Diktatörlükten
Cumhuriyet’e: 1920’lerdeki Değişimin Arkaplanı

Barcelona’yı yeniden düzenlemeyi öngören
Macià Planı için genel görünüş, mimarlar: J. Torres Clave ve GATCPAC.
Enric Ucelay-Da Cal n GATCPAC’ın arkasındaki
genç Barcelona’lı mimarlar, 1901’den itibaren Katalan ulusalcı kültürüne uzun
soluklu şeklini veren yerel odaklı, muhafazakar ulusalcı parti Lliga
Regionalista’nın hegemonyası altında büyüyüp gelişti. Bunlar, Barcelona’daki
rakip sendikal gruplar arasındaki silahlı sokak çatışmaları yıllarında
olgunlaştılar (1919-1923) ve General Miguel Primo de Rivera’nın kendine özgü
diktatörlüğü altında mesleki eğitimlerini tamamladılar (1923-1930).
Deneyimlerinin doğrudan bir sonucu olarak mimari duruşlarının estetik ya da
avangart “militanlık”la sınırlı kalamayacağını derinden hissettiler;
dönemlerinin sosyal sorunlarına her açıdan karışmak durumunda kaldılar.
Lliga’nın lideri Francesc Cambó, ünlü
açıklamasında şunları diyordu: Diktatörlük, “Barcelona’da doğdu ve sendikalist
demagojinin tahammülleri zorlayan bir yoğunluk ve kronikleşmişlikte olduğu
Barcelona’daki atmosfer tarafından yaratıldı”1. Romanones liberal kabinesini
1919’da çekilmeye zorlayan General Joaqín Milans del Bosch’un üstü kapalı
darbesinden “liberal birlik hükümetini” düşüren General Primo de Rivera’nın
1923 Eylül’ündeki açık darbesine, Barcelona’yı Madrid siyasetinin paradoksal
odağı haline getiren ince bir çizgide yüründü.
Bu düz bir yol olmaktan ziyade tam anlamıyla
bir keşmekeşti, Katalan başkenti dışında anlaşılması mümkün değildi ve
madrileños (Madridliler) için başdöndürücüydü: “Katalan sorunu” ve
Katalanlar’ın kendi hükümetlerini kurma talepleri, Confederación Nacional de
Trabajo’nun (CNT) tanınması karşı çağrısıyla bastırıldı, işçi birliklerinin
türlü kaotik “konfederal hareket”i geniş işçi tabanı nedeniyle doğrudan eylem
halini aldı. Fakat bu, açık bir yönü ya da tutarlı bir programı olan bir
hareket değildi. Ve son olarak, militarist ordu subaylarının silahla tehdit
eden ve göreve çağıran baskılarıyla karşılaştı. Madrid, milliyetçiler ve
anarko-sendikalistler arasındaki iç içe geçmiş ikilemi görmezden gelseydi bile,
sonunda generalleri genç subayların çağrısına uyduran, öfkeli anti-Katalancı
arkaplanlı militarist junteros (cuntacı) başkaldırısının zamansızlığını hiçe
saymak olamazdı (sözde, Juntas de Defensa, piyade, topçu ve süvari
birliklerindeki orta rütbeli subayların “profesyonel işbirliği” yasadışıydı).
1918 Ekim-Kasım’ında, Birinci Dünya Savaşı’nın
beklenmedik sonu, Katalan sol kanat partilerini ve hatta (İspanyolluklarıyla
ünlü) Radikaller’i bile, Wilsoncu özgür irade ilkeleri modasına uyarak bölge
için “entegre statülü özerklik” talep etmeye itti. Bu hareket, Cambó’yu,
Madrid’teki “Ulusal Birlik” hükümetini düşürmeye ve Lliga’yı Katalan politik
hareketinin ön saflarına yerleştirmeye zorladı. Bu beklenmedik değişim, azınlık
olmasına rağmen 1917’den beri İspanya politik yaşamını Lliga’nın yönlendirmesi
nedeniyle, tüm İspanya’da “Katalan vatan hainleri” suçlamalarını kışkırttı.
Ancak asıl şaşkınlık, “Katalan sorunu”nun ve statüsünün hararetli bir konu
halini almasıyla başladı.
Elektrik üretim endüstrisindeki büyük grev,
Barcelona’yı Şubat 1919’da karanlığa mahkum etti. Bunun sonucu olarak, gerçek
bir “askeri parti” üzerine konuşmalara sebebiyet veren militarist düşüncelerle,
içeriden harekete geçen bölgesel ordu karargahının ve Genel Komutanlık’ın,
yerel politikalara karşı artan müdahaleleri geldi.
Militaristler, eğer Katalonya’da bir
bölgeselleştirme olacaksa, bunun Katalancılar ve onların kendi kurallarıyla
yerinden yönetimiyle değil, “IV. Askeri Bölge” idaresi altında olması
gerektiğine inanıyorlardı.
“Tarihsel”(Radikaller) ya da “Katalan”
(özerklik ve/veya federallik yanlısı) olmasına bakılmaksızın, Cumhuriyetçilik,
işçi hareketinin zorlamasıyla marjinalliğe indirgenme sürecindeydi. Sözde
belirli bir doktrinden yoksun, Katalan sivil toplumunda önemli role sahip bir
özel sektör oluşumu olarak “devrimci sendikacılık”, Katalan özerkliği taraftarı
olan ya da olmayan, Lliga ve/veya küçük ölçekli şirketlerce -ki bu gruplar bunu
kabul etmeye hazır değillerdi- tanınmak istiyordu. Ancak, durumu ülke sorunu
haline getiren bu aldatmacalı Katalan siyaseti oyununa daha çok oyuncu dahil
oldu. Bazı bakanların ve valilerin ılımlılığı ya da diğerlerinin sertliği bu
rakip güçlerin karşıtlığının yarattığı kaosa son vermeye yetmedi. Bir grubu
tatmin eden şeyler diğerlerini ancak çileden çıkarıyordu.
O günün politikalarının altında yatan şey,
Barcelona’nın tekinsiz öncü rolüne, metropoliten kimliğine ve başkent olma
konusunda Madrid’le olan rekabetine cevap niteliğindeydi.
1923’te, Katalonya Askeri Bölgesi’nde görevli
olan General Miguel Primo de Rivera, Katalan sorunlarını pasifize edebileceğini
düşündü. Ordu, Barcelona’daki çeşitli polis güçlerini etkili bir biçimde
kontrolü altına aldı ki zaten sendikal terörizm kisvesi altında bunu az çok
yapıyordu. İtalya’nın bir “yurttaş hareketi” olarak faşizm tecrübesinden
alınabilecek derslere doğal bir ilgi vardı (Mussolini ilk kabinesini Ekim
1922’de kurmuştu). Fakat önceki yıllarda, Hispanik ulusalcılıklar, pro- ve/veya
anti-İspanyol kimliklerle sokaklara taşınarak siyasi taraflara bölünmüştü.
Primo, ılımlı Katalanları ve
anti-Katalancıları, çığırtkan junteros militarist grupları ve “Afrikanistler”i,
anayasal mevzuat ve parlamenter uygulamalardaki belirsizliklerden faydalanıp,
kısa sürede herkesi ülkeyi terörizmden kurtarmakla başlayarak diğer tüm
problemleri çözebileceğine inandırdı. 11 Eylül’de, Barcelona sokaklarındaki
“ayrılıkçı”ların küstahlığı, kararsızların katılımının gerekliliğini haber
veriyordu. Takip eden iki günde, Primo, hükümeti klasik pronunciamento
usulüyle, manifestosunu da deklare ettiği bir darbeyle devirdi. Meclisin hala
yaz tatilinde olması nedeniyle, kraliyet hariç hiçbir otoriteye danışılmadı.
Alfonso XIII, Primo, üç ay içinde kışlalara dönme sözü verdiği için, bunu
onayladı: Hatta Primo, buna kendisi de inandı, çünkü resmi olarak Katalonya
Genel Komutanlık görevini bırakmadı ve yerine kendisinin yedeği olarak General
Emilio Barrera’yı yerleştirdi.

Barcelona’da Gran Via Diagonal için yeniden
düzenleme önerisi, 1931, mimarlar: GATCPAC.
Meclis tatillerinin uzaması ve ülkenin bir
süre kararnamelerle yönetilmesi, (1921’de silahlı anarşistlerce öldürülen)
Başbakan Dato’nun hayalperestçe koruduğu 1876 Anayasa taslağında açılmış bir
gedikti; şimdi, Primo, kendisinin daha da marifetli olduğunu ispatlıyordu.
Sadece, Madrid’teki bazı askeri gruplarla,
bu amaca hizmet etmesi için oluşturduğu
“ikincil” bir Askeri Yönetim ile görüşmesi gerekiyordu. Birkaç saat içinde
Savaş Bakanlığı binasına yerleşerek kendini bir kararnameler silsilesi
planlamaya adadı. Darbe, Barcelona ve Madrid’te olduğu gibi taşrada da, ilan
edilmiş düşmanlar
-Santiago Alba (rüşvetle suçlanan ve Paris’e
kaçan bakan) liberalleri, Katalan ayrılıkçıları (onların Perpignan’da yeniden
ortaya çıkan şefleri Francesc Macià) ve anarşistler (komünistler 1926 sonrasına
kadar bir takıntı sebebi olmayacaktı)- dışında coşkuyla karşılandı. Yasadışı
olmasından (bu da zaman içinde gelişecekti) önce, CNT, doğrudan yeraltına indi -ki
bu topluluğun fanatik militanlara dönüştüğü anlamına geliyordu, üyeler ve
sempatizanlar kendilerini buna dayanarak savunabilirlerdi (Biraz çelişkili bir
şekilde, Barcelona’da, sempatizanlar durumu kullanmakta tereddüt etmeyen
CNT’nin ezeli sendikalist düşmanı, sağ kanattaki Sindicatos Libres tarafından
cezbediliyordu).
Primo, devlet memurlarının “bugün git yarın
gel” ikiyüzlülüğünü, “eski İspanya”yı, romantik denemeci Larra tarafından
kınanmalarından beri herkesin nefret ettiği ancak kimsenin silemediği
cacique’si (yerel siyasi patronları) yıkmaya karar verdi. Ortaya çıkan
enerjiyle, geniş tabanlı bir uzmanlar topluluğunun desteği ile tüm yerel kamu
hizmetlerini revize etmek için büyük bir yerel yönetimler yasası taslağı
hazırladı. Ancak bu gibi iddialı projeler kısa sürede tamamlanamadı ve günler,
haftalar geçerken, meclisin kapalı tutulabileceği anayasal süre doldu.
Primo’yla devam etmeye zorlanan monarşi, onu kral yapan anayasayı engelledi ve
böylelikle, tahta çıkma hakkını tehlikeye soktu. Bunun doğal bir sonucu olarak
General, direnç ve entrikayla karşılaştı. Mancomunitat’ın, dört Katalan
bölgesinin birleşik yönetiminin başkanı olan Puig i Cadafalch, Katalan ulusal
hassasiyetlerine aykırı işleyişe itiraz etti (Primo ilk olarak Madrid’teki
junteros’ları “ayrılıkçılığa karşı” bir kararnameyle memnun etmek
durumundaydı). Monarşi belki boş ve uçarıydı fakat aptal değildi, aynı zamanda
diktatörlükten de hoşnut değildi; Primo’nun tecridiyle sonuçlanacak ikili
oynama beceriksizliğini kanıtladı. Primo’nun gücüne karşı gelen bu ve benzeri
kazalar, çok geçmeden General’in kulağına gitti; özellikle kendisinin Barcelona
şubesi, hainliği de aleni olan General Barrera ile daha ihtiyatlı Milans del
Bosch. Ocak 1924’te, Primo, (Puig’in alınmadığı) bir grup Katalan politikacıyla
buluştu ve görüşmeler sırasında, anti-Katalancı Unión Monárquica Nacional’in
(Ulusal Monarşi Birliği, UMN) başkanı Sala i Argemí dışında, grupta ayrılık
çıktı. İlk el oynanmıştı ve kartların yeniden dağıtılmasının zamanı gelmişti;
bahisler ancak arttırılabilirdi.
Primo, her zaman yaptığı gibi, (8 Mart 1924’de
yasalaştırılan) Yerel Yönetimler Yasası üzerinde de büyük bir kumar oynadı.
Fakat henüz tasarı aşamasında olan Eyaletler Yasası taslağına işaret eden,
kendinden öncekinden daha geniş kapsamlı, bölgelerarası mancomunidades’in
(sınırlı yetkili bölge hükümetleri birliği) ve olası bölgeselciliğin zorlu
konularını çözmeye yarayan bir büyük yasa diğerini beraberinde getiriyordu. Bir
yıl sonra, Mart 1925’te yürürlülüğe giren Eyalet Yönetimleri Yasası, belediye
meclisleri konusunda zaten yapılmış olduğu üzere, yönetimsel organlar (başka
bir deyişle, sivil bölgesel hükümetler; paralel bölgesel askeri hükümetler
konusu, ordu, yorulmak bilmez Primo düşüncesini oluşturana kadar terkedilmişti)
mevzuatını gözden geçirdi ve sistemleştirdi.

Spring Sineması, projeden perspektif, 1933,
mimar: S. Illescas.

Valkyria Sineması, projeden perspektif,
1933, mimar: S. Illescas.
Ancak, 1924 baharında, Fas’taki İspanyol
Himayesi kötüye gitti (iki yıl öncesinde, 1921 yazında, “Annual felaketi”
sırasında, Abd-el Karim bütün İspanyol ordusunu yok etmişti). Bu, Primo’yu,
“Afrikanistler”in şiddetle karşı çıktığı, tek taraflı olarak çekilme, savunma
haline geçme fikrine yönlendirdi; diktatör otoritesini güçlükle de olsa kurdu.
Operasyon büyük kayıplarla devam etti ve bu, sansür kurulunca halktan gizlendi.
Ancak, stratejik operasyonların işe yaramasıyla Abd-el Karim, İspanyollar
tarafından durduruldu ve himayenin Fransız kısmındaki Kabyles denen Berberi
toplulukla uzlaşma sağlayarak artçı birlikleriyle bir şans yakalamış oldu. Bu
noktada, 1925 yazında Fransa, İspanyol rejimiyle fikir birliğine vardı ve büyük
kuvvetlerle harekete katılmayı kararlaştırdı. İspanya, Fransa’nın hava ve
denizden desteğiyle Alhucemas Körfezi’ne çıkarak Riff’in iç kesimlerine kadar
ilerledi. Operasyon planlandığı gibi gitti ve iki ay içinde Riff direnişi
bastırılarak Abd el-Karim kuşatıldı. Çıkarmadan bir yıl sonra, İspanyol
Himayesi, Abd el-Karim’in tamamen pasifize edildiğini açıkladı. Haber birçoklarında
için bir rahatlama yarattı; uzayıp giden Afrika Savaşı, Sert (1902 doğumlu) ya
da Torres Clavé (1906 doğumlu) gibi mimarlık öğrencileri için endişe verici
olmalıydı. Askeri yükümlülük sürelerini azaltmak için para ödemiş (bedelli)
oldukları için, daha önce, Annual yenilgisi sonrası, yaşça daha büyük
entelektüeller ve üniversite öğrencilerinin (Madrid avangartlarından Giménez
Cabbalero) başına geldiği gibi yeniden askere çağrılabilirlerdi.
Fas’ta haklı olan taraf, “Afrikanist”ler
değil, Primo’ydu. İspanyol kamuoyu, içinden çıkılmaz gibi görünen bir sorunu
çözmesi için diktatörü geri çağırdı. Primo, bu gelişmenin ardından, eli
artırmakta beis görmedi: “Diktatörlük” makamından alkışlarla uğurlanmak yerine,
sahip olduğu ne varsa hepsini riske attı. “Askeri Yönetim”i devredışı bırakacak
bir “sivil hükümet” modeli üzerinde çalıştığını duyurdu; ancak, Anayasa
konusundaki belirsizlikler hala sürüyordu: O halde, kurulacak bu yeni hükümetin
yasal dayanağı ne olacaktı? Dahası, üstü kapalı olarak sistemik baskılara maruz
kaldığını ve yeni anayasa taslağının son düzeltmelerini yaptığını ifade etmeye
başlamıştı. Bu imalar, hanedan mensuplarıyla bazı önemli yüksek rütbeli
askerlerin (başarısızlıkla sonuçlanan
25 Haziran 1926 tarihli “Sanjuanada”
ayaklanması Valencia’da patlak vermişti) gizli desteğini alan liberalleri
harekete geçirdi. Planı o kadar çabuk açığa çıkmıştı ki, Primo, her zamanki
kendinden emin ifadesine rağmen bu sefer, Romanones, General Weyler, Amiral
J.B. Aznar ve General Aguilera’yı vatana ihanet suçundan idama mahkum etmeyi
göze alamadı, “para cezası”na çarptırılmaları ile yetindi. Bu arada da
kamuoyunun ilgisini, “Ulusal Danışma Meclisi” tasarısına çekti. Burada
sözkonusu olan, üyelerini ya doğrudan ya da profesyonel kurumların seçeceği;
son şekliyse, yenilikçi kriterleri (kadın parlamenterlerin de görev aldığı ilk
İspanyol parlamentosuydu sözkonusu olan) esas alan müzakerelerle belirlenecek
olan -“tavsiye niteliğinde” olmasından ötürü de onay alma derdi olmayacak- yeni
bir teşkilattı. Ne var ki, işler bir anda çığrından çıktı. Primo’nun meclis
konusunda yaptığı açıklama, muhafazakar kanadın dağılmasına neden oldu. Hemen
ardından da, muhafazakarlarla cumhuriyetçileri, liberalleri hatta
anarko-sendikalistleri, muhafazakarların önceki lideri Sánchez-Guerra’nın
önderliğinde, ortak bir “anayasal” çizgide buluşturan yeni bir ittifak
oluşturuldu. Askeri reformun, Artillery Kolordusu’nun isyan bastırma görevi
üstlenmesini öngören yasa tasarısı Eylül ayında görüşülüp bir sonuca bağlandı.
Hemen ardından, militanlarını Belçika’ya postalayan Macià, Kasım başlarında,
Doğu Pireneler’in Fransız sınırında kalan kesiminde, Prats de Molló’nun küçük
bir köyünde, yalnızca Fransız polisinin kontrolü altındayken Katalonya’yı
işgale kalkıştı. “Kurmayları”yla beraber Paris’te tutuklandı ve Brüksel’e
gönderildi.

Barcelona’nın Eixample semtinde Casa Bloc
adlı konut yapısı, proje, 1932, mimarlar: GATCPAC.

Martorell’de El Convent Okul Kompleksi,
1935, mimar: J.L. Sert.
Primo de Rivera, önceki parlamenter
sistemlerden farklı olarak yeni bir siyasetçi modeli tanımlamıştı. 20 Mart
1925’te yürürlüğe giren Eyalet Yönetimleri Yasası Katalonya’da bir tür “yerel
ittifak” oluşmasını sağladı. UMN liderleri, o tarihten itibaren, Primo de
Rivera’nın yeni “Yurtseverler Birliği”nde yerel otoriteyi temsil eder hale
geldiler; orduyla bağlantıları süredursun (sivil hükümetten Milans del Bosch ve
halen bölgenin askeri valisi olmayı sürdüren Barrera), bu adlar birlik
bünyesinde önemli görevler üstlendiler (Barcelona Belediye Başkanı olmasının
yanında, altyapı ve kamu hizmetlerinden sorumlu yerel idare
-Diputación- yöneticisi de olan Baron Viver ve
çok geçmeden “Conde del Montseny” payesiyle onurlandırılan José Milà y Camps).
UMN lideri Sala önderliğinde kurulan -İspanyol (artık Katalan olmayan) resmi
adıyla- “Mancomunidad de Cataluña”, dolaylı olarak, Barrera’nın girişimleri
sonucunda dağıldı. Bununla birlikte, politik sahnede yerini alan bu yeni oluşum
“otoriter bir modernleşme” hareketini de beraberinde getirdi.
Primo kazanmışa benziyordu, ancak bu sadece
görünüşte böyleydi. General Martínez Anido’ya bağlı güvenlik güçleri iki yıl
boyunca muhaliflere karşı çetin bir direniş sergilediler, ta ki Sánchez-Guerra,
Ocak 1929’da, Valencia’da yeni bir isyan hareketi başlatana kadar. Gemisi fırtınaya
yakalanan Sánchez-Guerra’nın Valencia’ya ulaşması rötarlı oldu. Ne var ki,
Ciudad Real topçu neferleri Sánchez-Guerra’nın kente ulaştığı haberini
doğrulamadan harekatı başlattılar. Öte yandan, önceki kabine liderinin askeri
mahkemede vatana ihanet suçundan ağır ceza talebiyle görülen davası beraatla
sonuçlandı. Yeni anayasa metni en nihayetinde tamamlanabildiyse de,
anlaşılamayan nedenlerden ötürü yürürlüğe girmedi. Primo, Barcelona’daki 1929
Dünya Sergisi’nin açılış kutlamaları ve Seville’de gerçekleşen daha küçük çaplı
etkinliklerde boy gösterme şansını da böylece yitirmiş oldu. Diktatörlüğün iyi
bir gidişatta olmadığı açıktı. Farklı bir anayasal düzenin savunucularından
olan General Goded, Alfonso XIII’e şantaj yaptı ve iktidarını sarsmaya çalıştı.
En nihayetinde (29 Ocak 1930) de, Kral’ın emriyle başbakan seçildiği konusunda,
Primo’nun içine kuşku düşürmeyi başardı. Bunun üzerine Paris’i terk eden Primo
iki ay sonra öldü.
Tek çıkış yolu Cambó olmalıydı: Santiago Alba,
Romanones, hatta Sánchez-Guerra’nın bile politik sahneye geri dönmesini
sağlayacak, tam teşekküllü, ne var ki İspanya Parlamentosu’na dayanmayan bir
değişim hükümeti modeli. Ayrılıkçı lider, ayrıntıların uzlaşımı konusunda
görüşmeler sürerken, gırtlak kanseri olduğunu öğrendi ve bir yol ayrımında
olduğunu farketti. Önünde daha çok zaman olduğunu düşünen Cambó’nun tercihi,
İspanya’nın ve monarşinin kurtuluşu için savaşmaktan yana oldu. Ne var ki bu
talihsiz bir karardı. Kral, 30 Ocak’ta, güvendiği yüksek rütbeli askerlerden
General Dámaso Berenguer’e hükümeti kurma görevini verdi. 1930 yazında gündeme
gelen, Berenguer’in seçim ve yasama sistemine ilişkin önerisi liberallerden
dahi oy alamadı. Cumhuriyetçiler de liberal çizgiyi takiben -Alfonso XIII’den
hazzetmemelerine ve hemofili hastası Asturias Prensi’nin ona hanedanlıkta
yükselme fırsatı vermeyeceğini çok iyi bilmelerine rağmen-, hepsi monarşist
olan “anayasal düzen yanlıları” ve liberallerin terkettiği- isyancı birliğin
liderliğine soyundular.
Wall Street’teki Ekim Krizi’nin tırmandırdığı
toplumsal değişimler, Barcelona’da özellikle, 1929 sonrasında hissedilir hale
geldi; merkez Avrupa için bu tarih 1931’lere kadar sarktı; Katalonya ve
İspanya’da ise, tıpkı Fransa’da olduğu gibi, genel makro-ekonomik göstergeler
1933’e değin kontrollü bir seyir izledi. Ülkedeki kriz, son 15 yıldır, kamusal
işlere yönelik aşırı talebi doyurabildiği ölçüde Katalonya’nın genişleme
projesini desteklemeyi başarmış inşai etkinliklerin denetim altına alınmasında
temellendi.
Bu ekonomik darboğaz dönemi, Birinci Dünya
Savaşı yılları ve sonrasının gündemini işgal etmeyen işsizlik olgusunu
beraberinde getirdi ve bundan en çok, niteliksiz işgücü gerektiren sektörler
etkilendi.
1920’ler aynı zamanda, Primo’nun örtük muhalif
tavrını ve gündemine aldığı İspanyol merkeziyetçiliğini güçlendirdi. Katalanca
yayıncılık faaliyetlerinin görülmeye değer bir yankısı oldu; İspanya’da,
okuryazarlığın üçte bir oranında seyrettiği kimi kesimlerde sayfa sayısı
250’nin üzerinde olan kitaplara sansür uygulanmadı. Katalan basınıysa inanılmaz
bir büyüme sergileyerek, silkinip kendine geldi (resmi ve kamusal alanlarda
değilse bile özel yaşam alanlarında Katalan dilinin kullanılması artık
serbestti). Bu büyük dalga,
20. yüzyılın geri kalanındaki Katalan
ulusalcılığı öngörülerine ve gelecekte arzulananlara dair yeterli ipucunu
barındırıyordu. Primo, Katalanca’yı sözde gericilerle Katolikler’in manifestosu
olmaktan çıkardı ve yaygınlaştırdı, belirli bir bilinçlilik düzeyi oluşturdu.
Bu durum, olası bir siyasi geçiş döneminde, İspanyol solunun yine sol kanattan
bir Katalan alternatifine sıcak bakabileceğinin ilk sinyallerini verdi.
San Sebastián Paktı’nın 17 Ağustos 1930
tarihli nihai toplantısı (Leroux gibi “eski”, Azaña gibi “yeni” ve
Alcalá-Zamora, Miguel Maura gibi “en yeni” üyeleriyle) Cumhuriyetçiler’i (o
güne değin Primo’nun siyasi hareketi ekseninde varlık gösteren) Sosyalistler’le
ve Katalan ulusalcılığı yandaşlarıyla (aynı anda hem Estat Català hem de Unió
Socialista de Catalunya’nın (USC) temsilcisi sıfatıyla
Dr Jaume Aiguader gibi kökten ulusalcılar,
keza Marcelino Domingo gibi “eski” Katalan Cumhuriyetçiler) biraraya getirdi.
Söylentiler, CNT temsilcisinin, “politikacılar”ın resmi katılımını beklemeden,
salt mutabakat sağlama amaçlı gerçekleşen toplantının yapıldığı Casino Republicano’dan
bir an olsun ayrılmadığı yönündeydi. San Sebastián Paktı, bir “seçmen
yaklaşımı”nı tanımladığı ölçüde, Sánchez-Guerra’nın tüm kişisel komplocu
ittifak bağlantılarını koruyarak (hangi rejimin kimin önderliğinde olduğu vd.)
ardında bıraktığı “isyancı yaklaşım”ı da devam ettiren liberal bir çizginin
izinde tamamına erdi. Aşırı sol eğilimlere sahip bir grup askeri erkan (General
Ramón Franco, Yüzbaşı Fermín Galán vd., özellikle mühendisler ve topçu
subayları) “teknik uzman kadrosu” haline aldı. Aynı ekip, anarşist gruplarla,
anarko-sendikalistlerle ve Joaquim Maurín önderliğinde Katalonya’da giderek güç
kazanan Bloque Obrero y Campesino’nun (BOC) komünist yandaşlarıyla temasa
geçti.
“Devrim içinde devrim” yapmaya ve bir yandan
Cumhuriyetçi ayaklanmalara karşı önlem alırken, bir yandan da bu türden
girişimleri, -sendikaların seslerini en iyi şekilde duyurabilecekleri- bir
“Sendikalist Devlet” kurulması yönünde devrimci bir çizgiye çekmeye
çalıştıklarını ile sürdüler. Berenguer hükümeti CNT’yi yasal bir çerçeveye
oturttu ve bunu da sırf, örgütün, Madrid’te başlayıp Barcelona’ya sıçrayan,
sendikanın rızası alınmadan yapılan -ve büyük oranda yapı sektörünü etkileyen-
Kasım ortasındaki grevle (wildcat strike) karşı karşıya gelmesini sağlamak için
yaptı. Gösteri öyle bir şiddette oldu ki, taşrada illegal işlerle geçen uzun
yılların çaptan düşürdüğü CNT liderlerinin bile kontrol altına almaya gücü
yetmedi.
Polis güçleri, Cumhuriyetçi ittifaka rağmen,
“Güvenlikten Sorumlu General” Emilio Mola’nın titiz gözetimi altında, askeri
işbirliğinin ipuçlarını topladı ve akabinde askeri hapishaneden firar edecek
olan General Franco’nun da aralarında bulunduğu bazı elebaşlarını yakaladı. Şu
durumda, biri diğerini de kapsamak kaydıyla, kabaran Cumhuriyetçi dalgaya
farklı farklı katkıları olabilecek iki projeden söz edilebilirdi. Sol
inisiyatiflerin düzenlediği eylem, 12 Aralık 1930 tarihinde Jaca garnizonunda
başlatıldı. Başını Galán’ın çektiği ve yoldan toplanan “devrimci” sivillerle
Barcelona’ya uzanan bir yürüyüş gerçekleşti. Ne var ki, isyancı gruplar henüz
Saragossa’ya ulaşamadan dağılmak zorunda kaldılar. Ramón Franco ve General
Queipo de Llano, Cuatro Vientos Havaalanı’nda bir eylem hazırlığı yaptı; ancak,
uçak kalktıktan hemen sonra Kraliyet Sarayı’nı bombalamaktan vazgeçip doğru
Portekiz’e uçtular. Bu arada, Madrid ve Barcelona Devrimci Komiteleri’ne mensup
üyeler de tutuklandı. Öte yandan, Galán ve işbirlikçisi Yüzbaşı Garcia
Hernández’in aceleye getirilmiş bir askeri yargılamanın ardından kurşuna
dizilmek suretiyle gerçekleşen infazı, Berenguer’in, darbenin sebep olduğu
karmaşa ortamında topladığı tüm artı puanları tek seferde yitirmesine neden
oldu. Politik duruşu darbe aldı, üzerinden aylar geçmesine rağmen genel seçim
önerisi meclisten kabul oyu alamadı.
Şubat ayı ortalarına doğru Berenguer sadece
yorgun düştüğünü farketmekle kalmadı, aynı zamanda gut hastalığına
yakalandığını öğrendi ve politikayı bıraktı. Alfonso, çeşitli görüşmelerin
ardından hükümeti kurması için -en başta görevi kabul etmeyeceğini açıklayan ve
bu tavrını sonuna dek de sürdüren- Sánchez-Guerra’ya teklif götürdü.
Sánchez-Guerra, Devrim Komitesi üyelerinin halen tutuklu bulunduğu Madrid’teki
Model Hapishane’ye doğru -Alcalá-Zamora’ya ve muhtemelen diğerlerine de görev
teklifi götürmek üzere- yola koyuldu. Bunun, alınan olumsuz yanıt üzerinden
zafer elde etmeye baş koymuş bir soru sorma üslubu olduğunu anlamak için
müneccim olmaya gerek yoktu. Sánchez-Guerra, oluşturduğu hükümet modelini
Kral’a sunmak üzere işinin başına geri döndü. Ne var ki az bir zaman sonra,
babasının da sonunu hazırlamış amansız bir hastalığa yakalanarak akli dengesini
yitirdi. Böylelikle, 18 Şubat 1931’de, anayasal düzen yanlıları hariç bütün
grupların katılımıyla ve “Sanjuanada” ayaklanmasında sergilediği üstün
başarıyla hatırlanan Amiral Juan B. Aznar’ın yönetiminde bir monarşi ittifakı
oluşturuldu, yeni hükümet kuruldu. Liberal Romanones ve ayrılıkçı Cambó,
herkesi memnun edecek bir hükümet programı üzerinde anlaşmaya vardı. Buna göre,
başlangıçta genel meclis seçimi yapılmayacak, ancak yerel seçimler yasası
yeniden düzenlenerek temel ilkeler saptanacaktı. Bu, kent konseylerini ve sahip
oldukları bütçeleri her zaman en büyük kozları olarak görmüş Cumhuriyetçiler’in
-ya da yeni “Cumhuriyetçi-Sosyalist İşbirliği”nin- asla karşı koyamayacağı
birşeydi. Hakkaniyetli (ve aslında monarşi yanlılarının, rakiplerine açık
avantaj sağlamasından yakındıkları) bir içişleri bakanı seçimlerin 12 Nisan
1931 tarihinde olması talebinde bulundu.
Seçim sonuçları elbette ki sürpriz oldu:
Oylama sonuçlarının, ülkenin kırsal kesimi lehine çalışan bir oy verme sistemi
üzerinden kentleri hedef alan bir referandumla belirlenmesine duyulan güven,
Cumhuriyetçiler’in ipi göğüslemesini sağladı. Ortak beklenti, kamuoyunun
sınırlarını çizdiği bu yeni tablodan, kentlerin büyüyen ekonomileriyle
İspanya’nın siyasal ve toplumsal yaşamında bütün gücü ele geçirmesi yönündeydi.
Kaldı ki, ayrılıkçı lider Macià’yla, -Katalan Hareketi’nin (Acció Catalana)
listesindeki birkaç yeri vermemekle bile övünen- bir grup Cumhuriyetçi’nin
önderliğinde kurulan Esquerra Republicana de Catalunya (ERC) partisi özellikle
Barcelona’da bu yönde çalışmaya çoktan başlamıştı. Bu, “Hakim Halk”tan gelen ve
sır olarak kalmayacak bir mesajdı. 14 Nisan Perşembe günü öğle sularında
Katalan Cumhuriyetçileri -bir grup yandaşın ve CNT’nin desteğini alarak-
Belediye Sarayı’nı işgal ettiler ve binanın balkonuna çıkıp “İspanyol Federal
Cumhuriyeti” propagandası yaptılar. Hemen ardından Macià da aynı balkondan hem
“Katalan Cumhuriyeti” hem de “İber Konfederasyonu” propagandası yapmaktan geri
kalmadı. İlk bakışta alakasız gibi görünen bu iki slogan, formüle ediliş
biçimleri ve yerel Diputación binası balkonundan ilan edilme gerekçeleriyle
aslında son derece benzer ifadelerdi. Mesaj, telgraf ve telefon aracılığıyla
kitlelere ulaştırıldı, radyo da aynı ölçüde etkili oldu: Alınan talimatlar,
coşkulu, şenlikli “ayaktakımı”nın iktidar değişikliği gerçekleşir gerçekleşmez
caddelere döküleceği yönündeydi. Fiiliyatta, kapalı kapılar ardında gerçekleşen
kusursuz bir darbeydi bu; ne var ki, sadece ve sadece Aznar kabinesi tarafından
bakıldığında görünenlerin bugünkü karşılığı zafer olmasa gerekti. Eğer ki
hükümet caddelerin güç kullanımıyla boşaltılması, başka bir deyişle, barış
yanlısı kitlelerin sokaklarda eğlenirken alçakça katledilmeleri yönünde talimat
verseydi, insanlık dışı uygulamalara bir nokta koyması beklentilerini bütünüyle
boşa çıkarmakla kalmayıp, kana susamış bir diktatörlük olarak da rüştünü
ispatlamış ve önüne gelen fırsatı da böylece tepmiş olacaktı. Şayet aksi
olsaydı da, bir Cumhuriyet rejimi göreve gelecek ve yine kaybeden tarafta
olacaktı. Aynı günün öğleden sonrasında, Alcalá-Zamora, Romanones’e büyük bir
yaptırım uyguladı; Kral, kan dökülmesini önlemek amacıyla “geri çekildi” ise de
tahttan inmedi. n Enric Ucelay-Da Cal.
Notlar:
1 Francesc Cambó, Les dictadures, Llibreria
Catalònia, Barcelona, 1929.