25 Mayıs 2012 Cuma
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Sosyalist Modernleşme, Sovyet Sanayi Yerleşimleri Türkiye’de Devlet Yerleşkeleri

 

Erken Cumhuriyet Türkiyesi ile Sovyetler Birliği arasında kurulan endüstriyel ilişkilerin yansımalarından biri de, devletçe finanse edilen kimi sanayi yerleşkelerinde gözlemlenen mimari yaklaşımdır. Yazar, bu sorunsalı kökenlerindeki kuramsal yaklaşımları sorgulayarak inceliyor.

 

A.V. Şçusev’in Tarım ve Endüstri Fuarı düzenlemesi.

 

Özlem Arıtan n Bugün içselleştirdiğimiz biçimine sanayileşme sonrası dönemde kavuşan modernleşme, başlangıcı itibariyle kapitalist gelişmenin getirisi olsa da,

19. yüzyılın ikinci yarısı ve 20. yüzyılda sosyalist ideolojiyle de kendi kendini okunur kılar. Aslında, kapitalist ve sosyalist ideolojilerin akılcı, bilimsel, rasyonel, sorgulayıcı, homojenleştirici, genelleyici, evrenselleştirici, ilerlemeci olma, sanayi üretimini ve artı değer ekonomisini baz alma bağlamında modernleşmeye özgü temel değerleri büyük ölçüde paylaştığı söylenebilir. Ancak bu ideolojiler ekonominin organizasyonu kapsamında tamamen ayrışır; bu anlamda özellikle sosyalist model, sermaye merkezli kapitalist modelin tersine, özel mülkiyetin reddini, artı değerin toplumun tümü tarafından eşit/yaygın kullanımını, sınıfsız toplum idealini, sınıfsızlığa ulaşmada işçi merkezliliği, işçi adına devlet yönetimini ve kolektif yaşamı baz alır (Sosyalizm, 1981, s. 797; Tanilli, 1999).

 

 

Lineer kentte bir komünal merkez.

 

Modernleşme ideolojileri içinde daha az incelenmiş bir alanı işaret eden sosyalist modernleşme modelinin sanayi kentini belirleme biçimi ise üzerinde durulması, irdelenmesi gereken önemli ve karmaşık bir olguyu gündeme getirir. Sanayi kentinin geçirdiği dönüşümler, sosyalist ideolojinin gerçeklenme şansı bulduğu ve modernleşmenin kavramsal ve eylemsel düzlemde hız kazandığı erken dönemde, başka bir deyişle 19. yüzyılın ikinci yarısından 20. yüzyılın ilk yarısına uzanan süreçte oldukça anlamlı örnekler sunar. Sosyalist modernleşmenin merkezi kabul edilen Sovyetler Birliği’nde ortaya konan sanayi kenti örnekleri, ülke ölçeğinde ve genel anlamda sonraki dönemlerin sanayi odaklı modern kentlerini, mimarlığını büyük ölçüde etkiler. Öncül Sovyet sanayi yerleşimlerinin, yerleşkelerinin doğrudan ya da dolaylı yoldan etkilediği örnekler arasında Erken Cumhuriyet dönemi mimarlığının sanayi mekanları da bulunur. Özellikle, Cumhuriyet sanayileşmesinin belkemiğini oluşturan Devlet (Kamu İktisadi Teşekkülleri-KİT) Yerleşkeleri (Sümerbank, Etibank Yerleşkeleri, maden işletmeleri vb.) sözkonusu etkilerin en net biçimde deşifre edilebileceği sanayi mekanları olmaktadır. Kuruluş aşamasında Almanya, İngiltere gibi Batılı ülkelerden bazı yardımlar almasına karşın en etkin ve doğrudan katkıları Sovyetler Birliği’nden sağlayan; üretim, sosyalleşme ve ikamet mekanlarını aynı anda içeren; bu anlamda çok parçalı, kompleks organizasyonlar sunan; konumlandıkları kenti dönüştüren; Cumhuriyet modernleşmesinin temel mimari modellemeleri içinde yer alan ve ülkemizin sonraki dönemlerde hizmete giren sanayi mekanları için prototip oluşturan devlete ait bu yerleşkeler, resmi söylemde pek fazla vurgulanmasa da özellikle öncül Sovyet sanayi yerleşimlerinden birçok iz taşıyor görünür (Arıtan, 2004).

 

Melnikov’un Ağır Sanayi Bakanlığı binası yarışmasına gönderdiği projeden genel perspektif.

 

İşte bu yazı kapsamında da öncelikle sosyalist modernleşme ideolojisinin belirlediği, dönüştürdüğü sanayi kentinin erken dönemde ortaya koyduğu büyük tablo, bu ideolojinin üretim merkezi

-Sovyetler Birliği- baz alınarak çizilmeye çalışılacaktır. Sonrasında o büyük tablo içinde Cumhuriyet mimarlığının devlet yerleşkelerinin sosyalist modernleşme modeli ve Sovyetler’le kurduğu bağlantılar genel anlamda saptanacaktır. Böylelikle çalışmanın, hem modernleşmeyi üzerinde çok durulmamış bir kanal, Sosyalist ideoloji kanalı çerçevesinde ele alarak özgün bir katkı sunacağı, hem bugünün endüstriyel mirasının oluşumunda etkin bir rol üstlenen öncül Sovyet örneklerinin içerdiği birikimi okunur kılacağı, hem de Cumhuriyet’in resmi söylemi içinde Batı merkezli kapitalist modernleşmeye oranla çok daha örtük bırakılmış sosyalist modernleşme ve Sovyet etkilerini sanayi mekanı modellemesi sunan devlet yerleşkeleri üzerinden deşifre etmede katkı sağlayacağı umulmaktadır. Ayrıca tüm bu değerlendirmelerin bugünün mimarlık ortamını kavramaya dönük anlamlı bazı ipuçları vereceği de düşünülmektedir.

 

Sovyet sanayi kentleri / yerleşimleri

Modern sanayi kentinin, sanayi yerleşkelerinin 19. yüzyıl sonu, 20. yüzyıl başı ortaya koyduğu büyük tablo içinde Sovyet Rusya oldukça etkin ve özgün bir konum sergiler. 1917 Ekim Devrimi ile Çarlık rejiminden sosyalist, giderek komünist sisteme radikal bir geçiş yapan Rusya’da, 20’li, 30’lu yıllarda, düzeni dönüştürme yolunda NEP’in (Yeni Ekonomik Program) ve ardından geliştirilen 1,5 Yıllık Plan’ın verdiği ivmeyle çok hızlı bir sanayileşme, kentleşme hamlesi yaşanır ve sözü edilen hamleye farklı söylemlere sahip yeni mimari yaklaşımlar öncülük eder. Şçusev, N. Markovnikov, Golosov Kardeşler, Vesnin Kardeşler, K. Melnikov,

M. Ginzburg, El Lissitzky, M. Okhitoviç, N. Ladovsky, A. Pasternak, Dokuçaev gibi mimarlarla V. Tatlin, K. Malevich gibi sanatçılar sözü edilen farklı yaklaşımların önde gelen isimleridir (Dal Co & Tafuri, 1986, s. 178). Bu isimlerden Şçusev, geliştirdiği küçük ölçekli kooperatif işçi evlerini sonradan Moskova’nın ünlü Gorki Parkı’na dönüşen alanda, 1923 Tarım ve Endüstri Fuarı düzenlemesi içinde sergiler. Markovnikov, Moskova yakınlarındaki ünlü “Sokol Bahçe Şehir” yerleşimini gerçekleştirir. Melnikov, Markovnikov’a benzer bir kanaldan yürüyerek ve Tafuri’nin de deyimiyle rejimin doğrudan propagandasına girişmeden (Dal Co & Tafuri, 1986,

s. 183), tümüyle modern ancak teknolojiyi çok abartmayan, geleneksel malzemeyi de kullanabilen çeşitli yapılar üretir. Benzer biçimde modern sanayi kenti için daha az mekanikleşmiş öneriler geliştirenler arasında, Kostino Sanayi Yerleşkesi’nin mimarı Ladovsky ile Dokuçaev gibi isimler de bulunur (Cooke, 1995,

s. 194-196; Miliutin, 1974, s. 4-5).

 

Paris 1925 Dekoratif Sanatlar Fuarı’nda Sovyet Pavyonu, mimar: Melnikov.

 

Öte yandan, geleneksel anlayışlardan kopuşu öngören, yüksek yoğunluklu yerleşimler önerebilen, “lineer kent” projesini geliştiren ve sosyalist düzenin ciddi çalışmalar eşliğinde propagandasını gerçekleştiren mekansal yönelimi de Ginzburg, Lissitzky, Okhitoviç, Pasternak ve Vesnin Kardeşler gibi isimler temsil eder. Konstrüktivistler olarak adlandırılan ve 26-30 yılları arasında “SA” (Contemporary Architecture / Çağdaş Mimarlık) dergisi çevresinde toplanan (Cooke, 1995, s. 208) bu isimlerden Lissitzky teknolojik vurgusu güçlü, bir bölümü öneri düzeyinde kalmış projeler gerçekleştirir, Vesnin Kardeşler komünal evlere baz oluşturan ilk örnekleri üretir, Okhitoviç ise Ginzburg ile birlikte “lineer kent” anlayışını ve dezurbanizmi savunur (Cooke, 1995, s. 196, 199).

 

Narkomfin Kompleksi, kompleksin konut tiplerinin plan, kesit ve görünüşleri.

 

Ginzburg üzerinde ayrıca durmak gerekir. Hızlı sosyalist kentleşmeye, kent ve kırı daha çok kent lehine birleştirme ve kent merkezlerini dezurbanist bir yaklaşımla dağıtma yönünde yanıtlar veren Ginzburg lineer kent kurgusu üzerinde yoğunlaşır. Başka bir deyişle, varolan kent merkezlerinde sadece kültürel mekanların, üniversitelerin, kamusal yapıların bırakılmasını, yaşama birimlerinin merkezden çıkan lineer, homojen akslar üzerinde geliştirilmesini, bu akslar üzerinde belirli aralıklarla komünal (sosyal) merkezlerin kurulmasını öngörür. Aynı kurguyu yeni sanayi kentleri için de önerir. Magnitogorsk kenti için açılan yarışmaya Stroikom grubu ile birlikte sunduğu çalışmada, sözü edilen kurgu net bir biçimde okunur (Miliutin, 1974,

s. 69). Ginzburg’un Kostof’un vurguladığı ve tarih içinde kullanılagelen iki temel kent kurgusundan biri olan lineer örgütlenmeyi (diğeri merkezi örgütlenme) (Kostof, 1999, s. 179) her zamanki klasik anlamının ötesinde daha radikal ve homojenize edici bir Modernist tavır içinde dönüştürerek ele aldığı söylenebilir. Burada yeni lineer kent önerisinin ilk olarak Soria y Mata tarafından geliştirildiği (Dal Co & Tafuri, 1986,

s. 186), ancak öneriyi derinleştirip uygulanabilir hale getirenlerin Ginzburg ve arkadaşları olduğu vurgulanmalıdır.   

 

Ginzburg, kendi deyimiyle “makine ve sanayi yapısı arasında, ardından da sanayi yapısı ve konut mekanları ya da komünal mekanlar arasında bir analoji” de kurmaya çalışır (Cooke, 1995, s. 109). Üstelik bu analojik vurgu, Ginzburg’un hem yeni sanayi yerleşkeleri için hazırladığı lineer kurgulu projelerinde hem de varolan kentlere lineer gövdeler üzerinden eklemlenmesi planlanan, üretimi içine almayan, konut ve sosyalleşme mekanlarından oluşan yerleşim önerilerinde kendini ortaya koyar. Onun ikinci türe dahil olan çalışmalarının başında ise Narkomfin Yerleşim Kompleksi gelir (Buchli, 1999, s. 69-75). Narkomfin Kompleksi’nde birbirine dik yönde yerleştirilmiş iki uzun konut bloğu, bunlardan biriyle bağlantılı bir komünal merkez ve sisteme giriş noktasında konumlanan çamaşırhane üniteleri yer alır. İnşa edilen ilk blokta (asıl Narkomfin Bloğu) zemin kat, Corbusier’nin belirlediği ilkeleri andırır biçimde pilotiler üzerinde yükseltilir. Bloğun iki noktadan işleyen genel merdivenlerle ulaşılan birinci kat düzeyinden K tipi birimlere ve dördüncü kat düzeyinden F tipi birimlere girilir.

K tipi birimler, burjuva alışkanlığına uygun biçimde ayrı bir mutfağı ve çocuk yatak odası bulunan iki katlı konutlardır ve dokuz adet olarak tasarlanmışlardır. F tipi birimler ise küçük bir mutfak nişi bulunan, bekar ya da çocuksuz aileler için tasarlanmış, sosyalist/komünal yaşamı simgeleyen asıl konut üniteleridir; bunların sayısı da otuz civarındadır. Ayrıca, genel merdivenlerin çevresinde pek ışık alamayan 2F tipi konutlar da bulunur, ancak bunlar sayıca azdır. Konut bloklarının çatı katında ise çatı bahçesi ve çocuklar için yurt ünitesi yer alır. İlk blok birinci kat düzeyinden kapalı bir köprüyle komünal merkeze bağlanır. Komünal merkez her biri birer asma kata sahip iki kattan oluşur. Alt katta spor salonları, soyunmalar, üst katta ise yemek salonu, mutfak, kütüphane ve dinlenme odası bulunur. Merkezde ayrıca kreş de vardır. Merkezin cephesi iç avluyla, yeşil alanla görsel iletişime olanak verecek biçimde tümüyle cam kaplıdır (Buchli, 1999,

s. 69-75; Çelik, 1978, s. 27-28; Cooke, 1995, s. 120).

 

 

Stalingrad Traktör Yerleşkesi yarışma projeleri, solda üstte: şu anki plan, altta: önerilen projelerden biri, sağda: Miliutin’in projesi.

 

 

Narkomfin’de daha sonra yapılan ikinci blokta ise F tipi yerine çok odalı üniteler kullanılır ve ilk blokta da, özellikle Stalin döneminde, K tipine dönüş yaşanır. Tüm bunlar, Sovyetler’de bile tam anlamıyla komünal bir yaşantının mutlak biçimde benimsenmediğini ortaya koyar. Üstelik Narkomfin Kompleksi çok radikal olmayan ve konutlarda seçenekler sunan bir yerleşim alanıdır (Buchli, 1999, s. 113-127). Narkomfin’in mimarı Ginzburg, Stroikom çatısı altında özellikle yeni Sovyet insanına uygun, F ve K birimlerinin de içinde yer aldığı çeşitli konut tasarımları geliştirir. Bu tasarımlarda da, yukarda vurgulanan makine analojisi ve komünal yaşam kurgusu netlikle okunur (Çelik, 1978, s. 25-26).

 

Ginzburg’un ve diğer Konstrüktivistler’in Corbusier ile de yakın ilişki içinde oldukları bilinmektedir. Modern mimarlığın kurucularının başında gelen Corbusier “Yeni Mimarlığın Beş Kuralı”nı ve tüm fikirlerini, deneyimlerini Konstrüktivistler’in yayın organı SA’da yayınla(t)ma olanağı bulur (Cooke, 1995, s. 129). Batılı örnekleri Sovyetler’e tanıtan Corbusier’e yine SA’da “(...) o bizim gözlerimizi açtı (...) makinelerin yeni bir yaşam biçimini bizlere nasıl öğretebileceğini gösterdi” sözleriyle teşekkür edilir (Cooke, 1995, s. 192). Corbusier bir mektubunda Ginzburg’a, Moskova çevresindeki sanayi kenti/yerleşkeleri çalışmalarını yadırgadığını yazar. Ginzburg da yanıt olarak kibar ifadelerle, kendilerinin kapitalist Batılı bağlara sahip olmadığını ve yeni kurdukları sosyalist devlette geçmişle bağların daha net bir biçimde koparılabildiğini belirtir (Cooke, 1995,

s. 196). Corbusier Sovyetler’le bazı ortak çalışmalar da gerçekleştirir. Onun, merkezde iş alanlarının, yüksek konut bloklarının, çevresinde ise sanayi alanlarının yer almasını öngördüğü, tarihsel merkezi kent kurgusunu modern alanlama anlayışına göre radikal biçimde yeniden organize ettiği “Üç Milyonluk Kent”, “Işıldayan Kent” vb. kentsel tasarıları, Ginzburg’un dezurbanist, lineer kent yaklaşımı ile örgütlenme bazında uyuşmaz, ancak onunla kolektif yaşam mekanlarını çoğaltma ve aynı Modernist dili konuşma anlamında benzeşir (Çelik, 1978, s. 27-28). Corbusier’nin ayrıca Zürich ve Cenevre’de gerçekleştirdiği apartman projeleri, “La Ville Radieuse” yerleşimi ve 40’ların sonlarında tasarladığı, 23 tipte 37 birimli, çarşı, yemek salonu, çamaşırhane, kreş, yüzme havuzu, spor salonu gibi kolektif mekanları bulunan “Marsilya Toplu Konut Bloğu” projesi, sözü edilen Sovyet komünal yaşantısıyla benzerlikler taşıyan önemli çalışmalarındandır (Bilgin, 1994,

s. 115-116; Çelik, 1978, s. 26-27). Ancak bu çalışmalarda konut birimlerinin hala aile merkezli olduğu anımsatılmalıdır.

 

Ford’un River Rouge genel yerleşke planı.

 

Lineer kent kurgusu ve gelişen Sovyet sanayi kentleri bağlamında, araştırmacı, kuramcı Miliutin’in çalışmalarının da ayrıca irdelenmesi gerekir. Aslında Konstrüktivistler’in lineer kent yaklaşımını destekleyen Miliutin, zaman içinde kendi planlama ilkelerini geliştirir. Bu ilkeler:

1. Üretim bölgelerinin birbirleriyle ve temel ulaşım aksları ile rasyonel biçimde bağlanması; 2. Konut alanlarının üretim alanlarına paralel biçimde yerleştirilmesi, yeşil bir bant içine alınması;

3. Demiryolunun üretimin arkasından, karayolunun ise üretim ve konut alanlarının arasından geçmesi; 4. Tarım alanlarının konut alanlarının dış çeperlerinde konumlandırılması; 5. Eğitim birimlerinin üretime yakın alanlarda bulunması; 6. Dispanserlerin konutların yakınında, hastanelerin ise yerleşimin dış sınırlarında yer alması; 7. Öğrenci yurtlarının eğitim birimlerine ve sosyal birimlere yakın mesafeden bağlanması;

8. Tüm sosyal, komünal mekanların üretim ve konut alanlarına yakın noktada bulunması; 9. Üretim alanlarındaki ambarların demiryollarına yakın olması; 10. Tüm sağlıksız konutların yıkılması, şeklinde özetlenebilir. Miliutin, sözkonusu ilkeler çerçevesinde sanayi kentinin nihai alanlarını da altıya ayırır. Bunlar; demiryolu, üretim, yeşil doku, yaşama (konut)+konuta dönük sosyal mekanlar, açık spor ve ekili tarım alanlarıdır (Miliutin, 1974, s. 64-66).

 

1935 tarihli Moskova Planı.

 

Karabük Demir Çelik İşletmeleri Yerleşkesi.

 

Batılı modern kentleşme yaklaşımını Sovyetler’e özgü komünal düzen anlayışı ile harmanlayan Miliutin, fikirlerini, 1930 tarihinde çıkardığı Sotsgorod isimli kitabıyla somutlaştırır. Bu kitapta, Magnitogorsk, Stalingrad ve Nijninovgorod kentleri için geliştirdiği incelemeleri ve önerileri sunar. Sovyetler’in çelik sanayii merkezi olması planlanan Magnitogorsk (sözcük anlamı Manyetik Dağ) kenti (Miliutin, 1974,

s. 23) için açılan yarışmaya sunulan projeler, Miliutin’e göre gereksinimleri tam olarak karşılayamaz. Stroikom grubunun (Ginzburg’un) önerisi bile, olumlu olmakla birlikte bazı zaaflar taşır. Miliutin’in Magnitogorsk önerisi ise, altı temel kentsel alanı tümüyle lineer bir organizasyon çerçevesinde ele alır. Bu anlamda, demiryolu hattıyla Ural Gölü arasında kalan bölümde sırasıyla, üretim, yeşil doku, konut ve park alanları paralel şeritler halinde konumlanır. Konut ve üretim alanları arasında karayolu, üretim ve konut alanlarına yakın bir noktada ise sosyal, komünal mekanlar bulunur. Böylesi bir organizasyonla, Miliutin’in ifadesi ile, işçilerin fabrikalara yürüme mesafesi kısalır, konut bloklarından sadece göl ve yeşil alanlar görünür, hakim rüzgar fabrika dumanını konutlardan uzağa taşır ve komünal mekanlara her noktadan rahatlıkla ulaşılır.

 

Ancak sonuç itibariyle Magnitogorsk kentinin oluşumunda, yarışmaya katılan hiçbir öneri dikkate alınmaz, çünkü yarışma iptal edilir ve kent E. May tarafından planlanır. May rasyonel bir planlama çerçevesinde konut bloklarını sıralı düzen içinde yerleştirir, ama bu tasarım Sovyet yönetimi tarafından fazlasıyla monoton bulunur ve May ülkeyi terk etmek zorunda kalır. Kent zaman içinde ulaşım sistemini oturtur, Ural Nehri’nin bir yakasındaki konut alanlarından diğer yakasındaki fabrikalara ulaşım köprülerden işleyen hızlı trenlerle sağlanır. Güvenlik nedeniyle 1937-89 yılları arasında yabancılara kapalı tutulan Magnitogorsk’un bugün bile özgünlüğünü koruduğu söylenebilir.

 

Bu arada Miliutin Sotsgorod’ta, Stalingrad Traktör, Nijninovgorod Otomobil Yerleşkeleri üzerinde de yoğunlaşır ve Nijninovgorod hakkında ciddi eleştiriler kaleme alır. Amerika’da Ford mühendislerinin gözetiminde oluşturulan ve Ford’a ait River Rouge Plant Otomobil Yerleşkesi ile benzerlikler taşıyan Nijninovgorod planının çok sayıda paralel hatlı organizasyonundan rahatsız olur ve kendi önerisi ile sorunların giderildiğini belirtir. Ona göre, planlamadan çok satışla ilgilenen (!) ve seri üretimin temelini oluşturan montaj hattını geliştirerek ismiyle anılır hale getiren Ford’un kendisi bile montaj hattını baz alan lineer kurguyu yerleşkelere tam olarak aktaramaz. Gerçekten de, Amerika’daki Ford yerleşkeleri Miliutin ve diğerlerinin önerdiği düzeyde bir radikallik içermez (Biggs, 1996; Miliutin, 1974, s. 23-24, 68-73, 87-101). Burada Miliutin ile ilgili son olarak onun, kent ya da yerleşke planlarında konut ölçeğinde Ginzburg’a göndermeler yaptığı ve hem lineer konut blokları hem de onları yer yer kesintiye uğratan komünal merkezler için çeşitli alternatifler geliştirdiği söylenebilir (Miliutin, 1974, s. 23-24, 68-73, 87-101).

 

Miliutin’in vurguladığı örnekler dışında Sovyet sanayi kentlerine, yerleşkelerine genel anlamda bakıldığında da bu alandaki çalışmaların Çarlık döneminde başladığı, devrimin ilk yıllarında sürdüğü, ancak özellikle devrimin kökleşmeye başladığı ve NEP ile 1,5 Yıllık Plan’ın uygulamaya konulduğu süreçte hızlandığı söylenebilir. Bu anlamda, yukarıda vurgulanan Şçusev, Markovnikov ve Melnikov gibi mimarların elinden çıkan öncül çalışmaların, Burnaev Kimya Yerleşkesi (1915), Kırım Koktebel’deki Çimento Yerleşkesi ve Semionov’un projelendirdiği Riga Yerleşkesi gibi ilk sanayi yerleşimlerinin ardından asıl büyük atılımlar 25’lerden sonra ve 30’lu yıllarda gerçekleştirilir. Avrupa ve Amerika’ya oranla sanayileşmeyle çok daha geç tanışan Sovyet Rusya’da yeni devlet ülkeyi çeşitli ekonomik alanlara ayırır ve bu alanlarda çok sayıda yeni sanayi yerleşimi yaratır. Urallar, Sibirya ve Kazakistan bölgelerinde hammaddelere, madenlere yakın noktalarda çok sayıda yeni kent ve yerleşke kurulur. Sözü edilen kentlerin başlıcaları, Miliutin ve Ginzburg’un üzerinde çalıştığı Magnitogorsk, Nijninovgorod, Stalingrad dışında Omsk, Minsk, Vladivostok, Novosibirsk, Novopolotsk, Ordjonikidze, Volgograd, Naberejnye Çelny, Buhara, Nurek ve Irkutsk vb. olmaktadır (Köhler, 1979; Miliutin, 1990, s. 212-214). Tüm bu yeni sanayi kentlerinde dönemin iki temel planlama yaklaşımı, başka bir deyişle “Bahçe Şehir” geleneğinden gelen, merkezleri alt merkezlerle hafifletmeyi hedefleyen uydu kent yaklaşımı ile Konstrüktivistler’in, Miliutin’in savunduğu radikal, homojenleştirici lineer kent anlayışı kendi uygulama alanlarını yaratır (Parkins, 1953, s. 21). Sosyalizmin ruhuna uygun olanın lineer kent anlayışı olduğunu vurgulayan Konstrüktivistler’in fikirleri ilk yıllarda etkili olur ancak 30’ların başında bir parti kongresinde acil gereksinimlerin bulunduğu bir ortamda “lüks” olarak değerlendirilen bu fikirler gündemden düşürülür; zamanla merkezi, alt merkezli kentsel açılımlar ağırlık kazanır (Cooke, 1995, s. 197).             

 

 

Sovyet öncülüğünde kurulan Sümerbank Kayseri Pamuklu Sanayi İşletmesi Yerleşkesi; solda: vaziyet planı, sağda: kazan dairesi (Ö. Arıtan Arşivi).

 

Tüm bu sanayi kentlerinin ardından, son olarak da başkent Moskova’nın 1935’lerde kabul edilen yeni planına değinilmelidir. Yeni Moskova Planı, varolan merkezden dairesel olarak yayılan yeni yerleşim alanları öngören merkezi bir örgütlenme içinde gelişir. Plan, kentin nüfusunun sınırlandırılması; yeni konut/yerleşim alanları yaratılması; dairesel ulaşım sisteminin güçlendirilmesi; sanayi, demiryolu, suyolu ulaşımı, yeşil doku ve sosyal/komünal mekan alanlarının rasyonel alanlama eğilimine uygun biçimde organizasyonu; yeni komşuluk ünitelerinin yapılması; kişi başına konut metrekaresinin arttırılması; kent çeperlerinde yeni alt merkezler oluşturulması; yeşil alanların çoğaltılması; Moskova Nehri’ni büyük göllere bağlayan bir kanal inşa edilmesi; altyapı çalışmalarının hızlandırılması ve tüm bu işlerin iki aşamada, 10 yıl içinde gerçekleştirilmesi konularını karara bağlar (Parkins, 1953, s. 37-41). Bu büyük sosyalist plan, dönemin koşulları içinde mümkün olabildiği ölçüde gerçekleştirilir. Ayrıca planın temel içeriği, farklı ölçeklerde olsa da diğer sanayi kentlerinde, yerleşimlerinde de uygulamaya sokulur.

 

 

Sovyet desteğiyle kurulan bir başka Sümerbank Yerleşkesi: Nazilli Basma Sanayi İşletmesi Yerleşkesi; solda: vaziyet planı, sağda: ana giriş (Ö. Arıtan Arşivi).

 

Sonuç

Anlaşılacağı üzere, oldukça geniş bir açılım sergileyen Sovyet sanayi yerleşimleri/yerleşkeleri modernleşme olgusu çerçevesinde önemli veriler iletir görünür. Modernleşmeye özgü akılcı, rasyonel yaklaşım, Ginzburg’un kurduğu makine-sanayi yapısı-konut mekanı analojisi; bu analojinin yansımalarını sunan Narkomfin konutları; Corbusier ile kurulan yakın ilişkiler; Miliutin’in işlev bazlı kentsel alanlamaya yeni bir boyut kazandıran “altı temel bölge” anlayışı; yeni sanayi yerleşimlerinin sözü edilen alanlama anlayışı içinde geliştirilmesi ve biçimsel anlamda çoğunlukla rasyonel geometrilerin benimsenmesi ile somutluk kazanır. Gelecekçilik, ilerlemecilik ve evrensellik gibi temel modernleşme değerleri ise, ele alınan Sovyet uygulamalarının tümünde başattır. Bu anlamda devrimci düzende geliştirilen her tür öneri yeni sosyalist Sovyet insanının gereksinimlerini ve gelecekte içselleştirilmesi planlanan komünal yaşamın gereklerini karşılamaya yöneliktir.

 

Öte yandan Sovyet uygulamaları, özel mülkiyetin reddi, artı değerin eşit/yaygın kullanımı, sınıfsız toplum ideali, işçi merkezlilik, işçi adına devlet yönetimi, devletin tartışmasız belirleyiciliği şeklinde özetlenebilen ve sosyalist modernleşmeyi tanımlayan temel kriterleri de bütünüyle gerçekler. Sovyetler’de varolan özel mülkiyetli konutlar devletleştirilerek işçilere dağıtılır, yukarıda açılımları verilen yeni sanayi yerleşimlerinin konutları da büyük ölçüde mülkiyeti devlete ait kira konutları olmaktadır. Lineer kent önerilerinde ve diğer kentsel yaklaşımlarda “komünal merkez”

adı verilen ünitelerle tüm çalışanların sosyal, kültürel, eğitimsel, sağlık odaklı gereksinimlerinin ücret alınmadan etkin biçimde karşılanıyor olması, artı değerin eşit paylaşımı ve sınıfsızlık ideali bağlamında anlamlı veriler iletir. İşçi merkezlilik ise zaten irdelenen örneklerin tümünde asaldır, ancak yapıların/yerleşimlerin mülkiyeti hemen hemen tümüyle devlete aittir ve her aşamada sınırları çizen tek güç devlettir.

 

Sovyet sanayi yerleşimlerinin/ yerleşkelerinin Cumhuriyet’in geliştirdiği Devlet Yerleşkeleri’yle de ciddi bağlar içerdiği gözlenir. İlk Devlet Yerleşkeleri’nin bir bölümünü (özellikle ilk Sümerbank Yerleşkeleri’nin bazılarını) kuranların Sovyetler olduğu ve bu yerleşkelerin kurulması aşamasında Sovyetler’den bilgi, teknik eleman, kredi transferi yapıldığı bilinen bir gerçektir. Ancak böylesi bir doğrudan ilişkinin ötesinde daha genel anlamda, ulusal kalkınmanın çekirdeğini oluşturma; sanayileşme hamlesinin çalışanları baz alan ürünleri olma; devlet merkezli, mülkiyetli sanayileşmeyi yansıtma; lineer örgütlenmeyi, kentsel alanlama mantığını belirli bir ölçüde kullanma; çeşitli sosyal/kültürel mekanlarla kiralık konut alanları içerme; kolektif üretim ve paylaşımı esas alma ve kendi kendine yeterli yapılanmalar haline gelme bağlamında da Cumhuriyet Yerleşkeleri’nin Sovyet örnekleriyle ciddi benzerlikler taşıdığı söylenebilir. Ölçek, büyüklük ve karmaşıklık açısından çok daha küçük olma; tam bir dezurbanizmi benimsememe; lineerliği kentin merkezini dağıtmaktan çok geometrik bir yerleşim anlayışı olarak ele alma; komünal değil hala aile merkezli konutlara sahip olma ve kolektivizmi görece pasif bir biçimde vurgulama gibi konularda ise Devlet Yerleşkeleri Sovyet öncüllerinden ayrışır. Bu bağlamda Batılı sanayi yerleşkelerinden de gelen etkilere ve Cumhuriyet’in resmi söyleminde yer alan “Batılılaşma” vurgusuna karşın, devlete ait sanayi yerleşkelerinin, en etkin ilişkiyi komşu devlet sosyalist Sovyetler’deki uygulamalarla geliştirmiş olduğu vurgulanabilir. Saptanan bazı ayrışmalara karşın varolan güçlü benzerlikler, altı çizilen etkin, yakın ilişkinin kanıtıdır.

 

Bugünün dünyasında erken dönem sanayi kentleri bağlamında ciddi bir endüstriyel miras ortaya koyan öncül Sovyet sanayi yerleşimlerinin ve Cumhuriyet’in Devlet Yerleşkeleri’nin günümüz mimarlığı adına da çeşitli ipuçları ilettiği yinelenmelidir. Özellikle Devlet Yerleşkeleri’nin, hem sonradan geliştirilen Türk sanayi mekanları için örnek oluşturması hem de belirli bir oranda özel mülkiyetçi Batılı kapitalist, ağırlıklı olarak da dayanışmacı, devletçi sosyalist modelden izler taşıyan melez bir yapı ortaya koyması, onların bugünün özgürlükçü, eşitlikçi, yaratıcı ve esnek mekanlarını yaratmaya dönük dersler çıkarma anlamında da oldukça elverişli bir potansiyel sunduğunu gösterir. n Yard.Doç.Dr. Özlem Arıtan, Dokuz Eylül Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü.

 

Bu yazı, yazar tarafından 2004 yılında tamamlanan “Kapitalist / Sosyalist Modernleşme Modellerinin Erken Cumhuriyet Dönemi Mimarlığının Biçimlenişine Etkileri - Sümerbank KİT Yerleşkeleri Üzerinden Yeni Bir Anlamlandırma Denemesi” başlıklı doktora tez çalışmasından yararlanılarak ortaya çıkarılmıştır. 

 

* Rusça yer ve kişi adlarının yazımı üzerine not: Latin alfabesiyle yerleşik ve genel kabul görmüş bir yazımı olmayan tüm yer ve kişi adları Türkçeleştirilerek yazılmıştır. Örneğin, El Lissitzky yazımı aynen kullanılmış, ancak Dokuchaev yerine Dokuçaev yazımı yeğlenmiştir.

 

 

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


64911 - unknown - 38.107.179.240