Paris’ten
Mektup

Aslında başlığı “Paris’in Talihsizliği mi?”
diye koymayı düşünmüştüm. Sonra dedim ki, “Hangi talihsizlik” Paris daha
doğrusu Paris adına, Fransa adına ayrımcılık, - hadi kibar kalalım - işgüzarlık
yapan yetkililer, polis veya devlet memurları, böyle giderse asırlar boyu (250
yıldır) “Biz ağırlayan, göç kabul eden, şöyle hoşgörülü, böyle ileri görüşlü
dünya ülkesiyiz”, diye övünmüş Fransa’yı kültürü ıssız, beyni sığ, gönlü kuru
bir topluma döndürecekler. Böyle giderse Avrupa Birliği bile onu
kurtaramayacak. Niçin mi diyeceksiniz?
7 Ağustos Pazartesi akşamı saat 23 sularında
ılık, sakin, kadife sarması bir Paris gecesinde hem akşam yürüyüşümüzü yapıyor,
hem de kulaklıkla France Inter radyosundan (TRT 1’in Fransız eşiti) “Jazz In
Marciac” festivalinin naklen yayınında basçı Richard Bona’nın konserini
dinliyorduk. Cumartesi ve Pazar hariç her akşam saat 22’den itibaren ‘gariban
cazoman’ları teselli etmeyi görev bilen bu kamu kuruluşu, sağolsun, güneyin
güzelim köyüne gitmeden jazz’ı kulağımıza getiriyordu. 21.30’da başlaması
gereken konserler hep 22’ye sarkınca saniye kaçırmadan dinleme olanağı da
doğuyordu. Artı, bir sonraki sanatçı, gece yarısı konserinin konuğu, jazz’ın
(hani şu kendini pop yıldızı sanıp piyano paralayan ‘croonercı’ çömez) arsız
yeni yetmelerinden Jamie Cullum olunca aradaki uzun boşluğu radyonun animatörü,
son yıllarda en sevip saydığımız jazz ve müzik programları (radyo, radyo,
radyo...) hazırlayıcı ve sunucusu Julien Delli Fiori dolduruyordu. Bona bir
gece önce, 6 Ağustos’ta jazz akordeonu ustası (sizlerinde yakından tanıdığı)
Richard Galliano’nun ‘açık çek’ verdiği konukları arasında yer almıştı. Baba
sunucu Julien, ‘Jamie’yi Beklerken’ hem bir akşam önceki konserden alıntılar
veriyor, hem de Kamerunlu sanatçı Bona’yla ilgili hoş (olmayan da) ayrıntılar
aktarıyordu: “Richard 1995’in karanlık bir bahar gününde, Paris Emniyet
müdürlüğü Göçmenler dairesinde Fransa’da oturma iznini uzatmak için ‘işgüzar’
(Yine kibar sıfat kullanıyoruz.) bir memurun önüne dikilir. Richard 6 yıldır
Paris’te yaşamaktadır. Joe Zawinul, Michael Brecker gibi dünya devleri, Didier
Lockwood, Marc Ducret gibi Fransız büyükleri, Manu Dibango, Salif Keita gibi
Afrika efsaneleriyle çalmış, çalışmıştır. Polis memuru, ‘Ne iş yapıyorsun,
diye sorar. ‘Jazz müzisyeniyim, bas gitar çalıyorum’, şeklinde cevaplar
Richard. ‘Fransa’da 1096 (Rakam Julien’den mi yoksa memur gerçekten mi
Richard’a söylemiş, yoklama olanağımız mafiş..!) bas gitaristi işsiz, git
kendine başka yerde iş bul’, der ukalaca adam. Richard, hakkında övgü dolu
yazılar çıkmış, ‘Radio France Internationale 1995’in Yeteneği’ ödülünü filan
kazanmıştır, müziğin devleri bu genç Afrikalı sanatçının yolunu gözlemekte,
işbirliği fırsatı yaratmağa çalışmaktadırlar... ”Irkçı bozuntusunun umurunda
mı? Richard Bona çeker gider New York’a. Gidiş o gidiş. O şimdi artık
‘Uluslararası’ müzisyendir. Nerede 50 yıl önce Miles’ı bağrına basmasını bilen
Paris” Vah Paris’in talihine vah..!

Julien’den Bona’nın hikayesinin bir ucunu
duyunca, gerisini merak ettik. Araştırdık... Richard Bona 1967’de Orta Batı
Afrika ülkesi Kamerun’un Minta isimli bir köyünde doğar. Ailesi yoksul ancak
müzik zenginidir. Vurmalılar çalan dede, küçük Richard’ın annesi ve 4 ablası
gibi şarkı da söyler. Ufaklık daha 5 yaşında köyün kilisesinde konser verir.
Kendi imal ettiği enstrümanları çalar. Bisiklet fren tellerinden 12 telli gitar
yapar. Seyrettiği her müzik aletini çalmayı başardığını fark ettiği an, köyüne
en yakın kent Douala’da hayatını kazanan babasının yanına gider. 11 yaşında çalgıcı
olarak iş bulur. Çalıştığı gece kulübü patronunun zengin plak koleksiyonunda
dinlediği Jaco Pastorius’a (1951-1987) vurulur. Jaco’nun “Portrait of
Tracy”inden sonra kararını vermiştir. Bundan böyle bas gitar çalacaktır. 22
yaşında, kendini bir süre ‘parçası’ sandığı Paris’e avdet edecektir. Neyseki
müzik çevreleri onu hayatında ilk defa gördüğü karlı Paris kadar soğuk
karşılamaz. Adı profesyoneller arasında çoktan duyulmuş ‘harika çocuğu’
bağırlarına basarlar. Ne yazık ki bir ‘işgüzar’ memur 1999’da bu ‘hazine’yi
elinin tersiyle iter. Onun da pek umurundadır sanki... Richard yeni kıtaya
göçer. New York’a yerleştikten bir kaç ay sonra ilk albümünü çıkartır. “Scenes
of my life”, sanatçının 4 yaşında eline aldığı “balafon”dan (ksilofona
benzeyen, aslen Gineli olan bir cins klavyeli enstrüman), Paris serüveni dahil
New York’a, örneğin Harry Belafonte gibi bir üstadın müzik direktörlüğüne
uzanan müzikli bir hayat hikayesidir. Arkası kendiliğinden gelir. Richard Bona
bugün lideri olduğu 4 ve Bobby McFerrin, Eric Le Lann, George Benson, Jacky
Terrason, Larry Coryell, Mike Stern, Pat Metheny, Randy Brecker, Regina Carter,
Wynton Marsalis ve tabii ki can dostu Joe Zawinul gibi isimlerle yaptığı 25
albümün dışında konserlerin, festivallerin, müzik programlarının aranan
referansı haline gelmiştir. Milli (!) zenginliğini yüceltebilmek için, ‘asil
kan’a olanak, altyapı sağlamak yerine Futbolcu, Atlet ithal eden zihniyetlere
sorulur, “Talih kuşu Paris’in başına konmadıysa suç kimin?” Bravo sana
Kamerunlu fakir çocuk ! Talihini yaratan, yeteneğin ve azminle bizzat
kendindin…


FESTİVALLERDEN:
Coleman/Villette, Bridgewater/Touraine,
Diagonal/Grands Formats, Crawford/Pianofolies...
Yediyüz. Evet, üç ay zarfında tam değilse de
700 civarında müzik festivali geride kalmış. Domates-biber-patlıcan (rahmetli
Barış Manço’ya bir küçük şapka) veya erik-kiraz-şeftali değil sadece... Fransa
Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında içinde en azından binlerce bedava konser
de içeren 700 müzik festivaline sahne oldu. Diğer sanat türleri bu sayıya dahil
değil. Ancak müzik festivali başlığı altında ’ötekiler’e yasak yok. Yani
isteyen Keith Jarrett’e fotoğraf sergisi veya Romanların Buluşması’na konferans
ve film gösterileri de ekleyebilir. Veya tonlarla festival, kültürel faaliyet
programında, çeşni niyetine bir kaç jazz sanatçısı veya müzisyen yer alırsa
onun da adı ne jazz ne de müzik festivali olur. Elmayla armutu karıştırmak
yok...
Örneği mi ? Önümüzdeki üç aylık devrenin en
fıstık buluşmalarından, ilk ağızda rahatlıkla sonbaharın en prestijli festivali
diyebileceğimiz “Jazz à la Villette”ten söz edelim. Biz bu satırları yazarken
son hazırlıkları bitmek üzere olan sahneye önce, 47 yıldır “Öncü Jazz”ın
öncülerinden Ornette Coleman çıkacak. “Free Jazz”ın has babası 76. baharını 10
yıllık bir sessizlikten sonra pırıl-çiçek bir albüm, “Sound Grammar” ile
süsleyen usta, hayranlarına 30 Ağustos’ta alto saksofon ve trompetiyle
seslenecek. Onu 31’nde Mingus Dynasty ve ve Steve Coleman, Charlie Haden, Abbey
Lincoln, Curtis Mayfield, Archie Shepp, vd izleyecek... Müziğin rengi
dikkatinizi çekti mi? Cité de la Musique salonlarında 12 gün sürecek, 50 konser
ve gösterili 2006 buluşmasının başlığı “Black Rebels”... Ama “Kara
İsyan(cı)lar”a katılanlar yalnızca konser dinlemeyecek. 3 tiyatro ve dans gösterisi,
10 film ve 5 açık oturum ve sergiler festivalin ‘teferruatı’ olarak olaya renk
ve keyif katacak. Jazzman dergisi başyazarı Alex Dutilh’in yöneteceği açık
oturumların bir ikisinin başlığını ve onur konuklarını belirtmeden
geçemiyeceğiz: “Muhalefetin sesi ve Abbey Lincoln”, “Kurtuluş: Militan müzik ve
Charlie Haden”, “Konuşulan sözler ve Archie Shepp”... (30 Ağustos – 10 Eylül
2006 / www.jazzalavillette.com)
14-21 Ekim tarihleri arasında düzenlenen,
Parisli jazz severlerin merakla beklediği JVC’nin 10. Paris randevusunu 6
Marsalis biraderin en yaşlısı, Branford (d.1960) başlatacak. Kenny Garrett, Roy
Hargrove’u takiben E.S.T, Donald Brown, Will Calhoun, Ron Carter, Mike Stern
toplulukları ve Elisabeth Kontomanou, Kurt Elling, Rebekka Bakken gibi son
yılların hoş sesleriyle de hasret giderebileceğiz (zaman ve kese
nispetinde)...
Bir ‘diva’, Dee Dee Bridgewater, 7-17 Eylül
arasında “in”li ve off”lu yaşanacak 19. Touraine Jazz festivali, “Jazz en
Touraine”i açacak. Daniel Mill, Kora Jazz, Didier Lockwood, Correy Harris,
Raoul de Suza, René Urtregger vb isimleri ağırlayacak festival Monty Alexander
ile son bulacak. Ancak orjinallik bu “in” programın dışında 20’nin üstünde genç
topluluk ve sanatçının vereceği bedava “off” konserlerde...
(www.jazzentouraine.com)
Sonbahar mevsiminde Güney Fransa’da
festivaller azaldı, diyenlere, ‘Pembe kent’ Toulouse’un jazz bayramı “Jazz sur
son 31”i hatırlatalım. Aralarında Ahmad Jamal, Dee Dee Bridgewater, Eliane
Elias, Joao Bosco, John Surman, Laurent De Wilde, Mina Agossi, Paolo Fresu,
Rabih Abou Khalil, Richard Bona gibi gibi ağır topların olduğu 50’nin üstünde
topluluk 100 civarında konser verecek. İki sürpriz, Ben Harper & The
Innocent Criminals ve medar-ı iftiharımız, Fransa’daki mavi boncuğumuz Senem
Diyici ve Alain Blessing...
(7 – 23 Ekim 2006 / www.jazz31.com )
Bu sezonun en orjinal festivali, yanılmıyorsak
Fransa’da bir ilk, “Festival Grands Formats / Büyük Boy(utlu)lar Festivali”.
Fizik olarak yine Cité de la Musique bünyesinde yer alan Trabendo gösteri salonunda
dört günlük (14-17 Eylül) bayram, pardon jazz konserlerini 12 ayrı ‘Big Band’
verecek. Diagonal, Le Grand Rateau ve Paris Jazz Big Band’la başlayacak şenliği
A Suivre Octet, Caratini Jazz Ensemble ve Tous Dehors toplulukları
noktalıyacaklar. Koşun şenliğe koşun çocuklar ! Bu başka bir neşeli şenlik,
ortalık seyran, bayram yerine dönecek...

MEKANLARDAN:

Lombard’lar sokağı, Avrupalı çingeneler,
Rex’teki Soweto...
Yazın cazibesi insanları gittikçe açık
mekanlarda jazz’a, müziğe, hayata çekerken, sonbaharla klasik (kapalı ve küçük)
mekanlarımız eski rağbetlerine kavuşuyorlar. Paris’in 1. bölgesinin
(arrondissement) en kısa sokaklarından biri belki en kısası biliyorsunuz veya
ilk defa duyuyorsunuz, her neyse aslında Paris’in en büyük jazz sokağıdır. 150
metrelik “rue des Lombards / Lombard’lar sokağı” 4 jazz kulübü, bir o kadar da
‘sürekli müzik olur café-bar’ı barındırır. Altlı-üstlü yerleşik Sunset-Sunside
kardeşler, Duc des Lombard ve Baiser Salé bir müddettir örnek bir reklam
kampanyası yürütüyorlar. Ortak bildiri dağıttıkları gibi müzik dergilerine,
gazetelere ortak ilan veriyorlar. Rekabet değil, akılcı bir dayanışma herkesin
işine geliyor. Hepsi 2006-2007 sezonuna hızlı girdi. Eylül’den şöyle aperitif
tarzı bir seçki sunacak olursak, 1-2 Eylül’de Baiser Salé’de Patrick Artero
Üçlüsü’nün Jacques Brel şarkıları çeşitlemesinden gittiğini görüyoruz. Duc des
Lombards, 21-23 Eylül’de David Malek eşliğinde Baptiste Trotignon Üçlüsü’nü
davet etmiş.
Aldo Romano ve Üçlüsü 6-9 Eylül’de Sunside’da
hem çalıyor, hem şarkı söylüyor.(Sunset’ın 30 ve 31 Ağustos’taki sanatçıları
Ted Curson Sextet ve Alain Jean-Marie Trio’ya vokalde eşlik eden 5 genç
arasında sevgili kardeşlerimiz Evrim Özşuca ve Ferhat Öz varmış. Bu bilgiyi
maalesef biraz gecikmeyle aldık.) 15-16 Eylül’de Sunset’te sahneye çıkanlarsa
Billy Hart “European” Quartet...
Söz Avrupalı’dan açılmışken... Son senelerin
favori mekanlarından Européen / Avrupalı 15-23 Eylül arasında 8 gece (17’si
hariç) Romanlara kucak açmış. “Les Nuits Manouches / Çingene Geceleri”,
Paris’te serin değil soğuk geçen Ağustos gecelerini ısıtmayı hedefliyor olsa
gerek. Son senelerin tüm ateşli Romanları, tekmili birden burada. Debarre,
Beier, Fays, Reinhardt, Loeffler, Schmitt...
Paris’in, Fransa’nın en gösterişli ve güzel
sinema salonlarından Grand Rex özel durumlarda konser salonuna dönüşür. Düzenli
turistik turlarla gezilebilen bu tarihi salon 19 Kasım’da son yıllarda adı
haksızca unutulan Güney Afrikalı sanatçı, korkunç Aparteid günlerinin militan
müzisyeni, ünlü beyaz “Zoulu”’su Johhny Clegg ve Soweto Gospel Choir’u
ağırlıyor...
ÖDÜLLERDEN:
Defense, Avignon ve Europe Tremplin’leri,
Gand ve Montreux
Genç jazz’cılar, Avrupa’da ödüller bollaşıyor.
Sıkın dişinizi, açın gözünüzü! Yetenek ve emeğinizin takdir edilebilmesi için
buralardaki “Tramplenler“i değerlendirmek gerekiyor...
Provence’de kurulu “Academies Culturelles de
Pont Royal” çerçevesinde düzenlenen Avrupa Jazz Okulları Tramplen ödülleri
sahiplerini buldu. En iyi Jazz topluluğu ödülü Tours Jazz okulu öğrencilerinin
Zoot grubuna, En İyi Enstrümancı ödülü de Emergency grubu bateristi Guilhem
Flouzat’ya verildi...
3-4 Ağustos tarihleri arasında düzenlenen
Avignon Avrupa Tramplen ödüllerini Belçikalı saksofon dörtlüsü Saxkartel,
Enstrümancı ödülünü Alman Paragon grubunun bateristi Mirek Pischny, Beste
ödülünü Belçikalı tromboncu Carlo Nardozza ve Halk ödülünü Paragon grubu
kazandılar...
Jazz à Juan Festivali’nin 2006 Enstrümancı
Genç Yetenek armağanı Fransız Géraldine Laurent ve Trio’su Time Out’a giderken,
diğer armağanlara Genç Jazz Vokalcisi olarak Japon Emi Oshima, Gitar için de
Nicolas Meier layık görüldüler...
Bu ödüllerin en prestijlilerinden 1-2
Temmuz’da düzenlenen La Defense Ulusal Jazz yarışmasının galipleri ise şöyle:
En İyi Topluluk Ozma, En İyi Enstrümancı tromboncu Guillaume Nuss (Ozma
topluluğunun üyesi), En İyi Besteci Fransız piyanist Cyril Benhamou...
Montreux Jazz Festivali (İsviçre) Bösendorf
Solo Piyano ödülü Amerikalı ve Fransız Dan Tepfer, Shure Ses ödülü Avustralyalı
Kristin Berardi, Gibson Gitar ödülü Alman Jacob Hertzog isimli genç sanatçılara
verildi...
Gand Genç Yetenekler (Belçika) ödülünü ise
Artet Dörtlüsü kazandı. Grup bir sonraki Blue Note Records Festivali’nde de
konser verecek....

YAYINLARDAN:
Jazz Hayaletleri, Martial Solal defterleri,
Jazz dergileri
“Fantomes du Jazz / Caz Hayaletleri” isimli 22
hikayeden oluşan kitap, yayımcısına göre jazz merkezli hazırlamış ilk hikaye
antolojisi. Jazz’dan ziyade edebiyat uzmanı 20 farklı yazarın jazz ve
yaratıcılarından esinlenerek yazdıkları hikayeleri Alain Pozzuoli derlemiş ve
Les Belles Lettres yayınlarından basılmış... Ancak jazz eleştirmeni ve yazar
Jacques Aboucaya’nın kaleminden çıkmış 12 hikaye içeren “Dernieres nouvelles du
jazz / Jazz’dan Son Haberler - veya – Öyküler” diyebileceğimiz L’Age
d’Homme’dan yayınlanan jazz hikayeleri, uzmanlarına göre çok daha cazip ve
başarılıymış. Bizden aktarması...
Fransa’da eksikliği hissedilen ve uzun
zamandır çıkması beklenen “Cahiers du Jazz / Caz Defterleri”’nin 3. sayısı
nihayet yayınlanmış. Ağırlıklı olarak ünlü Fransız piyanisti Martial Solal’la
ilgili 72 sayfalık bir dosyanın yanı sıra, 150 sayfa Django Reinhardt, Jazz ve
Brezilya, Adorno, Müzikte intihal üzerine yazılar ve kitap tanıtımlarına yer
verilmiş...
Aylık 3 dergimize gelince... Jazz Magazine’nin
Eylül kapağında, avucunda sıkı sıkı bir mikrofon tutan bir yumruk yükseliyor.
“Kara Söz” manşeti, La Villette Festivali’nin ‘teması’, Afro-Amerikalı “Kara
İsyan(cı)lar”ının simgesi oluyor. İçsayfalarda zengin bir dosya var.
Sürmanşetten ise Ornette Coleman’in dönüşü müjdeleniyor.
Kardeş dergi Jazzman de (Jazz Magazine ile
sürekli paslaşıyorlar) kapaktan “Babam Ornette” ifadesiyle, Denardo Coleman ile
yapılan bir söyleşiyi duyuruyor. Ama kapak yıldızı, “Bir Anti-diva Hakkında”
ibaresiyle “Patricia Barber”. Ayrıca dergide Fransa’da gün geçtikçe sevilen bir
başka Amerikalı jazz yorumcusu Madeleine Peyroux’nun portresi ve Big Band’larla
ilgili yararlı bir dosya var.
Düşman kardeş Jazz Hot (Jazz Mag ve Man ile
geleneksel çekişiyorlar) ise kapaktan ön plana çıkarttığı İtalyan trompetçi
Enrico Rava’nın dışında Dave Holland ve Roy Hargrove’la söyleşilere öncelik
vermiş...
Üç dergide de her zaman olduğu gibi zengin
yeni albüm tanıtımları var...
La Villette Festivali’nin
bu yılki sponsorlarından haftalık l’Express dergisinin
24 Ağustos tarihli sayısında da 4 sayfalık bir
Ornette Coleman söyleşisi yayınlandı. Meraklılarına duyurulur...
ALBÜMLERDEN:
Avitabile, Couturier, Pedron, Petrescu,
Schwartz-Bart.
Fransız ve Avrupa jazz’ının yıldızı haklı
olarak parlayan genç isimlerinden, 1971 Lyon doğumlu piyanist besteci Franck
Avitabile son albümü “Short Stories” (Dreyfus) ile başarısının raslantı
olmadığını gösteriyor. 10 yılda adına çıkarttığı 16 albüm (ikisi derleme) onun
yalnızca üretkenliğinin kanıtı değil, yaratmaya olan ihtiyacının da ifadesi...
ECM’in müşkülpesentliğini tüm ‘cazoman’lar çok
iyi bilirler. Alman yapımcı ‘Sessizlikten sonra en güzel şey olan müziğe’
kattıklarıyla şimdiden müzik ve jazz tarihine altın harflerle geçti. İşte
Fransa’dan da ECM’e küçük bir katkı. Bir piyanist daha, François Couturier.
“Nostalghia – Songs for Tarkovsky”. Tam 20 yıl önce, hem de çok erken dünyaya
veda eden Sovyet-Rus sinemacı Andrei Tarkovsky’nin eserleri müzisyenlere hala
nasıl bir ilham ve özlem kaynağı, dinleyin de duyun...
Alto saksofoncu Pierrick Pedron’da anlaşılan
kendini daha iyi kanıtlayabilmek için olsa gerek, son albümünü yani lider
olarak ikinci çalışmasını gidip New York’ta kaydetmiş. Hiçte fena yapmamış.
“Deep in a Dream” (Nocturne) çok lezzetli. Çekinmeden tüketebilirsiniz...
Özellikle Kuzey Avrupa’da çok tanınan Rumen
piyanist Marian Petrescu, İsveçli ortağı, gitarist Andreas Öberg ile hoş
çalışmalar yapmağa devam ediyor. Biz dinlemedik fakat Fransız eleştirmenlere
sorarsanız bu kez en iyisini yapmış: “Body and Soul” (HCRCD). Jazz klasiği
yorumlamak riskli bir iş. Fransızlara beğendirmek ise hepten zor.
Değerlendirmesi ‘cazoman’lardan...
“Ka”, Fransa’nın Deniz Ötesi topraklarından,
Karayip’in rüya adalarından Guadelup’un yerel müzik türlerinden bir tanesine
verilen isim. Daha önce hiç tanımadığımız çok çalgılı, çok yönlü ‘Adalı’
sanatçı Jacques Schwartz-Bart, “Soné Ka-La” (Emarcy/Universal) başlıklı
albümünde inanılması zor bir ahenk, fevkalade bir alaşım tutturmuş. Hani,
genelde ‘melez güzel olur’, denir ya. Doğrudur. Ama bu kez bir başka ‘güzel’
olmuş. Tümüyle yerel ezgiler ve ritimlerden esinlenen özgün bestelere imza ve
bütün vurmalıların yanı sıra tenor – soprano saksofon, flüt, gitar çalıp, şarkı
da söyleyen genç sanatçı hem jazzseverlere, hem de Latin havada dans etmeyi
özleyenlere enfes dakika hatta saatler yaşatmaya namzet... Şapka !
ŞAPKALAR:
Anga, Cugny, Dixon, Harley, Jordan,
Malachi, Maynard ve Trutat ve ve Coltrane...
Charlie Parker’in refakatçisi, 1978’den beri
kendine yaşama mekanı olarak Danimarka’yı seçmiş olan ünlü piyanist Irving
Sidney Duke Jordan 6 Ağustos’ta yaşama Kopenhag’ta veda ettiğinde 84
yaşındaydı. Duke 1922’de New York’ta dünyaya gelmiş ve öncü bebop piyanistlerden
biri kabul edilmişti...
Bir başka dev, 1928 Montreal Kanada doğumlu
trompetçi Walter ‘Maynard’ Ferguson’u da 23 Ağustos’ta yitirdik. 20. yüzyılın
en büyük isimleriyle çalışmış olan Maynard Temmuz ayında New York “Blue Note”
jazz kulübünde konser vermiş ve Japonya turnesinin hazırlıkları içindeydi...
İlk iki isim kadar tanınmamış da olsa, jazz
ailesi geçtiğimiz aylarda büyük kayıplar verdi. Kübalı vurmalılar ustası Miguel
‘Anga’ Diaz - yine - 23 Ağustos günü vefat ettiğinde 45 yaşındaydı. Anga, Buena
Vista Social Club, Afro-cuban All Stars gibi gruplar veya Chucho Valdes, Herbie
Hancock gibi isimlerle çalmıştı...
16 Temmuz’da ölen trompetçi, besteci, yazar,
jazz tarihçi ve eğitimcisi 1949 Princeton (ABD) doğumlu Malachi Thompson bu
sanatın sessiz büyük neferlerindendi... R&B’un öncü piyanistlerinden 26
Temmuz’da Los Angeles’te 77 yaşında kaybettiğimiz Floy Dixon gibi... 31
Temmuz’da 70 yaşında Filadelfiya’da ölen, bilebildiğimiz kadarıyla tarihte
gayda enstrümanını ilk kez jazz’a uyarlayan Rufus Harley özellikle Sonny
Rollins ve Herbie Mann ile kaydettiği albümleriyle tanınırmış...
Hamletli eşsiz saksofoncu, jazz tarihine
‘devrimci’ Shakespeare’imsi klasikler yazmış John Coltrane yaşasaydı önümüzdeki
23 Eylül’de 80 yaşına basacaktı. Kuzey Karolina eyaletinin Hamlet kasabasında
1926’da doğan, bilinen ilk kaydını 1946 gerçekleştiren bu efsanevi sanatçı,
hayata şapka çıkarttığı tarih olan 17 Temmuz 1967’e kadar soran, arayan bir
müzik üretti. Kısacık yaşamında jazz’ı adeta yeniden yazdı, yarattı...
1922 Paris doğumlu André Trutat 10 yaşında
radyoculuğa başlayıp, hep bu dünyanın içinde kalmış bir kişilik. 60’lı yıllarda
“France Culture” radyosunu kurup, radyo yayınlarına jazz programlarını katan bu
büyük jazz amatörü geçtiğimiz 21 Ağustos’ta gözlerini dünyaya yumdu. Bildiğimiz
bilmediğimiz hepsinin anısı önünde ‘şapka’mızı çıkarırız...
Uzun ömürler dileğiyle şapkamızı çıkarttığımız
bir başka kişilik daha. Piyanist, besteci, 1994-97 arasında ONJ (Ulusal Jazz
Orkestrası) şefliği de yapmış, lider olarak 12 albüm sahibi, 1955 Paris
banliyösü doğumlu Laurent Cugny, ünlü tutucu Paris Sorbonne Üniversitesi’ne
“Profesör” sıfatıyla kabul edilen ilk jazz sanatçısı... Tutucular jazz sevmez
diye bir kural olsa olsa Hitlerciler de kaldı. Jazz aşkı adama neler yaptırmaz,
değil mi?
30 Ağustos akşamı hayranlarını büyülemeye
hazırlanan “Free-Jazz”ın mucidi 76’lık genç adam Ornette Coleman yukarda sözünü
ettiğimiz söyleşisinde bakın ne diyor: “Jazz’ın ruhu olağanüstüne, duyulmamış
olana duyulan aşktır.” Bütün günlerinizin olağanüstü ve duymadığınız yeni
jazz’lı anlarla geçmesi dileğiyle esen kalın...