25 Mayıs 2012 Cuma
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Charlie Hunter

Sekiz Telli Gitar Sihirbazı

    

Gitar lütiyesi bir annenin oğlu olan Charlie Hunter ilk kez onun dükkanında gitarlara merak salmış ve 14 yaşında Joe Satriani'den ders almaya başlamıştır. 18 yaşında jazz'ı keşfeden ve klasik jazz parçalarını gitarında çıkaran sanatçı çeşitli gruplarda çalmış ve turnelere çıkmıştır. Zaman zaman kadrosu ve sayısı değişebilen farklı grupları ile bir ekol olma yolunda emin adımlarla ilerlemektedir.

 

 

Altı telli normal gitar mutlaka görmüşsünüzdür. Belki daha önce altı telli bas da görmüşsünüzdür, belki sekiz telli bas veya gitar da görmüş olabilirsiniz. Ama birçoğunun perdeleri muntazam bir şekilde dikeydir. Gitar, perde sistemi kusursuz bir müzik aleti değil. Iskala ayarı, perde ayarı ve akortu mükemmel yapılmış olsa dahi gitarda çalınan notalardan sadece açık teller ve onların oktavları frekans olarak kusursuz sesler çıkartır. Oktavlar arasındaki notaların neredeyse hepsi olması gereken frekanslardan biraz sapar. Sapı üzerinde çalınan herbir notanın kusursuza yakın frekanslarda olması için aslında altı telli normal gitarın perdelerinin de fotoğraflarda görülen yelpaze şeklinde olması gerekli. Aslında bu bahsettiğim çok az bir fark ve birçok insan için hissedilmeyecek kadar küçük. Yelpaze şeklinde perdeli bir gitarı çalma zorluğu ve yüzyılların alışkanlığı biraraya gelince, gitarı bugün en çok bilinen dikey perdeli haliyle kullanıyoruz. Bill Frisell bir röportajında, notaları bastıktan sonra hafifçe eğmesinin sebebi olarak bu küçük frekans farkının olduğunu anlatır. Ancak buna rağmen delay efekti kullanarak geciken orijinal nota ile eğerek ulaştığı doğru frekanslı notanın çakışmasıyla ortaya çıkan yeni vibrato tarzı ses Frisell’i tanıdığımız sesi meydana getirir. Sanırım çok teknik konulara girdik. Hemen toparlayalım.

Charlie Hunter, ıskalası çok farklı ölçülerde iki enstrümanı, yani bas gitar ve altı telli gitarı tek bir sap altında birleştirmek istediğinden, gitarın biraz önce bahsettiğim kusuru ve ayrıca tel gerginliği çok sorun çıkartmış olacak ki bu şekilde yelpaze perde sistemine yönelmiş.

Charlie Hunter, üçlüsüyle 2004 yılında “Friends Seen and Unseen” ve 2005 yılında “Copperopolis” albümleri çıkarttı. Bu ekipteki arkadaşları Derrek Phillips (davul) ve John Ellis’in (tenor, bas klarinet, tuşlu çalgılar) yeni maceralar için ayrılmalarından sonra Charlie Hunter Toronto’ya yepyeni bir ekiple geldi. Bu yeni üçlüde tuşlu çalgılarda Erik Deutsch davulda Simon Lott var.

Charlie Hunter ile Toronto Jazz Festivali’ndeki konserinden önce görüştük. Kendisi Türkiye’ye birkaç defa gitmiş. Türkiye’nin tarihi ve kültürü hakkında bir Amerikalı’dan beklenemeyecek kadar bilgili, dolayısıyla röportajın sonlarına doğru şapkaları değiştirdik, biraz da onun merak ettiği konulardan konuştuk.

 

 

Toronto’ya oldukça sık geliyorsun. Seni daha birkaç ay önce aynı festivalin “kış sezonu” konuklarından birisi olarak El Mocambo’da izledik. Çok güzel bir konserdi. Bugün çalacağın grup aynı müzisyenlerden mi oluşuyor?

Hayır, bu grup tamamen farklı. Bu grupta üflemeli yok. Klavyeli çalgılar ağırlıkta. Rhodes gibi elektrik piano ve ayrıca sintisayzirlar kullaniyor. Davulcu farklı, çok daha serbest bir tarzı var.

 

Yeni parçalar mı çalıyorsunuz?

Evet.

 

Bu grupla albüm planları var mı?

Bu altıncı konserimiz olacak. Albüm için çok erken. Zaten artık bu dönemde albüm çıkartmanın da bir anlamı kalmadı. Sen de öyle düşünmüyor musun?

 

Doğru, albüm satışları ortada. Zaten jazz müzisyenleri için her konser bir albüm niteliğinde. Müzisyenler artık hayatlarını video oyunları ve filmlere müzik yazarak kazanıyor değil mi? Bildiğim kadarıyla senin de film müziği çalışmaların oldu?

Öyle mi?…. Ooo, evet, evet, Outre Mer’den bahsediyorsun.

 

Filmi gördün mü?

Hayır, görmedim. Öyle bir film var mı onu bile bilmiyorum. Ama hikaye çok güzel bir hikaye. Biz müziğini yaptık, gönderdik.

 

Gruptaki yeni müzisyenlerden bahsetmek ister misin?

Piyanoda Erik Deutsch, davulda Simon Lott var. Erik zaten New York’ta yaşadığı için arkadaşlar aracılığı ile tanıyordum. Simon da New Orleans’tan. Konsere kalırsan göreceksin, ikisi de harika müzisyenler.

 

Anladığım kadarıyla grubu oluştururken önce davulcuya karar veriyorsun. Davulcunun seni iyi tamamlaması çok önemli sanırım.

Doğru. Davulun beni iyi tamamlaması çok önemli. Bu klavyeli çalgılar için de geçerli ama önce davula emin olmam lazım. Ben klavye ile davul arasında bir enstrüman olduğum için herhalde.

 

 

8 telli gitar fikri nasıl oluştu?

6 telli gitarda Joe Pass numaraları yapmaya çalışırken. Bas, armoni ve melodiyi bir arada çalabilmek için tel ekleye ekleye 8 telli gitar oluştu.

 

Tasarımını kendin mi yaptın?

Hayır, Ralph Novak yaptı. Yelpaze şeklinde perdeleri (fanned-fret) olan gitarlar yapıyor. Pes tellere indikçe ıskala uzuyor. (Şekil 1-A)

 

Nasıl akort ediyorsun?

Şu anda sadece 7 telim var aslında. En ince teli çok kullanmadığımı farkettim ve çıkardım, böylece elime de dolaşmıyor. Pesten inceye doğru akort ediyorum. Sırasıyla, Fa, Si bemol, Mi bemol, Si bemol, Mi bemol, La bemol, Do. Formülü de şu: Bastan en pes 3, gitardan orta 4 teli alıp, yarım ses yükseltiyorum. (F, Bb, Eb - Bb, Eb, Ab, C)

 

El Mocambo’daki konserinde izlerken farketmiştim. Gitar kısmı için distortion kullanırken bas kısmının sesi temiz çıkıyordu. Bunu nasıl yapıyorsun?

İki farklı manyetik kullanıyorum.

 

Birbirlerinden etkilenmiyorlar mi?

Hayır. Belirli bir şekilde yerleştirildiklerinde birbirlerine etkileri hissedilmeyecek kadar az oluyor.

 

Bu manyetiklerin çıkışları da farklı sanırım?

Evet. Sinyalleri ayrı ayrı kullanmamı sağlıyor. Gitar kısmı için ayrı, bas kısmı için farklı efektler ve amfiler kullanabiliyorum.

 

Bu gitar sistemini geliştirmen ne kadar zaman aldı?

Hala tamamlanmış değil, devam ediyor, sürekli geliştiriyorum.

 

Üstünde çalıstığın başka enstrüman var mı?

Enstrüman değil de efekt pedallarımın bir çoğunu kendim yapıyorum. Örneğin, bu akşam kendi yaptığım envelope filter ve trampoline efectlerini kullanacağım.

 

Anladığım kadarıyla elektrik/elektroniğe yoğun ilgin var?

Evet, şu aralar onlara kafa yoruyorum.

 

Başka hangi pedallar kullanıyorsun?

Gitar için overdrive/fuzz, octave fuzz, delay ve volume pedal. Bas için octave pedal kullanıyorum. Çok tok ve kalın frekansları var, çok hoşuma gidiyor.

 

Arada bir 6 telli de çalıyor musun?

Evet, geçenlerde 6 telli gitarla arkadaşım Bobby Previte’in grubunda çaldım.

 

Garage A Trois albümünde armoniden çok ritim tabanlı bir tarz çalışıyorsun. Groundtruther’da ise oldukça farklı bir konsept sanırım.

Evet, Groundtruther tamamen emprovize bir albüm. Garage A Trois o kadar emprovize değil. Ritimlerin bir çoğu önceden yazılı.

 

Birlikte çalışacağın müzisyenleri nasıl seçiyorsun?

Gruba göre değişiyor. Ritim hisleri, kulaklarının sağlam olması ve serbest çalabilmeleri önemli. Her an yön değiştirmeye hazır olmabilmeleri de lazım.

 

DJ Logic bu konserinde sana eşlik edecek. Bir DJ ile çalma fikri nasıl oluştu?

Groundtruther albümü için Bobby (Bobby Previte) ile duo çalarken parçalara hep üçüncü bir kişi ekledik. Dj Logic de o albümde bize emprovize olarak eşlik etti. Bu akşam da bu gruba eşlik etmesi icin çağırdım. Logic’in müzik yelpazesi oldukça geniş. Hiphop dışında da bir çok tarz ile ilgileniyor. Uzun zamandır piyasanın içinde. Dolayısıyla diğer DJ’lerden oldukça farklı.

 

Elektronik müziğin geleceği hakkında ne düşünüyorsun?

Bence elektronik müzik yeraltında kalmaya devam edecek. Müziğin “endüstri” kısmından uzak durarak… Çünkü bu günlerde plak şirketlerinin tek ilgilendikleri şey büyük pop albümleri çıkarmak. Artık eskiden olduğu gibi müzisyeni geliştirmekle falan ilgilenmiyorlar. MTV, Walmart’ın CD satmaya başlaması… Bu yepyeni bir dönem. Kabullenmek ve yola o şekilde devam etmek lazım.

 

Bu durumda senin gibi jazz müzisyenleri için konserlerin önemi artıyor.

Evet, canlı performanslar bizim gibi müzisyenler için çok önemli.

 

Albümüne hangi parçaları koyacağına nasıl karar veriyorsun? Nasıl bir bütünlük arıyorsun? Belli bir konsept geliştiriyor musun?

Hali hazırda bitmiş parçalardan en güçlü olanlarını seçiyorum. Konsept gruba bağlı.

 

Ne tür müzik dinleyerek büyüdün?

Annemin 20’lerden kalma akustik-blues plakları vardı onları dinlerdim. Onun dışında sürekli radyo dinlerdim, bol bol soul müzik çalarlardı. Gitara başladıktan sonra da yoğun olarak Beatles dinledim.

 

Gitara ilgin nasıl başladı?

Gitarın sesini hep çok beğendim. Elektrik gitar muhteşem bir enstrüman. Sadece jazz’daki kullanımından bahsetmiyorum. Kendi başina bir sözlüğü ve sesi var. Çok zengin.

70’lerin funk ve rock’ından etkilendin. Jazz’a ilgin nasıl başladı?

18 yaşlarına gelince funk’tan da rock’tan da sıkıldım. Daha farklı şeyler öğrenmek istedim. Yeni şeyler keşfetmeye çalıştım. Kütüphanelere gidip plakları karıştırdım… Jazz’la da o şekilde tanıştım sanırım.

 

Sana en uygun duo enstrümanı hangisi?

Davul. 

 

Kariyerinde herhangi bir dönüm noktası var mı?

Hayır. Benim kariyerim sürekli hareket halinde. Bazen herşey güllük gülistanlık, bazen de o kadar parlak değil. İyimserliğini kaybetmeden çalısmaya ve çalmaya devam etmek lazım. Verdiğin kararların sonuçlarına da katlanman lazım.

 

Müzik dışında nelere ilgin var?

İnsanlara… Bu yüzden bol bol kitap okurum. Tabii yaşlanıp çoluk çocuğa karışınca başka şeylere çok vakit kalmıyor. Kendime artık pek vakit ayıramıyorum…

 

Evet, hakikaten çok yaşlı olmalısın (!)  (ancak 30’lu yaşlarda görünüyor) Kaç çocuk var?

3.5 yaşında bir kızım, 6 yaşında bir oğlum var. Genç göründüğüme bakma, göründüğümden daha yaşlıyım…

 

Çocuklarının müziğe ilgisi var mı?

Şu anda evimin bodrum katında bir davul seti var. Gene Lake. Gene Lake’i bilir misin? Kendisi davulcu, David Sanborn ile çalar. Kendisi yakın arkadaşımdır, çocuklarımız da aynı yaşta. Bana davul setlerinden birini ödünç verdi. Şimdi bodrumumda kocaman bir davul seti var. Çocuklar bayılıyor. Evet, aslında saz öğrensinler. Türklerin sazı var değil mi?

 

Dünya müziğine ilgi duyuyorsun sanırım.

Evet. Elimde Türk bir müzisyenden saz albümü var. (Adını hatırlayamıyor.)

Hayatın değişik dönemlerinde değişik kültürlerin müziklerine ilgi duymuşumdur. Bir ara bol bol Afrika, Küba ve Brezilya müziği dinledim. Bir şeye ilgi duyup üstüne düşüyor, öğreneceğini öğreniyorsun, sonra onlar bir şekilde senin bir parçan oluyor ve artık ekstra ilgi göstermiyorsun. Çok ilginç değil mi?

 

Performansında seyircinin yeri nedir? Seyirci performansını etkiler mi?

İdealde etkilememesi lazım. Müzisyen olarak hedef seyirciden bağımsız tutarlı bir performans sergileyebilmek. Etkileyecekse de umuyoruz ki iyi yönde etkilesin.

 

Diyelim ki performans planladığın gibi gitmiyor, ne yaparsın? (Bu arada, çok yorgun göründüğünü ve akşamki konserden endişelendiğim için bunu sorduğumu itiraf edeyim. Konserin harika olduğunu da eklemeliyim.)

O durumda yapılacak en iyi şey hiçbirşey yapmamak. Zorlayınca daha kötü olacaktır. Ayrıca bu göreceli bir algı, belki ben o anda memnun değilimdir ama davulcu çok memnundur, seyirci memnundur. Kendi haline bırakmak lazım.

 

Tur yapmayı seviyor musun?

Ailemden uzak kalmayı pek sevmiyorum aslında. Turun tek güzel tarafı her gece çalacak olmak. Ama sürekli yolda olmak pek zevkli değil. Bu işte denge çok önemli. Ama sanırım bu yıl biraz abarttım. Çok geldi.

 

Çoktan neyi kastediyorsun?

Yaklaşık 150 konser. Geçtiğimiz bir yıl içinde sanırım 150 konserim vardı. Ve buna seyahatte geçen süreyi de eklersen… Çok fazla. Gelecek yıl azaltmam lazım.

 

Türkiye tecrübelerinden bahsetmek ister misin?

Türkiye’ye iki-üç defa gittim. İstanbul’da jazz festivallerinde çaldım, sanırım 1996 ve 1999’da. Ankara ve İzmir’i henüz görmedim.

 

Yakın gelecekte tekrar Türkiye taraflarına tur planları var mı?

En azından gelecek yıla kadar birşey görünmüyor. Yolum düşerse tekrar görmeyi çok isterim. Ankara Anadolu’nun ortasında düz bir şehir değil mi? Çok eski çağlardan kalma bir şehir. Şehirden büyük bir nehir falan mı geçiyor?

 

Evet, tarihi çok eskilere, Frigya ve Hitit dönemine kadar giden bir şehir. Ama önemli bir nehir geçmiyor aslında.

Peki nasıl oluyor da Anadolu’nun ortasında bir şehir, denize uzak, nehir falan da geçmiyor, bu kadar büyük ve önemli bir şehir haline geliyor?

 

Ottawa gibi, başkent olduktan sonra önemi artmış bir şehir.

Osmanlı zamanında mı?

 

Hayır, Osmanlı döneminde başkent İstanbul’du.

Atatürk’le mi Ankara başkent oldu yani?

 

Evet. Milli mücadeleye başlanırken başkent ülkenin merkezine yakın bir yerde olsun istemiş, meclis de orada kurulmuş.

Alfabeyi de Atatürk değiştirdi değil mi? Kadınlara oy verme hakkını da O getirdi.

 

Evet. Bir Amerikalı olarak Türkiye hakkında nasıl bu kadar çok şey öğrendin?

Tarihle ilgili çok kitap okurum. Örneğin yakın zamanda Kuzey Irak’ta da çok sayıda Türk olduğunu öğrendim. Türkmenler, Türkiye’deki Türklerle aynı dili konuşuyorlar, aynı kültür değil mi? Iranlı bir arkadaşım var, bana o bölgenin tarihini anlatır. Türkler de bir ara Iran’dan geçmişler. 11. yüzyılda sanırım.

 

Evet. Senin ailenin kökleri nedir?

Anne tarafım Doğu Avrupa musevilerinden, baba tarafim Çek ve İskoç karışımı.

 

Toronto ve New York’tan bahsederken New York’daki medar-ı iftiharımız İlhan Erşahin’i tanıyıp tanımadığını sorduk.

Türk süperstarı İlhan değil mi? Tabii ki, tanıyorum. Benim çocukluk arkadaşım Charles Stella onun albümlerinin yapımında çalıştı.

Charlie Hunter ayrılmadan önce Türkiye’deki mercimek çorbası tecrübelerinden bahsetti. Limonlu Mercimek çorbası ile ekmeğe bayılmış. Canımızı da çektirmedi değil hani…

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


64703 - unknown - 38.107.179.239