Bir
Formun Soykütüğü Araştırması İstanbul Boğazı: Biçimsel Bir Okuma
Bu metin, İstanbul Boğazı’nın bugün sahip olduğu formun
nasıl meydana geldiği ve bunun anlamının ne olabileceği üzerine bir hikaye
anlatma çalışması. Ancak, burada varılmak istenen nokta Boğaz’ın formunun
anlattıklarının ötesinde. Deleuze ve Guattari’nin “coğrafi felsefe” düşüncesi
ve Cache’ın biçimsel analiz yöntemini oluşturan kavramlardan “oluş, mekan,
özne, hareket, makine, vektör, düzlem ve sürekli yenilenme” bu soykütük araştırmasına
rehber olacak kavramlar.

İdeal bir andan sabitlenmiş olarak, uzaydan İstanbul Boğazı.
Senem Kaymaz Koca n “Günümüzden 200 milyon yıl önce,
jeolojik zamanlar dediğimiz evrede, birleşik durumda olan kıtalar yavaş yavaş
birbirlerinden ayrılmışlardır. Fay hatları üzerinde meydana gelen bu değişim
aslında bugün de devam etmektedir. (...) Şiddetli Buzul çağının sonlarına
doğru, günümüzden yaklaşık 120 yüzyıl önce, yerküre ısınmaya başladı. Kuzey
Yarıküre’yi kaplamış olan geniş buzul kütleleri erimeye, okyanuslar ve
denizlerdeki su seviyesi yükselmeye başladı. Günümüzden yaklaşık 70 yüzyıl
önce, Akdeniz’in suları yükselerek, Ege, Marmara ve İstanbul Boğazı’nı
doldurdu. İstanbul Boğazı, oluşumu açısından, jeolojik bir fay çöküntüsüdür.
Fay çöküntüsü ile oluşan vadi deniz sularında meydana gelen yükselme ile
birlikte su ile dolarak Karadeniz’le Marmara Denizlerini birleştiren İstanbul
boğazını oluşturmuştur.”1
Son yıllarda yapılan “yer” araştırmalarının içinde Deleuze
ve Guattari’nin çalışmaları alternatif bir yaklaşım oluşturmasıyla dikkat
çeker.
İki düşünürün “Coğrafi Felsefe” (Geo-Philosophy) olarak
geliştirdikleri düşünce, “yer”in kendini nasıl ifade edebileceği ve yaşam
felsefesinin ne olabileceği hakkındaki sorulara yanıt ararken, tarihsel ve
sosyal kavramlarla ve bu kavramların ilişkide olduğu başka kavramlarla
ilgilenir. Yerin kavramlarla kurduğu bu güçlü ilişki, Deleuze’ün eski
yazılarından biri olan “Çöl Ada”da
(The Desert Island) anlatılmaktadır. Bir hayal tarlasında
bulunan çöl ada, coğrafi birşeyi ifade etmekten çok, kavramsal birşeyi,
sembolik bir “yer”i anlatmaktadır. Bu yerde, kavramlar hareket ederler ve
hareket ettikçe kendilerini yeniden anlamlandırırlar. “Çöl Ada”, seçilmiş
erdemlerle yaratılmış hayali bir adadır; algılarla kurduğu ilişkiden hareketle
“yer”i imgeler (Conley, 2005, s. 207-219).
“Coğrafi Felsefe” düşüncesi Deleuze’ün bir öğrencisi olan
Bernard Cache için mekansal bir okuma yöntemi oluşturma konusunda temel teşkil
eder. Cache, biçimsel analizin önem kazandığı, diğerlerinden farklı bir
mekansal okuma yöntemi ortaya atar. Başka bir ifadeyle, Deleuze’ün “yer”
üzerine kurduğu düşüncelerden hareketle Cache, mimarlık ve sanat üzerine
yapılan okumaların geometrik kavramları doğrudan anlattıklarının ötesinde
değerlendiren ve yeniden biçimlendirmeyi öneren bir analiz yöntemine dikkat
çeker. Formu, günümüze kadarki oluşumunu etkileyen kararlar üzerinden
irdelerken, onu topolojinin bir parçası olarak ele alır. Dahası, formu
oluşturan her çizgi/yüzey, bir geometri oluşturmuş olmasından öte hareketlidir.
Her ne kadar, Cache’ın form analiz yöntemi biçimsel bir bakış açısıyla
algılamayı önerse de, yöntem olarak her formun soykütüğünü anlamayı gerektirir.
Bu özelliği ile analiz yöntemi, okuma boyunca form hakkında bir kaygı duymaz.
Form, analizin sonunda ortaya çıkar.
Deleuze ve Guattari’nin mekan hakkındaki düşünceleri ve
Cache’ın form analizi üzerine kurulan bu çalışma, İstanbul Boğazı’nın
formasyonuna dair bir okumadır. Başka bir deyişle, İstanbul Boğazı’nın bugün
sahip olduğu formun nasıl meydana geldiği ve Boğaz’ın bugünkü formunu almasının
anlamının ne olabileceği üzerine bir hikaye anlatma çalışmasıdır. Bu anlamda,
Boğaz’a dair veriler bu anlamı bulup çıkarmak için bir başlangıç noktası olup,
varılmak istenen nokta Boğaz’ın formunun anlattıklarının ötesindedir. Deleuze
ve Guattari’nin “Coğrafi Felsefe” düşüncesi ve Cache’ın biçimsel analiz
yöntemini oluşturan kavramlardan “oluş, mekan, özne, hareket, makine, vektör,
düzlem ve sürekli yenilenme (genesis eternal)” bu soykütük araştırmasına rehber
olacak kavramlardır.
Oluş, mekan, özne, hareket, makine, vektör, düzlem, sürekli
yenilenme
Oluş:
Olmuş değil, oluş halinde...
İstanbul Boğazı.
Deleuze ve Guattari’nin çevre okumalarında önemli bir kavram
olan “oluş” (becoming), Goodchild (2005, s. 338) tarafından “başka bir çokluk
tarafından yersiz-yurtsuzlaştırıldığı zaman bir çokluğun geçirdiği, öznesiz ya
da hedefsiz bir süreç; oluşumu ve işlevi tanılayan bir üretim” olarak
tanımlanır. Bu anlamda, İstanbul Boğazı, karşılıklı iki kara parçasının arasından
geçen denizin iki uçta açık denizlere bağlandığı, sürekli değişen ve her
seferinde başka birşey olan/olmak zorunda olan sonsuz bir oluş olarak
görülebilir. Dahası, üzerinde bir potansiyel/virtüel (virtuality) depolayan
hareketli katmanların sahası olarak İstanbul Boğazı, devingen ve sürekli
yeni/başka bir oluş olan bir akıştır. Boğaz’daki bu sürekli yenilik/başkalık,
virtüel olanın açığa çıkması esnasında zorunludur. Başka bir deyişle, virtüelin
açığa çıkması/fiile geçmesi/aktüalize olması sürekli bir farklılığı zorunlu
kılar. Boğaz’ın, sonsuz yinelenerek her seferinde kendini yeniden
üretmesi/ortaya çıkarması onun fraktalleşme2 özelliğini vurgular.
Öte yandan, sürekli değişkenlik göstermesi/sonsuz kez
yinelenmesi, kendisini temsil edilmekten çıkarır ve farklılaşarak ortaya
çıkmasını sağlar.
Mekan:
Göçebenin mekanı,
Kaygan mekan,
İşaretli olmayan bir mekan, Deleuze’ün yumuşak mekanı
(smooth space),
Hareketlerin devamlı değiştiği, fragmantal ve sonsuz bir
mekan.
Deniz.
20. yüzyılın analitik düşünme özelliğini sorgulayan Deleuze
ve Guattari farklı bir mekan anlayışı ortaya koyarlar. Bu anlayış içerisinde
zaman ve mekan, homojen anlayışları reddederek heterojen kalıplar aracılığıyla
tanımlanır. Ortaya çıkan mekan, “formatlanmış/çizgili mekan”ın (striated space)
karşısında duran “yumuşak mekan”dır (smooth space). Gerçekliğin algılanışının
farklı olduğu yumuşak mekan, “çokluk düşüncesi” üzerine kuruludur. Bu “çokluk
düşüncesi”/”çokluk-çeşitlilik olarak düşünce” çok çeşitli yönlere uzayabilir,
çeşitli ilişkilerle kesişebilir ve her zaman yeni bir mekan tanımlayabilir
türden bir düşüncedir (Arsic, 2005, s. 126-143). Bu anlayış içinde, içkin3 bir
tavırla ele alınan mekan, hareket eden ve parçalı bir kavram gibi ele alınır.
Mekan, titreşimler/ritimler/nakarat/tarife içerir. Titreşim, mekanı meydana
getiren bileşenlerin periyodik tekrarları ile oluşur. Zira Deleuze, dünyanın da
bir rezonansı olduğunu ve mekanın bu şekilde ele alınmasının onun anlaşılmasını
kolaylaştıracağını ifade etmiştir. Başka bir ifadeyle, Deleuze’ün çoğulcu
mekanı, kendisi de çoğulcu olan bir dünyanın içindedir (Dewsbury ve Thrift,
2005,
s. 89-108). Dahası, Deleuze’ün yumuşak mekanı,
yersizyurtsuzlaşmayı (deterritorialisation) içinde taşır.
Bu anlamda İstanbul Boğazı’nın denizi bir yok-yerdir, her
yerde vardır, kopyadır ve yersizyurtsuzdur. Bir nakaratı (refrain) vardır,
nakaratı ile tekrarlanarak yerliyurtlu olabilir ve yeniden
yersizyurtsuzlaşabilir. Dahası, mekandaki/denizdeki her nokta
titreşimlidir/dalgalıdır. Titreşim/dalga, mekanın bileşenlerinin periyodik
tekrarlarıyla oluşur.
Bir dalga seçip gözümüzle onu takip etmeye çalışsak da,
dalganın hızı ve akışı içerisinde bir zaman sonra onu kaybederiz. Çünkü
dalganın bir orijini yoktur, yönsüzdür. O anda çekilmiş fotoğrafı ne ise, dalga
odur. Diğer taraftan, denizdeki her dalga ya da Boğaz’daki her pratik, genetik
yapıları aynı olsa da birbirinden farklıdır, fakat birbirinin tekrarıdır. Her
tekrar farklılıkla sonuçlanır, sözkonusu kaygan mekanda bu bir zorunluluktur.
Dalganın hareketi/formu ne tamamlanır ne de eksik kalır, çünkü form sürekli
oluş halindedir, dolayısıyla sonsuz değişkenlik gösterebilir. Dahası, dalganın
hareketi/formu önceden tahmin edilemez. Çünkü bir taraftan diğer dalgaların
hareketinden etkilenirken, diğer taraftan onları hareketiyle etkiler.
Bir geminin deniz üzerinde seyretmesi, dalgalanmanın ritmi
için tanınamayan birşeydir ve ritmi/yapıyı bozar. Ancak Boğaz’ın bütününde,
denizde seyreden pek çok gemi vardır ve bu ölçekte ritmik pratik, gemilerin
seyri halini almaktadır.
Özne:
Mekanla ilişkisi yerleşik olmayan, göçebe özne.
Gemiler ve gemidekiler.
Deleuze ve Guattari’nin çalışmalarında
yeniden-kavramsallaştırılan “göçebe özne” (nomadic subject), iradesiz ve
mecburi bir özgürlük içinde mekansal oryantasyonlara katılır. Oysa kendini
tamamen kontrol eden ve zaman-mekanı “norm”larla deneyimleyen, “normatif
özne”nin (normative subject) mekanı, homojen ve düzenli bir boşluktur.

Devingen akış: İstanbul Boğazı’ndan bir görünüm.

Deniz: Yok-yer.

Sürekli değişkenlik gösteren İstanbul Boğazı’ndan bir an.

Dalgalanmanın ritmini bozan bir geminin seyir anı.
Özne/Göçebe, sınırları olmayan, açık uçlu kaygan mekanda
sürekli hareket halindedir, yerleşik değildir. Hareketli özne için mekanı
deneyimleme şekli farklıdır: Bir dalga üzerinde yer alan bir gemi, 1 saniye
sonra aynı dalga üzerinde değildir, başka bir yerdedir, yersizyurtsuzlaşmış ve
yeniden yerliyurtlulaşmıştır. “(...) ‘yersizyurtsuzlaşma’ mutlak, kendi kendini
konumlandıran bir kavramdır, çünkü kendisini, yaratıldığı hareket içinde
yersizyurtsuzlaştırır – kendisine kendi anlamını verir.” (Goodchild, 2005, s.
101).
Benzer şekilde, bir anında geminin herhangi bir yerinde
duran bir gemici 1 saniye sonra aynı yerde değildir, yeri değişmiştir. Dahası,
çapasını atarak gemisini/yerini sabitleyen bir gemici yanılır. Zira gemi, bir
an sonra başka bir mekandadır. Çünkü geminin mekanı deniz yumuşaktır,
akışkandır. Göçebe mekanda her an farklı bir mekan tanımlanır. Dolayısıyla,
zaman ve mekan birbirinden ayrılamaz.
“(...) Şeyler değişmiştir; fakat kişi, değişimin kaynağını
algılayamaz. Göçebelerin işgal ettiği yer-yurt fark edilemez, çünkü göçebe
yersizyurtsuzlaşmanın üzerinde yeniden yer-yurt edinir: Yeryüzü, çöldeki
kumulların sürekli değişmesi gibi, ‘kendisini yersizyurtsuzlaştırır’ (1988, s.
381). Değişim artık temeli oluşturan soykütüğüne, bir tarihe ya da aşkın bir
ilkeye göndermede bulunmaz, çünkü bir kimliği ya da bir yasayı yinelemez. Onun
yerine, değişim, öteki değişimlerle ilişki halinde değişir: Her zaman farklı
olanı yineleyerek, pürüzsüz mekanı bir anafor tavrıyla işgal eden, mutlak,
yoğun bir hızı vardır (1988, s. 381)” (Deleuze ve Guattari’den aktaran
Goodchild, 2005,
s. 274).
Hareket:
Mekanın/Denizin hareketi,
Öznenin/Geminin-Gemidekilerin hareketi.
“Şehir, yarattığı veya onu yaratan ulaşım hareketliliği
üzerinde dikkat çeken bir noktadır. Çıkışlar ve girişlerle tanımlanır. Bir
şeyin girmesi ve çıkması gerekir. Yoğun bir frekansı zorunlu kılar. Beşeri veya
canlı, cansız, maddenin kutuplaşmasını meydana getirir ve oluşturduğu akımların
burada veya orada yatay çizgiler üzerinden geçmesini sağlar.” (Deleuze ve
Guattari, 1993, s. 60).
Boğaz, çeşitli genişlikte ve derinlikte çok sayıda kıvrımdan
oluşur. Boğaz suyunun yüzeyinde ve suyun altında farklı kuvvette ve doğrultuda
gezinen çok sayıda akıntı, mekanın hareketinin bir parçasıdır. Gemiler,
akıntılardan ve Boğaz’ın kıvrımlarından dolayı çok kereler dümen kırmak
zorundadır, rotalarını her seferinde kaygan mekanda çizgi çizecek şekilde
değiştirir. Gemiler, denizde/mekanda iki türlü hareket eder: 1. Şehir hatları
yolcu vapurları, yolcu motorları, amatör teknelerin iki kıyı arasında
karşılıklı gidip gelmelerinden oluşan kısa zamanlı hareket; 2. Uluslararası
yolcu-yük taşımacılığı yapan gemilerin açık denizler arasında yaptıkları uzun
zamanlı hareket. Bu iki hareket zıt yönlüdür ve yumuşak mekan, zıt yönlü bu iki
çizgi ile çizilir. Dolayısıyla göçebe, mekanını içinde çizgi barındıran kaygan
bir mekana dönüştürür.
Boğaz’ın pratikleri, Boğaz’da izler bırakır. Pratiklerin
zaman aralıkları değişkendir. Zaman/an, Boğaz’da çokluğu/çoğulluğu kurandır.
Çünkü hareket, zaman/an içinde doğar.
Makina:
Boğaz’ın işleyişi.
Deleuze’ün çevre okumalarında başat kavramlardan biri olan
makine (machine), işleyen ve üreten parçaların toplamıdır (Goodchild, 2005, s.
337). Boğaz’da herşey bir makinedir, bir makine gibi işler. Boğaz-makine,
merkezi bir özne olmaksızın formülsüz olarak işler. Özne ve nesne ile
ilişkilidir, fakat onlarla bütünlük kurmaz; sabit bir düzeni yoktur, kodlanamaz.
Her noktası, diğer noktalarla ilişkilidir. Boğaz, içiçe geçmiş makineler
silsilesidir.
Boğaz-makine, tekrar ile varolur. Makineyi oluşturan her
parça tekrar eder ve her tekrar bir varyasyonla sonuçlanır. Makinenin ve
parçalarının bir tarihi vardır; makinedeki her dalga/kavram hareketlidir ve
geçmişteki başka dalgalarla/kavramlarla ilişkilidir. O an da dahil olmak üzere
sürekli olarak birşeyler toplar, biriktirir, kendini yeniden anlamlandırır.
Tekrar eder ve kaçınılmaz olarak çeşitlenir. Ne olursa olsun zaman geçer ve
makine işler.
Vektör:
Jeolojik hareketler (sismik hareketler: yer kabuğundaki
çökmeler, yükselmeler...),
Coğrafi koşullar (Boğaz’daki akıntılar, akarsuların
hareketleri...),
Meteorolojik olaylar (sis, kar, yağmur, rüzgar...),
Doğa olayları (gelgit, güneş tutulması, ay tutulması...),
Mimari olaylar (kıyıdaki binalar, asma köprüler...),
Metropol, Savaşlar, fetihler, yasalar, yönetmelikler,
politika, kültürler, dinler, diller, ırklar...
Vektörler, bir anlam/form oluşturacak şekilde Boğaz’da
birikirler; Boğaz’ın yüzeyine etkiyerek yüzeye kaydolurlar.
Bu vektöryel dönüşüm esnasında, sürekli olarak yeni bir
düşünce/pratik üretilir ve bu üretim Boğaz’ın oluşumunu etkiler. Bunun
sonucunda bir soykütük (genealogy) ortaya çıkar, Boğaz oluşur ve oluşumu sürer.
Düzlem:
İçkinlik düzlemi4, İstanbul Boğazı.
“İçkinlik düzlemi, düşünülen ya da düşünülebilen bir kavram
değildir, daha çok düşüncenin imgesidir; (...) düşüncenin kendisine verdiği
imgedir (1994, s. 29).” (Deleuze ve Guattari’den aktaran Goodchild, 2005, s.
84). Bu anlamda Boğaz yoğun yapısıyla Deleuze’ün içkinlik düzlemine karşılık
gelir. Boğaz, çok katmanlı, kendi pratikleri içerisinde işleyen, sürekli başka
bir yer olan bir düzlemdir/içkinlik düzlemidir (plane of immanence). Lambert’a
göre (2005, s. 220-239) içkinlik düzlemini oluşturan ve kara deliklere
benzetilen katmanlar, kapma ve yakalama hareketi yaparak ürettikleri yer
moleküllerine şekil verirler. Başka bir deyişle, yerden “şey”leri toplarlar ve
topladıklarını kodlarlar. Ortaya çıkan şekil, katmanlar tarafından biriktirilen
herşeyi kendi yoğunluğu içine hapseder. Benzer şekilde, zaman içerisinde
Boğaz’da biriken herşey/vektörler kodlanarak bir “katmanlaşma” (stratification)
oluşturur. Katmanlar, Boğaz’ın formuna bu birikimi hapseder.
Düzlemin/Boğaz’ın içinden çok sayıda pratik/içkin ilişki
(immanent relations) sürekli olarak gelir geçer. Yolcu-yük taşıyan gemiler
geçer, insanlar yüzer, üzerindeki asma köprülerden arabalar geçer, deniz
dalgalıdır, gün doğar, gün batar, mevsim değişir, üzerinde savaşlar olur,
akarsular Boğaz’a dökülür... Düzlemin/Boğaz’ın sınırları esnektir, akışkandır;
dış ilişkilerden ve kavramlardan oluşur; dolayısıyla katı bir biçimi olduğundan
bahsedilemez. Boğaz’ı oluşturan karşılıklı iki kara parçası, bunların
üzerindeki dalgakıranlar, insan yapımı asma köprüler, yumuşak mekanın içinde
birer çizgi oluşturur. Bir başka deyişle, yumuşak mekanın/suyun hareketi,
çizgili mekanın/karanın katılığını bükmüş, eğriltmiş, kıvırmış, bir kıyı
oluşturmuştur. Kıyı, su-kara ikiliğinden/karşıtlığından kurtulmuştur, Boğaz’ın
içkin ilişkileri/pratikleri ile oluşmuştur.
Sürekli yenilenme
Cache (1995, s. 67-71), mimari tasarıma başlamadan önce
“yer”in soykütüğünün ya da soykütüksel niteliklerinin okunarak ortaya çıkartılmasının
gereğini vurgular. Ona göre, bir “yer”e ait veriler coğrafi ölçekten başlanarak
biçimsel bir yolla analiz edilmelidir. Dahası, “yer” ile yapı arasında
korunması gereken süreklilik, kavramsal tasarım yoluyla oluşturulmalıdır. Bunun
için, “yer”de varolanlar ortaya çıkartılıp somut hale çevrilmelidir. Bu yolla,
beden-mekan/geometri arasındaki ilişkilerin önü açılır ki bu mimarlık için bir
başlangıç noktasıdır (Harris, 2005, s. 36-59).
Bu anlatı, değişimlerin içerisinde sürekli yenilenmeye
olanak vermesi için bir sonuca bağlanmaz. n Araş.Gör. Senem Kaymaz Koca,
Bahçeşehir Üniversitesi Mimarlık Fakültesi.
* Bu makale kısmen yazarın YTÜ Mimarlık Fakültesi Mimarlık
Tarihi ve Kuramı Anabilim Dalı’nda yer alan ve Doç.Dr. Bülent Tanju’nun
yürütücülüğünde gerçekleşen “Çağdaş Dünya Mimarlığının Sorunları” isimli yüksek
lisans-doktora dersi için hazırladığı, yayınlanmamış dönem sonu çalışmasına
dayanmaktadır.
Notlar:
1 Bkz.: www.biltek.tubitak.gov.tr.
2 Fraktalleşme (fractalization), Goodchild (2005, s. 336) tarafından
“birdenbire algoritmik olarak kavranabilen bir sürecin sonsuz yinelenmesi;
basit bir sürecin yinelenmesi sayesinde karmaşık bir kendiliğin üretimi” olarak
tanımlanır.
3 İçkin kelimesi, “varlığın içinde bulunan, varlığın
yapısına karışmış olan” (TDK, 1992, s. 678) ifadeleriyle tanımlanır.
4 Goodchild (2005, s. 336), içkinlik düzlemini (plane of
immanence), “tüm şeylerin, onları oluşturan içkin ilişkilere göre kavrandığı
mutlak düzey; düşünce ve varlığın doğasına dair bir varsayım” olarak tanımlar.
Kaynaklar:
Arsic, B. (2005), “Thinking Leaving”, Deleuze and Space, I.
Buchanan, G. Lambert (ed.), Edinburg University Press, Edinburg.
Cache, B. (1995), Earth Moves: The Furnishing of
Territories, çev.: A. Boyman, MIT Press, Cambridge.
Conley, T. (2005), “The Desert Island”, Deleuze and Space,
I. Buchanan, G. Lambert (ed.), Edinburg University Press, Edinburg.
Deleuze, G.; Guattari, F. (1993), Kapitalizm ve Şizofreni 2:
Kapma Aygıtı, çev.: A. Akay, Bağlam Yayınları, İstanbul.
Dewsbury, J.D.; Thrift, N. (2005), “‘Genesis Eternal’ :
After Paul Klee”, Deleuze and Space, I. Buchanan,
G. Lambert (ed.), Edinburg University Press, Edinburg.
Goodchild, P. (2005), Deleuze & Guattari:
Arzu Politikasına Giriş, çev.: Rahmi G. Öğdül, Ayrıntı
Yayınları, İstanbul.
Harris, P.A. (2005), “To See with the Mind and Think through
the Eye: Deleuze, Folding Architecture, and Simon Rodia’s Watts Tower”, Deleuze
and Space, I. Buchanan,
G. Lambert (ed.), Edinburg University Press, Edinburg.
Lambert, G. (2005), “What the Earth Thinks”, Deleuze and
Space, I. Buchanan, Gregg Lambert (ed.), Edinburg University Press, Edinburg.
TDK (1992), Türkçe Sözlük, 1. Cilt, Türk Tarih Kurumu,
Ankara.
www.biltek.tubitak.gov.tr.

Yumuşak mekanda sürekli yer değiştiren ve Boğaz’dan
geçmeyi bekleyen gemiler.

Kaygan mekanda zıt yönlü iki geminin hareketi.

Boğaz’daki vektörler: Kıyı binalar, sis, rüzgar, deniz
trafiği, kara trafiği, hava trafiği...

Boğaz kıyısı, insan yapımı asma köprüler, binalar…