TU
Delft


Delft kent merkezindeki büyük meydandan görünümler
(Fotoğraflar: Onat Öktem).

“Summerque”, TU Delft Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü
binası önü (Fotoğraf: Onat Öktem).
Onat Öktem n Bu yazıyı yurtdışında okumayı aklının ucundan
bile geçirmemiş, amacı sadece Avrupa’yı gezmek olan, ODTÜ mimarlık mezunu bir
yüksek lisans öğrencisi olarak yazıyorum. ERASMUS ile tanışmam, Türkçe çevirisi
“İspanyol Pansiyonu” olan L’Auberge Espagnole adlı 2002 yapımı filmle oldu.
Filmde ERASMUS bir tatil programı gibi gözükse de ve kimseyi ders çalışırken
göremeseniz de, aslında gerçeğin filmden biraz farklı olduğunu görmeniz pek
uzun sürmüyor. Ama amacınız Avrupa’yı gezmekse, sizi tatmin edecek kadar
seyahat imkanı bulduğunuz da bir gerçek. Yazımı başvurular, masraflar, ERASMUS
dönemi ve sonrası olarak dört başlık altında topladım.
ERASMUS başvuruları belki de bu programın en keyifsiz
bölümü. ERASMUS maceranız bu dönemde daha başlamadan sona erebilir. Başvurular
kısmını da ikiye ayırabiliriz. Avrupa Birliği’ne üye olmayan bir ülkeden bu
programa başvurduğunuz için okul başvuruları yanında vize işlemleriyle de
uğraşmanız gerekli. Okul için gereken işlemlerde belki de benden daha çok
uğraşan ODTÜ ERASMUS Ofisi ve ERASMUS direktörüm sayesinde hiçbir problem
yaşamadım. Diğer ülkeleri bilmiyorum fakat Hollanda için vize işlemleri
gerçekten problemli. Bunun birçok nedeni var: İlki, vizemi üç ayda almam ve güz
döneminde başlamam gerekirken bahar dönemine zor yetişmem. İkincisi, üç ay
süresince sürekli elçiliğe gidip başka bir problemle karşılaşmam. Üçüncüsü,
vizemi son haftaya kadar alamamam dolayısıyla oluşan belirsizlik ve seçtiğim
dersleri bahar döneminde bulamamam. Türkiye’de karşılaştığım problemlerin
sonuncusu olarak, Hollanda için gerekli olan vize ve oturma harçlarına zaten
çok da yeterli olmayan bursumun büyük bir kısmını ödemem. Bunları tamamladıktan
sonra heyecanımın yarısını kaybettiğimi de söyleyebilirim.
Bütün işlemlerim bitmişti diye düşünürken, Hollanda ayağını
hiç hesaba katmamıştım. Çünkü herşeyin Avrupa’da daha düzenli olacağını
düşünüyordum ama yanılmışım. ERASMUS öğrencileri düzenli lisansüstü
öğrencilerinden farklı olarak bütün işlemlerini kendileri yapmak zorundalar.
İşlemler ise kendi üniversitemle kıyasladığımda çok daha yavaş işliyordu.
Oturum iznini almam üç hafta sürdü ki en erken alan ERASMUS öğrencilerinden
biriydim. Bunun yanısıra, Avrupa Birliği’ne üye olmayan veya (Amerika gibi)
özel konumlu ülkelerden birinden gelmediğim için -ki geriye pek fazla ülke
kalmıyor- tüberküloz testine girdim. Sağlık sigortası ve önemli gözükmeyen
birçok şey yüzünden ilk ay derslerin bir kısmına giremedim.
ERASMUS Programı’na katılırken aklımdaki en önemli
sorulardan biri, ERASMUS bursunun masraflarımı karşılayıp karşılamayacağıydı.
Bu konuda da size olumlu şeyler söyleyemeyeceğim. Kısaca özetlemek gerekirse,
aldığım bursun büyük bir bölümünü oturum ve vize harçlarına, geri kalan kısmını
ise uçak biletimle iki aylık kirama harcadım. Diğer tüm masrafları kendim
karşıladım. Hollanda’da yaşamın pahalı olduğunu hesaba katınca, aldığım burstan
daha fazlasını harcadım. Yalnız bunları okurken Hollanda’nın diğer ülkelerden
çok farklı olduğunu da unutmayın. Vize ve oturum harcının, ERASMUS ülkelerinden
bir tek Hollanda’da bu kadar pahalı olduğunu göz önüne alın.
Bütün bu işlemleri bitirdikten sonra, benim için gerçekten
çok önemli bir dönem başladı. İlk dönem sadece tek bir ders aldım. Bu ders
“Highrise Building Workshop” adında ödüllü bir yarışmaydı ve tasarım dersi
olduğu için programı çok yoğundu. Haftaiçi her günüm (tüm gün boyunca) doluydu.
Çok disiplinli bir ders olduğu için, mimarlık, idari bilimler ve inşaat
fakültesi öğrencilerinden oluşan bir gruptuk. Beşer kişiden oluşan 12 grup
vardı. Grupta herkesin farklı bir görevi vardı ve her grubun bir mimarı olması
gerekiyordu. Gruplar belirlendikten sonra yapılan eskiz yarışmasında benim
eskizimin seçilmesi ile grubun mimarı olarak ben görevlendirildim. İnanılmaz
hocalardan ders aldım ve birçok yeni şey öğrendim. Shankar Nair’den birebir
ders aldım. Dünyaca ünlü mimarların konferanslarına katıldım. Bazen
konferanslardan sonra stüdyolarımızı ziyaret ederlerdi. Projemizi onlarla
tartışma fırsatı buldum. Birçok ülkeden çok farklı insanlarla tanıştım. Dönemin
sonunda, ilk jürinin ardından yarışmada ilk üçe girdik. Asıl jüride
Hollanda’nın ünlü mimarlarıyla inşaat mühendislerine sunum yaptık ve projenin
mimari bölümünü ben sundum. Birçok öğrenci ve akademisyen jüriye geldi. Jüriden
önce çok heyecanlıydım. Ama sonunda çok iyi bir sunum yaptık ve ikincilik ödülü
aldık. Bunu anlatmamın sebebi, şu anda çalıştığım mimarlık ofisinde işe
alınmamın en önemli sebeplerinden birinin yarışmadaki başarımız oluşu. İkinci
dönemde aldığım ders de aynı yoğunluktaydı. Ancak, öğrendiğim ve yaşadığım
şeylerden dolayı hiç sıkılmadım ve belki de ilk defa çalışmaktan hiç şikayet
etmedim.

TU Delft Mimarlık Bölümü maket odasından görünümler
(Fotoğraflar: Onat Öktem)

Analiz maketi (Fotoğraf: Onat Öktem).
Mezuniyet maketi (Fotoğraf: Onat Öktem).
ERASMUS döneminin sonunda
TU Delft’teki mimari danışmanımın da yardımı ve yazdığı
referans mektubuyla şu anda “24H Architecture” adlı bir mimarlık ofisinde
çalışıyorum. Kısa süre içinde bir yarışmaya katıldık ve şu anda bir projenin tasarım
ekibindeyim. Buraya gelirken bunların hiçbirini düşünmemiştim. Kendime
güveniyordum, fakat burada ödül alacağımı ve daha sonra da çalışacağımı hiç
tahmin etmemiştim. Gelmeden önce, Avrupa’da okumak veya çalışmak gibi bir
düşüncem yoktu. Şimdi ise tam tersini düşünüyorum. Hatta yüksek lisansımı TU
Delft’te tamamlamak için başvurumu yaptım ve kabul aldım.
Yazımın geneline bakarak, dünyayı gezme hayallerimden
vazgeçtiğimi sanmayın. Genelde haftasonları ve tatil günleri gezmek için
yeterli zamanım oldu. Belki zaman zaman hatta çoğu zaman uykusuz kaldım, ama
gezdiğim gördüğüm yerler o kadar heyecan vericiydi ki kendimi hiç yorgun
hissetmedim. Ne derslerim seyahat etmemi ne de seyahatlerim derslerimi
engelledi. Çoğu zaman uykusuz kaldık. Ama her ERASMUS öğrencisinin de dediği
gibi, ERASMUS demek uykusuzluk demekti. Zaten mimarlık öğrencileri olarak
uykusuzluğa da alışkın olduğumuz için o konuda da herhangi bir sıkıntı
çekmedim.
Sonuç olarak fikrimi sorarsanız, fırsatı olan herkese
ERASMUS Programı’na katılmasını önerebilirim. Bu arada, ODTÜ’den mezun bir
mimarlık öğrencisi olarak şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim: Eğer Avrupa’da
okumaktan çekinenler varsa hiç korkmadan gidebilirler. ODTÜ’nün eğitiminin
Avrupa standartlarının üstünde olduğunu eklemek istiyorum. Çünkü benim en büyük
kaygılarımdan biri de buydu. Fakat ERASMUS dönemi boyunca hiçbir konuda zorluk
çekmedim. Hatta bazı konularda, özellikle tasarımda ve teorik konularda daha
üstün olduğumuzu, daha iyi bir eğitim aldığımızı söyleyebilirim. n Onat Öktem,
ODTÜ Mimarlık Fakültesi, 4. dönem yüksek lisans öğrencisi,
2006-2007 TU Delft Hollanda ERASMUS Programı öğrencisi.