Sosyalist
Modernleşme, Sovyet Sanayi Yerleşimleri Türkiye’de Devlet Yerleşkeleri
Erken Cumhuriyet Türkiyesi ile Sovyetler Birliği arasında
kurulan endüstriyel ilişkilerin yansımalarından biri de, devletçe finanse
edilen kimi sanayi yerleşkelerinde gözlemlenen mimari yaklaşımdır. Yazar, bu
sorunsalı kökenlerindeki kuramsal yaklaşımları sorgulayarak inceliyor.

A.V. Şçusev’in Tarım ve Endüstri Fuarı düzenlemesi.
Özlem Arıtan n Bugün içselleştirdiğimiz biçimine sanayileşme
sonrası dönemde kavuşan modernleşme, başlangıcı itibariyle kapitalist
gelişmenin getirisi olsa da,
19. yüzyılın ikinci yarısı ve 20. yüzyılda sosyalist
ideolojiyle de kendi kendini okunur kılar. Aslında, kapitalist ve sosyalist
ideolojilerin akılcı, bilimsel, rasyonel, sorgulayıcı, homojenleştirici,
genelleyici, evrenselleştirici, ilerlemeci olma, sanayi üretimini ve artı değer
ekonomisini baz alma bağlamında modernleşmeye özgü temel değerleri büyük ölçüde
paylaştığı söylenebilir. Ancak bu ideolojiler ekonominin organizasyonu
kapsamında tamamen ayrışır; bu anlamda özellikle sosyalist model, sermaye
merkezli kapitalist modelin tersine, özel mülkiyetin reddini, artı değerin
toplumun tümü tarafından eşit/yaygın kullanımını, sınıfsız toplum idealini,
sınıfsızlığa ulaşmada işçi merkezliliği, işçi adına devlet yönetimini ve
kolektif yaşamı baz alır (Sosyalizm, 1981, s. 797; Tanilli, 1999).

Lineer kentte bir komünal merkez.
Modernleşme ideolojileri içinde daha az incelenmiş bir alanı
işaret eden sosyalist modernleşme modelinin sanayi kentini belirleme biçimi ise
üzerinde durulması, irdelenmesi gereken önemli ve karmaşık bir olguyu gündeme
getirir. Sanayi kentinin geçirdiği dönüşümler, sosyalist ideolojinin
gerçeklenme şansı bulduğu ve modernleşmenin kavramsal ve eylemsel düzlemde hız
kazandığı erken dönemde, başka bir deyişle 19. yüzyılın ikinci yarısından 20.
yüzyılın ilk yarısına uzanan süreçte oldukça anlamlı örnekler sunar. Sosyalist
modernleşmenin merkezi kabul edilen Sovyetler Birliği’nde ortaya konan sanayi
kenti örnekleri, ülke ölçeğinde ve genel anlamda sonraki dönemlerin sanayi
odaklı modern kentlerini, mimarlığını büyük ölçüde etkiler. Öncül Sovyet sanayi
yerleşimlerinin, yerleşkelerinin doğrudan ya da dolaylı yoldan etkilediği
örnekler arasında Erken Cumhuriyet dönemi mimarlığının sanayi mekanları da
bulunur. Özellikle, Cumhuriyet sanayileşmesinin belkemiğini oluşturan Devlet
(Kamu İktisadi Teşekkülleri-KİT) Yerleşkeleri (Sümerbank, Etibank Yerleşkeleri,
maden işletmeleri vb.) sözkonusu etkilerin en net biçimde deşifre edilebileceği
sanayi mekanları olmaktadır. Kuruluş aşamasında Almanya, İngiltere gibi Batılı
ülkelerden bazı yardımlar almasına karşın en etkin ve doğrudan katkıları
Sovyetler Birliği’nden sağlayan; üretim, sosyalleşme ve ikamet mekanlarını aynı
anda içeren; bu anlamda çok parçalı, kompleks organizasyonlar sunan;
konumlandıkları kenti dönüştüren; Cumhuriyet modernleşmesinin temel mimari
modellemeleri içinde yer alan ve ülkemizin sonraki dönemlerde hizmete giren
sanayi mekanları için prototip oluşturan devlete ait bu yerleşkeler, resmi
söylemde pek fazla vurgulanmasa da özellikle öncül Sovyet sanayi
yerleşimlerinden birçok iz taşıyor görünür (Arıtan, 2004).

Melnikov’un Ağır Sanayi Bakanlığı binası yarışmasına
gönderdiği projeden genel perspektif.
İşte bu yazı kapsamında da öncelikle sosyalist modernleşme
ideolojisinin belirlediği, dönüştürdüğü sanayi kentinin erken dönemde ortaya
koyduğu büyük tablo, bu ideolojinin üretim merkezi
-Sovyetler Birliği- baz alınarak çizilmeye çalışılacaktır.
Sonrasında o büyük tablo içinde Cumhuriyet mimarlığının devlet yerleşkelerinin
sosyalist modernleşme modeli ve Sovyetler’le kurduğu bağlantılar genel anlamda
saptanacaktır. Böylelikle çalışmanın, hem modernleşmeyi üzerinde çok durulmamış
bir kanal, Sosyalist ideoloji kanalı çerçevesinde ele alarak özgün bir katkı
sunacağı, hem bugünün endüstriyel mirasının oluşumunda etkin bir rol üstlenen
öncül Sovyet örneklerinin içerdiği birikimi okunur kılacağı, hem de
Cumhuriyet’in resmi söylemi içinde Batı merkezli kapitalist modernleşmeye oranla
çok daha örtük bırakılmış sosyalist modernleşme ve Sovyet etkilerini sanayi
mekanı modellemesi sunan devlet yerleşkeleri üzerinden deşifre etmede katkı
sağlayacağı umulmaktadır. Ayrıca tüm bu değerlendirmelerin bugünün mimarlık
ortamını kavramaya dönük anlamlı bazı ipuçları vereceği de düşünülmektedir.
Sovyet sanayi kentleri / yerleşimleri
Modern sanayi kentinin, sanayi yerleşkelerinin 19. yüzyıl
sonu, 20. yüzyıl başı ortaya koyduğu büyük tablo içinde Sovyet Rusya oldukça
etkin ve özgün bir konum sergiler. 1917 Ekim Devrimi ile Çarlık rejiminden
sosyalist, giderek komünist sisteme radikal bir geçiş yapan Rusya’da, 20’li,
30’lu yıllarda, düzeni dönüştürme yolunda NEP’in (Yeni Ekonomik Program) ve
ardından geliştirilen 1,5 Yıllık Plan’ın verdiği ivmeyle çok hızlı bir
sanayileşme, kentleşme hamlesi yaşanır ve sözü edilen hamleye farklı söylemlere
sahip yeni mimari yaklaşımlar öncülük eder. Şçusev, N. Markovnikov, Golosov
Kardeşler, Vesnin Kardeşler, K. Melnikov,
M. Ginzburg, El Lissitzky, M. Okhitoviç, N. Ladovsky, A.
Pasternak, Dokuçaev gibi mimarlarla V. Tatlin, K. Malevich gibi sanatçılar sözü
edilen farklı yaklaşımların önde gelen isimleridir (Dal Co & Tafuri, 1986,
s. 178). Bu isimlerden Şçusev, geliştirdiği küçük ölçekli kooperatif işçi
evlerini sonradan Moskova’nın ünlü Gorki Parkı’na dönüşen alanda, 1923 Tarım ve
Endüstri Fuarı düzenlemesi içinde sergiler. Markovnikov, Moskova yakınlarındaki
ünlü “Sokol Bahçe Şehir” yerleşimini gerçekleştirir. Melnikov, Markovnikov’a
benzer bir kanaldan yürüyerek ve Tafuri’nin de deyimiyle rejimin doğrudan
propagandasına girişmeden (Dal Co & Tafuri, 1986,
s. 183), tümüyle modern ancak teknolojiyi çok abartmayan,
geleneksel malzemeyi de kullanabilen çeşitli yapılar üretir. Benzer biçimde
modern sanayi kenti için daha az mekanikleşmiş öneriler geliştirenler arasında,
Kostino Sanayi Yerleşkesi’nin mimarı Ladovsky ile Dokuçaev gibi isimler de
bulunur (Cooke, 1995,
s. 194-196; Miliutin, 1974, s. 4-5).

Paris 1925 Dekoratif Sanatlar Fuarı’nda Sovyet Pavyonu,
mimar: Melnikov.
Öte yandan, geleneksel anlayışlardan kopuşu öngören, yüksek
yoğunluklu yerleşimler önerebilen, “lineer kent” projesini geliştiren ve
sosyalist düzenin ciddi çalışmalar eşliğinde propagandasını gerçekleştiren
mekansal yönelimi de Ginzburg, Lissitzky, Okhitoviç, Pasternak ve Vesnin
Kardeşler gibi isimler temsil eder. Konstrüktivistler olarak adlandırılan ve
26-30 yılları arasında “SA” (Contemporary Architecture / Çağdaş Mimarlık)
dergisi çevresinde toplanan (Cooke, 1995, s. 208) bu isimlerden Lissitzky teknolojik
vurgusu güçlü, bir bölümü öneri düzeyinde kalmış projeler gerçekleştirir,
Vesnin Kardeşler komünal evlere baz oluşturan ilk örnekleri üretir, Okhitoviç
ise Ginzburg ile birlikte “lineer kent” anlayışını ve dezurbanizmi savunur
(Cooke, 1995, s. 196, 199).

Narkomfin Kompleksi, kompleksin konut tiplerinin plan,
kesit ve görünüşleri.
Ginzburg üzerinde ayrıca durmak gerekir. Hızlı sosyalist
kentleşmeye, kent ve kırı daha çok kent lehine birleştirme ve kent merkezlerini
dezurbanist bir yaklaşımla dağıtma yönünde yanıtlar veren Ginzburg lineer kent
kurgusu üzerinde yoğunlaşır. Başka bir deyişle, varolan kent merkezlerinde
sadece kültürel mekanların, üniversitelerin, kamusal yapıların bırakılmasını,
yaşama birimlerinin merkezden çıkan lineer, homojen akslar üzerinde
geliştirilmesini, bu akslar üzerinde belirli aralıklarla komünal (sosyal)
merkezlerin kurulmasını öngörür. Aynı kurguyu yeni sanayi kentleri için de
önerir. Magnitogorsk kenti için açılan yarışmaya Stroikom grubu ile birlikte
sunduğu çalışmada, sözü edilen kurgu net bir biçimde okunur (Miliutin, 1974,
s. 69). Ginzburg’un Kostof’un vurguladığı ve tarih içinde
kullanılagelen iki temel kent kurgusundan biri olan lineer örgütlenmeyi (diğeri
merkezi örgütlenme) (Kostof, 1999, s. 179) her zamanki klasik anlamının
ötesinde daha radikal ve homojenize edici bir Modernist tavır içinde
dönüştürerek ele aldığı söylenebilir. Burada yeni lineer kent önerisinin ilk
olarak Soria y Mata tarafından geliştirildiği (Dal Co & Tafuri, 1986,
s. 186), ancak öneriyi derinleştirip uygulanabilir hale
getirenlerin Ginzburg ve arkadaşları olduğu vurgulanmalıdır.
Ginzburg, kendi deyimiyle “makine ve sanayi yapısı arasında,
ardından da sanayi yapısı ve konut mekanları ya da komünal mekanlar arasında
bir analoji” de kurmaya çalışır (Cooke, 1995, s. 109). Üstelik bu analojik
vurgu, Ginzburg’un hem yeni sanayi yerleşkeleri için hazırladığı lineer kurgulu
projelerinde hem de varolan kentlere lineer gövdeler üzerinden eklemlenmesi
planlanan, üretimi içine almayan, konut ve sosyalleşme mekanlarından oluşan
yerleşim önerilerinde kendini ortaya koyar. Onun ikinci türe dahil olan
çalışmalarının başında ise Narkomfin Yerleşim Kompleksi gelir (Buchli, 1999, s.
69-75). Narkomfin Kompleksi’nde birbirine dik yönde yerleştirilmiş iki uzun
konut bloğu, bunlardan biriyle bağlantılı bir komünal merkez ve sisteme giriş
noktasında konumlanan çamaşırhane üniteleri yer alır. İnşa edilen ilk blokta
(asıl Narkomfin Bloğu) zemin kat, Corbusier’nin belirlediği ilkeleri andırır
biçimde pilotiler üzerinde yükseltilir. Bloğun iki noktadan işleyen genel
merdivenlerle ulaşılan birinci kat düzeyinden K tipi birimlere ve dördüncü kat
düzeyinden F tipi birimlere girilir.
K tipi birimler, burjuva alışkanlığına uygun biçimde ayrı
bir mutfağı ve çocuk yatak odası bulunan iki katlı konutlardır ve dokuz adet
olarak tasarlanmışlardır. F tipi birimler ise küçük bir mutfak nişi bulunan,
bekar ya da çocuksuz aileler için tasarlanmış, sosyalist/komünal yaşamı
simgeleyen asıl konut üniteleridir; bunların sayısı da otuz civarındadır.
Ayrıca, genel merdivenlerin çevresinde pek ışık alamayan 2F tipi konutlar da bulunur, ancak bunlar sayıca azdır. Konut bloklarının çatı katında ise çatı
bahçesi ve çocuklar için yurt ünitesi yer alır. İlk blok birinci kat düzeyinden
kapalı bir köprüyle komünal merkeze bağlanır. Komünal merkez her biri birer
asma kata sahip iki kattan oluşur. Alt katta spor salonları, soyunmalar, üst
katta ise yemek salonu, mutfak, kütüphane ve dinlenme odası bulunur. Merkezde
ayrıca kreş de vardır. Merkezin cephesi iç avluyla, yeşil alanla görsel
iletişime olanak verecek biçimde tümüyle cam kaplıdır (Buchli, 1999,
s. 69-75; Çelik, 1978, s. 27-28; Cooke, 1995, s. 120).

Stalingrad Traktör Yerleşkesi yarışma projeleri, solda
üstte: şu anki plan, altta: önerilen projelerden biri, sağda: Miliutin’in
projesi.
Narkomfin’de daha sonra yapılan ikinci blokta ise F tipi
yerine çok odalı üniteler kullanılır ve ilk blokta da, özellikle Stalin
döneminde, K tipine dönüş yaşanır. Tüm bunlar, Sovyetler’de bile tam anlamıyla
komünal bir yaşantının mutlak biçimde benimsenmediğini ortaya koyar. Üstelik
Narkomfin Kompleksi çok radikal olmayan ve konutlarda seçenekler sunan bir
yerleşim alanıdır (Buchli, 1999, s. 113-127). Narkomfin’in mimarı Ginzburg,
Stroikom çatısı altında özellikle yeni Sovyet insanına uygun, F ve K
birimlerinin de içinde yer aldığı çeşitli konut tasarımları geliştirir. Bu
tasarımlarda da, yukarda vurgulanan makine analojisi ve komünal yaşam kurgusu
netlikle okunur (Çelik, 1978, s. 25-26).
Ginzburg’un ve diğer Konstrüktivistler’in Corbusier ile de
yakın ilişki içinde oldukları bilinmektedir. Modern mimarlığın kurucularının
başında gelen Corbusier “Yeni Mimarlığın Beş Kuralı”nı ve tüm fikirlerini,
deneyimlerini Konstrüktivistler’in yayın organı SA’da yayınla(t)ma olanağı
bulur (Cooke, 1995, s. 129). Batılı örnekleri Sovyetler’e tanıtan Corbusier’e
yine SA’da “(...) o bizim gözlerimizi açtı (...) makinelerin yeni bir yaşam
biçimini bizlere nasıl öğretebileceğini gösterdi” sözleriyle teşekkür edilir
(Cooke, 1995, s. 192). Corbusier bir mektubunda Ginzburg’a, Moskova
çevresindeki sanayi kenti/yerleşkeleri çalışmalarını yadırgadığını yazar.
Ginzburg da yanıt olarak kibar ifadelerle, kendilerinin kapitalist Batılı
bağlara sahip olmadığını ve yeni kurdukları sosyalist devlette geçmişle
bağların daha net bir biçimde koparılabildiğini belirtir (Cooke, 1995,
s. 196). Corbusier Sovyetler’le bazı ortak çalışmalar da
gerçekleştirir. Onun, merkezde iş alanlarının, yüksek konut bloklarının,
çevresinde ise sanayi alanlarının yer almasını öngördüğü, tarihsel merkezi kent
kurgusunu modern alanlama anlayışına göre radikal biçimde yeniden organize
ettiği “Üç Milyonluk Kent”, “Işıldayan Kent” vb. kentsel tasarıları,
Ginzburg’un dezurbanist, lineer kent yaklaşımı ile örgütlenme bazında uyuşmaz,
ancak onunla kolektif yaşam mekanlarını çoğaltma ve aynı Modernist dili konuşma
anlamında benzeşir (Çelik, 1978, s. 27-28). Corbusier’nin ayrıca Zürich ve
Cenevre’de gerçekleştirdiği apartman projeleri, “La Ville Radieuse” yerleşimi ve 40’ların sonlarında tasarladığı, 23 tipte 37 birimli, çarşı,
yemek salonu, çamaşırhane, kreş, yüzme havuzu, spor salonu gibi kolektif
mekanları bulunan “Marsilya Toplu Konut Bloğu” projesi, sözü edilen Sovyet
komünal yaşantısıyla benzerlikler taşıyan önemli çalışmalarındandır (Bilgin,
1994,
s. 115-116; Çelik, 1978, s. 26-27). Ancak bu çalışmalarda
konut birimlerinin hala aile merkezli olduğu anımsatılmalıdır.

Ford’un River Rouge genel yerleşke planı.
Lineer kent kurgusu ve gelişen Sovyet sanayi kentleri
bağlamında, araştırmacı, kuramcı Miliutin’in çalışmalarının da ayrıca
irdelenmesi gerekir. Aslında Konstrüktivistler’in lineer kent yaklaşımını
destekleyen Miliutin, zaman içinde kendi planlama ilkelerini geliştirir. Bu
ilkeler:
1. Üretim bölgelerinin birbirleriyle ve temel ulaşım aksları
ile rasyonel biçimde bağlanması; 2. Konut alanlarının üretim alanlarına paralel
biçimde yerleştirilmesi, yeşil bir bant içine alınması;
3. Demiryolunun üretimin arkasından, karayolunun ise üretim
ve konut alanlarının arasından geçmesi; 4. Tarım alanlarının konut alanlarının
dış çeperlerinde konumlandırılması; 5. Eğitim birimlerinin üretime yakın
alanlarda bulunması; 6. Dispanserlerin konutların yakınında, hastanelerin ise
yerleşimin dış sınırlarında yer alması; 7. Öğrenci yurtlarının eğitim
birimlerine ve sosyal birimlere yakın mesafeden bağlanması;
8. Tüm sosyal, komünal mekanların üretim ve konut alanlarına
yakın noktada bulunması; 9. Üretim alanlarındaki ambarların demiryollarına
yakın olması; 10. Tüm sağlıksız konutların yıkılması, şeklinde özetlenebilir.
Miliutin, sözkonusu ilkeler çerçevesinde sanayi kentinin nihai alanlarını da
altıya ayırır. Bunlar; demiryolu, üretim, yeşil doku, yaşama (konut)+konuta
dönük sosyal mekanlar, açık spor ve ekili tarım alanlarıdır (Miliutin, 1974, s.
64-66).

1935 tarihli Moskova Planı.

Karabük Demir Çelik İşletmeleri Yerleşkesi.
Batılı modern kentleşme yaklaşımını Sovyetler’e özgü komünal
düzen anlayışı ile harmanlayan Miliutin, fikirlerini, 1930 tarihinde çıkardığı
Sotsgorod isimli kitabıyla somutlaştırır. Bu kitapta, Magnitogorsk, Stalingrad
ve Nijninovgorod kentleri için geliştirdiği incelemeleri ve önerileri sunar.
Sovyetler’in çelik sanayii merkezi olması planlanan Magnitogorsk (sözcük anlamı
Manyetik Dağ) kenti (Miliutin, 1974,
s. 23) için açılan yarışmaya sunulan projeler, Miliutin’e
göre gereksinimleri tam olarak karşılayamaz. Stroikom grubunun (Ginzburg’un)
önerisi bile, olumlu olmakla birlikte bazı zaaflar taşır. Miliutin’in
Magnitogorsk önerisi ise, altı temel kentsel alanı tümüyle lineer bir
organizasyon çerçevesinde ele alır. Bu anlamda, demiryolu hattıyla Ural Gölü
arasında kalan bölümde sırasıyla, üretim, yeşil doku, konut ve park alanları
paralel şeritler halinde konumlanır. Konut ve üretim alanları arasında
karayolu, üretim ve konut alanlarına yakın bir noktada ise sosyal, komünal
mekanlar bulunur. Böylesi bir organizasyonla, Miliutin’in ifadesi ile,
işçilerin fabrikalara yürüme mesafesi kısalır, konut bloklarından sadece göl ve
yeşil alanlar görünür, hakim rüzgar fabrika dumanını konutlardan uzağa taşır ve
komünal mekanlara her noktadan rahatlıkla ulaşılır.
Ancak sonuç itibariyle Magnitogorsk kentinin oluşumunda,
yarışmaya katılan hiçbir öneri dikkate alınmaz, çünkü yarışma iptal edilir ve
kent E. May tarafından planlanır. May rasyonel bir planlama çerçevesinde konut
bloklarını sıralı düzen içinde yerleştirir, ama bu tasarım Sovyet yönetimi
tarafından fazlasıyla monoton bulunur ve May ülkeyi terk etmek zorunda kalır.
Kent zaman içinde ulaşım sistemini oturtur, Ural Nehri’nin bir yakasındaki
konut alanlarından diğer yakasındaki fabrikalara ulaşım köprülerden işleyen
hızlı trenlerle sağlanır. Güvenlik nedeniyle 1937-89 yılları arasında
yabancılara kapalı tutulan Magnitogorsk’un bugün bile özgünlüğünü koruduğu söylenebilir.
Bu arada Miliutin Sotsgorod’ta, Stalingrad Traktör,
Nijninovgorod Otomobil Yerleşkeleri üzerinde de yoğunlaşır ve Nijninovgorod
hakkında ciddi eleştiriler kaleme alır. Amerika’da Ford mühendislerinin
gözetiminde oluşturulan ve Ford’a ait River Rouge Plant Otomobil Yerleşkesi ile
benzerlikler taşıyan Nijninovgorod planının çok sayıda paralel hatlı
organizasyonundan rahatsız olur ve kendi önerisi ile sorunların giderildiğini
belirtir. Ona göre, planlamadan çok satışla ilgilenen (!) ve seri üretimin
temelini oluşturan montaj hattını geliştirerek ismiyle anılır hale getiren
Ford’un kendisi bile montaj hattını baz alan lineer kurguyu yerleşkelere tam
olarak aktaramaz. Gerçekten de, Amerika’daki Ford yerleşkeleri Miliutin ve
diğerlerinin önerdiği düzeyde bir radikallik içermez (Biggs, 1996; Miliutin,
1974, s. 23-24, 68-73, 87-101). Burada Miliutin ile ilgili son olarak onun,
kent ya da yerleşke planlarında konut ölçeğinde Ginzburg’a göndermeler yaptığı
ve hem lineer konut blokları hem de onları yer yer kesintiye uğratan komünal
merkezler için çeşitli alternatifler geliştirdiği söylenebilir (Miliutin, 1974,
s. 23-24, 68-73, 87-101).
Miliutin’in vurguladığı örnekler dışında Sovyet sanayi
kentlerine, yerleşkelerine genel anlamda bakıldığında da bu alandaki
çalışmaların Çarlık döneminde başladığı, devrimin ilk yıllarında sürdüğü, ancak
özellikle devrimin kökleşmeye başladığı ve NEP ile 1,5 Yıllık Plan’ın
uygulamaya konulduğu süreçte hızlandığı söylenebilir. Bu anlamda, yukarıda
vurgulanan Şçusev, Markovnikov ve Melnikov gibi mimarların elinden çıkan öncül
çalışmaların, Burnaev Kimya Yerleşkesi (1915), Kırım Koktebel’deki Çimento
Yerleşkesi ve Semionov’un projelendirdiği Riga Yerleşkesi gibi ilk sanayi
yerleşimlerinin ardından asıl büyük atılımlar 25’lerden sonra ve 30’lu yıllarda
gerçekleştirilir. Avrupa ve Amerika’ya oranla sanayileşmeyle çok daha geç
tanışan Sovyet Rusya’da yeni devlet ülkeyi çeşitli ekonomik alanlara ayırır ve
bu alanlarda çok sayıda yeni sanayi yerleşimi yaratır. Urallar, Sibirya ve Kazakistan
bölgelerinde hammaddelere, madenlere yakın noktalarda çok sayıda yeni kent ve
yerleşke kurulur. Sözü edilen kentlerin başlıcaları, Miliutin ve Ginzburg’un
üzerinde çalıştığı Magnitogorsk, Nijninovgorod, Stalingrad dışında Omsk, Minsk,
Vladivostok, Novosibirsk, Novopolotsk, Ordjonikidze, Volgograd, Naberejnye
Çelny, Buhara, Nurek ve Irkutsk vb. olmaktadır (Köhler, 1979; Miliutin, 1990,
s. 212-214). Tüm bu yeni sanayi kentlerinde dönemin iki temel planlama
yaklaşımı, başka bir deyişle “Bahçe Şehir” geleneğinden gelen, merkezleri alt
merkezlerle hafifletmeyi hedefleyen uydu kent yaklaşımı ile
Konstrüktivistler’in, Miliutin’in savunduğu radikal, homojenleştirici lineer
kent anlayışı kendi uygulama alanlarını yaratır (Parkins, 1953, s. 21).
Sosyalizmin ruhuna uygun olanın lineer kent anlayışı olduğunu vurgulayan
Konstrüktivistler’in fikirleri ilk yıllarda etkili olur ancak 30’ların başında
bir parti kongresinde acil gereksinimlerin bulunduğu bir ortamda “lüks” olarak
değerlendirilen bu fikirler gündemden düşürülür; zamanla merkezi, alt merkezli
kentsel açılımlar ağırlık kazanır (Cooke, 1995, s. 197).

Sovyet öncülüğünde kurulan Sümerbank Kayseri Pamuklu
Sanayi İşletmesi Yerleşkesi; solda: vaziyet planı, sağda: kazan dairesi (Ö.
Arıtan Arşivi).
Tüm bu sanayi kentlerinin ardından, son olarak da başkent
Moskova’nın 1935’lerde kabul edilen yeni planına değinilmelidir. Yeni Moskova
Planı, varolan merkezden dairesel olarak yayılan yeni yerleşim alanları öngören
merkezi bir örgütlenme içinde gelişir. Plan, kentin nüfusunun
sınırlandırılması; yeni konut/yerleşim alanları yaratılması; dairesel ulaşım
sisteminin güçlendirilmesi; sanayi, demiryolu, suyolu ulaşımı, yeşil doku ve
sosyal/komünal mekan alanlarının rasyonel alanlama eğilimine uygun biçimde
organizasyonu; yeni komşuluk ünitelerinin yapılması; kişi başına konut
metrekaresinin arttırılması; kent çeperlerinde yeni alt merkezler
oluşturulması; yeşil alanların çoğaltılması; Moskova Nehri’ni büyük göllere
bağlayan bir kanal inşa edilmesi; altyapı çalışmalarının hızlandırılması ve tüm
bu işlerin iki aşamada, 10 yıl içinde gerçekleştirilmesi konularını karara
bağlar (Parkins, 1953, s. 37-41). Bu büyük sosyalist plan, dönemin koşulları
içinde mümkün olabildiği ölçüde gerçekleştirilir. Ayrıca planın temel içeriği,
farklı ölçeklerde olsa da diğer sanayi kentlerinde, yerleşimlerinde de
uygulamaya sokulur.

Sovyet desteğiyle kurulan bir başka Sümerbank Yerleşkesi:
Nazilli Basma Sanayi İşletmesi Yerleşkesi; solda: vaziyet planı, sağda: ana
giriş (Ö. Arıtan Arşivi).
Sonuç
Anlaşılacağı üzere, oldukça geniş bir açılım sergileyen
Sovyet sanayi yerleşimleri/yerleşkeleri modernleşme olgusu çerçevesinde önemli
veriler iletir görünür. Modernleşmeye özgü akılcı, rasyonel yaklaşım,
Ginzburg’un kurduğu makine-sanayi yapısı-konut mekanı analojisi; bu analojinin
yansımalarını sunan Narkomfin konutları; Corbusier ile kurulan yakın ilişkiler;
Miliutin’in işlev bazlı kentsel alanlamaya yeni bir boyut kazandıran “altı
temel bölge” anlayışı; yeni sanayi yerleşimlerinin sözü edilen alanlama
anlayışı içinde geliştirilmesi ve biçimsel anlamda çoğunlukla rasyonel
geometrilerin benimsenmesi ile somutluk kazanır. Gelecekçilik, ilerlemecilik ve
evrensellik gibi temel modernleşme değerleri ise, ele alınan Sovyet
uygulamalarının tümünde başattır. Bu anlamda devrimci düzende geliştirilen her
tür öneri yeni sosyalist Sovyet insanının gereksinimlerini ve gelecekte
içselleştirilmesi planlanan komünal yaşamın gereklerini karşılamaya yöneliktir.
Öte yandan Sovyet uygulamaları, özel mülkiyetin reddi, artı
değerin eşit/yaygın kullanımı, sınıfsız toplum ideali, işçi merkezlilik, işçi
adına devlet yönetimi, devletin tartışmasız belirleyiciliği şeklinde
özetlenebilen ve sosyalist modernleşmeyi tanımlayan temel kriterleri de
bütünüyle gerçekler. Sovyetler’de varolan özel mülkiyetli konutlar
devletleştirilerek işçilere dağıtılır, yukarıda açılımları verilen yeni sanayi
yerleşimlerinin konutları da büyük ölçüde mülkiyeti devlete ait kira konutları
olmaktadır. Lineer kent önerilerinde ve diğer kentsel yaklaşımlarda “komünal
merkez”
adı verilen ünitelerle tüm çalışanların sosyal, kültürel,
eğitimsel, sağlık odaklı gereksinimlerinin ücret alınmadan etkin biçimde
karşılanıyor olması, artı değerin eşit paylaşımı ve sınıfsızlık ideali
bağlamında anlamlı veriler iletir. İşçi merkezlilik ise zaten irdelenen
örneklerin tümünde asaldır, ancak yapıların/yerleşimlerin mülkiyeti hemen hemen
tümüyle devlete aittir ve her aşamada sınırları çizen tek güç devlettir.
Sovyet sanayi yerleşimlerinin/ yerleşkelerinin Cumhuriyet’in
geliştirdiği Devlet Yerleşkeleri’yle de ciddi bağlar içerdiği gözlenir. İlk
Devlet Yerleşkeleri’nin bir bölümünü (özellikle ilk Sümerbank Yerleşkeleri’nin
bazılarını) kuranların Sovyetler olduğu ve bu yerleşkelerin kurulması
aşamasında Sovyetler’den bilgi, teknik eleman, kredi transferi yapıldığı
bilinen bir gerçektir. Ancak böylesi bir doğrudan ilişkinin ötesinde daha genel
anlamda, ulusal kalkınmanın çekirdeğini oluşturma; sanayileşme hamlesinin
çalışanları baz alan ürünleri olma; devlet merkezli, mülkiyetli sanayileşmeyi
yansıtma; lineer örgütlenmeyi, kentsel alanlama mantığını belirli bir ölçüde
kullanma; çeşitli sosyal/kültürel mekanlarla kiralık konut alanları içerme;
kolektif üretim ve paylaşımı esas alma ve kendi kendine yeterli yapılanmalar
haline gelme bağlamında da Cumhuriyet Yerleşkeleri’nin Sovyet örnekleriyle
ciddi benzerlikler taşıdığı söylenebilir. Ölçek, büyüklük ve karmaşıklık
açısından çok daha küçük olma; tam bir dezurbanizmi benimsememe; lineerliği
kentin merkezini dağıtmaktan çok geometrik bir yerleşim anlayışı olarak ele
alma; komünal değil hala aile merkezli konutlara sahip olma ve kolektivizmi
görece pasif bir biçimde vurgulama gibi konularda ise Devlet Yerleşkeleri
Sovyet öncüllerinden ayrışır. Bu bağlamda Batılı sanayi yerleşkelerinden de
gelen etkilere ve Cumhuriyet’in resmi söyleminde yer alan “Batılılaşma”
vurgusuna karşın, devlete ait sanayi yerleşkelerinin, en etkin ilişkiyi komşu
devlet sosyalist Sovyetler’deki uygulamalarla geliştirmiş olduğu
vurgulanabilir. Saptanan bazı ayrışmalara karşın varolan güçlü benzerlikler,
altı çizilen etkin, yakın ilişkinin kanıtıdır.
Bugünün dünyasında erken dönem sanayi kentleri bağlamında
ciddi bir endüstriyel miras ortaya koyan öncül Sovyet sanayi yerleşimlerinin ve
Cumhuriyet’in Devlet Yerleşkeleri’nin günümüz mimarlığı adına da çeşitli
ipuçları ilettiği yinelenmelidir. Özellikle Devlet Yerleşkeleri’nin, hem
sonradan geliştirilen Türk sanayi mekanları için örnek oluşturması hem de
belirli bir oranda özel mülkiyetçi Batılı kapitalist, ağırlıklı olarak da
dayanışmacı, devletçi sosyalist modelden izler taşıyan melez bir yapı ortaya
koyması, onların bugünün özgürlükçü, eşitlikçi, yaratıcı ve esnek mekanlarını
yaratmaya dönük dersler çıkarma anlamında da oldukça elverişli bir potansiyel
sunduğunu gösterir. n Yard.Doç.Dr. Özlem Arıtan, Dokuz Eylül Üniversitesi
Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü.
Bu yazı, yazar tarafından 2004 yılında tamamlanan
“Kapitalist / Sosyalist Modernleşme Modellerinin Erken Cumhuriyet Dönemi
Mimarlığının Biçimlenişine Etkileri - Sümerbank KİT Yerleşkeleri Üzerinden Yeni
Bir Anlamlandırma Denemesi” başlıklı doktora tez çalışmasından yararlanılarak
ortaya çıkarılmıştır.
* Rusça yer ve kişi adlarının yazımı üzerine not: Latin
alfabesiyle yerleşik ve genel kabul görmüş bir yazımı olmayan tüm yer ve kişi
adları Türkçeleştirilerek yazılmıştır. Örneğin, El Lissitzky yazımı aynen
kullanılmış, ancak Dokuchaev yerine Dokuçaev yazımı yeğlenmiştir.