25 Mayıs 2012 Cuma
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Fleurine

    

Hollandalı vokalist, Brad Mehldau’nun eşi Fleurine ile müzik ve aşk hakkında...

 

 

Yoğun bir turne programınız olduğunu biliyorum ama son albümün Fire’dan bu yana 3 yıl geçmiş; yeni albüm planlarınızla ilgili bilgi verebilir misiniz? Eminim dinleyicileriniz 10 yılda üç albümden daha fazlasını bekliyorlardır, onlara iyi bir haberiniz var mı?

Benim için kalitenin sayıdan daha önemli olduğunu söylemeliyim. Bir albüm yaptığınızda bir sürü yere dağıtılıyor ve bir çok insana ulaşıyor; dolayısıyla mutlaka özel bir şey olması gerekli. Gerçekten söyleyecek yeni bir şeyiniz olduğunda yeni bir albüm yapmanın doğru olduğunu düşünüyorum ve bence bu üç albümün hepsi için de böyle bir durum vardı. Arada ne kadar zaman olması gerektiği ile ilgili bir fikrim yok ama şimdi söylediğiniz için görüyorum ki her üç yılda bir albüm yapmışım! Tabii ki istisnaları olsa da, bazı müzisyenler her yıl yeni bir albüm yapmaları için şirketlerden baskı görüyorlar ve bu kalite açısından pek de iyi sonuç vermeyebiliyor. Benim gibi yaklaşık 10 yıl önce başlayan ve aynı sayıda albüm yapan Madeleine Peyroux veya Fiona Apple gibi müzisyenler de var! Yine de, İstanbul’dan döndükten sonra, Kasım sonunda yeniden stüdyoya girip 4. albümün kayıtlarına başlayacağımı söylemeliyim.

 

 

En son albümünüzden bu yana, müzikal olarak nasıl bir değişim geçirdiğinizi düşünüyorsunuz, kafanızda yeni oluşmuş fikirler var mı?

Zihnim sürekli müzikle meşgul hatta gereğinden fazla meşgul bile diyebilirim. Müzisyen olarak en önemli meselelerimden biri hangi fikirlerin kayıt edilmeye değecek kadar iyi olduğuna karar vermek. İyimser bir düşünceyle, sürekli bir gelişim içindeyiz ancak bunun hangi yönde olduğunu ancak daha sonra geriye baktığımızda, geçmişte yaptıklarımızı değerlendirerek söyleyebiliyoruz. Dolayısıyla şu andaki fikirlerimin ileride yapacaklarımı nasıl etkileyeceğini şimdiden bilemiyorum. Yaptığım üç albüme baktığımda; Renee Rosnes, Tom Harrell, Christian Mc Bride, Jesse van Ruller ve Billy Drummond ile kaydettiğim ilk albümüm olan ‘Meant to Be!’ gerçekten müzikal olarak benim köklerimden geliyor: Tamamı benim şarkı sözlerim ve Theloniouius Monk, Thad Jones, Kenny Dorham gibi müzisyenlerin besteleriyle swing, bebop and Brezilya tadlarında katıksız jazz parçaları; ana teması ‘aşka aşık olmak’ duygusu etrafındaydı ve gerçekten ‘mutlu’ bir albümdü! İkinci albümüm ‘Close Enough For Love’ Brad Mehldau ile bir düetti ve bu albümün kayıtlarından hemen önce birbirimize çok aşık olmuştuk! Dolayısıyla benim için bu albümün oldukça içe dönük, melankolik ve tatlı bir tarafı var. Böyle olağanüstü bir aşk bulunca insan ilk olarak onu kaybedeceğinden korkuyor, işte melankoli de orada devreye giriyor. İki farklı kıtada, birbirimizden binlerce kilometre uzakta yaşıyorduk ve birlikte olabilmek için ikimizin de hayatında büyük değişiklikler yapması gerekiyordu. Herşey çok güzel bir şekilde gelişti ve o albüm bu hikayenin başlangıcını yansıtıyor. Yine benim yazdığım sözlerle hem Pat Metheny, Jimi Hendrix gibi müzisyenlerin hem de Jobim, Michel Legrand, Johnny Mandel büyük bestecilerin eserlerini yorumladık. Üçüncü albümüm ‘Fire’ ise ilk kez anne olmamdan sonra kaydedilmişti. Kendi çocukluğuma kadar gidip, Paul Simon, Nick Drake, Peter Frampton Chryssie Hynde gibi müzisyenlerden pop şarkılarının jazz düzenlemelerini ve kendi bestelerimi (ki, bunlardan biri yeni doğmuş olan kızımız içindi) çaldık. Bu albümde Brad ve Jeff Ballard (d) ilk defa birlikte çalmışlardı; Jeff şimdi Brad’in yeni triosunda yer alıyor biliyorsunuz. Bu albümde Jesse van Ruller (g) ve Johan Plomp’un (b) yanı sıra Gil Goldstein (Accordion), Seamus Blake (s) ve Peter Bernstein (g) da çaldılar. Gördüğünüz gibi her albüm hayatımdaki yeni bir kişisel dönemeci ve bunun etkisiyle yöneldiğim yeni bir müzikal yolculuğu yansıtıyor.

 

 

Oldukça farklı tarzlardan eserleri yorumluyorsunuz. Kaydedeceğiniz besteleri nasıl seçiyorsunuz, seçiminde hangi kriterleri uyguluyorsunuz?

Sanıyorum tek kriterim kişisel zevkim; bir besteyi, melodiyi, şarkı sözünü sevmem ve ondan ilham almam gerekiyor. Ne daha fazlası, ne daha azı...

 

‘Fire’ albümünün notlarında Paul Bussy sizin için ‘jazz köklerinden gelen bir şarkıcı ama bu aslında pratik olmasına rağmen sınırlayıcı bir nitelendirme’ diyor. Ben de etiketin önemli olmadığını düşünüyorum ama sizin kendi müziğinizi nasıl gördüğünüzü de anlamak istiyorum.

Bu tür kategoriler veya etiketler müzik şirketlerinin bir müzisyeni pazarlama yöntemlerinin bir parçası. Benim tanıdığım bir çok müzisyen, müzik şirketlerinin üzerlerine yapıştırdıkları etiketlerin aksine tek yönlü müzisyenler değiller. Sanıyorum, her müzisyenin pek çok esin kaynağının olduğunu varsayabiliriz. Benim durumumda, temelde kuvvetli bir jazz kökeni var. Babam evde sürekli Miles, Cannonball, Art Blakey & the Jazz Messengers, Coltrane, Ella, Louis Armstrong, Billie Holiday gibi müzisyenleri dinler ve çalardı. Bunlar bende iz bırakan ilk esin kaynaklarım. Öte yandan annem ise Schubert, Mozart ve Chopin gibi bestecilerin eserlerini dinlerdi ve kuşkusuz bunların da benim üzerimde bıratıkları izler oldu. Tabii ki aynı zamanda radyo vb kaynaklardan güncel pop parçalarını dinlemeyi sürdürdüm. Daha sonraları ergenlik çağlarımda Bossa Nova ve Brezilya müziği sevdalısı oldum. Son on yılda ise Brad’in müziğinin üzerimde kuvvetli bir etkisi olduğunu söylemeliyim. Yani, değişik yerlerden ilham alıyorum anlayacağınız.

 

Bir çok lisanı konuştuğunuzu biliyorum ama sanki Portekizce şarkı sözlerine karşı daha özel bir sempati duyuyormuşsunuz gibi geliyor bana; bunun arkasında belli bir sebep var mı ? Bir beste için hangi lisanda yazacağınıza nasıl karar veriyorsunuz?

Bildiğiniz gibi ana dilim Felemenkçe; bunun dışında İngilizce, Fransızca, Almanca, İspanyolca ve Portekizce konuşuyorum. Bir lisanı konuşmak benim için şarkı söylemek gibi: Sesleri taklit etmek. Farklı lisanlarda şarkı söylemenin en sevdiğim tarafı, her lisan ile gırtlağından farklı sesler çıkması ve böylelikle kendi sesinizin farklı renklerini ortaya çıkarabilme imkanı. Bir renk paletini kullanarak resim yapan bir ressamı düşünün; farklı bir paleti eline aldığında bir anda yepyeni renklere ve tonlara kavuşmuş oluyor. Farklı lisanlarda şarkı söylemek de aynen böyle; lisanı değiştirdiğinde bir anda yepyeni seslerin kapıları açılıyor önünüzde. Bu da şarkı söyleme eylemini zenginleştiriyor. Portekizce tercihimin sebebi benim için çok basit: İnanılmaz derecede duygusal bir lisan, bayılıyorum! Ne zaman aşkla ilgili bir şeyler yazsam elim otomatik olarak Portekizce’ye doğru gidiyor. Keşke Türkçe şarkı da söyleyebilsem. İstanbul’a son geldiğimde Sibel (Köse) bana bir şeyler öğretmeye çalışmıştı ama kolay değil. Bu arada, bence Sibel (Köse) benim jenerasyonumdaki çok iyi şarkıcılardan biri.

 

Bir çok kalburüstü müzisyenle çalışmış olmanıza rağmen, Hollandalı eşlikçileriniz Johan ve Jesse ile aranızda farklı bir dinamik var gibi görünüyor. Bununla ilgili neler söyleyebilirsiniz?

Birlikte çaldığınız müzisyenlerle uzun süreli bir birliktelik olduğunda bunun müziğe kesinlikle olumlu bir şekilde yansıdığını düşünüyorum. Johan Plomp ve Jesse van Ruller ile 15 yıldır birlikte çalıyoruz ve bu aramızda eşşiz bir bağlantı oluşmasını sağladı. Bazı müzisyenler isimleri büyük müzisyenlerle birlikte çalmanın kendi müziklerini de daha iyi yapacağını düşünürler. Bence en iyi müzik yapan gruplar birlikte uzun süre çalmış, bir sound oluşturma ve bir ilişki geliştirme imkanı bulmuş gruplar. Mesela, Ron Carter veya Dave Holland gibi olağanüstü basçılarla çalma imkanım olabilirdi ama müzikal açıdan beni Johan, Jesse ya da Brad kadar yakından tanımaları imkansız. Nardis’teki konserlerimde Johan da basta bana eşli edecek ve ikimizde ilk defa Önder Focan ile birlikte çalacağımız için çok heyecanlıyız!

 

Brad ile birlikte çalmak nasıl bir şey? Avantajları veya dezavantajları var mı?

Brad ile birlikte çalmak rüya gibi! En iyi tarafı, şüphesiz kimse beni kocamın tanıdığı kadar yakından tanımıyor, sihirli bir birliktelik bu! En kötü tarafı ise, onunla birlikte çaldıktan sonra başka piyanistlerle birlikte çalışmak daha zor hale geldi. O yüzden artık gitaristlerle çalışmayı tercih ediyorum, ha ha ha !... Bir de tabii, düet albümümüzü yaptıktan sonra artık sürekli böyle talepler alıyoruz, bu da biraz can sıkıcı.

 

Son olarak, profesyonel müzisyenlik ve anneliği nasıl birlikte yürütüyorsunuz? Birbiriyle çelişen farklı öncelikler olmuyor mu?

Kabul etmeliyim ki çocuklarımız olduktan sonra herşey eskisi kadar kolay değil çünkü çocukları kesinlikle dadılara filan bırakmıyoruz. Eğer ben turnedeysem Brad evde kalıyor, o turnede olursa ben çocuklara bakıyorum. Anne olduğumdan beri bir haftadan daha uzun bir süre evden uzak kalmadım, dolayısıyla da turne programlarım artık daha kısa. Eskisi kadar uzun veya mesela Dianne Reeves gibi bir şarkıcı kadar sık turne ve konser programları yapamasam da, sevdiğim herşeyi yapabildiğim için çok mutluyum: Müzikle uğraşıyorum, iki çocuk annesiyim ve en büyük aşkımla evliyim!

 

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


64704 - unknown - 38.107.179.240