25 Mayıs 2012 Cuma
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Alanya’da Jazz Günleri

    

Lloyd Chisholm

 

Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin hemen öncesinde düzenlenen Alanya Caz Günleri’ne ilk kez bu yıl gitme şansına sahip oldum. Şans diyorum, çünkü yerlisiyle-yabancısıyla 4. Alanya Jazz Günleri'nde çok iyi müzisyenler dinledik. Demek ki zaman zaman aklın yolunu izlememenin de faydaları oluyormuş. Çünkü aklım bana, zaten Antalya için onca yazı – program yedeklemesi yapacakken, bir de Alanya’ya bulaşma diyordu. Neyse ki işin içinde festivali düzenleyen Aura Productions’dan arkadaşım Özlem Köseoğlu vardı. Hem onu kırmak istemediğim, hem de iyi bir şey yapacaklarına itimat ettiğim için yollara düştüm. İsabet etmişim.

 

Ayten Alpman

 

Alanya Caz Günleri limanda, Kızıl Kule’nin hemen altındaki meydanda yapıldı. Sahnenin arkasında surlar tepeye yükselip kalede son buluyordu. Onlar da, kule de, tersane de ışıl ışıldı. Her konser doldu, yerli yabancı izleyiciler El Pluma Band, Cazyapjazz, Quartet Muartet, Lloyd Chisholm Group ve özellikle de Elvan Aracı Trio eşliğinde Ayten Alpman’ı aşikar bir zevkle izledi. Hiç sıkılmadılar, oysa, jazz seyircisi değillerdi. Burada Alanya Belediyesi’ni ve Başkan Hasan Sipahioğlu’nu tebrik etmek gerek. Ne de olsa onca seyircinin o alana toplanmasını bir ölçüde belediyenin konserleri parasız yapmasına borçluyuz. Ama onları orada tutan da jazzın kendisi oldu ve tıpkı Uluslararası İstanbul Jazz Festivali’nin sokak etkinliklerinde olduğu gibi, jazzın hiç de “öcü” bir müzik olmadığı, onu bilmeyenlerin de bu müziğin tadını çıkarabileceği bir kez daha anlaşıldı.

İlk akşamın grubu, festivalin karma gruplarından El Pluma Band’di. Küba’dan William Richard Cardosa ile William Gonzalez Chacon (davul, vurmaçalgılar), basta eski dost Tony Jones (Nina Simone ile de çalmıştı, bende bir albümü bile var), grubun yabancı elemanlarıydı. Hoş yabancı demek caiz mi bilemiyorum, çünkü Cardosa ile Chacon, uzun süredir İstanbullu. El Pluma’nın Türkler’i ise, piyanoda Çağrı Sertel, trombonda Bulut Gülen, trompette Serkan Çiftçi ve gitarda Bilal Karaman’dı. Çağrı’nın piyanistliğini zaten biliyoruz, diğerleri de iyiydi. Özellikle trombonda, ilk kez dinlediğim Bulut Gülen’i çok beğendim. Chacon, konserin sonuna doğru sahne önünde dans eden kızlara pek zarif şekilde eşlik etti. Cardosa ise, bir-iki teşekkür ve komik “eyvallah”ları dışında dilini konuşmadığı bir halkla süper bir iletişim kurdu. Onları dans davet etti, istekli bir koro haline getirdi, el çırptırdı. Ayrıca, iyi bir davulcu.

İkinci akşam, hepsi Almanya’da yaşayan ama yarısı Türk, yarısı Alman olan Cazyapjazz sahneye çıktı. Gitarda Semih Yanyalı, klaviyede Murat küçükboyacı, darbukada Ozan Aydoğan, nefeslilerde Matthias Kaiser, basta Reinhard Buchner ve davulda Mathis Riehm’den oluşan, yadellerin müziklerini bizim ritmlerimizle gerçekten ustaca harmanlamış olan bu enerjik, genç grup da seyirciyle sağlam bir iletişim kurdu. Doğrusu, Türk nağmelerinin de faydasını gördüler. Semih Yanyalı son yıllarda dinlediğim en iyi gitarcılardan biri. Grubun yaş ortalamasının üstünde kalan Kaiser ise, mükemmel bir müzisyen. El Pluma Band de, Cazyapjazz de Akbank Jazz Festivali’nin programında yer alıyor. Yani, Alanya’ya ulaşamamış olanlar bu iki grubu İstanbul’da da dinleyebilir. Tavsiye ederiz.

Gene de bence jazz günlerinin en iyi konseri, Quartet Muartet'in üçüncü akşamki konseriydi. Piyanoda Genco Arı, gitarda Sarp Maden, basta Alp Ersönmez ve davulda Volkan Öktem, gerçekten de kendi enstrümanlarının en iyileri arasında. Tek tek o enstrümanlara hakimiyetlerinin yanı sıra, grup olarak da örnek bir bütünlük sergilemeleri, jazz seven her dinleyici için gerçekten bir nimetti. Ne de olsa, Genco haricinde diğer üçünün uzunca bir trio tecrübeleri de var. Alanya Belediyesi, bence son derece yerinde bir kararla protokol uygulamadığı için, ön sıralar dinledikleri müziği besbelli anlayan ve seven genç seyirciler tarafından doldurulmuştu (Genco’yu sinirlendiren “yastık erbabı”ndan, yani sahne önüne serili yastıklara serilmiş diğer genç ekipten söz etmiyorum). Dinlediler, coşkuyla alkışladılar. Quartet Muartet de Ekim’de Nardis’te, unutmayın.

 

 

4. Alanya Caz Günleri’nin son akşamında bu sefer trompetçi Lloyd Chisholm, gene parlak bir grupla, piyanoda Burak Bedikyan, basta Caner Kaptan ve davulda Cengiz Baysal'la çaldı. Cengiz’in ikinci albümü Candy and Milkshake Mayıs’ta çıktı, biliyorsunuz. Bilmiyor idiyseniz de şimdi öğrendiniz. Onu da tavsiye ederiz. Caner sahneye çıktığı anda basının bir telini kopmuş, yerde yatar bulmuş. Öyle çaldı. Nardis’ten tanıdığım Burak Bedikyan, zaten iyi bir piyanistti, kısa sürede çok da gelişmiş. Bu arada Alanya seyircisini bir kez daha takdir ettik, çünkü bildik nağmeler, sürükleyici ritmler ya da şovmenlik baharatıyal desteklenmemiş bu “straight” denebilecek kaliteli jazzı da dikkatle dinlediler. Kendisi de artık bir İstanbullu olan Chisholm’u daha önce tanıyıp dinlemediğime üzülüyorum. Ama belki de editörüm beni azarlamakta haklı, belki de Nardis’e yeterince gitmiyorum sahiden. Lloyd Chisholm ve grubunun hemen ardından, sahneye Ayten Alpman çıktı. Bir Fransız zarafeti içinde, incecik, o jazza son derece yatkın sıcak ve, neden olmasın, buğulu sesi, niteliğinden hiçbir şey yitirmemiş. Yanında da çok usta bir grup vardı, elbette. Piyanoda Elvan Aracı (kolu ona biraz ıstırap veriyordu), basta Raci Pişmişoğlu, davulda Berke Özgümüş’ten oluşan Elvan Aracı Trio. Bu vesileyle Elvan’ı da dinleyebilmek nasip oldu yani. Ayten Alpman ise harikaydı, belki elli yıl öncesinden dinlediğim şarkıları aynı aşkla yorumladı. Tabii ki “Memleketim”le bitirdi, muazzam bir alkış aldı. Sonuçta da herkes memnun kaldı.

Ben Alanya’ya daha çok, bir dost muhabbeti şeklinde geçen plaj voleybolu turnuvalarından aşinayım. 4. Alanya Caz Günleri de bir dost muhabbeti şeklinde gelişti. Grupların gelişini hevesle bekledik, gittiklerine üzüldük. Otelimiz Blue Sky’da heyecanlı planlar yaptık. İnternet kafemiz Başarı’da köle gibi çalıştık. Deniz, havuz görmedik ama, Nazmi Uyar’ın şahsında Alanya Belediye’sinden konukseverlik gördük. Ayrıca, benim deniz ve havuz görmeyişim de, gene köle ruhuyla ilgili, yoksa mevcuttular. Özlem’le Nevra, onların deyişiyle sağ gösterip sol vursam da (sound check’e gelmiyorum deyip gitmek, akşam yemeği sırasında başka restoranlara kaçmak gibi), bize çocuk gibi baktılar. Ama tabii, en önemlisi konserlerdi. Şöyle diyeyim: Galatasaray-Beşiktaş maçını kaçırdığıma bile yanmıyorum.

 

 

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


64696 - unknown - 38.107.179.237