Charlie
Hunter
Sekiz
Telli Gitar Sihirbazı
Gitar lütiyesi bir annenin oğlu olan
Charlie Hunter ilk kez onun dükkanında gitarlara merak salmış ve 14 yaşında Joe
Satriani'den ders almaya başlamıştır. 18 yaşında jazz'ı keşfeden ve klasik jazz
parçalarını gitarında çıkaran sanatçı çeşitli gruplarda çalmış ve turnelere
çıkmıştır. Zaman zaman kadrosu ve sayısı değişebilen farklı grupları ile bir
ekol olma yolunda emin adımlarla ilerlemektedir.

Altı telli normal gitar mutlaka
görmüşsünüzdür. Belki daha önce altı telli bas da görmüşsünüzdür, belki sekiz
telli bas veya gitar da görmüş olabilirsiniz. Ama birçoğunun perdeleri muntazam
bir şekilde dikeydir. Gitar, perde sistemi kusursuz bir müzik aleti değil.
Iskala ayarı, perde ayarı ve akortu mükemmel yapılmış olsa dahi gitarda çalınan
notalardan sadece açık teller ve onların oktavları frekans olarak kusursuz
sesler çıkartır. Oktavlar arasındaki notaların neredeyse hepsi olması gereken
frekanslardan biraz sapar. Sapı üzerinde çalınan herbir notanın kusursuza yakın
frekanslarda olması için aslında altı telli normal gitarın perdelerinin de
fotoğraflarda görülen yelpaze şeklinde olması gerekli. Aslında bu bahsettiğim
çok az bir fark ve birçok insan için hissedilmeyecek kadar küçük. Yelpaze
şeklinde perdeli bir gitarı çalma zorluğu ve yüzyılların alışkanlığı biraraya
gelince, gitarı bugün en çok bilinen dikey perdeli haliyle kullanıyoruz. Bill
Frisell bir röportajında, notaları bastıktan sonra hafifçe eğmesinin sebebi
olarak bu küçük frekans farkının olduğunu anlatır. Ancak buna rağmen delay
efekti kullanarak geciken orijinal nota ile eğerek ulaştığı doğru frekanslı
notanın çakışmasıyla ortaya çıkan yeni vibrato tarzı ses Frisell’i tanıdığımız
sesi meydana getirir. Sanırım çok teknik konulara girdik. Hemen toparlayalım.
Charlie Hunter, ıskalası çok farklı ölçülerde
iki enstrümanı, yani bas gitar ve altı telli gitarı tek bir sap altında
birleştirmek istediğinden, gitarın biraz önce bahsettiğim kusuru ve ayrıca tel
gerginliği çok sorun çıkartmış olacak ki bu şekilde yelpaze perde sistemine
yönelmiş.
Charlie Hunter, üçlüsüyle 2004 yılında
“Friends Seen and Unseen” ve 2005 yılında “Copperopolis” albümleri çıkarttı. Bu
ekipteki arkadaşları Derrek Phillips (davul) ve John Ellis’in (tenor, bas
klarinet, tuşlu çalgılar) yeni maceralar için ayrılmalarından sonra Charlie
Hunter Toronto’ya yepyeni bir ekiple geldi. Bu yeni üçlüde tuşlu çalgılarda
Erik Deutsch davulda Simon Lott var.
Charlie Hunter ile Toronto Jazz
Festivali’ndeki konserinden önce görüştük. Kendisi Türkiye’ye birkaç defa
gitmiş. Türkiye’nin tarihi ve kültürü hakkında bir Amerikalı’dan beklenemeyecek
kadar bilgili, dolayısıyla röportajın sonlarına doğru şapkaları değiştirdik,
biraz da onun merak ettiği konulardan konuştuk.

Toronto’ya oldukça sık geliyorsun. Seni daha
birkaç ay önce aynı festivalin “kış sezonu” konuklarından birisi olarak El
Mocambo’da izledik. Çok güzel bir konserdi. Bugün çalacağın grup aynı
müzisyenlerden mi oluşuyor?
Hayır, bu grup tamamen farklı. Bu grupta
üflemeli yok. Klavyeli çalgılar ağırlıkta. Rhodes gibi elektrik piano ve ayrıca
sintisayzirlar kullaniyor. Davulcu farklı, çok daha serbest bir tarzı var.
Yeni parçalar mı çalıyorsunuz?
Evet.
Bu grupla albüm planları var mı?
Bu altıncı konserimiz olacak. Albüm için çok
erken. Zaten artık bu dönemde albüm çıkartmanın da bir anlamı kalmadı. Sen de
öyle düşünmüyor musun?
Doğru, albüm satışları ortada. Zaten jazz
müzisyenleri için her konser bir albüm niteliğinde. Müzisyenler artık
hayatlarını video oyunları ve filmlere müzik yazarak kazanıyor değil mi?
Bildiğim kadarıyla senin de film müziği çalışmaların oldu?
Öyle mi?…. Ooo, evet, evet, Outre Mer’den
bahsediyorsun.
Filmi gördün mü?
Hayır, görmedim. Öyle bir film var mı onu bile
bilmiyorum. Ama hikaye çok güzel bir hikaye. Biz müziğini yaptık, gönderdik.
Gruptaki yeni müzisyenlerden bahsetmek
ister misin?
Piyanoda Erik Deutsch, davulda Simon Lott var.
Erik zaten New York’ta yaşadığı için arkadaşlar aracılığı ile tanıyordum. Simon
da New Orleans’tan. Konsere kalırsan göreceksin, ikisi de harika müzisyenler.
Anladığım kadarıyla grubu oluştururken önce
davulcuya karar veriyorsun. Davulcunun seni iyi tamamlaması çok önemli sanırım.
Doğru. Davulun beni iyi tamamlaması çok
önemli. Bu klavyeli çalgılar için de geçerli ama önce davula emin olmam lazım.
Ben klavye ile davul arasında bir enstrüman olduğum için herhalde.

8 telli gitar fikri nasıl oluştu?
6 telli gitarda Joe Pass numaraları yapmaya
çalışırken. Bas, armoni ve melodiyi bir arada çalabilmek için tel ekleye ekleye
8 telli gitar oluştu.
Tasarımını kendin mi yaptın?
Hayır, Ralph Novak yaptı. Yelpaze şeklinde
perdeleri (fanned-fret) olan gitarlar yapıyor. Pes tellere indikçe ıskala
uzuyor. (Şekil 1-A)
Nasıl akort ediyorsun?
Şu anda sadece 7 telim var aslında. En ince
teli çok kullanmadığımı farkettim ve çıkardım, böylece elime de dolaşmıyor.
Pesten inceye doğru akort ediyorum. Sırasıyla, Fa, Si bemol, Mi bemol, Si
bemol, Mi bemol, La bemol, Do. Formülü de şu: Bastan en pes 3, gitardan orta 4
teli alıp, yarım ses yükseltiyorum. (F, Bb, Eb - Bb, Eb, Ab, C)
El Mocambo’daki konserinde izlerken
farketmiştim. Gitar kısmı için distortion kullanırken bas kısmının sesi temiz
çıkıyordu. Bunu nasıl yapıyorsun?
İki farklı manyetik kullanıyorum.
Birbirlerinden etkilenmiyorlar mi?
Hayır. Belirli bir şekilde
yerleştirildiklerinde birbirlerine etkileri hissedilmeyecek kadar az oluyor.
Bu manyetiklerin çıkışları da farklı
sanırım?
Evet. Sinyalleri ayrı ayrı kullanmamı
sağlıyor. Gitar kısmı için ayrı, bas kısmı için farklı efektler ve amfiler
kullanabiliyorum.
Bu gitar sistemini geliştirmen ne kadar
zaman aldı?
Hala tamamlanmış değil, devam ediyor, sürekli
geliştiriyorum.
Üstünde çalıstığın başka enstrüman var mı?
Enstrüman değil de efekt pedallarımın bir
çoğunu kendim yapıyorum. Örneğin, bu akşam kendi yaptığım envelope filter ve
trampoline efectlerini kullanacağım.
Anladığım kadarıyla elektrik/elektroniğe
yoğun ilgin var?
Evet, şu aralar onlara kafa yoruyorum.
Başka hangi pedallar kullanıyorsun?
Gitar için overdrive/fuzz, octave fuzz, delay
ve volume pedal. Bas için octave pedal kullanıyorum. Çok tok ve kalın
frekansları var, çok hoşuma gidiyor.
Arada bir 6 telli de çalıyor musun?
Evet, geçenlerde 6 telli gitarla arkadaşım
Bobby Previte’in grubunda çaldım.
Garage A Trois albümünde armoniden çok ritim
tabanlı bir tarz çalışıyorsun. Groundtruther’da ise oldukça farklı bir konsept
sanırım.
Evet, Groundtruther tamamen emprovize bir
albüm. Garage A Trois o kadar emprovize değil. Ritimlerin bir çoğu önceden
yazılı.
Birlikte çalışacağın müzisyenleri nasıl
seçiyorsun?
Gruba göre değişiyor. Ritim hisleri,
kulaklarının sağlam olması ve serbest çalabilmeleri önemli. Her an yön
değiştirmeye hazır olmabilmeleri de lazım.
DJ Logic bu konserinde sana eşlik edecek.
Bir DJ ile çalma fikri nasıl oluştu?
Groundtruther albümü için Bobby (Bobby
Previte) ile duo çalarken parçalara hep üçüncü bir kişi ekledik. Dj Logic de o
albümde bize emprovize olarak eşlik etti. Bu akşam da bu gruba eşlik etmesi
icin çağırdım. Logic’in müzik yelpazesi oldukça geniş. Hiphop dışında da bir
çok tarz ile ilgileniyor. Uzun zamandır piyasanın içinde. Dolayısıyla diğer
DJ’lerden oldukça farklı.
Elektronik müziğin geleceği hakkında ne
düşünüyorsun?
Bence elektronik müzik yeraltında kalmaya
devam edecek. Müziğin “endüstri” kısmından uzak durarak… Çünkü bu günlerde plak
şirketlerinin tek ilgilendikleri şey büyük pop albümleri çıkarmak. Artık
eskiden olduğu gibi müzisyeni geliştirmekle falan ilgilenmiyorlar. MTV,
Walmart’ın CD satmaya başlaması… Bu yepyeni bir dönem. Kabullenmek ve yola o
şekilde devam etmek lazım.
Bu durumda senin gibi jazz müzisyenleri
için konserlerin önemi artıyor.
Evet, canlı performanslar bizim gibi
müzisyenler için çok önemli.
Albümüne hangi parçaları koyacağına nasıl
karar veriyorsun? Nasıl bir bütünlük arıyorsun? Belli bir konsept geliştiriyor
musun?
Hali hazırda bitmiş parçalardan en güçlü
olanlarını seçiyorum. Konsept gruba bağlı.
Ne tür müzik dinleyerek büyüdün?
Annemin 20’lerden kalma akustik-blues plakları
vardı onları dinlerdim. Onun dışında sürekli radyo dinlerdim, bol bol soul
müzik çalarlardı. Gitara başladıktan sonra da yoğun olarak Beatles dinledim.
Gitara ilgin nasıl başladı?
Gitarın sesini hep çok beğendim. Elektrik
gitar muhteşem bir enstrüman. Sadece jazz’daki kullanımından bahsetmiyorum. Kendi
başina bir sözlüğü ve sesi var. Çok zengin.
70’lerin funk ve rock’ından etkilendin. Jazz’a
ilgin nasıl başladı?
18 yaşlarına gelince funk’tan da rock’tan da
sıkıldım. Daha farklı şeyler öğrenmek istedim. Yeni şeyler keşfetmeye çalıştım.
Kütüphanelere gidip plakları karıştırdım… Jazz’la da o şekilde tanıştım
sanırım.
Sana en uygun duo enstrümanı hangisi?
Davul.
Kariyerinde herhangi bir dönüm noktası var
mı?
Hayır. Benim kariyerim sürekli hareket
halinde. Bazen herşey güllük gülistanlık, bazen de o kadar parlak değil.
İyimserliğini kaybetmeden çalısmaya ve çalmaya devam etmek lazım. Verdiğin
kararların sonuçlarına da katlanman lazım.
Müzik dışında nelere ilgin var?
İnsanlara… Bu yüzden bol bol kitap okurum.
Tabii yaşlanıp çoluk çocuğa karışınca başka şeylere çok vakit kalmıyor. Kendime
artık pek vakit ayıramıyorum…
Evet, hakikaten çok yaşlı olmalısın (!)
(ancak 30’lu yaşlarda görünüyor) Kaç çocuk var?
3.5 yaşında bir kızım, 6 yaşında bir oğlum
var. Genç göründüğüme bakma, göründüğümden daha yaşlıyım…
Çocuklarının müziğe ilgisi var mı?
Şu anda evimin bodrum katında bir davul seti
var. Gene Lake. Gene Lake’i bilir misin? Kendisi davulcu, David Sanborn ile
çalar. Kendisi yakın arkadaşımdır, çocuklarımız da aynı yaşta. Bana davul
setlerinden birini ödünç verdi. Şimdi bodrumumda kocaman bir davul seti var.
Çocuklar bayılıyor. Evet, aslında saz öğrensinler. Türklerin sazı var değil mi?
Dünya müziğine ilgi duyuyorsun sanırım.
Evet. Elimde Türk bir müzisyenden saz albümü
var. (Adını hatırlayamıyor.)
Hayatın değişik dönemlerinde değişik
kültürlerin müziklerine ilgi duymuşumdur. Bir ara bol bol Afrika, Küba ve
Brezilya müziği dinledim. Bir şeye ilgi duyup üstüne düşüyor, öğreneceğini
öğreniyorsun, sonra onlar bir şekilde senin bir parçan oluyor ve artık ekstra
ilgi göstermiyorsun. Çok ilginç değil mi?
Performansında seyircinin yeri nedir?
Seyirci performansını etkiler mi?
İdealde etkilememesi lazım. Müzisyen olarak
hedef seyirciden bağımsız tutarlı bir performans sergileyebilmek. Etkileyecekse
de umuyoruz ki iyi yönde etkilesin.
Diyelim ki performans planladığın gibi
gitmiyor, ne yaparsın? (Bu arada, çok yorgun göründüğünü ve akşamki konserden
endişelendiğim için bunu sorduğumu itiraf edeyim. Konserin harika olduğunu da
eklemeliyim.)
O durumda yapılacak en iyi şey hiçbirşey
yapmamak. Zorlayınca daha kötü olacaktır. Ayrıca bu göreceli bir algı, belki
ben o anda memnun değilimdir ama davulcu çok memnundur, seyirci memnundur.
Kendi haline bırakmak lazım.
Tur yapmayı seviyor musun?
Ailemden uzak kalmayı pek sevmiyorum aslında.
Turun tek güzel tarafı her gece çalacak olmak. Ama sürekli yolda olmak pek
zevkli değil. Bu işte denge çok önemli. Ama sanırım bu yıl biraz abarttım. Çok
geldi.
Çoktan neyi kastediyorsun?
Yaklaşık 150 konser. Geçtiğimiz bir yıl içinde
sanırım 150 konserim vardı. Ve buna seyahatte geçen süreyi de eklersen… Çok
fazla. Gelecek yıl azaltmam lazım.
Türkiye tecrübelerinden bahsetmek ister
misin?
Türkiye’ye iki-üç defa gittim. İstanbul’da
jazz festivallerinde çaldım, sanırım 1996 ve 1999’da. Ankara ve İzmir’i henüz
görmedim.
Yakın gelecekte tekrar Türkiye taraflarına
tur planları var mı?
En azından gelecek yıla kadar birşey
görünmüyor. Yolum düşerse tekrar görmeyi çok isterim. Ankara Anadolu’nun
ortasında düz bir şehir değil mi? Çok eski çağlardan kalma bir şehir. Şehirden
büyük bir nehir falan mı geçiyor?
Evet, tarihi çok eskilere, Frigya ve Hitit
dönemine kadar giden bir şehir. Ama önemli bir nehir geçmiyor aslında.
Peki nasıl oluyor da Anadolu’nun ortasında bir
şehir, denize uzak, nehir falan da geçmiyor, bu kadar büyük ve önemli bir şehir
haline geliyor?
Ottawa gibi, başkent olduktan sonra önemi
artmış bir şehir.
Osmanlı zamanında mı?
Hayır, Osmanlı döneminde başkent
İstanbul’du.
Atatürk’le mi Ankara başkent oldu yani?
Evet. Milli mücadeleye başlanırken başkent
ülkenin merkezine yakın bir yerde olsun istemiş, meclis de orada kurulmuş.
Alfabeyi de Atatürk değiştirdi değil mi?
Kadınlara oy verme hakkını da O getirdi.
Evet. Bir Amerikalı olarak Türkiye hakkında
nasıl bu kadar çok şey öğrendin?
Tarihle ilgili çok kitap okurum. Örneğin yakın
zamanda Kuzey Irak’ta da çok sayıda Türk olduğunu öğrendim. Türkmenler,
Türkiye’deki Türklerle aynı dili konuşuyorlar, aynı kültür değil mi? Iranlı bir
arkadaşım var, bana o bölgenin tarihini anlatır. Türkler de bir ara Iran’dan
geçmişler. 11. yüzyılda sanırım.
Evet. Senin ailenin kökleri nedir?
Anne tarafım Doğu Avrupa musevilerinden, baba
tarafim Çek ve İskoç karışımı.
Toronto ve New York’tan bahsederken New
York’daki medar-ı iftiharımız İlhan Erşahin’i tanıyıp tanımadığını sorduk.
Türk süperstarı İlhan değil mi? Tabii ki,
tanıyorum. Benim çocukluk arkadaşım Charles Stella onun albümlerinin yapımında
çalıştı.
Charlie Hunter ayrılmadan önce Türkiye’deki
mercimek çorbası tecrübelerinden bahsetti. Limonlu Mercimek çorbası ile ekmeğe
bayılmış. Canımızı da çektirmedi değil hani…