TU
Eindhoven

Eindhoven’dan görünümler (Fotoğraflar: Berran Sözer).
Çiğdem Cörüt n 15. yüzyılda Desiderius Erasmus’un,
Avrupa’nın ortak bir sanat ve bilim çatısı altında birleşmesine ve çağının
eğitim felsefesine olan katkılardan esinlenilerek adının verildiği ERASMUS
Programı, öğrencilerin ve eğitimcilerin Avrupa’da karşılıklı değişimini
sağlayarak ülkelerarası işbirliğini üniversiteler bazında geliştirmeyi
amaçlayan bir eğitim programı. Aynı zamanda da, kültürlerarası etkileşime
olanak sağlayan, hatta bunu destekleyen bir platform.
Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü Yapı Fiziği
Anabilim Dalı’nda sürdürmekte olduğum yüksek lisans eğitimimin 7 aylık kısmını,
ERASMUS Programı çerçevesinde, Hollanda’nın Eindhoven kentinde, Eindhoven
Teknik Üniversitesi’nde (TU/E) geçirme fırsatı buldum. Herşeyden önce,
aydınlatma tasarımı dalında yüksek lisans eğitimi almakta olan bir mimar için
TU/E ve üniversiteyle işbirliği içinde bulunan, sektöründe dünya devi
Philips’in eğitim ve araştırma alanında sunabileceği maddi ve teknik desteğin
yadsınamaz ölçüde olduğunu belirtmeliyim.
Avrupa’nın Cambridge’den sonraki en büyük üniversitesi olan
TU/E’deki yapı fiziği laboratuarlarındaki zengin donanımın yanısıra araştırma
projelerine verilen maddi destek, Türkiye’de sahip olduğumuz imkanların
şüphesiz çok ötesindeydi. Burada laboratuara birkaç lamba almak için uzun
prosedürler ve yazışmalarla boğuşmak gerekirken, TU/E’de araştırmanız için
gereken desteği üniversiteden gecikmeden alabiliyorsunuz. Tabii Philips’in
üniversiteye sağladığı maddi imkanlar ve sponsorluk bunun en önemli
sebeplerinden biri. Bir diğer sebep ise, Avrupa’da eğitim ve araştırma için
ayrılan ödeneklerin ülkemizdekine oranla çok daha yüksek olmasıdır kuşkusuz.
TU/E’de benim gibi tez yazma aşamasında olan uluslararası
öğrenciler, öncelikle çalışma alanları esas alınarak danışman öğretim üyelerine
yönlendiriliyorlar. Bundan sonraysa, danışman veya danışmanlarınızla hangi
spesifik konuda çalışabileceğinizi belirlemek kalıyor geriye. Ben de bu sürecin
ardından, danışmanlarım Prof. Ir. Martine Knoop ve Prof. Ir. Marielle Aarts
yönetiminde, aydınlatmada yeni bir kavram olan “Sağlıklı Aydınlatma” ve ofis
ortamlarında sağlıklı aydınlatma koşullarını sağlayabilecek ışık renkleri
üzerine bir araştırma projesi hazırladım. İlk aşamada TU/E kütüphanesinde
güncel yazılı ve dijital kaynaklar üzerinde yaptığım literatür araştırması
gösterdi ki, bugünkü veriler doğrultusunda “Sağlıklı Aydınlatma” koşullarını
sağlayan en uygun ışık rengi, mavimsi renkli ışıklardır. Bu tespitten sonra,
mavimsi renkli ışıklarla ilgili deneysel çalışmalar için hazırlıklara başlandı.
Araştırmanın bu aşamasında daha önce bahsettiğim teknik imkanlar önem kazanıyor
şüphesiz. Deney için gereken test odasının inşası ve odanın uygun lamba, filtre
ve donatılarla donanımının yapılması, Türkiye şartlarında maddi engeller bir
yana, ülke genelindeki üniversitelerin yapı fiziği laboratuarlarının
yetersizliği nedeniyle de neredeyse imkansız gibi. Oysa TU/E’de kısa süreliğine
eğitim görecek bir değişim öğrencisi için bile araştırma olanakları sonuna
kadar zorlanıyor, gereken maddi destek yaratılıyor.
Daha önce de belirttiğim gibi, üniversite laboratuarlarının
yanısıra Eindhoven merkezli “Philips Lighting Application Center” da,
aydınlatma alanında yapılmakta olan araştırma projelerine danışman öğretim
görevlilerinin tavsiyesiyle, hem maddi hem de teknik (laboratuar ve donanım)
açıdan önemli ölçüde destek veriyor. Dolayısıyla, çalışmalarında her zaman
teknik yetersizlikleri hesaba katarak limitler koymaya programlanmış bir
öğrenci için sınırları zorlayabileceğini görmek şaşırtıcı ve cazip olmanın
yanında -ülkemiz şartları düşünüldüğünde- aynı zamanda alışılmadık da. Uygun
şartlar sağlandıktan sonra tek yapmanız gerekense bu olanakları en iyi şekilde
değerlendirerek çalışmanızı tamamlamak. Ben de TU/E’de gerçekleştirdiğim araştırma
projesinde yüksek lisans tezime de referans olabilecek pilot bir deneysel
çalışma yaparak, 7 aylık süreç sonunda çeşitli veriler elde ettim. Buna ek
olarak, “Sağlıklı Aydınlatma” gibi güncel bir alanda çalışma imkanı buldum ki
bunu yüksek lisans eğitimime ciddi bir katkı olarak görüyorum.
Bu zaman zarfındaki bir başka gözlemim de, gerek Hollandalı
gerekse diğer uluslararası öğrenciler aracılığıyla Avrupa ülkelerinde eğitimde
izlenen yol ve bu eğitim süreçleri sonucunda doğan yaklaşımsal farklılıklara
dair idi. ERASMUS Programı sayesinde, aynı projede çalışan farklı milletlerden
öğrenciler, yöntemsel ve zihinsel çeşitliliklerini proje başlangıcından
bitimine kadar olan zaman diliminde ortaya koyup, nihayetinde de bunları
harmanlayıp bir sentez oluşturuyorlar. Bu tip çalışmalar, genel anlamda
Avrupa’daki üniversite öğreniminin, özel anlamda ise mimarlık eğitiminin
benzerlik ve farklılıklarını algılamamıza yardımcı oluyor. ERASMUS’un bu
bağlamda eğitim sürecimiz boyunca kullandığımız yolların ve izlediğimiz metotların
doğruluğunu sorgulayabilmemizde de katkısı olduğunu düşünüyorum.
Kısacası, geriye dönüp baktığımda bu sürecin bana
kazandırdığı akademik ve mesleki yetkinliğin yanısıra kişiliğime olan kültürel
ve sosyal katkılarını da görüyor ve umuyorum ki bundan sonraki yıllarda ERASMUS
Programı’na katılacak Türk öğrencilerin sayısı artarak çoğalır ki daha çok
öğrenci bu deneyimleri yaşayabilsin. n Çiğdem Cörüt, YTÜ Mimarlık Fakültesi
Yapı Fiziği yüksek lisans programı öğrencisi, TU Eindhoven Hollanda ERASMUS Programı
öğrencisi.

TU/E kampusünden görünümler (Fotoğraflar: Berran Sözer).

TU/E Mimarlık Fakültesi Binası VERTIGO, Eindhoven
(Fotoğraflar: Berran Sözer).

TU/E’de geniş yüzeyli aydınlatma elemanlarıyla donatılmış
test odası (Fotoğraf: Çiğdem Cörüt).