ŠCVUT
Prag

Prag’ta Vltava Nehri kıyısında flüt çalan heykel
(Fotoğraf: Laçin Karaöz).
Laçin Karaöz n ERASMUS, Avrupa Birliği’nin desteklediği
SOKRATES Eğitim Programı’nın 1987 yılında kurulan, yüksek öğrenimi kapsayan
kolu. ERASMUS’un içinde öğrencileri ve akademisyenleri kapsayan çeşitli
programlar var. Bunlardan biri de “Mobilite: Öğrenci Değişim Programı”. 2000’li
yıllarda yaygınlaşan bu programa 2005 yılına kadar toplam 1 milyon 300 bin
öğrenci katılmış.
Ben, Prag’ta Çek Teknik Üniversitesi’nde (CŠVUT) ERASMUS
değişim öğrencisi olarak bulunuyorum. ERASMUS öğrencisi olmak mimarlık
öğrencisi olmanın da ötesinde apayrı bir kategori. Gerçek bir öğrencilik hayatı
yaşamıyoruz diyebilirim. Değişim öğrencisi olduğumuz için herkes bize misafir
muamelesi çekiyor ve ekstra bir nezaket ortamı yaratılıyor. Bizim sorunlarımızı
dinleyen ve çözmeye çalışan bir ekip ile karşı karşıyayız sürekli. Gerçek
olamayacak kadar ılımlı bir ortamdayız.
Erasmus ve eğitim
ERASMUS Programı’nın esas amacı, kültürlerarası iletişimi ve
genç nesillerin farklı ülkeleri ve insanları tanımasını sağlamak. Burada
Avrupa’nın pek çok kentinden, hatta küçük kasabalarından gelmiş insanlarla bir
aradayız. Sadece Avrupa’dan değil, ERASMUS dışındaki değişim programlarıyla
Amerika ve Asya’dan gelen öğrencilerle de bir araya geliyoruz. Burada
bulunduğumuz süre içinde tüm ERASMUS öğrencilerinin bir araya gelebileceği her
türlü sosyal ortam yaratılıyor. Geziler, konserler, ülke tanıtım partileri,
spor karşılaşmaları, yemek organizasyonları... Bu da bizleri sürekli iletişim
halinde tutuyor. Çek Cumhuriyeti’ni ve Çek kültürünü farklı ülkelerden gelen
öğrencilerle birlikte tanıyoruz, çapraz kültürel alışveriş içindeyiz. Programın
“kültürlerin tanışması” konusunda gayet başarılı olduğunu söyleyebilirim. Her
hafta bir ülke ve kültürü tanıtılıyor. Polonya’da doğmuş, Almanya’da yetişmiş
biri hem Almanya hem de Polonya kültürünü tanıtabiliyor. Ya da ailesi Çek olup
Avusturya’da doğup büyüyen biri Avusturya kültürüne içeriden eleştirel bir
gözle bakabiliyor. Bu örnekler çok fazla olduğundan, ulusal kimlik ve kültür
kavramları üzerinde sıkça tartışıyoruz.
Eğitim bu durumda ikinci planda kalıyor, okullar bu projenin
gerçekleşmesi için bir araç. Mesleki eğitimin programda çok önemi yok, zaten
pratikte de pek çok sorun yaşanıyor eğitim konusunda. ERASMUS Programı
kapsamında bir okula kabul edilseniz bile o okulda kendi öğrenim programınıza
uygun dersler bulmanız şans işi. Bunun yanında, gittiğiniz okulda fasulyeden
öğrenci konumundasınız. Çünkü dersleri “yerel” öğrencilerle birlikte almıyoruz.
Bizim için ayrı bir sınıf açılıyor, dersleri İngilizce olarak görüyoruz (Çek
Cumhuriyeti’nde ERASMUS öğrencileri için eğitim dili İngilizce. Diğer ülkelerde
farklı bir uygulama olabilir).
Çek Cumhuriyeti
Burada insanların kendini ifade etme gibi bir dertleri var.
İfade etmekten kastım, kültürlerini ve tarihlerini tanıtma, geçmişte
yaşadıkları olayları yabancılarla paylaşma ve olanlardan haberdar etme
anlamında. Uluslararası öğrenciler (international student) olarak bizlere sürekli
kendi tarihlerinden, politik talihsizliklerden ve bunların sonucunda alınan
yanlış kararlardan bahsediyorlar. Komünist rejimin bıraktığı izler çok derin.
İnsanların alışkanlıkları değiştirilmiş ve pek çok kültürel bilgi yok olmuş.
Havada hüzün var ve dış dünya ile tekrar iletişime geçmek istiyorlar. Yine de,
sanki olan bitene karşı umursamaz olduklarını düşünüyorsunuz. Çeklerin herhangi
birşeye tepki verdiğini görmek imkansız gibi. Komünist rejim altında geçen 40
yıl içinde sinirleri alınmış, sinirsiz insanlar dünyası gibi burası.
Prag ve mimarlık
Prag, Modernizm’in, kübizmin ve işlevselciğin gündelik
yaşamın içinde hissedildiği bir şehir. Sokaklarda biraz dolandıktan sonra
kitaplarda okuduğumuz üretken idealist Modernistler’in gerçeklikleri insanı çarpıyor.
Alelade sokaklarda karşılaştığınız her yapı özel, “biri” tarafından
tasarlandığı belli yapıların sayısı o kadar çok ki… Mimarlık eğitimi veren
teknik bir üniversitede tekniğin ve işlevselciliğin geleneğe dönüşmesi
yadırganacak bir durum değil. Çünkü bu, kentin havasında, sanatında, fiziksel
mekanında varolan birşey. Kahve içtiğimiz fincanlar halen Pavel Janak tasarımı,
kullanılan süslemeler halen kübizme ait öğeler içeriyor. Bu bir kültür...
Çek Teknik Üniversitesi ve mimarlık
Atölye: Çek Teknik Üniversitesi’nde atölyeler dönemlik ve
her atölye yürütücüsü yarıyıl başında bir tanıtım semineri veriyor. Tasarım
konusunu, nasıl bir yöntem izleneceğini ve katılımcıların yükümlülüklerini
açıklıyor. Gittiğim tanıtım seminerlerinden birinde yürütücülerden biri şöyle
dedi: “Okulda oturmuş ve tutucu denebilecek işlevselcilik geleneği mevcut.
Bizim atölyemiz okulun bu tutumundan farklı bir biçimde işler.”
Okulda farklı gruplar var ve bu gruplar katı bir gelenek
üzerine kurulmuş eğitim sistemini yavaş yavaş çözüyor. Bana kalırsa bu sadece
Modernizm içindeki yüzyıl başı akımlarını katı birer geleneğe dönüştürmüş
kurumların değil, aynı zamanda içinde yaşadığımız dönemin bir çözülmesi. Okulun
tüm o kurumsallaşmış yapısına karşın fakülte binasına girdiğinizde duvarda
asılı olan ilanların görsel dili; laptopları ile holde çalışan öğrenciler;
sağda solda sergilenen, bilgisayar yardımıyla üretilmiş strüktürler ve
interaktif yüzey modelleri daha esnek bir yapının yer alacağına işaret ediyor.
Şehircilik: Prag’taki mimari, ülkenin geçmişindeki politik
görüşlerle doğrudan bağlantılı. Ülkedeki yönetimlerin politik görüşleri kentsel
mekanlarda hemen uygulanmış ve gündelik hayata sokulan fiziksel öğelere
dönüştürülmüş. Üzerinden iki dünya savaşı ve iki komünist rejim geçmiş bir
ülkede politik olaylar ve onların kente yansıması üzerine anlatacak çok şey
var. Şehircilik tarihi dersi bazen tarih dersine dönebiliyor. Prag’ın
kentleşmesinden bahsedilen şehircilik dersinde sürekli olarak şehir için alınan
yanlış kararlardan bahsediliyor. Bunlar daha çok politikacıların aldığı ve
tabii ki para kazanmaya çalışan mimarların gerçekleştirdiği kararlar. Korumacı
yaklaşım burada uç derecede. Eski kent dokusunu ve silueti korumak her mimar
için başlıca görev.
Modern Mimarlık Tarihi: Parlak ve başarılı günlerden
bahsedilen bir ders ama sonu hep hüzünlü bitiyor. Dersi anlatan Vladimir
Slapeta cümlelerine umut vaat eden mutlu bir ses tonuyla başlıyor. Bizlere Çek
Modernist mimarlardan, sanatçılardan ve o dönemin entelektüel ortamından, kentte
gerçekleştirilmiş toplantılardan, basılan dergilerden bahsediyor. Konuşmasının
sonuna doğru ses tonu alçalıyor, kısık bir hüzün bastırıyor, çünkü tüm bu
üretken entelektüel ortamın ve insanların sonu İkinci Dünya Savaşı’nın
doğuşuyla hüsran oluyor. Her dersten sonra “hey gidi günler, üzülmeyin
hocam”diyesimiz geliyor. Bunun nedeni, Çeklerin bu kısa ve parlak dönemin
ardından sanat ve mimarlık ortamında adlarını tekrardan duyuramamış olmaları.
Sonuç
ERASMUS öğrencisi olarak gittiğiniz okulun size süper bir
eğitim vereceğini, bambaşka şeyler öğreteceğini sanmak hayalperestlik olur.
ERASMUS öğrencisi olmak kendi başına bir deneyim ve bu deneyimin kendisi
“bilgi”. Programın eğitim konusundaki başarısı tartışmaya açık ancak, kendi
milleti dışından insanlarla hayatında bir kez olsun iletişim kurmuş bir neslin
yetişmesinde önemli bir rol oynuyor. Kültürlerarası alışveriş lafı son yıllarda
sıkça kullanıldığından klişe gibi gözükse de, ötekine öcü gibi bakmayan bir
nesil için temel adımlardan biri. n Laçin Karaöz, YTÜ Mimarlık Tarihi ve Kuramı
yüksek lisans öğrencisi, CŠVUT Prag Çek Cumhuriyeti ERASMUS Programı öğrencisi.

Çek Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi, Prag
(Fotoğraf: Laçin Karaöz).

Çek Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi giriş holü
(Fotoğraf: Laçin Karaöz).

Atölye yürütücüleri, tanıtım semineri öncesinde
kendilerini tanıtıyor (Fotoğraf: Laçin Karaöz).

Çek Teknik Üniversitesi’nde dil kursundan bir görünüm
(Fotoğraf: Laçin Karaöz).