Korkuyu
Yenmek
Tomris Akın
“Mimaride bizi cezbeden ve bir yapıtı güzel sıfatıyla
onurlandırmamıza yol açan denge, insanda akıl sağlığı ya da mutluluk diye
niteleyebileceğimiz bir ruh durumuna denk düşer. Tıpkı binalar gibi bizde pek
çok karşıtlığı içimizde barındırırız. Binalarda olduğu gibi bizde de bu
karşıtlıklar başarı ile dengede tutulabilir, birlikte var olabilir. Mutlu
olabilmek için bu karşıtlıkların içimizde yaşamasına izin vermemiz ama karşıt
kutupların birbirine üstün gelmesini önlememiz gerektiğini içgüdüsel olarak
bilsek bile tıpkı binalar gibi biz de bir uçtan ötekine, karmaşadan aşırı
düzene, şatafattan basitliğe, maçoluktan kadınsılığa kayabiliriz.”1
Alain de Botton son kitabı olan Mutluluğun Mimarisi’nde
mimarlığı insan mutluluğuna etkisi bağlamında tartışıyor. 1969’da İsviçre’de
doğan yazar Cambridge Üniversitesi’nde eğitim görüyor ve sonrasında
İngiltere’de yaşamaya başlıyor. İlk kitabı olan Aşk Üzerine’yi 24 yaşındayken
yazıyor2. Ardından yazdığı iki romanın sonrasında basılan Proust Yaşamınızı
Nasıl Değiştirebilir? İngiltere ve Amerika’da en fazla satılanlar arasında yer
alıyor3. Kitabın, yazar için tanınırlık sağlamasının ötesinde, bir başka önemi
de kitaptan sonra yazın türünü denemeye doğru kaydırması oluyor. Sonrasında
yazdığı bütün kitaplarında bu yaklaşım devam ediyor ve metinler
felsefe/edebiyat arası bir noktada konumlanıyor.
Edebiyat mı felsefe mi?
Botton bu yazın türünü kafasında oluştururken Roland
Barthes’ın yazma biçiminin ona çok yol gösterdiğini sıklıkla belirtiyor4. Barthes
gibi bol miktarda imaj kullanarak yazmayı seçerken, farklı olarak, daha kolay
okunan metinler yazmayı seçiyor. Bu tercihi nedeniyle de kitapları edebiyat
bölümlerinde yer alıyor. Roman formu ile edebiyata yakın durarak başladığı yazı
deneyimi, deneme ile felsefeye doğru değişirken, bir başka değişiklik daha
yaparak Felsefenin Tesellisi ile beraber kitaplarında ele aldığı konuları
içeren belgeseller hazırlıyor5. Belgeseller kendi yapım şirketi tarafından
hazırlanıp televizyonda yayınlandıktan sonra DVD formatında satışa
sunuluyorlar. Mutluluğun Mimarisi’nin yayınlanmasından sonra ise İngiliz
televizyonu Channel 4’da hala sürmekte olan “Perfect Home” adında bir program
hazırlamaya başlıyor. Programda bu kez örnekler üzerinden mimarlık ve ev
olgusunu ele alıyor6.
Norman Foster ile Londra üzerinde helikopter yolculuğu
Yazar felsefe, aşk, Proust ya da mimarlık gibi çoğu zaman
ciddi metinlerle ele alınan konuları, görsel olarak hazırladığı dokümanlarda
ilgi çekicilik ve akılda kalıcılığa son derece önem vererek çok daha kolay ve
anlaşılır şekilde tartışabiliyor. Bu tavrı zaman zaman küçümsenmesine neden
olsa da, bilinçli bir şekilde çok daha fazla insana ulaşmasını sağlayan bir
tercih aslında bu. Benzer tavır internet sitesinde de kendini gösteriyor.
Örneğin sitenin mimarlık bölümünde İslam Mimarlığı ya da Japon Mimarlığı
hakkında yapılmış videoların yanında Norman Foster ile Londra üzerinde
helikopter ile uçarken ona usturuplu olma kaygısı taşımayan sorular sorduğu
görüntülere de rastlayabiliyorsunuz. Şüphesiz Foster’ın popülerliği
düşünüldüğünde seçilmesi bu bağlamda tesadüfi görünmüyor7.
Botton Barthes’ı örnek alıyor ama onu bir adım ileriye
götürerek hem yazıyor hem de internet ve görsel medyanın olanaklarını
yazdıklarını tartışmak ve yaymak için yaygın şekilde kullanıyor.
İnsanın aklına bunun edebiyatın gelecekteki formlarından
biri olup olmayacağı sorusu geliyor. Yazın formları arasındaki muğlaklık yeni
bir durum olmasa da, teknoloji ve görsel medya ile bu şekilde ilişki kuruş
biçimi yeni görünüyor. Botton belki de sesli kitaplardan sonra görsel dünyanın
kapılarını bu şekilde zorlayarak kitap dünyasına dair başka bir yenilik
yapıyor, edebiyatın sınırlarını hiç olmadığı kadar genişletiyor.
Mimarlık/edebiyat/felsefe
Ancak mimarlık ilk kez bu genişlemede felsefe ve edebiyatın
alanına bir üçüncü olarak giriyor. Bu yüzden mimarlık bağlamında yaptıkları son
derece önemli görünüyor. Botton kitapta alt başlıklar altında mimarlık ile
ilgili aklına takılan temel soruları ortaya koyuyor ve bunları görsel malzemelerle
destekleyerek kendi yorumlarını ortaya koyuyor.

Tugendhat Evi, Brno, 1930, mimar: Mies van der Rohe.
Altbaşlıklarından ilki “Mimarinin Önemi” adını taşıyor.
Yazar bu bölümde mimarlığın hayatlarımızda neleri etkilediğini, neleri
değiştirme gücü olduğunu tartışıyor. Yazara göre mimarlığın önemi bizlere ideal
hayatımızın nasıl olduğuna dair fikir vermek aslında. Yazarın bu düşüncesini
desteklemek için seçtiği resim ise Mies van der Rohe’nin tasarladığı “Tugendhat
Evi”nin yemek odası. “Konuşan Binalar” bölümünde belli malzemelerin, belirli
biçimlerin anlamlarının yazılı olduğu ilginç bir tür mimarlık sözlüğü önerisi
var. Sözlüğün en ufak bir malzeme değişikliğinin evle ilgili duygumuzu nasıl
değiştirebileceğini fark etmemize yarayacağını söylüyor. “Binaların Erdemleri”
bölümünde ise mimarlık kuramında sıklıkla ele alınan düzen, karmaşıklık,
zıtlıkların birlikteliği, denge, zarafet, tutarlılık gibi kavramlardan
bahsediyor. Bu kavramları yapılar üzerinden tartışırken, örneklerini bir kez
daha bilinçli olarak güncel mimarlık dünyasının gözde ürünlerinden seçiyor.
Örneğin, zıtlıkların birlikteliğini Herzog de Meuron’un Tavole’deki taş evi
üzerinden tartışıyor, evi Kahn’ın yapılarıyla ile karşılaştırıyor. Eski ile
yeninin buluşması için seçtiği örnek Peter Zumthor’un Gugalun Evi, tutarlılık
konusunu tartışırken yerellik ve modernlik tartışmasını da yaparak Japon
Mimarlığına atıflar yapıyor.
Korkuyu yenmek
Yazarın yazdıklarının ne tür bir edebiyat olduğu
tartışıladursun, yazarın biçimler arası cesur salınımı ve bunu yaparken
teknolojiyi kullanma biçimi ile edebiyata yaptığı katkının yanında, geniş bir
alanda tartışılmasını sağlayarak mimarlığa yaptığı katkı da oldukça önemli
görünüyor.
Kitap ve sonrasında yaptığı çalışmalar mimarlığı, mimarlık
disiplini dışında bir noktadan hayatın temel soruları ile ilişkilendiriyor.
Botton mimarlık düşüncesinin tüm 20. yüzyıl boyunca tartıştığı modernlik
sorununu yine bireye dönerek sorguluyor. Mimarlığın “şu an”ını tartışmak
bağlamında çağdaşı olan birçok mimarlık kuramcısının kaçındığı bir şeyi yaparak
mimarlığı felsefenin değil kendi üzerinden, bireyle, onun mutluluğuyla
ilişkilendirerek değerlendiriyor. Ve en önemlisi, mimarlığın belki de kendi
alanı içinde hiçbir zaman başaramayacağı bir yaygınlıkta tartışılmasını sağlıyor.
Evet, bunu yaparken estetik yargılar fazla ön planda oluyor, elbette bir
mimarlık eleştirmeninin yapacağı gibi konunun tüm yönlerini el almıyor ama çok
önemli bir şey yaparak yaşam felsefesinde mimarlığı öne çıkarıyor.
Ancak Botton’un çalışmasının mimarlık dünyasında gerekli
ilgiyi göreceğini düşünmek zor gözüküyor. Görüşlerini anlatırken kullandığı
görsel ve yazınsal dilin sakinliği, edebiyat ve felsefe dünyasında olduğu gibi,
büyük ihtimalle mimarlık dünyasında da görmezden gelinmesine yol açacaktır. “Korku”nun
kendini göstermesi çok büyük bir olasılıktır. Zaten o korku değil midir
mimarlığın felsefeye bu kadar yaklaşmasına neden olan, anlamını kendi alanının
dışında araması sonucunu doğuran. n Y.Mimar Tomris Akın.
Notlar:
1 Alıntı için bkz.: Alain de Botton, Mutluluğun Mimarisi,
çev.: Banu Tellioğlu Altuğ, Sel Yayıncılık, İstanbul, 2007, s. 221.
2 Alain de Botton, Aşk Üzerine, çev.: Ahu Antmen, YKY,
İstanbul, 2001.
3 Alain de Botton, Proust Yaşamınızı Nasıl Değiştirebilir?,
çev.: Banu Tellioğlu, Sel Yayıncılık, İstanbul, 2000.
4 Yazar Roland Barthes’ın etkisinden birçok röportajında
bahsediyor. Örnek için bkz.:
http://www.bookslut.com/features/2006_11_010212.php.
5 Alain de Botton, Felsefenin Tesellisi, çev.: Banu
Tellioğlu Altuğ, Sel Yayıncılık, İstanbul, 2004.
6 Programla ilgili bilgili için bkz.:
www.channel4.com/4homes/ontv/the_perfect_home.
7 İnternet sitesi için bkz.: www.alaindebotton.com.