25 Mayıs 2012 Cuma
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Mikro-Milliyetçilik ve Mimarlık

Modernismo’dan Modernizm’e Katalonya 1900-1939.

    

Mikro-milliyetçilik terimi milliyetçiliğin bir de makro türü olduğu anlamına gelmiyor. Terim, Dosya (ve dergi) kapağında da görselleştirildiği gibi, ülke çapında yaygın bir milliyetçi damardan sürgün veren ve ona karşıt kimlik geliştiren tavırları niteliyor. Dolayısıyla, “gecikmişlik” toplumbilimsel açıdan pek anlamlı bir sıfat olmasa da, mikro-milliyetçilikler gecikmiş birer milliyetçi hareket sayılabilirler. Çünkü, içinde yeşerdikleri ortam daha erkenci, daha yaygın ve içeriği daha kapsayıcı olan bir başka milliyetçilik tarafından belirlenmiştir. Mikro-milliyetçi hareket de, kendi hedef kitlesinin onun tanımları dışında kaldığı, o “milli” damara katılmadığı iddiasıyla temellendirilir. 19. yüzyıl milliyetçiliklerin çağıysa, geç 20. yüzyıl da mikro-milliyetçiliklerin çağı olarak tarif edilebilir. Örneğin, eski Yugoslavya’dan çoğu aynı dilin versiyonlarını kullananların kopup Hırvat, Boşnak, Makedon mikro-milliyetçiliklerinin doğması böyledir. Bunlar, daha eski ve daha kapsayıcı iddiaları olan Sırp milliyetçiliği bağlamında palazlanmışlardır. Rusya’da Çeçenler, Gürcistan’da Abhazlar mikro-milliyetçi taleplerle ortaya çıkan taze gruplardır. Arap, Türk ve İran milliyetçiliklerinin arakesitinde doğmakta olan bir Kürt mikro-milliyetçiliğinden de söz edilebileceği aşikar. Hindistan’da Sih mikro-milliyetçiliği Hindu milliyetçiliğinin bünyesinde doğmuştur. Daha da yenileri var: Pakistan’da Beluçlar arasında yepyeni bir mikro-milliyetçi hareket belirmektedir.

 

Temelde mikro-milliyetçi hareketlerin milliyetçi diğer hareketlerden önemli bir farkı yok. Hepsi de yeni bir milli kimlik inşaatı yapmak üzere biçimlenmiştir ve hepsi de tam aksine, ezelden beri farklı milli kimliği bulunan bir halkı temsil ettiği iddiasına yaslanır. Dolayısıyla, tüm milliyetçi hareketler bu hazır, neredeyse ezeli ve ebedi kimliğin tanınması beklentisini dile getirirler.

Oysa, hepsinde o kimlik bu beklentiyi eksen alan siyasal eylemlerle inşa edilecektir. Hepsinde ezilmişlik ve hakkı yenmiş olma savı merkezi öneme sahiptir. Hedef kitlesini mağdur olmuş bir halk olarak takdim etmeyen bir milliyetçi hareket yoktur. Hepsi kahramanlık kültleri yaratır; dava uğruna şehitler vermeyi politik etkinliğin aracı sayar. Ve nihayet, Benedict Anderson’ın artık klasikleşmiş kitabında belirtildiği gibi, bütün milliyetçilikler (makro ve mikro) “hayali cemaatler”dir. Hedef kitlelerinin parçalanamaz ve inkar edilemez organik bir bütünlüğü olduğu iddiasını ileri sürerler, ama aslında sadece siyasal bütünlüğü olabilecek bir milli devlete sahip olmak isterler. Mimarlık ve sanat tüm milliyetçiliklerde bir siyasal araç olarak ve milli kimliğin dışavurum sahnesi olarak en azından bir dönemde gündeme gelir.

 

İspanya mikro-milliyetçilikler üretmek konusunda verimli bir zemin. Her ikisi de ülkenin kuzeyinde konumlanan iki mikro-milliyetçiliği barındırıyor. Kuzeybatıda Bask, kuzeydoğuda Fransa’ya bitişik köşede konumlanan Katalonya’daysa Katalan mikro-milliyetçilikleri bunlar. Varlık nedenleri ilginç gözüküyor. Çünkü, her iki bölge de İspanya’nın en zengin ve en sanayileşmiş kesimleri. Her iki grup da, o nedenle olsa gerek, ekonomik açıdan haklarının yendiğinden çok, kültürel farklılıklarının çok önemli olduğu savına yaslanıyorlar.

Bu mağduriyetin gerçekte yeryüzünün en çok konuşulan dillerinden biri olan, İspanya’dan başka, tüm Orta ve Güney Amerika’da ve Asya’da Filipinler’de konuşulan bir dilin içinde küçük adalar gibi kalmaktan kökenlendiği söylenebilir.

 

Katalonya, İspanya’nın en önemli metropolü Barcelona’yı merkez alan yöre. Başkent Madrid bile onun yanında ikinci planda kalıyor. İşte belki de tam bu nedenle, Barcelona’nın tırmanışa geçerek İspanya’nın modernlik öncüsü haline geldiği 19. yüzyıl ortalarından beri Katalonya mikro-milliyetçi bir siyasal damara sahip. Ekonomik gücünün verdiği fırsatları kullanan Katalan burjuvazisi, 19. yüzyıldan beri dillerinin İspanyolca’dan farklılığında, kültürlerinin özgül derinliğinde, ve hatta daha Avrupalı olduklarında ısrar ediyor ve yeni bir milli kimlik inşaatı yapıyor. Mimarlık, bunun ayrılmaz bir bileşeni. Türkiye’de “İspanyol mimar Gaudí” olan kişi bile burada öncelikle Katalanlık vurgusuyla takdim ediliyor. Kendisinin de aynı tanımda ısrarlı olduğu biliniyor. Öyle ki, bu ünlü mimar ömrünün ikinci yarısında inşaatlarındaki işçilerle bile İspanyolca konuşmayıp çevirmen kullanacaktır. Art Nouveau’nun Katalonya’ya özgü bir dalı gibi gözüken Modernismo bile yoğun milliyetçi argümanlar üzerine bina edilmiştir. Yörede özellikle 1920’lerde yoğun bir restorasyon etkinliğine girişildiğinde,

bu da yine milliyetçi savların temellendirdiği bir Katalan milli hareketi diye sunulacaktı. Sonuçta, Ortaçağ’daki Katalan bağımsızlık döneminin mimarisi olan Gotik miras adeta yoktan varedildi. Bugün Barcelona düpedüz gülünç biçimde Avrupa’nın en geniş Gotik kent merkezine sahip oluşuyla övünüyor. 1920’lerin sonlarından başlayaraksa, Katalanlar İspanya’da Modern Mimarlık hareketinde öncü rol oynadılar. Katalonya’nın ülkenin en gelişmiş ve toplumsal açıdan en ileri parçası oluşu bağlamında düşünülürse, bu doğaldı. Ancak, o konuda bile Modernist hareketin bir Katalan hareketi gibi düşünülmesi uçlarına dek gidildi. Bugün geçmişin milliyetçi ateşi hızını yitirse de, milliyetçi refleksler hala güçlü. Örneğin, Barcelona futbol takımında oynamak için Katalanca bilmek zorunlu. Daha geçenlerde bu zorunluluğu yerine getirmeyen birine para cezası kesildiğini anmsatayım. Hiçbir milliyetçilik diğerinden daha rasyonel olmadığı için, kimsenin Katalanlar’a söyleyecek sözü yok. Ama, Lope de Vega’nın, Cervantes’in, Lorca’nın yüzmilyonlarca kişinin konuştuğu o çok zengin dilini değil de, kendi dillerini verimsiz bir ısrarla kullanma kaygılarını anlamak zor gözüküyor. Özetle, milliyetçi ideolojileri anlamak zordur; argümanlarının mantıkla ilgisi de yoktur. Anneannemin bir deyişi vardı: “Herkes kendi diniyle dinlensin”. “Herkes kendi ideolojisiyle ideolojilensin” biçiminde bir çağdaş versiyonunu yapmak anlamlı olabilir. n Uğur Tanyeli.

 

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


64726 - unknown - 38.107.179.236