'Her Şey' Hakkında Her Şey
ERASMUS Avrupa’da Mimarlık Okumak Bugün büyük Rönesans hümanisti Erasmus’un adını taşıyan bir uluslararası program sayesinde Avrupa ölçeğinde üniversitelerarası bir öğrenci ve öğretim üyesi değişim programı çalışıyor. Türkiye de bu programa aktif biçimde katılan ülkelerden biri. Üniversitelerin doğduğu Ortaçağ’da tüm Avrupa üniversiteleri aynı dili, Latinceyi kullanıyor, ortak kural ve ders programları sayesinde kurumlar arası dolaşıma olanak veriyorlardı. Bu olanak öğrencilerin kent kent ve üniversite üniversite gezmesini, bir kurumda başladıkları eğitimlerini başka bir kurumda devam ettirmelerini sağlıyordu. Rönesans’a kadar da bu olanak varlığını sürdürdü. Ancak, ulusal dillerin doğuşu, bilim ve öğrenim dili haline gelişleri ve Aydınlanma Çağı ile birlikte, üniversitelerarası dolaşım sistemi işlerliğini yitirdi. Ulus-devletin olağan örgütlenme biçimi oluşu sözkonusu uluslararası değişim programlarını iyice imkansız kılacaktı. Avrupa Birliği kuruluş mantığının da olağan bir sonucu olarak yapması gerekeni yapmakta, yani uluslarüstü akademik ve üniversiter sistemin bütünlüğünü yeniden kurma hedefini gündeme taşımakta geç bile kaldı. Amaç Ortaçağ’da olduğu gibi, üniversiteleri yeniden aynı ortak zeminde buluşturmaktı. Ne var ki, bu o kadar da kolay varılabilecek bir hedef gibi gözükmüyor. Alabildiğine farklı ve Türkiye’de sanıldığının aksine, hala ortak yönelim, ölçüt ve ilkelerden yoksun olarak çalışan Avrupa üniversiteleri efektif bir dolaşım programını yürütmekte zorluklar yaşıyorlar. Geniş bir akademik çeşitliliğin varlığı, yine Türkiye’de bugün bile pek çok kişinin ve özellikle de 12 Eylül darbecilerinin sandığının aksine, gelişmeyi, düşünsel açılımları ve fosilleşmeyi önleyen etmenlerin başında geliyor. Ama, diğer yandan da, uluslararası işbirliği ve uluslarötesi kimlik inşaatı da üniversiteler için bu çeşitlilik kadar önemli. Dolayısıyla, Avrupa üniversitelerinin bir yandan çeşitlilik ve çoksesliliği korumak, öte yandan da dolaşıma olanak verecek biçimde ortak bir zemin tanımlamak gibi çelişik bir arayışı var. Üniversite kimliklerini standardize etmeyi marifet sanan, örgütsel, akademik ve yönelimsel türdeşliği amaç edinen, araştırma görevlisi alımını bile merkezileştirmeye uğraşan bir ülkede bundan öğrenilecek çok şey herhalde vardır. Herkesin özdeş akademik koşullarda çalıştığı ve öğrenim gördüğü bir sistem kurmak marifet olsaydı, dolaşıma ne gerek olurdu? Dolaşmanın anlamlı olması için dolaşmaya, görmeye, deneyimlemeye değer farklılıklar mevcut olmalıdır. Türkiye’ye de duyurulur.
ERASMUS Avrupa’da Mimarlık Okumak
Bugün büyük Rönesans hümanisti Erasmus’un adını taşıyan bir uluslararası program sayesinde Avrupa ölçeğinde üniversitelerarası bir öğrenci ve öğretim üyesi değişim programı çalışıyor. Türkiye de bu programa aktif biçimde katılan ülkelerden biri. Üniversitelerin doğduğu Ortaçağ’da tüm Avrupa üniversiteleri aynı dili, Latinceyi kullanıyor, ortak kural ve ders programları sayesinde kurumlar arası dolaşıma olanak veriyorlardı. Bu olanak öğrencilerin kent kent ve üniversite üniversite gezmesini, bir kurumda başladıkları eğitimlerini başka bir kurumda devam ettirmelerini sağlıyordu. Rönesans’a kadar da bu olanak varlığını sürdürdü. Ancak, ulusal dillerin doğuşu, bilim ve öğrenim dili haline gelişleri ve Aydınlanma Çağı ile birlikte, üniversitelerarası dolaşım sistemi işlerliğini yitirdi. Ulus-devletin olağan örgütlenme biçimi oluşu sözkonusu uluslararası değişim programlarını iyice imkansız kılacaktı. Avrupa Birliği kuruluş mantığının da olağan bir sonucu olarak yapması gerekeni yapmakta, yani uluslarüstü akademik ve üniversiter sistemin bütünlüğünü yeniden kurma hedefini gündeme taşımakta geç bile kaldı. Amaç Ortaçağ’da olduğu gibi, üniversiteleri yeniden aynı ortak zeminde buluşturmaktı. Ne var ki, bu o kadar da kolay varılabilecek bir hedef gibi gözükmüyor. Alabildiğine farklı ve Türkiye’de sanıldığının aksine, hala ortak yönelim, ölçüt ve ilkelerden yoksun olarak çalışan Avrupa üniversiteleri efektif bir dolaşım programını yürütmekte zorluklar yaşıyorlar. Geniş bir akademik çeşitliliğin varlığı, yine Türkiye’de bugün bile pek çok kişinin ve özellikle de 12 Eylül darbecilerinin sandığının aksine, gelişmeyi, düşünsel açılımları ve fosilleşmeyi önleyen etmenlerin başında geliyor. Ama, diğer yandan da, uluslararası işbirliği ve uluslarötesi kimlik inşaatı da üniversiteler için bu çeşitlilik kadar önemli. Dolayısıyla, Avrupa üniversitelerinin bir yandan çeşitlilik ve çoksesliliği korumak, öte yandan da dolaşıma olanak verecek biçimde ortak bir zemin tanımlamak gibi çelişik bir arayışı var. Üniversite kimliklerini standardize etmeyi marifet sanan, örgütsel, akademik ve yönelimsel türdeşliği amaç edinen, araştırma görevlisi alımını bile merkezileştirmeye uğraşan bir ülkede bundan öğrenilecek çok şey herhalde vardır. Herkesin özdeş akademik koşullarda çalıştığı ve öğrenim gördüğü bir sistem kurmak marifet olsaydı, dolaşıma ne gerek olurdu? Dolaşmanın anlamlı olması için dolaşmaya, görmeye, deneyimlemeye değer farklılıklar mevcut olmalıdır. Türkiye’ye de duyurulur.
Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.