Katalan
Modernismo’su
Joan Busquets

Sant Pau Hastanesi, 1902-11, mimar: Lluis Domènech i
Montaner.
“Katalan Ulusal Mimarlığı”nın peşinde
“Ulusal mimarlık”ı destekleyen akımın kurucuları arasında
Dünya Fuarı’nda çalışmış mimarlar da bulunmaktaydı ve 19. yüzyılı etkisi altına
alan akademik eklektisizmi yıkmaya kararlıydılar.
Mimarlık da diğer sanat dalları gibi, Katalan toplumundaki
değişimin genel coşkusuyla canlanıyordu ve geçmişten gelen Arap kökenli (ya da
oryantal) ve Gotik imgeler ve yeni yapım teknikleriyle birlikte, endüstrileşmiş
yeni Katalonya’nın arzuladığı Modernite ve kozmopolit toplum imgesi yaratacak
olan popüler mimarlığın yeniden düzenlenmesiyle ifade edildi.
Bu ulusalcılık akımı erken 19. yüzyılda özellikle
Bonaventura Ariba’nın La Patria’daki yazılarıyla destekleniyordu. Ariba, Madrid
sürgünlüğünden, Katalonya’ya geç denebilecek bir zamanlamayla gelen Romantik
Akım’a kaydı. 1850’lerde, bir edebiyat yarışması olan Jocks floral, Katalan
dilini rafine kültürün yeni aracı ilan ederek dile büyük katkı sağladı. Aynı
eğilim mimarlıkta, yüzyılın ikinci yarısında oluşmaya başlayan endüstriyel
burjuvazinin yeni binaları ve 1888 Dünya Sergisi gibi eşsiz fırsatlarla
filizlendi. Ancak bu, ulusal mimarlık bağlamında birçok kuşağı içeren ve yavaş
ilerleyen bir süreçti.
Buna rağmen, kültürel ve ideolojik “kimlik” tartışmaları
giderek Romantizm’den Modernismo’ya, Noucentismo’ya ve işlevselciliğe
dönüşecekti.
Elias Rogent’in açıkgörüşlülüğü sayesinde, Dünya Sergisi
deneyimi yeni akımların ve bir dizi genç mimarın yolunu açtı. İnşaat zorunlu
bitiş tarihinin yarattığı baskı tüm binaları etkilediyse de, hummalı çalışma
süreci büyük başarıları beraberinde getirdi.
Ülkedeki karakteristik malzeme ve tekniklerin kullanımı
deneysel olarak açıklandı: Vilaseca’nın zafer takında ve Hotel Internacional
gibi kaydadeğer binalarda soylu bir malzeme olarak çıplak tuğlanın
kullanılması, Arap ve Mudejar mimarlığından beslenen Katalan geleneğinden gelen
bir unsur olarak görüldü.
Elias Rogent, döneminin kilit figürüydü ve Katalan mimarlar
arasında Romantik Akım’ın en yakın takipçisi olarak biliniyordu1. 1875’te
Barcelona Mimarlık Okulu’nun ilk yöneticisi oldu ve eski Llotja Sanat Okulu’nda
klasik eğitim sisteminin değiştirilmesinde etkin rol üstlendi. En iyi yapıları
arasında sayılabilecek, Gran Via eski kent yerleşimi dolaylarındaki üniversite
binası, Romanesk mimarlığın kompozisyon ve detaylarını araştırdığı, Katalan
kimliğinin tanımlanmasında önemli bir yeri olan kusursuz bir Neoklasik
çalışmadır.
Dönemin Romantik Akım’da ürün veren diğer mimarları; Passeig
de Sant Joan yakınlarındaki, Saint Francis de Sales’e adanmış net Neogotik
üsluplu büyük dinsel yapı kompleksiyle Joan Martorell ve Barcelona katedralinin
ön cephesini yine aynı üslupta tasarlayan Augusto Font’tur. Mahkeme salonları,
Model Hapishane ve Hospital Clínic gibi önemli yapılar tasarlamış olan
anıtsalcılık yanlısı Domènech Estapà’dan özellikle bahsetmek gerekir. Yüzyıl
dönümünde başkentin yenilikçi programında en çok yer tutan kentsel donatılar
olarak bu yapıların yeniliğini vurgulamak önemlidir.
Yenilikçi bir eğilim olarak Modernismo
Modernismo patlaması, “kimlik” arayışını, özgül bir Katalan
bileşeniyle Barcelona’da güçlü bir biçimde ortaya çıkan kentleşme gelişmeleri
ile birleştiren bir olguydu2.
Kentteki modern mimarlığın uzun oluşum sürecini konu edinen
çalışmasında David Mackay, Modernismo’yu3 şöyle tanımlar: “Tüm modern
hareketler içinde, dekorasyon ve konstrüksiyona doğanın esas kaynağından
alınmış eğrisel çizgiler kazandıran, tarihsel referansların eklektik ilişkisini
yeni malzemelerle birleştiren bir evre. Art Nouveau’nun yerel bir varyasyonu
olmaktan çok daha fazlasıydı; çünkü İspanyol karşıtlığıyla, Katalonya’nın
ulusal karakteri ve kültürel egemenliğinde diğer Avrupai akımlarla daha uyumlu
olması dolayısıyla bütün bir bağlılık hareketinin üslubu olarak
tanımlanıyordu.”4
Aynı zamanda Cerdá projesiyle mükemmel bir simbiyoz
oluşturan Eixample yerleşim ağındaki yapı kompleksinde olduğu gibi kente ünik
bir görünüm kazandırdığından, Barcelona’nın yeni merkezi için Modernismo’nun
yaşamsal bir önemi vardır. Bu durum, Passeig de Graciá ve Aragó tarafından
tasarlanan ve manzana de la discordia adıyla ünlenen yapı adasında
örneklenmiştir. Modernismo’nun üç simge figürü tarafından yanyana inşa edilen,
üslupsal olarak ve hareketin dayandığı burjuvazi grupları bağlamında açıkça
farklı eğilimler gösteren üç yapı, 1900’de tamamlanan Pui Cadafalch’ın Amatller
Evi, Domènech i Montaner’in Lleó Morera Evi (1905) ve Gaudí’nin Battló Evi’dir
(1907).
Eixample-Modernismo birlikteliğinde dikkat çekilmesi gereken
bir diğer nokta, köşe binaların büyük oranda çoğalmasıdır. Gelişme, yapı
adasının yan cephelerindeki bölünmelerle sürerken, köşe, Modernizm tarafından
hayran olunan ve yüceltilen binanın vitrini olmuş ve çoğunlukla bina sahibinin
adının bilinmesini sağlamıştır5.
Aynı zamanda Modernismo, aslında aynı ortamda bulunmalarına
rağmen çatışan farklı politik düşünce ekollerine bağlı en az üç kuşak mimarı ve
sanatçıyı barındıran ve bu gerçekten beslenen bir tanımdır.
Ignasi de Solá-Morales6, Modernismo mimarlarının iki farklı
eğiliminin ayrımını yapmıştır. Bunlardan biri, Brüksel ve Paris gibi büyük
Avrupa kentlerindeki benzer durumları paylaşan geç 19. yüzyıl Katalonya’sı öncü
burjuva düşüncesinin kültürel projesi çizgisinde seyreden mimarlıktı. Bu, aynı
dinamiklerden etkilenen diğer uğraş ve disiplinlerin müdahalesini de
destekleyen deneysel bir mimarlıktı. Yapısal ve dekoratif değerlere dikkat
çeken, yaratıcı bir iş olarak özgünlüğü destekleyen “bütünsel tasarım”
arayışını temsil ediyordu. Bu eğilimin kilit figürü Lluí Domènech i
Montaner’di; Josep Vilaseca, Pere Falquès, Josep Puig i Cadafalch, Salvador
Valeri ve Jeroni Granell ise diğer önemli adlardı.
Buna ideolojik olarak farklı bir eğilim eşlik etmekteydi: Modernite
ile topluma, geleneklere ve kültüre tanıştırılmakta olan yeniliğe direnç
gösteren dinsel tepkiyle aynı çizgideki mimarlık. Bu akım, Cercle de Sant
Lluc’de toplanan, dinsel yazılar yazan Torras y Bages’in esinlediği sabit
Katolik inançlara sahip sanatçılarca desteklendi. Bu mimarlık, modellerini,
dini referanslarda ve teknolojik yeniliklerde
-ihtiyatla maskelenmeye dönük olarak- aradı. Bu akımın tipik
aktörü, Barcelona kentinin simgesi olmuş Antoni Gaudí’dir. Francesc Berenguer,
Josep Maria Jujol, Joan Rubió ve Cesar Martinell gibi diğer önemli aktörler de
onun takipçileridir. Dönemin büyük kentsel yansımaları, işleri Passeig de
Graciá’da sergilenen bu üç simge figürü ön plana çıkarmıştır.
Lluís Domènech i Montaner, Parc de la Ciutadella’nın köşesinde günümüzde de mevcut olan kafe-restoran için yaptığı tasarımlar ve
Hotel Internacional7 sayesinde, 1888 Sergisi’ndeki önemli mimarlardan biri
olmuştur.
Daha öncesinde ise, Carrer Aragó’da bulunan, Romanesk düzeni
hafif metal strüktürle birleştiren, tuğla duvarların açıklıklarla birlikte
kullanıldığı ve kent merkezinde ilgi çekici bir endüstri yapısı olarak varlık
gösteren Montaner i Simón Basımevi’ni tasarlamıştı8.
Domènech, Modernizm’in açılımlarının, binalarında yapısal ve
mantıksal bir çerçevede temsil edilmesi gerektiğine dair inancını vurguladı ve
rasyonalist tavrı benzerleri arasında sivrilmesini sağladı. Katalan kimliğine
sıkı sıkıya bağlılığı, bu alanda bir dönüm noktası olan A la recerca d’una
arquitectura nacional [Ulusal bir Mimarlık Arayışında] adlı makalesini
yazmasına yol açtı. Ayrıca bir Historia general del Arte [Genel Sanat
Tarihçesi] kaleme aldı. Ulusalcı politikalara olan ilgisi onu Madrid’teki
meclise ve daha başka yerlere, görevlere taşıdı.

Casarramona İplik Fabrikası, 1909-11, mimar: Josep Puig i
Cadafalch (Fotoğraf: Uğur Tanyeli).

Güell Parkı’nda ana terasın altyapısı, 1900-14, mimar:
Antoni Gaudí (Fotoğraf: Uğur Tanyeli).
Görülmeye değer binaları arasında, 1908’de tamamlanan Palau
de la Música ve 1902’de yapımına başlanıp 1910’da bitirilen Sant Pau Hastanesi
sayılabilir. Sahne ve salon arasındaki süreklilik üzerinden vurgulanan mimarlık
ve müziğin birbirini kusursuzca tamamlaması Palau’yu simgesel bir bina yapar.
Bezeme programı, popüler koro cemiyetlerinin kurucusu Anselm Clavé’nin büstü
gibi Katalan göndermelerle, Valkyrie’ler* ve Beethoven büstüyle simgelenen
Avrupa müziğini birleştirir. Böylelikle [bezeme programı], bir Modernizm
karakteristiği olan kontrastlığı, uluslararası ve kozmopolit olmayı arzulayan
yerellikle sentezlemiş olur. Ciutat Vella dokusundaki kentsel konumlanışı
binaya ayrı bir önem katmıştır. [Aksi halde] yenilikçi bir bina kemikleşmiş bir
dokuya nasıl yerleştirilebilirdi ki? Köşedeki giriş, cesur ve simgesel bir
çözüm olarak, günümüzde de mevcuttur9.
Sant Pau Hastanesi ise tam aksine, dönemin katı
anıtsallığının ötesine geçen devasa bir kamu yapısıdır. Eixample’nin dış
çeperinde dört yapı adasını kaplayan kompleks, kuzey-güney diyagonal aksında
uzanan doğu-batı pavyonlar sistemi ile düzenlenmiştir. Etkin bir düzenleme
için, tekil binalarda bodrum kat seviyesinde bir bağlantı sistemi kurulmuştur.
Domènech, pavyon mimarlığının havalandırma, hijyen, konfor gibi önermelerinin
yapının işlevselliğinden ödün verilmeksizin gerçekleştirilmesini sağlamıştır.
Bu müdahale, yüzyıl dönümünde, Avrupa’daki hastane
reformunun önemli bir kısmını oluşturmuştur.

Sagrada Familia Kilisesi, ön cephe, 1882- , mimar: Antoni
Gaudí (Fotoğraf: Uğur Tanyeli).

Kuleli Ev (Terrades Binası) adlı apartman bloğu, 1903-05,
mimar: Josep Puig i Cadafalch (Fotoğraf: Uğur Tanyeli).
İkinci figür, uluslararası alanda en çok tanınan
-dolayısıyla hakkında çok fazla açıklamaya gerek olmayan- Katalan mimar Antoni
Gaudí Cornet’tir10. Modernizm’de en Barok duruşu temsil etmiş ve parkın merkezi
çeşmesini tasarlayarak ilk defa Sergi’ye katılmıştır.
İşleri çoklukla coşkun bir hayalgücünün ürünü olarak
görülmüş ve dehası olağanüstü olarak açıklanmıştır. Gaudí, kaçınılmaz surette
kendi kişisel yaratıcı gücüyle diğerlerinden ayrılsa da, içinde bulunduğu
Modernist hareketten -üslup ya da ekolden değil- ayrı düşünülemez; bununla
birlikte, Brenguer, Jujol vd. gibi takipçilerinin aktif katılımı da
azımsanmamalıdır.
Gaudí’nin işlerinin büyük bölümü, diğer Modernist figürlerin
işleriyle birlikte, yukarıda açıklanan ideolojik çizgide
gerçekleştirilmiştir11. Sadece yaşamının son dönemlerinde, 1920’lerde, son
projesi olan Sagrada Familia’da tamamen kendi isteğiyle, adıyla özdeşleşen
mistik imgelere yer vermiştir. Bununla birlikte, mimari etkinliği gerçekten yoğundur
ve yeni Katalan yapı malzeme ve tekniklerine bağlıdır. Gaudí, Roma geleneğinden
gelen kubbe ve kagir kemerlere aşinaydı ve Park Güell’deki, belleklere yer eden
bank uygulamasında olduğu gibi, seramik karo parçalarıyla kusursuz kaplamalar
üreterek trencadís tekniğini genelleştirdi.
Gaudí’nin en büyük destekçisi olması, Eusebio Güell’in,
mimarın üretim pratiğiyle yakından ilişkilendirilmesini sağladı. 1885’te
tamamlanan Vicens Evi’nin ardından Gaudí, Pedralbes ve Güell Sarayı’nın
ahırlarını tasarladı. Mimarın yapım sistemiyle bezeme programını aynı potada
eritme becerisini öne çıkaran olgunluk dönemi eserlerinden, bütünsel bir
tasarıma ulaşma arzusunu gözler önüne seren bu iki çalışma 1889 yılında
tamamlandı. Daha sonra, Saint Teresa Okulu’nu ve eski bir kalenin
yıkıntılarının düzenleyerek Bellesguard Kulesi’ni tasarladı. Kısıtlı bir
bütçeyle inşa edilen okul binası, bir sonraki yüzyılda modern mimarlığa model
olacak yapısal rasyonalitenin bir örneği olarak görülebilir.

Zooloji Müzesi (özgün işlevi: lokanta, kafe), 1887-88,
mimar: Lluis Domènech i Montaner (Fotoğraf: Uğur Tanyeli).

Casa Macaya adlı konut yapısı, 1899, 1901, Josep Puig i
Cadafalch (Fotoğraf: Uğur Tanyeli).
[Gaudí] yüzyıl dönümünde Santa Coloma’da, ucuz işgücü ve
kolay ulaşılabilir enerji kaynağı arayışındaki sanayi üretimini desantrilize
eden oluşumlar arasından mimarisi ve kentsel düzenlemesiyle sivrilen
Alsina-Güell sanayi kompleksi içindeki Güell Topluluğu Kilisesi üzerinde
çalışmaya başladı. Berenguer ve Rubió da kompleksin geri kalanını tasarlayarak
bu projenin içinde yer aldılar. Bina, kusursuz işlevsel dağılımı ve iç-dış
mekansal bütünlüğüyle büyük olasılıkla Gaudí’nin en iyi yapısıdır. Hiçbir zaman
tamamlanamamıştır, ne var ki, kimi yapısal elemanlarının çıplaklığı, yapıya işlenmemiş
elmasın merak uyandıran güzelliğini kazandırmıştır.
Kentteki binalarına dönecek olursak, 1905 sonrası dönemde
Passeig de Grácia’nın en tanınmış yapılarından ikisinin tasarımından da [Gaudí]
sorumluydu: Batlló Evi ve Milá Evi ya da La Pedrera taşocağı. Battló Evi’ndeki iş, Gaudí’nin, binanın iç avlusunu yeniden düzenleyerek ve cephesinde yeni bir
kompozisyon deneyerek tamamen dönüştürdüğü mevcut bir binanın
rehabilitasyonuydu; apartmanın üst üste yığılmış katlardan ibaret olduğu
düşüncesinden kaçınılmış, merdivenler ve asansörler sadece binayı birleştiren
öğeler olarak düşünülmüştür. Bu büyük projedeki son rötuş, bina cephesinin
Saint George ve Katalonya’nın sembolü olan ejderha motifleriyle tamamlanması
olmuştur12.
Caddenin diğer tarafında, dört blok ötede yer alan Milá Evi,
Gaudí tarafından inşa edilen en büyük konut yapısıdır. Bina, pahlı bir köşe
parselde, metal bir iç strüktürle ve cephesi dalgalı masif yüzeyler ve demirli
balkonlarla karakterize olacak şekilde tasarlanmıştır. Otopark girişi, ana
girişten başlayan büyük bir rampayla ulaşılan bodrum kattadır. Bina, Bayan
Milá’nın koşulsuz desteğiyle 1911 yılında tamamlanabilmiştir.

Apartman: Casa Mila, 1906-10, mimar: Antoni Gaudí
(Fotoğraf: Uğur Tanyeli).

Casa Mila, cepheden ayrıntı (Fotoğraf: Uğur Tanyeli).
Gaudí’nin diğer kent binaları gibi Milá Evi de çatısının
sonlanışıyla öne çıkar,
La Pedrera’da ise bu tipik bir hal alır13. Çatı teraslarının
duvarları, Sagrada Familía’ya bakan ve binaların ilişkisine dikkat çeken düzgün
yerleştirilmiş açıklıklarla tasarlanmıştır. Binaları arasındaki bu görsel
ilişki, hem tasarımlarının Gaudí için ne kadar önemli olduğunun hem de hepi
topu birkaç mimarlık ürünü üzerinden güçlü bir kentsel söylemin masaya
yatırılmış olma olasılığının kanıtıdır. Gaudí, destekleyicisi Güell ve iş
arkadaşı Berenguer’in ölümlerinin ardından, Neogotik kriptayla aynı yerde
bulunan kuzey cephesini tasarlarken La Sagrada Familía projesinden çekilir. 1926 yılında,
74 yaşındayken bir tramvayın altında kalarak trajik bir
şekilde ölür. O güne kadar Sagrada Familía’nın yaklaşık dörtte biri
tamamlanabilmiştir.
Gaudí’nin mimari üretim pratiğinin gücünü bireysel
özelliklerinden aldığını, örneğin büyük bir titizlikle şantiye denetimi
yaptığını akılda tutarsak, mimarın yetkesini salt mimari planlar ölçeğinde
değerlendiremeyiz, çünkü tasarım bir bütün olarak bu yapım sürecinden beslenmiştir:
Sagrada Familía projesinin farklı bir tempoda seyretmesinin, farklı zorlukları
içermesinin mimarın özgün üretiminden doğan “Gaudí üslubu”na temellendiği kısa
sürede anlaşılmıştır.
Üç mimardan en genç olanı, Josep Puig i Cadafalch14, bu
akımın diğer bir temsilcisidir; onun katkısıysa, 20. yüzyıla esaslı bir giriş
yapmak biçiminde olmuştur. Politik kariyerini mimari etkinliğinin üstünde gören
bazı tarihçilerin belirttiği gibi Puig, ulusalcı siyasi harekete gönülden
bağlıydı. Ancak, gerçek arayışı Katalan mimarlığının kimlik araştırmasına
yönelikti ve bu kimliğin temellerini Roma ve Romanesk mimarlıklarında aradı15.
Binalarını, onlara Ortaçağ havası katan üsluplarda tasarlaması daha gerçekçi
görünmelerini sağlamış olabilir. Aynı zamanda, modern Katalonya’yı
kurumsallaştırmaya olan ilgisi, gerek politik duruşunun gerekse mimarlığının
altında yatan temel düşünceydi.

Casa Mila, çatıdan görünüşler (Fotoğraf: Uğur Tanyeli).

Casa Mila, çatı arası. Katalan tonozu denilen taşıyıcı
sistem (Fotoğraf: Uğur Tanyeli).
Puig i Cadafalch, muhafazakar ulusalcı partide son derece
etkin bir politikacıydı ve 1901’de kurulan yeni kent meclisinin bayındırlık
alanında çalışmalar yürüten bir üyesiydi. Bu görevdeyken, hem Interconnection
Planı yarışması hem de kentsel altyapının geliştirilmesi için önemli katkılarda
bulundu. Prat de la Riba’nın ölümünün ardından, 1917-1924 döneminde,
Mancomunitat de Catalunya’nın başkanlığını yaptı.
Bu parlak politik tablo kentsel tasarım ölçeğindeki
ifadesini 1929 Sergisi’nin gelişim seyrinde ve Puig’e göre, Cerdá Planı’nın
yarattığı dengesizlikleri giderme amaçlı Jaussely Planı taslaklarında
bulmuştur16.
Puig i Cadafalch politik kariyerinin yanısıra, Eixample’de
güçlü izler bırakan nitelikli mimari işler üretti. Diagonal’deki Casa de les Punxes,
rafine Ortaçağ detaylarının fazlaca kullanılmasıyla büyük ölçekli müdahalenin
birleştirildiği mükemmel bir örnektir. Montjuïc’deki Can Casarramona’da
uygulanan yapısal rasyonalite, Domènech’in kendisiyle yarışır. Yüzyıl dönümünde
inşa edilen Palau Macaya, büyük Rönesans palaus’u oranlarının ağırbaşlılığını
ve Modernismo’yu karakterize eden detayları içerir. Bu üç önemli figürün
gözalıcı işlerinden oluşan külliyatta, bu harekette yer almış diğer birçok
mimarın katkısını da gözardı etmemek gerekir.
19. yüzyılın son 30 yılında kentin farklı bölgelerinde inşa
edilen yeni çarşı yapıları, Modernist ilkeler üzerine kurulmuş mekansal
kavramlarla simgesel demir konstrüksiyon mimarisinin temsil edildiği yeni
binalar olgusuyla birleşen, malların dağıtım ve hijyen standartlarını17
rasyonalleştirme arzusuna bir cevap niteliğinde olup, dikkat çekilmesi gereken
bir noktadır. Bunlar, Antoni Rovira i Tiras’ın Eixample’deki Sant Antoni’si,
Francesc Berenguer’in Gràcia’daki La Libertat’ı ve 1960’lara kadar Barcelona’nın merkez çarşısı olan
El Born’dur. Bu görkemli dağıtım politikası ve projelerdeki
hüner, yine projelerin kentin farklı alanlarıyla ilişkili eleştirel
pozisyonlarıyla tamamlanır. Geleneksel pazarlar, her bölgenin merkezinde yer
alır ve buralar yapıların inşa edildiği yerlerdir: Sonuç olarak, meydanlar
işgal edilir, ancak bu yalnızca büyük ölçekli avangart dövme demir mimarisiyle
oluşturulan geçici bir kullanımdır. Plaça de Sant Josep’teki Boquería, Sant
Anderu ve La Libertat gibi ünlü pazarlar ve daha birçokları, meydanları
kitlesel kullanıma elverişli kamu binalarıyla doldurmuştur. Ancak, onların
ürettiği yepyeni mimarlığın mutlak karşıtlığı bugün bizi etkilenmekten
alıkoymaz ve kentin tarihinin akışında sürekli olarak uygulanan büyük kentsel
yenileme kapasitesi üzerine dikkatlice düşünmemizi gerektirir.
Modernismo, diğer pek çok sanatçı, grafik tasarımcı ve
mobilya tasarımcısı tarafından da izlenmiştir. İngiliz Arts and Crafts akımının
ilkelerini paylaşmış, sanatçı ve zanaatkarları mimarlıkla işbirliği yapmaya
teşvik etmiştir. Dövme demir alanındaki gelişmeler, vitray ve seramik
tasarımları, binalarda detaylara olduğu kadar, iç mekan, mobilya ve ev aletleri
tasarımlarına da zenginlik olarak yansımıştır. Tümü birden, Modernista
dünyasına bütünsel bir ifade kazandırılmasına katkı sağlamıştır.
Yazı alanında, Romantik Akım’ın sadık bir savunucusu olan ve
Oda Nova a Barcelona adlı yapıtı etkileyiciliğini, yüzyıl sonu
Barcelona’sındaki Modernista anlayışı yansıtmasına borçlu olan Joan
Maragall’dan özellikle sözetmek gerekir18.
Sanatın en gelişmiş alanlarından olan resim, Modernismo’nun
kendini gösterdiği başka bir alandır. Ressam ve edebiyatçı Santiago Rusiñol ile
burjuva toplumunun portre ressamı ve önemli sosyal olayların ressamı olarak
Ramón Casas, Modernista akımının önde gelen yorumcularındandır.
Barcelona yakınlarında bir kıyı kasabası olan Sitges,
1892’de Barcelona Modernista resim hareketini destekleyen toplantılara sahne
olmaktaydı. Açılışı yapan “Festa Mosernista” töreninin ardından, Joachím
Vayreda tarafından temsil edilen Olot, “Sitges Luministleri”, başkentli
ressamlar gibi farklı ekollere mensup öncü adların merkez üssü olmuştu. Bu
toplantıdan sonra, Rusiñol, Cau Ferrat adıyla Modernista resminin sembolü
haline gelen, liman kenarındaki eski bir evin rehabilitasyonunu üstlendi. Bu
büyük sanatsal akım yüzyıl dönümünde ayırt edici bir evrim geçirdi.

Casa Battló, 1905-07, mimar: Antoni Gaudí (Fotoğraf: Uğur
Tanyeli).

Casa Battló, şömine nişi.
Noucentismo
Hareketin belli başlı binalarının 20. yüzyılın ilk on
yılında inşa edilmesine karşın, yüzyıl dönümünde ortaya çıkan sosyal ve politik
değişimler, Modernismo’nun baskın bir kültürel eğilim olarak önemini saptırdı.
Yeni bir Katalan kimliği çerçevesi arayışı, Noucentismo tarafından açığa vurulmaktaydı.
Edebiyat kökenli bu akım, büyük ölçüde, 1911’de ölen şair
Joan Maragall’ın yerine konan Eugeni d’Ors (“Xenius”) adlı yazarın kişiliğinde
temsil edildi. D’ors, bu
pro-Katalan akımın bir sembolü olan Noucentismo’ya
başkahramanı Teresa’yla ilham veren La ben plantada’yı yayımladı19.
Institut d’Estudis Catalans (Katalan Çalışmaları Enstitüsü)
1907’de kuruldu ve hemen ardından Eugeni d’Ors, yeni Katalan entelijansiyasının
lideri olarak aktif bir rol üstlendiği genel sekreterlik görevine getirildi. Kimilerine
göre de, Prat de la Riba ve Puig i Cadafalch’ın Bölgesel Birliği’nin
ideolojisti oldu.
Noucentismo, geniş kapsamlı ve üstün nitelikli etkileyici
tasarımlarıyla yüzyıl dönümünde Viyana’nın gelişiminde itici bir güç olan Otto
Wagner’in başını çektiği Viyana Sezesyonu’nu da içeren, Avrupa’da önceleyeni
olmuş birbirine paralel akımları takip eden anti-Modernist bir hareketti20.
Aynı zamanda, 1908’de Adolf Loos tarafından daha çok kuramsal açıdan savunulan,
estetik saflık adına
Art-Nouveau’nun reddini ve bezemeyi üstesinden gelinmesi
gereken sosyal bir hastalık olarak tanımlamasıyla uç noktaya varan duruşları da
benimsemişti21.
Ancak, Puig i Cadafalch ve takipçileri için, Modernizm
tarafından sorgulanan, özgünlükten ziyade klasik ve daha tarafsız bir düzene
dönmek, programlıca yürütülen bir sona ulaşarak mimarlığı, ülkeyi “kurumsal
olarak güçlendiren”e dönüştürmek herşeyden önce geliyordu. Bu kararlılık, dönem
boyunca inşa edilen okul, park vb. yapılarda vurgulandı.
Bu tarafsız ya da klasik düzen, Katalanlığın da bir kısmını
oluşturduğu Akdenizliliğin özgün karakteristiklerini içermektedir. Bu ve
birtakım kırsal beğenilerle Klasisist üslubu birleştiren, Noucentismo
hareketine bağlı farklı mimarlarca ortaya konan stilistik yaklaşımlar
repertuarı, Forestier ve Rubió i Tudurí’nin somutlaştırdığı Akdeniz bahçesi
arayışının habercisi oldu22. Bu mimari akımın kilit figürleri, Duràn i Reynals,
Rubió i Tudurí, Cadafalch ve Rafael Màso’ydu23.
Noucentismo’nun bu yeni çekirdek kadrosunun çarpıcı figürü,
Gaudí’nin birçok işinde çalışmış olup ana akımdan bağımsız bir mimarlık üreten,
Modernizm’i savunan fakat etkileyici yapısal yöntemler öneren Josep Maria
Jujol’dü24.
Noucentismo resim alanına da sıçramış ve önde gelen pek çok
ressamı etkilemiştir. 1917’de bir süreliğine Barcelona’da bulunan Picasso,
özgün bir Neoklasik yapıt olarak nitelenen Harlequin’i bu dönemde ortaya
koymuştur. Bu arada Modernismo’dan klasik düzene kayan Joaquim Sunyer de Paris
ve Barcelona arasında gidip gelmekteydi.
1912’de Almanach dels noucentistes’i yayımlayan Eugeni
d’Ors, Picasso, Gargallo ve kırsal Katalonya resimleriyle ünlenen Torres
García, hareketin tamamlayıcı unsurlarıydılar. Enric Casanovas, yaptığı kadın
büstleriyle heykelde klasik öğelere dönüşün sinyallerini verdi, Josep Clará ve
Arístides Maillol de aynı çizgiyi takip etti.
Feliu Elias yönetimindeki politik hiciv ve çizimleri
birleştiren haftalık Papitu da dahil olmak üzere, periyodik yayınlarda önemli
bir artış gözlendi. Ressam Juan Gris de, 1908-1911 yılları arasında Papitu’ya
katkıda bulundu.

Palau Quadras, konut, 1899-1908, mimar: Josep Puig i
Cadafalch (Fotoğraflar: Uğur Tanyeli).
Öte yandan, Barcelona kendini dünyaca tanınmış bir sanat
merkezi olarak inşa etmeye odaklanmıştı. 1912’de Galería Dalmau, Marcel Duchamp’ın
işlerini de içeren Kübist bir sanat sergisi düzenledi. [Burası] birkaç yıl
sonra -Birinci Dünya Savaşı döneminde- Francis Picabia ve Albert Gleizes gibi
çok sayıda sürgün sanatçının mekanı olacaktı.
Bu besleyici ortam, 1917’de Dalmau’da boy gösteren Joan Miró
ve Enric Ricart’ın da dahil olduğu yeni kuşağa zemin hazırladı. Miró ilk
olarak, işlerinin iki boyutlu doğası ve daha sonra Salvador Dalí’nin yanında
Sürrealizm’e yönelmesini sağlayan Kübist eğilimleriyle diğerlerinden
ayrılıyordu. Sonraları, Llorens Artigas (Miró’yla beraber de çalışmış olan
seramikçi) ve heykeltıraşlar Manolo Hugué, Pau Gargallo ve şair Joan
Salvat-Papasseit, avangart ve Kübist eğilimli Agrupació Courbet ile birlikte,
Cercle Artístic de Sant Lluc’a bir alternatif oluşturdular. n Joan Busquets.
* İskandinav mitolojisinde, savaşta elinde kılıcıyla ölen
askerleri Valhalla’ya taşıyan bakire kızlar (ç.n.).
Notlar:
1 Bkz. Pere Hereu, Vers una arquitectura nacional, UPC,
Barcelona, 1989.
2 Konuya genel bir yaklaşım için, bkz. Oriol Bohigas,
Reseña y catàlago de la arquitectura modernista, Ed Lumen,
Barcelona, 1983; Oriol Bohigas ve Leopoldo Pomés, L’arquitectura modernista, Ed
Lumen, Barcelona, 1968. Ayrıca bkz. Alexandre Cirici Pellicer, El arte
modernista catalán, Aymà, Barcelona, 1955.
3 Bkz. David Mackay’ın L’arquitectura moderna a Barcelona
(1854-1939) kitabındaki özeti, Edicions 62, Barcelona, 1989.
4 19. yüzyılın son onyılları Avrupası’nda, üslupların
savaşı, Nietzsche’nin yazdığı gibi “tarihin kullanılması ve istismar edilmesi”,
çeşitli tasarım disiplinleriyle yeni teknolojilerin kapasitelerinin keşfi, vb.
arayan William Morris’in savunduğu Arts and Crafts eğilimlerini kabul eden
Jugendstil, Modernizm, Art Nouveau, Liberty adlarını alan yeni bir akımın
doğmasına neden oldu. Kısaca, anti-akademisist, anti-historisist bir akımdı.
Avrupa’daki bu hareketlerin başlıca karakterleri, Brüksel’de Victor Horta ve
Henri Van de Velde, Paris’te Hector Guimard, Glasgow’da Rennie Mackintosh ve
Viyana’da Josef M. Olbrich idi, bunun yanında, geniş bir Katalan grubu kendi
özgün katkılarını yaptı.
5 1990’da “The Golden Square, the center of Modernista
Barcelona” sergisi (Ed. OCSA, Caixa Catalunya, Barcelona, 1990), Modernismo’nun
Eixample’nin merkezinde yaptığı müdahalelere dikkat çeker.
6 Bkz. Ignasi de Solà-Morales, “Arquitectura modernista”,
Homage to Barcelona, Barcelona, 1987.
7 Bkz. Lluís Domènech ve Lourdes Figueres, Lluís Domènech i
Montaner i el d’orquestra, Fundació La Caixa, Barcelona, 1989.
8 1880’de inşa edilen bu ilginç bina, Lluís Domènech ve
Roser Amadó tarafından yakın zamanda restore edildi ve Avrupa’da resim alanında
önemli bir yeri olan Fundació Tàpies’e dönüştürüldü.
9 Oscar Tusquets 1990’dan bu yana, binanın yenilenmesi,
modernizasyonu ve Via Laietana yönünde genişletilmesi görevindedir.
10 Gaudí üzerine çok geniş bir bibliyografya için bkz. J.E.
Ráfols, Antonio Gaudí, Editorial Canosa, Barcelona, 1929; George Collins,
Antonio Gaudí, Editorial Bruguera, Barcelona, 1961; Cesar Martinell, Gaudí: su
vida, su teoría, su obra, Barcelona, 1967; Ignasi de Solá-Morales, Gaudí,
Ediciones Polígrafa, Barcelona, 1983.
11 Gaudí’nin pro-Katalan bakış açısı inkar edilemezdi, fakat
mesleki anlamda, siyaset dünyasında da aktif olarak yer alan mimari
Modernismo’nun diğer büyük isimlerine göre farklıydı.
12 Popüler geleneğe göre, ejderha, tanrıların ve insanların
düşmanıdır ve kahraman Saint George tarafından yenilmiştir. Bu, Gotik heykelde,
ana motiftir.
13 Bu olağanüstü çatı hakkında geniş bir literatür vardır;
bkz. Manel Armengol için et al.: El jardí dels guerrers, Barcelona, 1987.
14 Judith Rohner + Ignasi de Solá-Morales, Josep Puig i
Cadafalch: La arquitectura entre la casa i la ciutat, Barcelona, 1989.
15 Josep Puig i Cadafalch, La arquitectura románica a
Catalunya 1908-18, üç sayı Josep Goday’ın katkısıyla yazılmıştır.
16 Puig i Cadafalch’ın Cerdá projesi baskısı, önce Madrid’te
ve daha sonra Barcelona’da kabul edilmesi ve Cerdá’nın kontrolü dışında,
spekülatörlerce ihlal edilmesi nedeniyle iyi biliniyordu.
17 Pazar sisteminin rasyonelleştirilmesi ve gıdaların
dağıtımı Consell de Cent kent yönetimine dayanan uzun bir geçmişe sahipti ve
toplam 13.000’in üzerinde tezgahıyla elli civarında pazara sahip olan kentin
günümüzdeki durumunu oluşturdu. Bu, başa baş giden ve rekabete dayalı bir tedarik
etme biçimini gerektiriyordu. Geç 18. yüzyılda, Pla de la Boquería ve Born’da, seyyar satıcılığın kökünü kurutmak için sabit pazarların başladığı
görüldü.
18 Barcelona üzerine olan bu şiirin okunması kesinlikle
önerilir. Joan Maragall, Poesies, Barcelona, 1947, s. 276-80.
19 Bkz. E. D’Ors, La Ben Plantada, Ed. 62, Barcelona, 1980. Bu çalışma, edebi kalitesi ve içeriğiyle büyük yankı buldu. Kadın kahramanı
çevreleyen atmosfer, Akdeniz coğrafyasının farklı yerlerini biraraya getiren
bir peyzaj tanımladı.
20 Wagner, kamu sektörünü ve özel sektörü de kapsayan,
altyapıdan (Metro, Tuna Nehri’ndeki setler ve hidrolik sistem) önemli binalara
(kiliseler, bankalar) kadar kentin temel unsurlarını yeniden kurdu. Bkz. Otto
Wagner, Academy Editions, Londra, 1979.
21 Bkz. Adolf Loos makaleleri içinde “Ins Leere gesprchen”
başlıklı olanı, Avusturya, 1932. Franz Josef’in tahta çıkışının 15. yıldönümü
kutlamaları anısına düzenlenen 1898 Viyana Sergisi üzerine bir dizi eleştirel
makale. Modern mimarlık kuramı için büyük önem taşıyan bu makaleler, radikal ve
bazen de Avusturya geleneğine saygısız bir tondaydı ve radikal “süs cürümdür”
sözünü kullandı.
22 Bkz. Estaban Castañer, “Catalogne: À la recherche d’une
architecture nationaliste”, ed. François Loyer ve Bernard Toulier, Le
Regionalisme, Architecture et Identité içinde, Paris, 2001. Ayrıca bkz.
Jean-Pierre Epron, Comprendre l’Éclecticisme, Norma, Paris, 1997.
23 Bkz. “Noucentisme”, Cuadernos de Arquitectura y
Urbanismo’nun monografik sayısı, Barcelona, 1970.
24 Bkz. Josep A. Llinàs’ın ilginç kataloğu et al.: “Jujol
1879-1949”, Quaderns 179-180. Barcelona, 1970.