25 Mayıs 2012 Cuma
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Diktatörlükten Cumhuriyet’e: 1920’lerdeki Değişimin Arkaplanı                                          

    

Barcelona’yı yeniden düzenlemeyi öngören Macià Planı için genel görünüş, mimarlar: J. Torres Clave ve GATCPAC.

 

Enric Ucelay-Da Cal n GATCPAC’ın arkasındaki genç Barcelona’lı mimarlar, 1901’den itibaren Katalan ulusalcı kültürüne uzun soluklu şeklini veren yerel odaklı, muhafazakar ulusalcı parti Lliga Regionalista’nın hegemonyası altında büyüyüp gelişti. Bunlar, Barcelona’daki rakip sendikal gruplar arasındaki silahlı sokak çatışmaları yıllarında olgunlaştılar (1919-1923) ve General Miguel Primo de Rivera’nın kendine özgü diktatörlüğü altında mesleki eğitimlerini tamamladılar (1923-1930). Deneyimlerinin doğrudan bir sonucu olarak mimari duruşlarının estetik ya da avangart “militanlık”la sınırlı kalamayacağını derinden hissettiler; dönemlerinin sosyal sorunlarına her açıdan karışmak durumunda kaldılar.

 

Lliga’nın lideri Francesc Cambó, ünlü açıklamasında şunları diyordu: Diktatörlük, “Barcelona’da doğdu ve sendikalist demagojinin tahammülleri zorlayan bir yoğunluk ve kronikleşmişlikte olduğu Barcelona’daki atmosfer tarafından yaratıldı”1. Romanones liberal kabinesini 1919’da çekilmeye zorlayan General Joaqín Milans del Bosch’un üstü kapalı darbesinden “liberal birlik hükümetini” düşüren General Primo de Rivera’nın 1923 Eylül’ündeki açık darbesine, Barcelona’yı Madrid siyasetinin paradoksal odağı haline getiren ince bir çizgide yüründü.

 

Bu düz bir yol olmaktan ziyade tam anlamıyla bir keşmekeşti, Katalan başkenti dışında anlaşılması mümkün değildi ve madrileños (Madridliler) için başdöndürücüydü: “Katalan sorunu” ve Katalanlar’ın kendi hükümetlerini kurma talepleri, Confederación Nacional de Trabajo’nun (CNT) tanınması karşı çağrısıyla bastırıldı, işçi birliklerinin türlü kaotik “konfederal hareket”i geniş işçi tabanı nedeniyle doğrudan eylem halini aldı. Fakat bu, açık bir yönü ya da tutarlı bir programı olan bir hareket değildi. Ve son olarak, militarist ordu subaylarının silahla tehdit eden ve göreve çağıran baskılarıyla karşılaştı. Madrid, milliyetçiler ve anarko-sendikalistler arasındaki iç içe geçmiş ikilemi görmezden gelseydi bile, sonunda generalleri genç subayların çağrısına uyduran, öfkeli anti-Katalancı arkaplanlı militarist junteros (cuntacı) başkaldırısının zamansızlığını hiçe saymak olamazdı (sözde, Juntas de Defensa, piyade, topçu ve süvari birliklerindeki orta rütbeli subayların “profesyonel işbirliği” yasadışıydı).

 

1918 Ekim-Kasım’ında, Birinci Dünya Savaşı’nın beklenmedik sonu, Katalan sol kanat partilerini ve hatta (İspanyolluklarıyla ünlü) Radikaller’i bile, Wilsoncu özgür irade ilkeleri modasına uyarak bölge için “entegre statülü özerklik” talep etmeye itti. Bu hareket, Cambó’yu, Madrid’teki “Ulusal Birlik” hükümetini düşürmeye ve Lliga’yı Katalan politik hareketinin ön saflarına yerleştirmeye zorladı. Bu beklenmedik değişim, azınlık olmasına rağmen 1917’den beri İspanya politik yaşamını Lliga’nın yönlendirmesi nedeniyle, tüm İspanya’da “Katalan vatan hainleri” suçlamalarını kışkırttı. Ancak asıl şaşkınlık, “Katalan sorunu”nun ve statüsünün hararetli bir konu halini almasıyla başladı.

 

Elektrik üretim endüstrisindeki büyük grev, Barcelona’yı Şubat 1919’da karanlığa mahkum etti. Bunun sonucu olarak, gerçek bir “askeri parti” üzerine konuşmalara sebebiyet veren militarist düşüncelerle, içeriden harekete geçen bölgesel ordu karargahının ve Genel Komutanlık’ın, yerel politikalara karşı artan müdahaleleri geldi.

 

Militaristler, eğer Katalonya’da bir bölgeselleştirme olacaksa, bunun Katalancılar ve onların kendi kurallarıyla yerinden yönetimiyle değil, “IV. Askeri Bölge” idaresi altında olması gerektiğine inanıyorlardı.

 

“Tarihsel”(Radikaller) ya da “Katalan” (özerklik ve/veya federallik yanlısı) olmasına bakılmaksızın, Cumhuriyetçilik, işçi hareketinin zorlamasıyla marjinalliğe indirgenme sürecindeydi. Sözde belirli bir doktrinden yoksun, Katalan sivil toplumunda önemli role sahip bir özel sektör oluşumu olarak “devrimci sendikacılık”, Katalan özerkliği taraftarı olan ya da olmayan, Lliga ve/veya küçük ölçekli şirketlerce -ki bu gruplar bunu kabul etmeye hazır değillerdi- tanınmak istiyordu. Ancak, durumu ülke sorunu haline getiren bu aldatmacalı Katalan siyaseti oyununa daha çok oyuncu dahil oldu. Bazı bakanların ve valilerin ılımlılığı ya da diğerlerinin sertliği bu rakip güçlerin karşıtlığının yarattığı kaosa son vermeye yetmedi. Bir grubu tatmin eden şeyler diğerlerini ancak çileden çıkarıyordu.

 

O günün politikalarının altında yatan şey, Barcelona’nın tekinsiz öncü rolüne, metropoliten kimliğine ve başkent olma konusunda Madrid’le olan rekabetine cevap niteliğindeydi.

 

1923’te, Katalonya Askeri Bölgesi’nde görevli olan General Miguel Primo de Rivera, Katalan sorunlarını pasifize edebileceğini düşündü. Ordu, Barcelona’daki çeşitli polis güçlerini etkili bir biçimde kontrolü altına aldı ki zaten sendikal terörizm kisvesi altında bunu az çok yapıyordu. İtalya’nın bir “yurttaş hareketi” olarak faşizm tecrübesinden alınabilecek derslere doğal bir ilgi vardı (Mussolini ilk kabinesini Ekim 1922’de kurmuştu). Fakat önceki yıllarda, Hispanik ulusalcılıklar, pro- ve/veya anti-İspanyol kimliklerle sokaklara taşınarak siyasi taraflara bölünmüştü.

 

Primo, ılımlı Katalanları ve anti-Katalancıları, çığırtkan junteros militarist grupları ve “Afrikanistler”i, anayasal mevzuat ve parlamenter uygulamalardaki belirsizliklerden faydalanıp, kısa sürede herkesi ülkeyi terörizmden kurtarmakla başlayarak diğer tüm problemleri çözebileceğine inandırdı. 11 Eylül’de, Barcelona sokaklarındaki “ayrılıkçı”ların küstahlığı, kararsızların katılımının gerekliliğini haber veriyordu. Takip eden iki günde, Primo, hükümeti klasik pronunciamento usulüyle, manifestosunu da deklare ettiği bir darbeyle devirdi. Meclisin hala yaz tatilinde olması nedeniyle, kraliyet hariç hiçbir otoriteye danışılmadı. Alfonso XIII, Primo, üç ay içinde kışlalara dönme sözü verdiği için, bunu onayladı: Hatta Primo, buna kendisi de inandı, çünkü resmi olarak Katalonya Genel Komutanlık görevini bırakmadı ve yerine kendisinin yedeği olarak General Emilio Barrera’yı yerleştirdi.

 

Barcelona’da Gran Via Diagonal için yeniden düzenleme önerisi, 1931, mimarlar: GATCPAC.

 

Meclis tatillerinin uzaması ve ülkenin bir süre kararnamelerle yönetilmesi, (1921’de silahlı anarşistlerce öldürülen) Başbakan Dato’nun hayalperestçe koruduğu 1876 Anayasa taslağında açılmış bir gedikti; şimdi, Primo, kendisinin daha da marifetli olduğunu ispatlıyordu. Sadece, Madrid’teki bazı askeri gruplarla,

bu amaca hizmet etmesi için oluşturduğu “ikincil” bir Askeri Yönetim ile görüşmesi gerekiyordu. Birkaç saat içinde Savaş Bakanlığı binasına yerleşerek kendini bir kararnameler silsilesi planlamaya adadı. Darbe, Barcelona ve Madrid’te olduğu gibi taşrada da, ilan edilmiş düşmanlar

-Santiago Alba (rüşvetle suçlanan ve Paris’e kaçan bakan) liberalleri, Katalan ayrılıkçıları (onların Perpignan’da yeniden ortaya çıkan şefleri Francesc Macià) ve anarşistler (komünistler 1926 sonrasına kadar bir takıntı sebebi olmayacaktı)- dışında coşkuyla karşılandı. Yasadışı olmasından (bu da zaman içinde gelişecekti) önce, CNT, doğrudan yeraltına indi -ki bu topluluğun fanatik militanlara dönüştüğü anlamına geliyordu, üyeler ve sempatizanlar kendilerini buna dayanarak savunabilirlerdi (Biraz çelişkili bir şekilde, Barcelona’da, sempatizanlar durumu kullanmakta tereddüt etmeyen CNT’nin ezeli sendikalist düşmanı, sağ kanattaki Sindicatos Libres tarafından cezbediliyordu).

 

Primo, devlet memurlarının “bugün git yarın gel” ikiyüzlülüğünü, “eski İspanya”yı, romantik denemeci Larra tarafından kınanmalarından beri herkesin nefret ettiği ancak kimsenin silemediği cacique’si (yerel siyasi patronları) yıkmaya karar verdi. Ortaya çıkan enerjiyle, geniş tabanlı bir uzmanlar topluluğunun desteği ile tüm yerel kamu hizmetlerini revize etmek için büyük bir yerel yönetimler yasası taslağı hazırladı. Ancak bu gibi iddialı projeler kısa sürede tamamlanamadı ve günler, haftalar geçerken, meclisin kapalı tutulabileceği anayasal süre doldu. Primo’yla devam etmeye zorlanan monarşi, onu kral yapan anayasayı engelledi ve böylelikle, tahta çıkma hakkını tehlikeye soktu. Bunun doğal bir sonucu olarak General, direnç ve entrikayla karşılaştı. Mancomunitat’ın, dört Katalan bölgesinin birleşik yönetiminin başkanı olan Puig i Cadafalch, Katalan ulusal hassasiyetlerine aykırı işleyişe itiraz etti (Primo ilk olarak Madrid’teki junteros’ları “ayrılıkçılığa karşı” bir kararnameyle memnun etmek durumundaydı). Monarşi belki boş ve uçarıydı fakat aptal değildi, aynı zamanda diktatörlükten de hoşnut değildi; Primo’nun tecridiyle sonuçlanacak ikili oynama beceriksizliğini kanıtladı. Primo’nun gücüne karşı gelen bu ve benzeri kazalar, çok geçmeden General’in kulağına gitti; özellikle kendisinin Barcelona şubesi, hainliği de aleni olan General Barrera ile daha ihtiyatlı Milans del Bosch. Ocak 1924’te, Primo, (Puig’in alınmadığı) bir grup Katalan politikacıyla buluştu ve görüşmeler sırasında, anti-Katalancı Unión Monárquica Nacional’in (Ulusal Monarşi Birliği, UMN) başkanı Sala i Argemí dışında, grupta ayrılık çıktı. İlk el oynanmıştı ve kartların yeniden dağıtılmasının zamanı gelmişti; bahisler ancak arttırılabilirdi.

 

Primo, her zaman yaptığı gibi, (8 Mart 1924’de yasalaştırılan) Yerel Yönetimler Yasası üzerinde de büyük bir kumar oynadı. Fakat henüz tasarı aşamasında olan Eyaletler Yasası taslağına işaret eden, kendinden öncekinden daha geniş kapsamlı, bölgelerarası mancomunidades’in (sınırlı yetkili bölge hükümetleri birliği) ve olası bölgeselciliğin zorlu konularını çözmeye yarayan bir büyük yasa diğerini beraberinde getiriyordu. Bir yıl sonra, Mart 1925’te yürürlülüğe giren Eyalet Yönetimleri Yasası, belediye meclisleri konusunda zaten yapılmış olduğu üzere, yönetimsel organlar (başka bir deyişle, sivil bölgesel hükümetler; paralel bölgesel askeri hükümetler konusu, ordu, yorulmak bilmez Primo düşüncesini oluşturana kadar terkedilmişti) mevzuatını gözden geçirdi ve sistemleştirdi.

 

Spring Sineması, projeden perspektif, 1933, mimar: S. Illescas.

 

Valkyria Sineması, projeden perspektif, 1933, mimar: S. Illescas.

 

Ancak, 1924 baharında, Fas’taki İspanyol Himayesi kötüye gitti (iki yıl öncesinde, 1921 yazında, “Annual felaketi” sırasında, Abd-el Karim bütün İspanyol ordusunu yok etmişti). Bu, Primo’yu, “Afrikanistler”in şiddetle karşı çıktığı, tek taraflı olarak çekilme, savunma haline geçme fikrine yönlendirdi; diktatör otoritesini güçlükle de olsa kurdu. Operasyon büyük kayıplarla devam etti ve bu, sansür kurulunca halktan gizlendi. Ancak, stratejik operasyonların işe yaramasıyla Abd-el Karim, İspanyollar tarafından durduruldu ve himayenin Fransız kısmındaki Kabyles denen Berberi toplulukla uzlaşma sağlayarak artçı birlikleriyle bir şans yakalamış oldu. Bu noktada, 1925 yazında Fransa, İspanyol rejimiyle fikir birliğine vardı ve büyük kuvvetlerle harekete katılmayı kararlaştırdı. İspanya, Fransa’nın hava ve denizden desteğiyle Alhucemas Körfezi’ne çıkarak Riff’in iç kesimlerine kadar ilerledi. Operasyon planlandığı gibi gitti ve iki ay içinde Riff direnişi bastırılarak Abd el-Karim kuşatıldı. Çıkarmadan bir yıl sonra, İspanyol Himayesi, Abd el-Karim’in tamamen pasifize edildiğini açıkladı. Haber birçoklarında için bir rahatlama yarattı; uzayıp giden Afrika Savaşı, Sert (1902 doğumlu) ya da Torres Clavé (1906 doğumlu) gibi mimarlık öğrencileri için endişe verici olmalıydı. Askeri yükümlülük sürelerini azaltmak için para ödemiş (bedelli) oldukları için, daha önce, Annual yenilgisi sonrası, yaşça daha büyük entelektüeller ve üniversite öğrencilerinin (Madrid avangartlarından Giménez Cabbalero) başına geldiği gibi yeniden askere çağrılabilirlerdi.

 

Fas’ta haklı olan taraf, “Afrikanist”ler değil, Primo’ydu. İspanyol kamuoyu, içinden çıkılmaz gibi görünen bir sorunu çözmesi için diktatörü geri çağırdı. Primo, bu gelişmenin ardından, eli artırmakta beis görmedi: “Diktatörlük” makamından alkışlarla uğurlanmak yerine, sahip olduğu ne varsa hepsini riske attı. “Askeri Yönetim”i devredışı bırakacak bir “sivil hükümet” modeli üzerinde çalıştığını duyurdu; ancak, Anayasa konusundaki belirsizlikler hala sürüyordu: O halde, kurulacak bu yeni hükümetin yasal dayanağı ne olacaktı? Dahası, üstü kapalı olarak sistemik baskılara maruz kaldığını ve yeni anayasa taslağının son düzeltmelerini yaptığını ifade etmeye başlamıştı. Bu imalar, hanedan mensuplarıyla bazı önemli yüksek rütbeli askerlerin (başarısızlıkla sonuçlanan

25 Haziran 1926 tarihli “Sanjuanada” ayaklanması Valencia’da patlak vermişti) gizli desteğini alan liberalleri harekete geçirdi. Planı o kadar çabuk açığa çıkmıştı ki, Primo, her zamanki kendinden emin ifadesine rağmen bu sefer, Romanones, General Weyler, Amiral J.B. Aznar ve General Aguilera’yı vatana ihanet suçundan idama mahkum etmeyi göze alamadı, “para cezası”na çarptırılmaları ile yetindi. Bu arada da kamuoyunun ilgisini, “Ulusal Danışma Meclisi” tasarısına çekti. Burada sözkonusu olan, üyelerini ya doğrudan ya da profesyonel kurumların seçeceği; son şekliyse, yenilikçi kriterleri (kadın parlamenterlerin de görev aldığı ilk İspanyol parlamentosuydu sözkonusu olan) esas alan müzakerelerle belirlenecek olan -“tavsiye niteliğinde” olmasından ötürü de onay alma derdi olmayacak- yeni bir teşkilattı. Ne var ki, işler bir anda çığrından çıktı. Primo’nun meclis konusunda yaptığı açıklama, muhafazakar kanadın dağılmasına neden oldu. Hemen ardından da, muhafazakarlarla cumhuriyetçileri, liberalleri hatta anarko-sendikalistleri, muhafazakarların önceki lideri Sánchez-Guerra’nın önderliğinde, ortak bir “anayasal” çizgide buluşturan yeni bir ittifak oluşturuldu. Askeri reformun, Artillery Kolordusu’nun isyan bastırma görevi üstlenmesini öngören yasa tasarısı Eylül ayında görüşülüp bir sonuca bağlandı. Hemen ardından, militanlarını Belçika’ya postalayan Macià, Kasım başlarında, Doğu Pireneler’in Fransız sınırında kalan kesiminde, Prats de Molló’nun küçük bir köyünde, yalnızca Fransız polisinin kontrolü altındayken Katalonya’yı işgale kalkıştı. “Kurmayları”yla beraber Paris’te tutuklandı ve Brüksel’e gönderildi.

 

Barcelona’nın Eixample semtinde Casa Bloc adlı konut yapısı, proje, 1932, mimarlar: GATCPAC.

 

Martorell’de El Convent Okul Kompleksi, 1935, mimar: J.L. Sert.

 

Primo de Rivera, önceki parlamenter sistemlerden farklı olarak yeni bir siyasetçi modeli tanımlamıştı. 20 Mart 1925’te yürürlüğe giren Eyalet Yönetimleri Yasası Katalonya’da bir tür “yerel ittifak” oluşmasını sağladı. UMN liderleri, o tarihten itibaren, Primo de Rivera’nın yeni “Yurtseverler Birliği”nde yerel otoriteyi temsil eder hale geldiler; orduyla bağlantıları süredursun (sivil hükümetten Milans del Bosch ve halen bölgenin askeri valisi olmayı sürdüren Barrera), bu adlar birlik bünyesinde önemli görevler üstlendiler (Barcelona Belediye Başkanı olmasının yanında, altyapı ve kamu hizmetlerinden sorumlu yerel idare

-Diputación- yöneticisi de olan Baron Viver ve çok geçmeden “Conde del Montseny” payesiyle onurlandırılan José Milà y Camps). UMN lideri Sala önderliğinde kurulan -İspanyol (artık Katalan olmayan) resmi adıyla- “Mancomunidad de Cataluña”, dolaylı olarak, Barrera’nın girişimleri sonucunda dağıldı. Bununla birlikte, politik sahnede yerini alan bu yeni oluşum “otoriter bir modernleşme” hareketini de beraberinde getirdi.

 

Primo kazanmışa benziyordu, ancak bu sadece görünüşte böyleydi. General Martínez Anido’ya bağlı güvenlik güçleri iki yıl boyunca muhaliflere karşı çetin bir direniş sergilediler, ta ki Sánchez-Guerra, Ocak 1929’da, Valencia’da yeni bir isyan hareketi başlatana kadar. Gemisi fırtınaya yakalanan Sánchez-Guerra’nın Valencia’ya ulaşması rötarlı oldu. Ne var ki, Ciudad Real topçu neferleri Sánchez-Guerra’nın kente ulaştığı haberini doğrulamadan harekatı başlattılar. Öte yandan, önceki kabine liderinin askeri mahkemede vatana ihanet suçundan ağır ceza talebiyle görülen davası beraatla sonuçlandı. Yeni anayasa metni en nihayetinde tamamlanabildiyse de, anlaşılamayan nedenlerden ötürü yürürlüğe girmedi. Primo, Barcelona’daki 1929 Dünya Sergisi’nin açılış kutlamaları ve Seville’de gerçekleşen daha küçük çaplı etkinliklerde boy gösterme şansını da böylece yitirmiş oldu. Diktatörlüğün iyi bir gidişatta olmadığı açıktı. Farklı bir anayasal düzenin savunucularından olan General Goded, Alfonso XIII’e şantaj yaptı ve iktidarını sarsmaya çalıştı. En nihayetinde (29 Ocak 1930) de, Kral’ın emriyle başbakan seçildiği konusunda, Primo’nun içine kuşku düşürmeyi başardı. Bunun üzerine Paris’i terk eden Primo iki ay sonra öldü.

 

Tek çıkış yolu Cambó olmalıydı: Santiago Alba, Romanones, hatta Sánchez-Guerra’nın bile politik sahneye geri dönmesini sağlayacak, tam teşekküllü, ne var ki İspanya Parlamentosu’na dayanmayan bir değişim hükümeti modeli. Ayrılıkçı lider, ayrıntıların uzlaşımı konusunda görüşmeler sürerken, gırtlak kanseri olduğunu öğrendi ve bir yol ayrımında olduğunu farketti. Önünde daha çok zaman olduğunu düşünen Cambó’nun tercihi, İspanya’nın ve monarşinin kurtuluşu için savaşmaktan yana oldu. Ne var ki bu talihsiz bir karardı. Kral, 30 Ocak’ta, güvendiği yüksek rütbeli askerlerden General Dámaso Berenguer’e hükümeti kurma görevini verdi. 1930 yazında gündeme gelen, Berenguer’in seçim ve yasama sistemine ilişkin önerisi liberallerden dahi oy alamadı. Cumhuriyetçiler de liberal çizgiyi takiben -Alfonso XIII’den hazzetmemelerine ve hemofili hastası Asturias Prensi’nin ona hanedanlıkta yükselme fırsatı vermeyeceğini çok iyi bilmelerine rağmen-, hepsi monarşist olan “anayasal düzen yanlıları” ve liberallerin terkettiği- isyancı birliğin liderliğine soyundular.

 

Wall Street’teki Ekim Krizi’nin tırmandırdığı toplumsal değişimler, Barcelona’da özellikle, 1929 sonrasında hissedilir hale geldi; merkez Avrupa için bu tarih 1931’lere kadar sarktı; Katalonya ve İspanya’da ise, tıpkı Fransa’da olduğu gibi, genel makro-ekonomik göstergeler 1933’e değin kontrollü bir seyir izledi. Ülkedeki kriz, son 15 yıldır, kamusal işlere yönelik aşırı talebi doyurabildiği ölçüde Katalonya’nın genişleme projesini desteklemeyi başarmış inşai etkinliklerin denetim altına alınmasında temellendi.

Bu ekonomik darboğaz dönemi, Birinci Dünya Savaşı yılları ve sonrasının gündemini işgal etmeyen işsizlik olgusunu beraberinde getirdi ve bundan en çok, niteliksiz işgücü gerektiren sektörler etkilendi.

 

1920’ler aynı zamanda, Primo’nun örtük muhalif tavrını ve gündemine aldığı İspanyol merkeziyetçiliğini güçlendirdi. Katalanca yayıncılık faaliyetlerinin görülmeye değer bir yankısı oldu; İspanya’da, okuryazarlığın üçte bir oranında seyrettiği kimi kesimlerde sayfa sayısı 250’nin üzerinde olan kitaplara sansür uygulanmadı. Katalan basınıysa inanılmaz bir büyüme sergileyerek, silkinip kendine geldi (resmi ve kamusal alanlarda değilse bile özel yaşam alanlarında Katalan dilinin kullanılması artık serbestti). Bu büyük dalga,

20. yüzyılın geri kalanındaki Katalan ulusalcılığı öngörülerine ve gelecekte arzulananlara dair yeterli ipucunu barındırıyordu. Primo, Katalanca’yı sözde gericilerle Katolikler’in manifestosu olmaktan çıkardı ve yaygınlaştırdı, belirli bir bilinçlilik düzeyi oluşturdu. Bu durum, olası bir siyasi geçiş döneminde, İspanyol solunun yine sol kanattan bir Katalan alternatifine sıcak bakabileceğinin ilk sinyallerini verdi.

 

San Sebastián Paktı’nın 17 Ağustos 1930 tarihli nihai toplantısı (Leroux gibi “eski”, Azaña gibi “yeni” ve Alcalá-Zamora, Miguel Maura gibi “en yeni” üyeleriyle) Cumhuriyetçiler’i (o güne değin Primo’nun siyasi hareketi ekseninde varlık gösteren) Sosyalistler’le ve Katalan ulusalcılığı yandaşlarıyla (aynı anda hem Estat Català hem de Unió Socialista de Catalunya’nın (USC) temsilcisi sıfatıyla

Dr Jaume Aiguader gibi kökten ulusalcılar, keza Marcelino Domingo gibi “eski” Katalan Cumhuriyetçiler) biraraya getirdi. Söylentiler, CNT temsilcisinin, “politikacılar”ın resmi katılımını beklemeden, salt mutabakat sağlama amaçlı gerçekleşen toplantının yapıldığı Casino Republicano’dan bir an olsun ayrılmadığı yönündeydi. San Sebastián Paktı, bir “seçmen yaklaşımı”nı tanımladığı ölçüde, Sánchez-Guerra’nın tüm kişisel komplocu ittifak bağlantılarını koruyarak (hangi rejimin kimin önderliğinde olduğu vd.) ardında bıraktığı “isyancı yaklaşım”ı da devam ettiren liberal bir çizginin izinde tamamına erdi. Aşırı sol eğilimlere sahip bir grup askeri erkan (General Ramón Franco, Yüzbaşı Fermín Galán vd., özellikle mühendisler ve topçu subayları) “teknik uzman kadrosu” haline aldı. Aynı ekip, anarşist gruplarla, anarko-sendikalistlerle ve Joaquim Maurín önderliğinde Katalonya’da giderek güç kazanan Bloque Obrero y Campesino’nun (BOC) komünist yandaşlarıyla temasa geçti.

 

“Devrim içinde devrim” yapmaya ve bir yandan Cumhuriyetçi ayaklanmalara karşı önlem alırken, bir yandan da bu türden girişimleri, -sendikaların seslerini en iyi şekilde duyurabilecekleri- bir “Sendikalist Devlet” kurulması yönünde devrimci bir çizgiye çekmeye çalıştıklarını ile sürdüler. Berenguer hükümeti CNT’yi yasal bir çerçeveye oturttu ve bunu da sırf, örgütün, Madrid’te başlayıp Barcelona’ya sıçrayan, sendikanın rızası alınmadan yapılan -ve büyük oranda yapı sektörünü etkileyen- Kasım ortasındaki grevle (wildcat strike) karşı karşıya gelmesini sağlamak için yaptı. Gösteri öyle bir şiddette oldu ki, taşrada illegal işlerle geçen uzun yılların çaptan düşürdüğü CNT liderlerinin bile kontrol altına almaya gücü yetmedi.

 

Polis güçleri, Cumhuriyetçi ittifaka rağmen, “Güvenlikten Sorumlu General” Emilio Mola’nın titiz gözetimi altında, askeri işbirliğinin ipuçlarını topladı ve akabinde askeri hapishaneden firar edecek olan General Franco’nun da aralarında bulunduğu bazı elebaşlarını yakaladı. Şu durumda, biri diğerini de kapsamak kaydıyla, kabaran Cumhuriyetçi dalgaya farklı farklı katkıları olabilecek iki projeden söz edilebilirdi. Sol inisiyatiflerin düzenlediği eylem, 12 Aralık 1930 tarihinde Jaca garnizonunda başlatıldı. Başını Galán’ın çektiği ve yoldan toplanan “devrimci” sivillerle Barcelona’ya uzanan bir yürüyüş gerçekleşti. Ne var ki, isyancı gruplar henüz Saragossa’ya ulaşamadan dağılmak zorunda kaldılar. Ramón Franco ve General Queipo de Llano, Cuatro Vientos Havaalanı’nda bir eylem hazırlığı yaptı; ancak, uçak kalktıktan hemen sonra Kraliyet Sarayı’nı bombalamaktan vazgeçip doğru Portekiz’e uçtular. Bu arada, Madrid ve Barcelona Devrimci Komiteleri’ne mensup üyeler de tutuklandı. Öte yandan, Galán ve işbirlikçisi Yüzbaşı Garcia Hernández’in aceleye getirilmiş bir askeri yargılamanın ardından kurşuna dizilmek suretiyle gerçekleşen infazı, Berenguer’in, darbenin sebep olduğu karmaşa ortamında topladığı tüm artı puanları tek seferde yitirmesine neden oldu. Politik duruşu darbe aldı, üzerinden aylar geçmesine rağmen genel seçim önerisi meclisten kabul oyu alamadı.

 

Şubat ayı ortalarına doğru Berenguer sadece yorgun düştüğünü farketmekle kalmadı, aynı zamanda gut hastalığına yakalandığını öğrendi ve politikayı bıraktı. Alfonso, çeşitli görüşmelerin ardından hükümeti kurması için -en başta görevi kabul etmeyeceğini açıklayan ve bu tavrını sonuna dek de sürdüren- Sánchez-Guerra’ya teklif götürdü. Sánchez-Guerra, Devrim Komitesi üyelerinin halen tutuklu bulunduğu Madrid’teki Model Hapishane’ye doğru -Alcalá-Zamora’ya ve muhtemelen diğerlerine de görev teklifi götürmek üzere- yola koyuldu. Bunun, alınan olumsuz yanıt üzerinden zafer elde etmeye baş koymuş bir soru sorma üslubu olduğunu anlamak için müneccim olmaya gerek yoktu. Sánchez-Guerra, oluşturduğu hükümet modelini Kral’a sunmak üzere işinin başına geri döndü. Ne var ki az bir zaman sonra, babasının da sonunu hazırlamış amansız bir hastalığa yakalanarak akli dengesini yitirdi. Böylelikle, 18 Şubat 1931’de, anayasal düzen yanlıları hariç bütün grupların katılımıyla ve “Sanjuanada” ayaklanmasında sergilediği üstün başarıyla hatırlanan Amiral Juan B. Aznar’ın yönetiminde bir monarşi ittifakı oluşturuldu, yeni hükümet kuruldu. Liberal Romanones ve ayrılıkçı Cambó, herkesi memnun edecek bir hükümet programı üzerinde anlaşmaya vardı. Buna göre, başlangıçta genel meclis seçimi yapılmayacak, ancak yerel seçimler yasası yeniden düzenlenerek temel ilkeler saptanacaktı. Bu, kent konseylerini ve sahip oldukları bütçeleri her zaman en büyük kozları olarak görmüş Cumhuriyetçiler’in -ya da yeni “Cumhuriyetçi-Sosyalist İşbirliği”nin- asla karşı koyamayacağı birşeydi. Hakkaniyetli (ve aslında monarşi yanlılarının, rakiplerine açık avantaj sağlamasından yakındıkları) bir içişleri bakanı seçimlerin 12 Nisan 1931 tarihinde olması talebinde bulundu.

 

Seçim sonuçları elbette ki sürpriz oldu: Oylama sonuçlarının, ülkenin kırsal kesimi lehine çalışan bir oy verme sistemi üzerinden kentleri hedef alan bir referandumla belirlenmesine duyulan güven, Cumhuriyetçiler’in ipi göğüslemesini sağladı. Ortak beklenti, kamuoyunun sınırlarını çizdiği bu yeni tablodan, kentlerin büyüyen ekonomileriyle İspanya’nın siyasal ve toplumsal yaşamında bütün gücü ele geçirmesi yönündeydi. Kaldı ki, ayrılıkçı lider Macià’yla, -Katalan Hareketi’nin (Acció Catalana) listesindeki birkaç yeri vermemekle bile övünen- bir grup Cumhuriyetçi’nin önderliğinde kurulan Esquerra Republicana de Catalunya (ERC) partisi özellikle Barcelona’da bu yönde çalışmaya çoktan başlamıştı. Bu, “Hakim Halk”tan gelen ve sır olarak kalmayacak bir mesajdı. 14 Nisan Perşembe günü öğle sularında Katalan Cumhuriyetçileri -bir grup yandaşın ve CNT’nin desteğini alarak- Belediye Sarayı’nı işgal ettiler ve binanın balkonuna çıkıp “İspanyol Federal Cumhuriyeti” propagandası yaptılar. Hemen ardından Macià da aynı balkondan hem “Katalan Cumhuriyeti” hem de “İber Konfederasyonu” propagandası yapmaktan geri kalmadı. İlk bakışta alakasız gibi görünen bu iki slogan, formüle ediliş biçimleri ve yerel Diputación binası balkonundan ilan edilme gerekçeleriyle aslında son derece benzer ifadelerdi. Mesaj, telgraf ve telefon aracılığıyla kitlelere ulaştırıldı, radyo da aynı ölçüde etkili oldu: Alınan talimatlar, coşkulu, şenlikli “ayaktakımı”nın iktidar değişikliği gerçekleşir gerçekleşmez caddelere döküleceği yönündeydi. Fiiliyatta, kapalı kapılar ardında gerçekleşen kusursuz bir darbeydi bu; ne var ki, sadece ve sadece Aznar kabinesi tarafından bakıldığında görünenlerin bugünkü karşılığı zafer olmasa gerekti. Eğer ki hükümet caddelerin güç kullanımıyla boşaltılması, başka bir deyişle, barış yanlısı kitlelerin sokaklarda eğlenirken alçakça katledilmeleri yönünde talimat verseydi, insanlık dışı uygulamalara bir nokta koyması beklentilerini bütünüyle boşa çıkarmakla kalmayıp, kana susamış bir diktatörlük olarak da rüştünü ispatlamış ve önüne gelen fırsatı da böylece tepmiş olacaktı. Şayet aksi olsaydı da, bir Cumhuriyet rejimi göreve gelecek ve yine kaybeden tarafta olacaktı. Aynı günün öğleden sonrasında, Alcalá-Zamora, Romanones’e büyük bir yaptırım uyguladı; Kral, kan dökülmesini önlemek amacıyla “geri çekildi” ise de tahttan inmedi. n Enric Ucelay-Da Cal.

 

Notlar:

1 Francesc Cambó, Les dictadures, Llibreria Catalònia, Barcelona, 1929.

 

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


64724 - unknown - 38.107.179.239