Jazz
Şehirleri: Varşova

1943 Varşova Getto’sundan Aushwitz’e Giden
Yol
Müzikle uğurlanıp, müzikle karşılanmak ve yine
müzikle uğurlanmak. Nazi subayları müzikle karşılanmayı ve müzikle uğurlanmayı
çok severlerdi. Çünkü savaşta olan bir milletin moral bulabileceği en kolay yol
müziktir. Varşova ise Nazi Almanya’sının en önemli merkezlerinden biri
olmuştur. 2. Dünya savaşının en büyük gettosu olan Varşova’da yaşayan
Yahudiler’den müzik ile ilgilenenler toplanır ve Alman Ordusu’nu eğlendirmeleri
için görevlendirilirdi. Aralarında jazz kariyerlerine yeni başlamak üzere
olanlar da vardı. Genelde çalınan 30’larda Amerika’dan ithal edilmiş olan ve o
zamanlar tüm dünyada yeni olarak nitelendirilen jazz idi. Ancak jazz sadece
Nazi Ordusunu eğlendirmek için kullanılmıyordu. 13 Eylül sabahı barlarda
çalınan jazz birden sokağa gelmişti. Nasıl Alman ordusunun dinlediği müzik bir
anda sokağa düşmüştü. Varşova Getto’sunun taşlı sokağında saksofon, ufak
bir davul ve küçük bir piyanonun sesi uğurlamayı simgeliyordu. Ancak bu
uğurlama subayların uğurlanmasıyla aynı amacı taşımıyordu. Yüzlerce insan
Varşova’dan ayrılıp Polonya’nın bir diğer şehri olan Aushwitz’e taşınıyordu.
Ancak aynı Trio Aushwitz’in kapısında da çalıyordu; bu sefer karşılamak
için... Birkaç gün sonra trio her sabah soğukta çalmaya başladı bu sefer
yeniden uğurlamak amacıyla ancak uğurlamanın bir daha karşılaması olmayacaktı;
sona yolculuğun uğurlaması...

Şanssız Varşova, Stalin ve Doğu Bloku
Varşova 40’ların sonu ve 50’lerin başı
itibariyle hiç rahat edemedi. Nazi Almanya’sında çok az sesini duyurabilen jazz
savaşın bitiminden sonra Amerikan yapımı bir müzik olduğu için Stalin’in
egemenliğindeki Varşova’da tamamen yasaklandı. Varşova artık tamamen Rus
Kültürünü benimsemeli ve Stalin doktrinlerinin ağır destekleyicisi olmak
zorunda kaldı. Jazz doğu blokunun gizli çocuğu olmayı tercih etti yine. Ne
zaman bir savaşla karşılaşsa hangi ülkede olursa olsun aynı stratejiyi
seçiyordu: Yeraltında yaşamak. Varşova’da jazz evlerde ve çok özel partilerde
yeniden doğmaya ve ilerlemeye çalıştı. Yeraltı jazz’’ının ilk gruplarından biri
“Melomani” idi. Melomani Stalin’i reddeden gençler tarafından Lodz
Film Okulu’nda kurulmuştu. Yaptıkları müzik teknik ve sound açısında o
kadar da kaliteli değildi, hatta neredeyse Amerika’da yapılandan oldukça uzak
olduğu bile söylenebilir.

Rusça Parçalardan Jazz Radyolarına
1953 Stalin’in ölümü ile radyolarda yasak olan
jazz müziği Varşova’da yaşayanlar tarafından yeniden duyulmaya başlandı.
Polonya hükümeti ülke çapında festivaller düzenlenmesi için organizasyon
kurumlarına ve yetkili kişilere onay verdi, böylece Polonya tarihinde yeni bir
sayfa açılmış oldu. 1950 yılının ikinci yarısında Varşova’nın çok önemli bir
misafiri vardı: Dave Brubeck. Brubeck’in verdiği konser Varşova’da yapılan
jazz müziğinin seviyesi için de önemli bir nokta olarak sayılabilir. Varşova
gerçek jazz ile kendi çaldıklarının arasındaki farkı gördü ve tüm sanatçılar
kendilerini, onlar için yeni olan sisteme uydurmak için çalıştılar. Gelişmeler
çok hızlı oldu, 1956’da Varşova’da iki tane jazz kulübü açılmıştı bile. Stodola
ve Hybrydy’den yükselen notalar yavaş ama güçlü adımlarla şehri ve ülkeyi
etkilemeyi başarıyordu.
3 Jan
Polonya jazz tarihinde iki isim var ki ikisi
de Varşova’da jazz’ın gelişmesi için ellerinden geleni yapmış. Bunlardan
birincisi Jan Balcerac. Balcerak, Stalin’in karanlık döneminden sonra
jazz için önemli bir basın devrimi başlatmış ve 1956 yılında demir perde
devletleri arasında ilk Jazz Dergisini çıkarmış, aylık yayınlanan dergi tüm
Polonya?da yayınlanmaya başlanmış. İkinci Jan ise Jan Barkowsky. Barkowsky’nin
önemi ise jazz sevenler ve jazz’a destek verenler için bir federasyon kurmuş
olması. Polonya Jazz Federasyonu’nun kurulması ülkede jazz’ın artık resmi
alanlara yayıldığının en önemli göstergesidir. Jan Byrczek ise üçüncü Jan, ünlü
basçı, o da 50’li yıllarda Polonya’da Jazz Federasyonu’nun kurulmasında
arkadaşı Jan ile ortak çalışmış. Adı unutulmaması gereken bir diğer efsane de Leopold
Tyrmand’dır. Tyrmand Varşova’da dünyaya gelmiş ve hayatının büyük bir
bölümünü bu şehirde geçirmiş bir aristokrat olarak biliniyor. Ancak jazz’a
yazdığı eleştiriler ve yorumlarla büyük katkılarda bulunmuş ve jazz’ın
Varşova’da bir kültür haline gelmesi için oldukça çalışmış.

1960’lar
60’lı yıllar Polonya’nın politik olarak daha
düzenli bir dönemi olarak adlandırılabilir. Politik düzen beraberinde daha
sabit bir kültürel yaşamı da getiriyor. Bu da sanat dallarının gelişmesi için
iyi bir olanak. Bu yıllarda Varşova hiç görmediği bir jazz tarzıyla daha
karşılaşıyor. New Orleans tarzı, yani Dixieland Varşova’ya dünyadan biraz daha
geç gelsede ulaşıyor. Varşova’da bir çok sanatçı bu müzikte oldukça etkilenmiş
ki ilk albümlerini bu yönde çıkarmışlar. Polonya jazz’ında 60’lı yılların
efsane jazz sanatçısı Krzysztof Komeda olarak bilinir. Günümüzde bile 38
yıllık kısa yaşamında yaptığı tek albüm (Astigmatic) hala konuşlmakta ve
izlenmekte. Komeda sadece çaldığı piyano ile değil, karakteri, yapımcılığı ile
de örnek bir sanatçıyı simgeliyor. 1960’ların sonlarına doğru free jazz da
Varşova kulüplerinde yeni bir tarz olarak ortaya çıktı. Genç trompetçi Tomazs
Stanko’nun yaptığı albüm Brendt tarafından “Avrupa’daki ilk free jazz
kombosu” olarak nitelendirildi. Varşova zamanla Ornette Coleman ve John
Coltrane’in yoluna girmişti ve artık kalite artmıştı. Helmut Nadolsky, Jacek
Bednarek Czeslaw Gladkowsky ve Zbigniew Seifert’ten oluşan Stanko Quintet 1979
yılında dağılmasına kadar Avupa’da oldukça başarılı turneler gerçekleştirdi ve
Coleman’dan etkilenen Polonya jazz’ını Avrupa’ya tanıttı.

Efsane Wroblewsky, Urbanic, Makowicz ve
Namylowsky
Varşova’da 1970’li yıllarda yeni bir efsane
doğuyordu: Jan “Ptaszyn” Wroblewsky. Bu yıllarda Wroblewsky zaten bir
çok grupta çalmıştı. Tenor ve bariton saksofon eğitimi de 70’lerde kendi
tarzını oluşturabilecek duruma gelmişti. Polonya’da yaşayan jazz sanatçlarının
en önemli özelliği stüdyo ortamında çok çalışmaları, genelde bu zamanlarda
birçok sanatçının ayrıca bir müzik stüdyosuyla kurduğu ortaklık jazz’a yapım
aşamasında verdikleri desteği de oldukça arttırdı. Birçok jazz sanatçısı
stüdyosunda kayıt yapan diğerlerine yol gösterdi ve onlara yardımcı oldu.
Ayrıca bu stüdyolar Amerika ve Avrupa’da jazz tartışmalarının ve
paylaşımlarının yapıldığı bar görevini de görüyordu. Yeni sound?lar bu
stüdyolarda deneniyor ve daha sonra hayata geçiriliyordu. 1973 yılında Michal
Urbanic’ın “Fusion” albümü de Varşova’da en çok satılan plaklardan biri
oldu. Bu kadar satmasının en önemli nedeni albümün ne sadece Amerikan ne de
Polonya tarzı olmasıydı. Fusion tamamen bir karışımdı; içinde Polonya’nın
geleneksel folklor müziğinden, modern Polonya tarzına, Amerika klasik
sound?undan Slav ezgilerine kadar çeşitli tarzlar bu albümün içinde buluşmuştu.
Bir diğer Polonya jazz’ı dahisi de Adam Makowicz’tir. 70’li yıllara
hızlı ve cesur tarzıyla damgasını vurmuştur. Namylowsky’nin tarzı ise
diğerlerinden tamamen farklıydı. 60’lı yıllarda kurdukları Stanko Quintet
Avrupa’yı kasıp kavurmuştu ve Namylowsky 20. yüzyılın yaratıcı sanatçıları
arasında hemen yerini aldı. Bir gazeteci Polonya’ya yaptığı ziyarette
Namylowsky’yi şu şekilde değerlendiriyor: “Hayatımda ilk defa Polonya’ya
geldiğimde, Polonya müziği hakkında bir bilgim yoktu ancak öyle bir müzik
dinledim ki sanki tüm kültürü bir anda aldım.”
1980 ve 90’lar
Bu döneme damgasını vuran kişiler “Genç Güç”
olarak nitelendirilebilir. Bu hareket elektroniğin Varşova barlarında jazz ile
karışmasının sembolü olabilir. Januzs Grzywacz’un Laboratorium albümü bu tarzın
en önemli örneklerinden biri olabilir. Adından da belli olduğu üzere bir jazz
laboratuvarını andırıyor. Bu albüm klasik Polonya jazz’nın artık değişime
uğramaya başladığının en önemli göstergelerinden biridir. Januzs Grzywacz’ın
yanında kemancı; Krzesimir Debski’nin “String Connection” ve Jarek
Smietana’nın albümleri “Yeni Güç” hareketinin iyi örneklerindendir. Bu
yıllarda yeni bir akım daha vardı Varşova kulüplerinde bu akımın adı
Invisibles’dı. Kendilerini lidersiz, ideolojisiz olarak tanımladılar. Yapmaya
çalıştıkları müzik hiçbir klasik jazz kuralını tanımıyordu. Bu tamamıyla
experimental olarak tanımlanabilecek Invisibles tarzı ne Polonya ne de
Avrupa’nın diğer ülke ve şehirlerinde izleyici kitlesi bulamadı.
Günümüz ve İlerisi
Günümüz Varşova’sında jazz artık şehir ve ülke
kültürünün bir parçası haline geldi. Polonya jazz’ının geldiği nokta son
yıllarda daha çok doğaçlama üzerine, Dixieland’den elekronik jazz’a ve diğer
tarzlara sürekli değişim gösteren jazz artık şehir sınır ve zaman tanımıyor.
Varşova’nın en önemli özelliği de jazz’ın küçük kulüplerde yaşatılıyor olması.
Şehirde düzenlenen büyük ve tek festilal uluslarası JVC Jazz Festivali,
senenin diğer kalan aylarından ise jazz’ı ayakta tutan ve şehri ısıtan
kulüplerdeki uzun geceler.