Diana
Krall konseri...
Bu yıl İstanbul Jazz Festivalindeki Diana
Krall konseri sanatçının İstanbul'daki 3. ya da 4.konseriydi. Benim ise ikinci
canlı dinleyişimdi. İlki, 1997 yılında, Russell Malone ve Neil Caine eşliğinde,
Cemal Reşit Rey'deki konserdi. Diğeri de bu yılki muhteşem konser…

Jazz Dergisi’ne bu yazıyı göndermemdeki amaç
ise basında yer alan Diana Krall yazılarına karşı söylemek istediğim bir kaç
söz nedeniyledir. Diana Krall 'un jazz piyanistliği ya da vokal yorumu tabii ki
tartışılabilir ama jazz’ı basitleştirdiğine kesinlikle katılmıyorum. Bir jazz
dinleyicisi ve takipçisi olarak bu konserden beklentim, çılgınca eğlenmek ya da
yalnızca keyifli bir yaz akşamı geçirmek değildi. Beni heyecanlandıran, Diana
Krall'un, Paris konserindeki ekiple sahne alacak olmasıydı. Basta John
Clayton, davulda Jeff Hamilton ve gitarda Anthony Wilson zaten dünya çapında
yorumcular. Bir araya gelmeleri ise başlı başına bir şölen. Anthony Wilson'ın
soloları yine tüyler ürpeticiydi. John Clayton ve Jeff Hamilton ikilisi ise,
her zamanki gibi abartısız ama çok sağlam bir altyapı ve doyumsuz bir swing
dokusu sundular. Bu dokunun üzerine, Diana Krall'un kişisel aranjmanları
eşliğindeki lezzetli katılımı binince, jazz açısından son derece keyifli bir
konserdi.
Gelelim eleştirilere. Konser ertesinde gerek
basında gerek TV'de çıkan, konser sönükmüş, ruhsuzmuş, seyirciyi coşturamamış
gibi eleştiriler beni hayrete ve ciddi endişelere düşürdü. Özellikle Sabah
gazetesi köşe yazarlarından Emre Aköz'ün yorumlarını çok ilginç bulduğumu
belirtmek istiyorum. Sayın Aköz, Krall'ın seyirciye arkasını döndüğünü yazmış.
Sanırım kendisi ilk kez bir Diana Krall konseri izlemiş. Zira Krall tüm
konserlerinde böyle oturuyor. Konserin 'çoşku' kısmına gelince, bu bir pop ya
da salsa konseri değildi. Eleştirenler, konserin görüntü kısmıyla değil de
müzikal kısmıyla ilgilenebilselerdi, bireysel ve kitlesel çoşkunun ne denli
yüksek olduğunun belki farkına varabilirlerdi.
Özetlemek gerekirse, Diana Krall ve ekibi her
zamanki üstün performanslarını sergilediler. Medya, Istanbul Jazz Festivali'nde
yer alan müzisyenlerin, seyircilerin yüzde kaçını coşturduğu gibi tuhaf bir
istatistik peşindeyse, buna söyleyecek bir sözüm olamaz. Ama eğer amaç, konseri
izleyememiş jazz severleri bilgilendirmekse (ki medyanın görevi bana göre
budur), bu görevin konuyu yeterince sindirmiş ve dersini iyi çalışmış kişiler
tarafından ele alınmasında yarar görüyorum.