Nils
Petter Molvaer ER

Geçtiğimiz Akbank Jazz Festivali kapsamında
İstanbul'da da performans sergileyen NPM ismini jazz kategorisi altında
görmekle birlikte, elbette bu türün her takipçisi, özellikle de tutucu ve
gelenekçi olanları Nils Petter Molvaer'in müziğini geçici bir hevesten öte
görmüyor. Ancak onun, sürükleyici beat'leri, yoğun atmosferi ve sample'larıyla
geçici bir hevesten çok daha öteye giden bir sound yakaladığını söyleyebiliriz.
Jazz ve elektronik müziğe günümüze ait bir bakış açısıyla yaklaşırsak NPM, yeni
bir proje inşa etmek için adeta sadeliğin törensel parçalanışını ifade ediyor.
1960 Norveç-Sula doğumlu olan Nils Petter
Molvaer küçük yaşlarda müzisyen olan babasını vasıtasıyla jazz ile tanıştı.
1979'a kadar amatör okul gruplarında ve yerel kulüplerde çalarak müziğini
geliştirdi. Trondheim Konservatuvarı'ndayken Norveç'in göze çarpan genç
yetenekleri arasında yerini aldı. Akustik ve elektronik seslere olan eşit
ilgisi onu modern jazz’a yönlendirmiş olmalı ki, Masqualero (Norveç'li jazz,
fusion grubu) ile birlikte Bande a Part, Aero, Re-Enter adında üç albüm
kaydetti. Bu sırada ECM plak şirketinin ünlü prodüktörü Manfred Eicher'in
beğenisini kazanarak sayısız projede eşlikçi olarak çalışma fırsatı buldu.
1985'ten sonra Norveçli 'future jazz'
öncülerinin arasında sayabileceğimiz Nils Petter Molvaer başta ECM, Jazzland ve
Universal olmak üzere ROIR, Peacefrog, Curling Legs, Windham Hill gibi pek çok
plak şirketinde albüm kayıtlarına katıldı. 1998'de ECM'den yayınlanan çıkış
albümü 'Khmer'e kadar Arild Andersen, John Balke, Jon Christensen, Tore
Brunborg, Oysten Sevag, Eivind Aarset, Bugge Wesseltoft, Marilyn Mazur gibi
isminin geçtiği yerde garantisini hissettiren öncü müzisyenlerle çalışmak kendi
sound’unu bulmasına yardımcı oldu. Ardından 1998'de yine ECM'den emprovizasyona
dayalı, keskin dönüşlü beat'leriyle göze çarpan "Khmer" albümünü
çıkardı. NPM'nin çıkış albümü olan "Khmer" German Record Critics
Award ve Norvegian Grammy ile onurlandırıldı.
Bu albümden sonra Bill Laswell, The Cinematic Orchestra,
Talvin Singh, Funkstörung, Matthew Herbert, Ketil Bjornstad gibi pek çok önemli
ismin daha projelerinde yer alan Nils Petter Molvaer'ın 2000'de ECM’den
yayınlanan 'Solid Ether' albümü Label'ın sound’u için yeni diyebileceğimiz
drum'n'bass ve jungle tarzında. Molvaer'in bu albümdeki üslubu İskandinavya ve
Avrupa'yı saran New Wave Jazz ve Electronica sınırlarında bir yaratıcılık
gösteriyor. İstanbul'a da sık sık gelen Erik Truffaz'ı tanıyanlar bu türe
alışkın olmalılar. 'Solid Ether' kesif atmosferi, sampler'ları, sürükleyici
vuruşlarıyla jazz’ın geleneksel mefhumlarının dışında kalmakla birlikte
trackler arasındaki armonik geçişler, albümü baştan sona bir mood yaratır hale
getiriyor. Bu tarz projelerin arkasındaki fikir müziğin hiçbir zaman gerçekten
tamamlanmaması, bestenin ve 'yeniden-üretim'in sürekli evrim geçiren bir süreç
olması ile temelleniyor. Nils Petter Molvaer'ın da söylediği gibi 'Eter (Eter
burada ruh gibi anlamında kullanılıyor, "Solid Ether" albümün ismine
gönderme yapıyor) yaşayan bir yapı değildir, dolayısıyla nasıl gerçek olabilir?
Bu bir paradoks, tıpkı hayat gibi.' Bu düşünceyle anı donduran NPM
Jazz-Noir'deki kültür ve ruh çarpışmasını yansıtan bir sound geliştirerek ardı
ardına projeler üretiyor.
21. yy içinde yetişen bireyler olarak
çağımızın çoğulluk çağı olduğunu, hayatımızın ve sanatın her evresinde
algılıyoruz. Geçmişte belirli evreler içinde akımların var oluşuna paralel
olarak, bir ifade birliği geliştirilirdi. Günümüzde ise üsluplar sürekli ve
hızlı bir gelişim içinde. Dolayısıyla sanat akımlarına öncülük edenlerin
toplanıp 'şimdi yeni bir evreye geçiyoruz' diye yeni bir evrenin perdelerini
açtığı dönemler son bulurken her yaratıcının varolan kavramsal tema ile kendi
sentezini yarattığı bir akışkanlık söz konusu.
Nils Petter Molvaer'in de ilham aldığını
söylediği yüzyılın büyük trompetçisi Miles Davis'i diğer bir virtuoz Chet
Baker'dan şıp diye ayırt edebilmemizin sebebi de bu yeni durum. Müzik söz
konusu olduğunda önünüzde iki seçenek var: Ya var olanı arkanıza katarak kusursuz
bir yorum getirmeye çalışırsınız ya da yıkıp baştan yaratarak kendi özgün
anlatımınızı oluşturursunuz. Her iki durumda da, yaratıcıları sürekli yeni
dinamiklere çeviren bir gerçek var: Yüzyıllardır çoğalan ve postmodernizmle
birlikte devşirilmeyi bekleyen muazzam birikim. Özetle seçimler ya da beğeniler
değişebilir, zaman zaman geri dönüşler ve geçmiş geleneğe göndermeler olabilir
ancak ilerlemenin kendisidir gelenek. İlerlemeye kulak verin.
