Politecnico
di Bari

Bari Kalesi’nden limana doğru kentin genel görünümü
(Fotoğraf: Fatma Aksüt).
Fatma Aksüt n 2004-2005 öğretim yılında, mimarlık eğitimimin
dördüncü yılını İtalya’da, Bari Politeknik Üniversitesi’nde bir ERASMUS değişim
öğrencisi olarak geçirdim. Türkiye’nin bu program kapsamında Avrupa’ya
gönderdiği ilk öğrenciler arasındaydım. Programın Türkiye’de çok bilinmiyor
olması, ilk kez uygulanıyor olması ve tecrübelerinden yararlanabileceğim
birilerinin bulunmaması, bununla birlikte bize rehberlik eden kurumların çok
yeni olması, başlangıçta birer olumsuzluk olarak çıkmıştı karşıma. Ancak,
mimarlığın farklı perspektiflerden bakmayı gerektiren bir meslek olduğunu
düşünmem ve gideceğim ülkenin, mimarlık adına önemi tartışılmaz olan İtalya olması
bu olumsuzlukları alıp götürüyordu.
İlk etapta karşı karşıya kaldığımız, üniversitelerarası
prosedürlerin gerçekleşmesi, vize işlemleri, dil, konaklama, kayıt işlemleri
gibi sıkıntılar da bir süre sonra aşılmıştı. Özellikle, ülkeye vardıktan sonra
size yardımcı olan, daha önce ERASMUS Programı’na katılmış gönüllü İtalyan
öğrencilerin bulunması, yaşadığınız o dönemleri yaşamış insanların size yol
göstermesi işleri çok kolaylaştırmıştı. Çünkü İtalya’da öğrencilerin ERASMUS’a
katılabilmelerinin bir şartı da, ülkelerine döndükten sonra böyle hizmetlerde
bulunmaları. Bu da faydalı bir sistem bence.
Eğitim sistemine gelince; her ikisi de “teknik üniversite”
olmasına rağmen, ODTÜ ve Bari Politeknik Üniversitesi’nin farklı anlayışlara ve
sistemlere sahip olduğunu gördüm. ODTÜ’de tasarım dersi en önemli ders olup,
diğer teknik ve sözel dersler tasarımı destekleyen yardımcı dersler
konumundadır. Kredisi en yüksek ders olan tasarımda öğrencinin yaratıcılığı ön
planda tutulur ve konsept çalışması, malzeme seçimi ve sunum öğrencinin
kararına bağlıdır. Oysa, 1991 yılında kurulmuş, İtalya’nın üç teknik
üniversitesinden biri olan Bari Politeknik Üniversitesi’nde, tasarım,
restorasyon ve yapı derslerinin hemen hemen aynı yüksek kredilere sahip
olduğunu, teknik derslere daha fazla önem verildiğini söylemek yanlış olmaz.
Çünkü mimarlık ve mühendislik fakültesi olarak geçen bu okulda inşaat
mühendisliği seviyesinde teknik dersler verilmekte, öğrenciden de buna uygun
bir performans beklenmektedir. Bizim dört yıllık mimarlık eğitimimize direkt
uygulamak zor olsa da, beş yıllık bir eğitim sisteminde bunun mimarlık adına
olması gereken birşey olduğunu düşünüyorum. Çünkü teorik olarak verilen teknik
bir bilgi, tasarımdaki uygulamaları ve çözümlemeleriyle görülmedikten sonra
havada kalmaya mahkumdur. Yani, teknik bir üniversitede okuyup teknik anlamda
eksik kalmak istemiyorsak, bu tip derslerin tasarıma yardımcı olmaktan öte,
tasarımla beraber özümsenen dersler olmasını sağlayacak bir sisteme ihtiyacımız
var bence. Bu belki de ucu beş yıllık eğitim tartışmasına kadar dayanan bir
konudur.

Chiesa Madre: Proje kapsamında restorasyonu yapılan
kilise, Turi, Bari (Fotoğraf: Fatma Aksüt).

Chiesa Madre’nin kulesinden Turi’nin görünümü (Fotoğraf:
Fatma Aksüt).

Politecnico di Bari’de hazırlanan, Bari’nin Carbonara
bölgesini iyileştirmeye yönelik bitirme projesinden modellemeler. Bir meydan ve
bir caddeyi kapsayan proje taş yapılardan oluşmaktaydı.
Bir diğer konuysa, iki üniversitenin tasarım yaklaşımında
gözlenen farklılık. ODTÜ’de tasarım bir öğrencinin vaktini ve enerjisini en çok
ayırdığı alandır. Profesörlerin ve belirli aralıklarla yapılan jürilerin
eleştirileriyle devamlı olarak gelişen ve değişen projeyle, öğrencinin kendi
kararlarını ortaya koyduğu bir ortamdır. Buna zıt olarak Bari’de, bu
alıştığımızın çok dışında bir sistem mevcut. Konsept hariç, malzemenin ne
olacağından kesitin ve planın konacağı yere kadar pafta düzeninin eğitmenlerce
belirlenmesi ve jüri sisteminin olmayıp projenin sene boyunca sadece bir kişi
tarafından değerlendirilmesi, yaratıcılığı körelten konulardı. Beş yıl boyunca
taş yapılar tasarlayan ve bu kalıplar dışına çıktığında geçer not alamayan
öğrencilerle beraber bir yıl boyunca aynı ortamı paylaştım. Kaldı ki, pafta
düzenine ve kalıplara uysanız bile geçer not alacağınızın garantisi yoktu.
Çünkü yıl sonunda da, bir dakika bile bakmadığı projelere notu yine bir tek
kişi vermekteydi.
İtalyanların bu sistemi tek başına ayrıca incelenecek bir
konu olsa da, bir senelik değişim öğrenciliği düşünüldüğünde, gerek taş
mimarisini öğrenmek gerekse yapısal olarak detaylı projeler yapmak ve farklı
bir sistemi yabancı öğrencilerle aynı ortamda yaşamak anlamında, paha biçilmez
mesleki deneyimler kazandırıyor insana. Çünkü ODTÜ’de edindiğim sağlam altyapı
ve geniş perspektif, İtalya’da aldığım bu aşırı kurallı tasarım ve zorlu teknik
eğitimle zenginleşmiştir.
Bu dönem bana sadece tasarım ve teknik alanda bilgi kazandırmadı
elbette. Bir de restorasyon gibi önemli bir konuda, bu işin iyi yapıldığı bir
ülkede, İtalyanlardan oluşmuş bir grup öğrenciyle çalışma fırsatı buldum.
Restorasyona verilen önem, teori ve uygulama derslerinde yaşadığımız yoğun
tempodan anlaşılıyordu. Bir de olaya tersinden bakacak olursak, sadece tek
taraflı bir alış sözkonusu değildi. Benimle birlikte ERASMUS Programı’na gelen
yabancı öğrenciler de bu eğitim ortamına katkıda bulunmuşlardır. Ekip
çalışmasının ön planda olduğu sistemlerinde İtalyanlar da bizlerden birşeyler
almaya açıktılar.
Ayrıca belirtmekte yarar olan bir başka konuysa,
edindiklerimin mesleki kazançlardan öte, hayata dair bakış açımda, farklı bir
kültürü tanımada, farklı bir dili öğrenmede bana sağladığı müthiş katkılardır.
Herşeyden önce, yabancıların Türkleri tanıması konusu var ortada. Çünkü sadece
İtalyanlarla değil, başka Avrupa ülkelerinden gelmiş ERASMUS öğrencileriyle de
ilişki kuruyorsunuz ve kafalarında bir yere oturmamış ya da negatif özelliklere
sahip “Türk imajı”yla ilgili değişiklik yapma şansınız oluyor. Bu, AB’ye girmek
isteyen bir Türkiye için önemi gözardı edilemeyecek ve potansiyeli yüksek bir
olgudur. O öğrenciler sizi tanıdığı, onlarla arkadaşlıktan da öte dostluklar
kurabildiğiniz zaman, ülkenizi aslında herhangi bir politik platformun
yapabileceğinden çok daha iyi tanıtmış oluyorsunuz. Bence ERASMUS Programı’nın
en önemli hedefi de budur: Kültürel alışveriş ve ülkelerin birbirini tanıması.
İşte bu yüzden, döndükten sonra, ERASMUS Programı’na
katılmış diğer arkadaşlarımla beraber ODTÜ’de bu konulara değinen bir sunum
yaptık. Böylelikle, giderken yaşadığımız tereddütleri bizden sonrakiler
yaşamasın ve tecrübelerimizden yararlansınlar istedik. Edindiğimiz güzellikleri
görüp bu fırsattan yararlanabilsinler istedik. Gördüğüm o ki, program artık çok
iyi tanınıyor ve herkesin katılmak istediği bir etkinlik. Özellikle burs da
sağlanıyor olması ve rehberlik hizmetlerinin yeterince verilebilmesi taleplerin
günden güne artmasını sağlıyor.
Kısaca ifade etmek gerekirse, ERASMUS Programı bir öğrenciye
hem mesleki, kültürel ve sosyal anlamda çok şey katıyor, hem ülkesini temsil
etme gururunu ve fırsatını veriyor, hem de unutulamayacak anılar bırakıyor. n
Fatma Aksüt, ODTÜ Mimarlık Bölümü 2006 mezunu, 2004-2005 Politecnico di Bari
İtalya ERASMUS Programı öğrencisi.

Politecnico di Bari’de bitirme projesi jürisi için
İtalyan öğrencilerin hazırladığı proje paftaları.

Bulgaristan’da düzenlenen bir yarışma için hazırlanan
sürdürülebilir ev projesi sunumları, ODTÜ, 2003.