle cool çalan Konitz, bu çalışıyla, Miles Davis’in en büyük yaratıcısı olarak gösterildiği cool akımının önemli isimlerindendi. Bu akımda önemli bir yer edinmesiyle birlikte, kendinden daha genç olan birçok alto saksofoncu için esin kaynağı oldu, üslubu birçok müzisyen tarafından taklit edilmeye çalışıldı.

Konitz, aslında müziğe klarnetle başlamasına rağmen sonra alto saksofona geçti; ilk kez 1947 yılında Claude Thornhill Orchestra’da yaptığı sololarla dikkat çekti. Konitz’in müziğini en çok etkileyen müzisyenlerden biri Lennie Tristano’dur. Lennie Tristano, Miles Davis’ten bile önce cool çalıyordu aslında; ve Konitz’le birlikte birbirlerini daha da etkilemişler, hem emprovizasyon teknikleri ve stilleri konusunda, hem de müzik anlayışları konusunda karşılıklı etkileşim sonucunda ikisi de cool jazz’ın önde gelen müzisyenleri olmuşlardı. 1950’lerden sonra Tristano’dan ayrılan, kendi müzik anlayışını daha da geliştirmek ve yeni fikirler edinmek isteyen Konitz, bir yıl boyunca İskandinavya’yı dolaştı ve buradaki müzik kültürlerini inceledi. İskandinavya’dan Amerika Birleşik Devletleri’ne dönmesinin ardından müzikte farklı açılımlar elde etmeye çalıştı.

Özellikle emprovizasyona ağırlık veren sanatçı, free jazz, bebop, cool bop, post bop gibi tarzlarda çaldı; hiçbir zaman yeniliklerden kaçınmadı. Daha önce de belirttiğim gibi, kendi liderliğinde olduğu toplulukların ya da kendi katkıda bulunduğu kayıtların sayısı elliyi geçmekte. Konitz, halen müzik çalışmalarına devam ediyor ve jazz dünyasının temel taşlarından biri olarak, halen hem alto saksofonculara, hem de diğer enstrümanları çalan müzisyenlere örnek oluyor.

Ohad Talmor ise, İsrail kökenli bir Fransız. 1970 yılında Lyon’da dünyaya gelen sanatçı, İsviçre’nin Cenova kentinde, her daim klasik müzik çalınan bir evde büyüdü. Ailesinin müzik konusunda büyük desteği sayesinde beş yaşında Cenova Konservatuarı’nda piyano eğitimi almaya başladı. Fakat 17 yaşında Florida’ya bir yıllığına gittiğinde saksofon ile tanışmasının ardından eve döndüğünde, bundan sonra eğitimine paralel olarak şehirde farklı yerlerde çalmaya başladı. Talmor, çok kısa bir süre sonra Avrupa’da jazz alanında adını duyurmaya başlamıştı. Jazz’a olan ilgisinin artmasıyla birlikte, düzenleme ve kompozisyon konusunda çalışmalarını artırmaya başlayan Talmor, 1995 yılında bu alanda eğitim görmek üzere Manhattan School of Music’e tam burslu olarak kabul edildi. Dünyadaki en prestijli müzik okullarından biri olan Manhattan School of Music’ten 1997 yılında mezun olduğundan beri Brooklyn’de yaşayan sanatçı, burada bulunduğu süre içerisinde birçok farklı projede bulundu. Talmor’un birlikte çaldığı müzisyenler arasında Steve Swallow, Jason Moran, Dave Douglas, Chris Potter, Billy Hart, Carla Bley Big Band, Ray Anderson, Curtis Fowlkes, Jim Black, Bob Dorough, Joachim Kuhn ve Matthieu Michel bulunuyor.

Talmor ile Konitz’e The Spring String Quartet eşilk edecek. Christian Wirth (keman), Marcus Wall (keman), Julian Gillesberger (viyola) ve Stephan Punderlitschek (çello)’dan oluşan bu yaylı topluluğu, birçok farklı proje içerisinde yer almış; özellikle tarz önemsemeksizin, jazz’dan popüler müziğe, klasik müzikten dans müziklerine kadar birçok farklı platformda yer almışlar. Avusturya kökenli topluluğun Talmor ile Konitz’le birlikte çalmasından ortaya son derece ilginç bir proje çıkacağını tahmin ediyoruz. Özellikle emprovizasyon konusunda son derece başarılı olan Talmor ile Konitz’in uyumunun etkisinin Spring String Quartet’e yansımasıyla birlikte, özellikle entonasyon bakımından ilginç bir yapı ortaya çıkacaktır muhtemelen.

 

  

 

 

JOAO BOSCO & GONZALO RUBALCABA GROUP

2000 yılında Ilhabela Summer Festival’de ilk kez bir arada çalma fırsatını yakalayan Kübalı piyanist Gonzalo Rubalcaba ve Brezilyalı gitarist Joao Bosco, 6 yıldır aralıklı olarak birlikte konserler vermekte ve çalışmalarını sürdürmekteler. Ilhabela Summer Festival’de seyircinin coşkuyla karşıladığı bu ikili, ondan sonraki yıllarda Brezilya’da geniş kapsamlı bir turneye çıktı. Müziğe iki farklı yaklaşımın bir araya gelmesiyle ortak bir oluşumun gerçekleşmesiyle birlikte, Küba jazz’ıyla, çağdaş Brezilya müziğinin yansımalarının olduğu coşkulu bir birleşim gerçekleşti.

1946 yılında Brezilya’da dünyaya gelen Bosco’nun müzikle ilk tanışması kilisede oldu; 12 yaşında ise ilk rock grubunu kurdu. 16 yaşında Technical School of Metallurgy’de teknik dersler almaya başlayan müzisyen, 1972 yılında inşaat mühendisi olarak Ouro Preto Üniversitesi’nden mezun oldu. Bosco’nun yaşamı, 1967 yılında Vinicius de Moraes ile tanışmasıyla birlikte değişti. Bu büyük şairle birlikte şarkı yazması, onun müzik yaşamı için çok büyük bir başlangıç oldu. Daha sonra kendi başına müzik yaşamında adımları atarken, Moraes ile birlikte yazdığı şarkıları hatırladığını belirtir Bosco. 1972 yılında bir gazetenin hazırladığı single albümün bir tarafında yer alma fırsatı bulur Bosco. Diğer tarafında büyük müzisyen Tom Jobim vardır. İşte bu single ile birlikte yıldızı parlayan müzisyen aynı yıl Elis Regina ile birlikte Bala com Bala adlı albümü kaydetti. Bu albüm de, aynı Tom Jobim’le paylaştıkları single gibi, Bosco’nun ününe ün kattı ve bir sonraki sene Bosco, Rio de Janeiro’ya taşınarak müzik yaşamını burada devam ettirmeye karar verdi. 1973 yılından itibaren, Brezilya içinde olduğu kadar, Brezilya dışından birçok müzisyenle çalan Bosco’ya uluslararası festivallerden gelen teklifler üzerine Bosco, ülkesinin dışına açılarak uluslararası bir müzisyen oldu. 2006 yılı itibariyle altmışıncı yaşına basan Bosco’nun müzik yaşamı, otuz yıldan uzun bir süredir devam ediyor; şimdiye kadar on beşin üzerinde albüme imzasını attı. Bosco, söz yazarı, besteci, solist ve gitarist olarak müziğin icrasına ve üretimine komple katkıda bulundu.

Rubalcaba ise, günümüzdeki en büyük Latin jazz sanatçılarından biri. Kübalı piyanist, 1963 yılında Havana’da doğdu. Ailesinin müzik geçmişinden ötürü, müzik eğitimine küçük yaşta başlayan Rubalcaba’nın en ilk öğretmeni babası Guillermo Rubalcaba oldu. Ailenin müzik kültürünün zengin olmasının başka bir katkısı da, daha çok küçük yaşlardan itibaren Gonzalo’nn, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki jazz müzisyenlerinin albümlerini dinleme fırsatını edinmiş olmasıydı. 9 yaşında Manuel Surnell Konservatuarı’nda çalışmalara başlayan Rubalcaba, 1983 yılında Havana Güzel Sanatlar Enstitüsü’nden mezun olana kadar müzik eğitimine aralıksız devam etti. 1980’de, 17 yaşında ilk turnesine Orquesta Aragon ile birlikte çıkan müzisyen, 1985 yılında, 22 yaşındayken North Sea Jazz Festival ve Berlin Jazz Festivali’ne kendi topluluğuyla katıldı. 1990 yılında Charlie Haden ve Paul Motian’la birlikte Montreux Jazz Festivali’nde sahne alan müzisyen, kayıtlarına daha çok küçük yaşlardan itibaren başlamıştı. O yıldan itibaren birçok farklı projede yer almasının yanı sıra, kendi önderliğinde de birçok albüm kaydı gerçekleştirdi.

Rubalcaba’yı Chick Corea’yla yaptığı düet ile birlikte ve Charlie Haden’la gerçekleştirdikleri Land of the Sun projesi çerçevesinde geçtiğimiz İstanbul Jazz Festivali’nde canlı izleme şansını bulmuştum. Kayıtlarında olduğu gibi, canlı performansında da, piyanoyu çok yumuşak kullandığını izleme imkanını buldum. Ayrıca, özellikle melodik anlayışı çok güçlü Rubalcaba’nın. Hem Latin köklerinin, hem de Avrupa ve Amerikan müziğinin üslubunu yansıttığı doğaçlamalarında olduğu kadar, yüksek tempo eserlerdeki dinamizmi de mutlaka dikkat edilmesi gereken müzikal özellikleri arasında geliyor Rubalcaba’nın.

Rubalcaba’ya ve Bosco’ya, İstanbul’daki konserlerinde gitarda Nelson Faria, basta Ney Conceiçao, davulda ise Kiko Freitas eşlik edecek.

 

Günümüz modern caz dünyasının en önemli ve yetenekli dörtlüsü ile festival takipçilerini tutku ve heyecan dolu bir müzik serüvenine çıkaracak,  caz standartları ve geleneksel teknikler arasında ustalıkla dolaşırken neredeyse bir ip cambazının yaşattığı dinmeyen heyecanı izleyicilerine yaşatacak olan Lee Konitz – Ohad Talmor String Project’in konseri ise, Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda 12 Ekim’de gerçekleşecek.

 

RICHARD GALLIANO SEPTET

“PIAZOLLA FOREVER”

Astor Piazolla, Arjantin tangosunu yirminci yüzyıla tekrardan uyarlayan, özellikle yirminci yüzyılın ikinci yarısında Arjantin tangosunun yeniden doğuşunu başlatan çok önemli bir müzisyen. Tangonun kökleriyle, çağdaş klasik müzik ve jazz’ın ortak noktalarını bulan ve bu sayede, çok dikkat çekici eserler üreten Piazolla, yeni tangonun babası. Richard Galliano ise, tangoyu jazz’la birleştiren, hem geleneksel tango yorumlamasına, hem de jazzda akordeon ve bandoneon kullanımına yeni bir yorum getiren önemli bir sanatçı. Galliano ve topluluğu, 2003 yılında ortaya çıkan “Piazolla Forever” turnesi kapsamında İstanbul’a konuk olacak.

Nice’te doğan Galliano, aslen İtalyan kökenli. Babası Lucien Galliano’nun teşvikiyle 4 yaşında akordeonu ilk kez eline alan ve o yaştan itibaren hiç bırakmayan müzisyen, 14 yaşında ilk kez jazz dinlemeye başlamış. Bu yaşa kadar, genellikle klasik müzik üzerine yoğunlaşan bir eğitim alan; aynı zamanda kompozisyon ve düzenleme konusunda da dersler alan Galliano’nun müzik anlayışı, jazz ile tanıştıktan sonra tamamen değişmiş. Gençlik yıllarında, Fransa’da geleneksel akordeon sanatçılarının albümleri bütün piyasayı domine etmişken, Galliano büyük bir istek ve hevesle yeni jazz albümleri araştırıyor, eline geçen her jazz albümünü defalarca dinliyormuş.

 

 

Galliano’nun müzik yaşamında en önemli dönüm noktalarından biri de, Piazolla ile tanışması olmuş. Galliano, Paris’e taşınıp, orada kendi müziğini ararken, Astor Piazolla, ona şu öğütü vermiş: “Jazz akordeoncusu olarak imajın çok fazla Amerikanlaşmış. Bu hiç de iyi değil. Kendi Fransız kökenini tekrardan keşfetmelisin. Benim Yeni Tango’yu ortaya çıkardığım gibi, sen de Yeni Musette’i oluşturmalısın.”

Galliano, o günden itibaren yeni arayışlar içinde olmuş hep. Piazolla, zamanla onu müzikal arayışında yönlendirmiş, ona yol göstermiş ve yardımcı olmuş. Bu arayışın sonunda ise Galliano, son derece orijinal bir üslup geliştirdi, bu üslubu ile orkestra şefliği yaptı, swing, tango, Fransız valsleri kokan, Bill Evans’tan, hatta Keith Jarrett’tan esinlenen, melodik zenginliği olan bir üslup geliştirirken, Fransız kökenleri ve jazz’ın en has halinin bir araya getiriyordu.

Galliano, güçlü besteciliği ve kompozitörlüğünün yanı sıra, çok iyi bir akordeon sanatçısı. Çok gelişmiş bir tekniğe sahip olan müzisyen, şimdiye kadar Antibes, Montreux, Vienna, San Francisco, North Sea, Melbourne, Umbria Jazz ve Tokyo gibi uluslararası festivallerde sahne aldı. Galliano, ayrıca Charlie Haden, George Mraz, Al Foster, Juliette Greco, Charles Aznavour, Ron Carter, Chet Baker, Enrico Rava, Martial Solal, Miroslav Vitous, Trilok Gurtu, Jan Garbarek, Michel Petrucciani, Michel Portal, Toots Thielemans ve Joe Zawinul gibi müzisyenlerle çaldı.

 

 

“Piazolla Forever” projesiyle Astor Piazolla’nın eserlerini yeniden yorumlayan Galliano’ya, İstanbul’daki konserde kemanda Alexis Cardenas ve Sebastien Surel, viyolada Jean Marc Apap, çelloda Eric Picard, kontrbasta Stephane Logerot ve piyanoda Herve Sellin eşlik edecek.

 

WADADA LEO SMITH &

SÜLEYMAN ERGUNER: TABLIGH

 

 

In the gardens of the heart and soul, music for double ensembles

Wadada Leo Smith, yaklaşık 30 yıldır müzik dünyasının içinde. Hem önemli bir trompet virtüözü, hem de trompetten başka birçok enstrümanı da ustalıkla kullanabiliyor. Jazz’ın yanı sıra, dünya müziği ve etnik müzik konusunda da çalışmaları olan müzisyen, şimdiye kadar Afrika, Japonya, Endonezya, Avrupa ve Amerika’da müzikal araştırmalar ve çalışmalar gerçekleştirdi. Bu çalışmaların sonucunda müziğine yansıttığı özellikler, kendi müziğini daha da derin bir hale getiriyor. Özellikle Sufi müziği hakkında araştırma yapan Smith, 2005 yılında ilk kez bu müzikle bağlantısını içeren bir konser verdi. Türk, Fas ve İran Sufi müziğinin ortak yönlerini ve farklılıklarını yaptığı incelemeler sonucunda ortaya çıkaran Smith, kendi projesiyle yerel müzisyenlere de yeni bakış açıları sunmayı başardı.

Tam adıyla, Ishmael Wadada Leo Smith, Mississippi’de doğdu, gençlik yıllarında müzikle okul bandosu aracılığıyla tanıştı. Daha sonra Askeri Bando’da bir sene çalan Smith, Sherwood School of Music ve Wesleyan University’de eğitim gördü. Bir süre sonra müzikle sadece performans ve beste anlamında ilişkisinin yetmediğini hisseden sanatçı, araştırmalarına ağırlık verdi ve özellikle müzik felsefesi ve çeşitli kültürlerin müzikle olan ilişkileri hakkında araştırmalar yaptı. Uzun yıllar boyunca farklı okullarda eğitmenlik yapan Smith, şu anda California Güzel Sanatlar Enstitüsü’nde eğitmenlik yapmaktadır. Smith, şimdiye dek Muhal Richard Abrams, Anthony Braxton, Leroy Jenkins, Roscoe Mitchell, Lester Bowie, Richard Teitelbaum, Joseph Jarman, George Lewis, Cecil Taylor, Andrew Cyrill, Oliver Lake, Anthony

 

 

Davis, Carla Bley, David Murray, Don Cherry, Jeanne Lee, Milton Campbell, Henry Brant, Richard Davis, Tadao Sawai, Ed Blackwell, Misja Mengelberg, Marion Brown, Charlie Haden, Tom Buckner ve Jack Dejohnette gibi müzisyenlerle birlikte çaldı.

Smith, Tabligh projesini daha önce başka müzisyenlerle icra etmişti. İlk kez Süleyman Ergüner’le birlikte çalacak olan Smith, Ergüner’le konserden önce ancak birkaç kez prova yapma imkanı bulacak. Smith’e ve Ergüner’e bu projede gitarda Woody Aplanalp, basta John Lindberg, davul ve perküsyonda Famoudou Don Moye ve Mert Nar, kanunda ise Ahmet Baran eşlik edecek.

 

Günümüz müzik dünyasında akordeonu hala ilgi çeken bir enstrüman olarak yaşatmayı başaran, Astor Piazzolla’yı en iyi yorumlayan Richard Galliano,

13 Ekim’de Cemal Reşit Rey’de sahne alacak.

Fotoğraf: Murad Şekerli (2001)

 

THE LOU DONALDSON QUARTET

featuring DR. LONNIE SMITH

Hard bop, soul ve jazz’ın en önemli isimlerinden alto saksofon virtüözü Lou Donaldson ve 2003, 2004 ve 2005 yıllarında Jazz Journalist Association ödülünü keyboard kategorisinde kimseye kaptırmayan Dr. Lonnie Smith Akbank 16. Jazz Festivali’ne konuk oluyor. Lou Donaldson ile Dr. Lonnie Smith’in bir araya gelmesi 1967 yılına rastlar. 1967’de Alligator Boogaloo adlı albümü kaydeden ikili, o yıldan beri çeşitli aralıklarla birlikte çaldılar. Bu ikilinin dinamik performansının İstanbullu jazz severleri epey heyecanlandıracağını tahmin ediyoruz.

1926 yılında doğan Donaldson, Charlie Parker’ın alto hâkimiyetinin değişmesini sağlayan müzisyenlerden biriydi. Charlie Parker ekolünden gelen ve daha sonra tamamen kendi tarzını yaratan Donaldson ise, çarpıcı güçlü ve yenilikçi tekniği ile dikkatleri üzerine çekti. Özellikle 1950’lerin ortalarında hard bop hareketi içerisinde, blues tabanlı, enerjik bir üslupla yeni altocular için değişik bir yol açtı. 15 yaşına kadar klarnet çalan Donaldson, 1952’de New York’a taşınana kadar, Donanma Bandosu’nda alto çaldı. Milt Jackson beşlisiyle Blue Note şirketinden ilk kaydını yapan Donaldson, o zamanlar sadece 25 yaşındaydı. 50 yılı aşkın bir kariyere sahip olan Donaldson, 1950’lerde Milt Jackson ve Thelonious Monk’la yaptığı kayıtlarla jazz sahnesinde önemli bir yer edindi. Sonra Horace Silver, Gene Ramley ve Art Taylor’la çalan Donaldson, daha sonra Clifford Brown, Art Blakey, Tommy Potter gibi müzisyenlerle çaldı; özellikle The Jazz Messengers topluluğunun en parlak dönemlerinde topluluğa dahildi. Hard bop dönemlerinde ise, Donald Byrd, Sonny Clark, Horace Parlan, Wayne Shorter ve Grant Green gibi müzisyenlerle birlikte projelere katıldı.

 

 

DownBeat tarafından sayısız kez yılın en iyileri arasında gösterilen Lonnie Smith, bugüne kadar King Curtis, Blue Mitchell ve Joe Lovani gibi çok sayıda isimle çalışmalar yaparken Gladys Knight, Dionne Warwick ve Etta James gibi efsanelerle de aynı sahneyi paylaştı. Hammond B-3’ün efsanevi yorumcularından olan sanatçı, enstrümanını hem “canavar”, hem de “hayatımın aşkı” olarak tanımlıyor. Şimdiye kadar 70’in üzerinde kayıt yapan müzisyen, her zaman için yeni ve orijinal kalmaya çalışıyor.

New York, Buffalo’da doğan Smith, müzik dolu bir atmosferde büyümüş. Özellikle geniş aile çevresi içerisinde her zaman için birilerinin şarkı söylemesi ve neşeli bir ortamda yaşaması, onun müzik ruhuna katkıda bulunmuş. 16 yaşında bir topluluğa şarkıcı olarak katılan Smith, bu sıralarda hep bir enstrüman çalmak istermiş. O sıralarda Hammond B-3’le tanışan Smith, müzik okumayı bilmediğinden dolayı sadece kulaktan çalarak harikalar yaratmaya başlamış. Bu sıralarda birçok farklı müzisyenin dikkatini çeken müzisyen, böyle zorlu bir müzik başlangıcının ardından çok kısa zamanda kendini göstermeyi başarmış. Kısa bir süre içerisinde nota okumayı da öğrenen Smith, hem kendi bestelerini kağıda dökmeyi, hem de kendi çağdaşlarının bestelerini Hammond B-3’le harika bir şekilde yorumlamayı başarmış.

İstanbul’da Akbank 16. Jazz Festivali kapsamında gerçekleşecek olan konserde de, Donaldson ile Smith’in birbirlerine olan uyumun her zamanki gibi çok yüksek seviyede olacağını tahmin ediyoruz. Onlara, gitarda Randy Johnston ve davulda Fukushi Tainaka eşlik edecek.

Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda ve Babylon’da gerçekleşecek olan konserlerden bahsettikten sonra, biraz da Akbank 16. Jazz Festivali’nin farklı mekanlarında ağırlayacağı diğer konserlere bakalım.

 

 

Yeni Melek Gösteri Merkezi’nde 7 Ekim Cumartesi akşamı, coşkulu bir parti gerçekleşecek. Bu partide, önce Psapp topluluğu, sonra da King Britt sahne alacak. Özellikle elektronik müzik eşliğinde dans etmeyi sevenlerin ilgisini çekeceği düşünülen bu gecede sahne alacak müzisyenlerden biz de kısaca bahsedelim.

 

PSAPP

Amerikan televizyon tarihinin en popüler dizilerinden biri olan Grey’s Anatomy’de yer alan parçaları Cosy in the Rocket ile büyük bir üne kavuşan elektro-akustik topluluk Psapp, ayrıca Volkswagen reklamlarına ve The O.C. ile Nip/Tuck’ın tema şarkılarıyla dikkatleri çekti. Yaptıkları çalışmalar, hem kendi kendine dinlenilebilir, hem de arka plan müziği olarak kullanılabilir olduğundan ötürü, özellikle dizi ve reklam filmleri için oluşturdukları eserler, özellikle birçok müzikseverin dikkatini çekti. Topluluk, 2002 yılından itibaren yavaş yavaş Duke Ellington'dan Tom Waits'a kadar uzanan birçok isimden etkilenmiş olarak hazırladıkları demolarını plak şirketlerine göndermeye başladılar. Melodic tarafından 2003 yılında yayınlanan Do Something Wrong adlı albümde yer alan ilk single’ları Difficult Key hem eleştirmenlerden hem de dinleyicilerden tam not aldı.

 

 

KING BRITT presents NOVA DREAM

SEQUENCE “LIVE”

Deep-house, hip-hop, broken beat, nu-jazz, funk ve afro-tech türlerinin ünlü DJ ve prodüktörü King Britt, festival kapsamında Nova Dream Sequence Live projesiyle dans tutkunlarını çağırıyor. Profesyonel DJ’lik hayatına 90’lı yılların başında Grammy ödüllü Digable Planets’da başlayan King Britt, Kafka etkileşimli şarkı sözleri ve skat style jazz füzyonlarıyla modern hip hop’ın kaderini değiştiren isimlerden biri oldu. Britt, daha sonra yolculuğuna house müzik ekseninde ve solo olarak devam etti. Britt’in en büyük başarısı, 80’li yılların dans müziğini, 2000’li yılların teknolojisiyle birleştirerek, dinleyicilerine hem eski yılları hatırlatması hem de bu nostaljik hissi eğlenceyle bağdaştırmasıyla oldu.

Akbank Sanat Merkezi’nde ise, Türk müzisyenlerin performanslarını izleyeceğiz.

 

UZEL AMETIST KLARNET BEŞLİSİ

 

 

Uzel Ametist Klarnet Beşlisi İstanbul Üniversitesi Devlet  Konservatuarı  klarnet  sınıfı  öğrencileri  tarafından  1996’da kurulan ve klarnet için yazılmış oda müziği repertuarını tanıtmayı amaçlayarak çalışmalarına başladı. Topluluk, yetenekli gençlerden oluşuyor. Hande Sarıç, Gürhan Eteke, Yasemin Salman, Özlem Kolat ve Öykü Karadağ’dan oluşan Ametist Klarnet Beşlisi, 2000 yılında Anaçev’in düzenlediği Genç yorumcular Oda Müziği Yarışması’nda üçüncü oldu. Sadece Türkiye sahnelerinde değil, yurtdışında da konser verme fırsatını yakalayan topluluk, şimdiye kadar Pakistan, Slovenya, Litvanya, Letonya ve Japonya’da izleyici karşısına çıktı. Akbank Jazz Festivali kapsamında gerçekleşecek olan konserde, topluluğa piyanoda İris Şentürkler, klavyede Baki Duyarlar, kontrbasta ise Erdal Akyol eşlik edecek.

 

CANDY AND MILKSHAKE

 

 

Cengiz Baysal, Akbank Jazz Festivali’ne Candy and Milkshake adlı projesiyle katılıyor. Bugüne kadar Ron Affif, Kerem Görsev, Aydın Esen, Mercan   Dede , Okay Temiz, İlhan Erşahin, Emin Fındıkoğlu,Tuna Ötenel, Nguyen Le, Dave Samuels, Eve Cornelius, Chip Crafword,   Audio Fact, Ali Perret, Tiger Okoshi, İmer Demirer gibi isimlerle çalışan Baysal, Candy and Milkshake albümünü geçtiğimiz mayıs ayında yayınladı. Sibel Gürsoy (v), Serkan Özyılmaz (p), İlker Özalp (b) ve Cengiz Baysal’dan oluşan topluluğun konserini Akbank Sanat Merkezi’nde izleyeceğiz.

 

 

YURDAL ÇAĞLAR TRIO

 

 

Yurdal Çağlar, geçtiğimiz yıllarda Ela Kori Mu topluluğuyla İstanbul Jazz Festivali Genç Jazz Etkinliği, Uluslararası Afyon Jazz Festivali, Eskişehir Amatör Jazz Festivali gibi etkinliklerde sahne aldı. Özellikle çağdaş bir müzik anlayışı benimseyen genç gitarist, ülkemizin önde gelen müzisyenlerinin desteği ile çalışmalarını geliştiren grup, hedeflediği müziği gerçekleştirme yolunda ödün vermeden ilerliyor. Genellikle funk ve drum’n bass gibi türlere de kayan eserlerde doğaçlamalar genellikle dikkat çekiyor. Yurdal Çağlar’a daha önce İstanbul Jazz Festivali’nin Genç Jazz Etkinliği’nden de tanıdığımız Engin Cengizkan (d) ve Murat Çopur (b) eşlik edecek.

 

 

ATMOSFER

Jazz-fusion üçlüsü Atmosfer yaklaşık 15 yıllık bir aradan sonra yine bir arada.Türk jazz, jazz-füzyon ve modern jazz müziğine önemli katkıları olan grup 80’lerin sonunda kuruldu. Yayınlanmış bir albümleri olmamasına rağmen, jazz-rock fusion sevenlerin ilgiyle izlediği Atmosfer, 1989'daki Erkin Koray'la aynı sahneyi paylaştıkları tarihi Moda sineması, Fenerbahçe parkı ve Taksim Meydanı’nda gerçekleştirdikleri konserlerde büyük ilgi çekmişlerdi. Atmosfer 2005 yılında gitar, gitar synth, perdesiz gitar ve tar çalan Mustafa Dönmez tarafından yeniden oluşturuldu; Dönmez’e bas gitar, perdesiz bas ve tuşlu çalgılarda Sertaç Tunguç, vurmalı çalgılarda ise Bilge Candan eşlik edecek.

 

ISLAK KÖPEK

Müziklerinde temel olarak belli bir tarz ya da disipline bağlı kalmayan Islak Köpek, her biri farklı geçmiş ve birikime sahip elemanlarının deneyimleriyle ortaya çıkan bir zenginliği benimsiyor. Topluluk, çalışmalarına 2005 yılında başladı. Doğaçlamaya ağırlık veren bir müzik anlayışı taşıyan Islak Köpek, bugüne kadar Teoman Madra, Pascal Lesport, Talin Büyükkürkçiyan, Le Quan Ninh, Kirstie Simson ve Yanael Plumet ile birlikte çalışmalar gerçekleştirdi. Toplulukta elektrik gitarda Servet Akıncı ve Dirk Stromberg, tenor saksofonda ve klarnette Volkan Terzioğlu, tenor saksofonda Robert Reigle, bilgisayar, cracklebox ve elektronik seslerde Korhan Erel, ve yine bilgisayar, vurmalılar ve elektronik seslerde Volkan Ergen oluşturuyor. Özellikle elektronik altyapının ve süslemelerin dinlenmesiyle, müziğin diğer bir boyutu ortaya çıkıyor.

Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


64687 - unknown - 38.107.179.238