25 Mayıs 2012 Cuma
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Bir Formun Soykütüğü Araştırması İstanbul Boğazı: Biçimsel Bir Okuma

 

Bu metin, İstanbul Boğazı’nın bugün sahip olduğu formun nasıl meydana geldiği ve bunun anlamının ne olabileceği üzerine bir hikaye anlatma çalışması. Ancak, burada varılmak istenen nokta Boğaz’ın formunun anlattıklarının ötesinde. Deleuze ve Guattari’nin “coğrafi felsefe” düşüncesi ve Cache’ın biçimsel analiz yöntemini oluşturan kavramlardan “oluş, mekan, özne, hareket, makine, vektör, düzlem ve sürekli yenilenme” bu soykütük araştırmasına rehber olacak kavramlar.

 

İdeal bir andan sabitlenmiş olarak, uzaydan İstanbul Boğazı.

 

Senem Kaymaz Koca n “Günümüzden 200 milyon yıl önce, jeolojik zamanlar dediğimiz evrede, birleşik durumda olan kıtalar yavaş yavaş birbirlerinden ayrılmışlardır. Fay hatları üzerinde meydana gelen bu değişim aslında bugün de devam etmektedir. (...) Şiddetli Buzul çağının sonlarına doğru, günümüzden yaklaşık 120 yüzyıl önce, yerküre ısınmaya başladı. Kuzey Yarıküre’yi kaplamış olan geniş buzul kütleleri erimeye, okyanuslar ve denizlerdeki su seviyesi yükselmeye başladı. Günümüzden yaklaşık 70 yüzyıl önce, Akdeniz’in suları yükselerek, Ege, Marmara ve İstanbul Boğazı’nı doldurdu. İstanbul Boğazı, oluşumu açısından, jeolojik bir fay çöküntüsüdür. Fay çöküntüsü ile oluşan vadi deniz sularında meydana gelen yükselme ile birlikte su ile dolarak Karadeniz’le Marmara Denizlerini birleştiren İstanbul boğazını oluşturmuştur.”1

 

Son yıllarda yapılan “yer” araştırmalarının içinde Deleuze ve Guattari’nin çalışmaları alternatif bir yaklaşım oluşturmasıyla dikkat çeker.

İki düşünürün “Coğrafi Felsefe” (Geo-Philosophy) olarak geliştirdikleri düşünce, “yer”in kendini nasıl ifade edebileceği ve yaşam felsefesinin ne olabileceği hakkındaki sorulara yanıt ararken, tarihsel ve sosyal kavramlarla ve bu kavramların ilişkide olduğu başka kavramlarla ilgilenir. Yerin kavramlarla kurduğu bu güçlü ilişki, Deleuze’ün eski yazılarından biri olan “Çöl Ada”da

(The Desert Island) anlatılmaktadır. Bir hayal tarlasında bulunan çöl ada, coğrafi birşeyi ifade etmekten çok, kavramsal birşeyi, sembolik bir “yer”i anlatmaktadır. Bu yerde, kavramlar hareket ederler ve hareket ettikçe kendilerini yeniden anlamlandırırlar. “Çöl Ada”, seçilmiş erdemlerle yaratılmış hayali bir adadır; algılarla kurduğu ilişkiden hareketle “yer”i imgeler (Conley, 2005, s. 207-219).

 

“Coğrafi Felsefe” düşüncesi Deleuze’ün bir öğrencisi olan Bernard Cache için mekansal bir okuma yöntemi oluşturma konusunda temel teşkil eder. Cache, biçimsel analizin önem kazandığı, diğerlerinden farklı bir mekansal okuma yöntemi ortaya atar. Başka bir ifadeyle, Deleuze’ün “yer” üzerine kurduğu düşüncelerden hareketle Cache, mimarlık ve sanat üzerine yapılan okumaların geometrik kavramları doğrudan anlattıklarının ötesinde değerlendiren ve yeniden biçimlendirmeyi öneren bir analiz yöntemine dikkat çeker. Formu, günümüze kadarki oluşumunu etkileyen kararlar üzerinden irdelerken, onu topolojinin bir parçası olarak ele alır. Dahası, formu oluşturan her çizgi/yüzey, bir geometri oluşturmuş olmasından öte hareketlidir. Her ne kadar, Cache’ın form analiz yöntemi biçimsel bir bakış açısıyla algılamayı önerse de, yöntem olarak her formun soykütüğünü anlamayı gerektirir. Bu özelliği ile analiz yöntemi, okuma boyunca form hakkında bir kaygı duymaz. Form, analizin sonunda ortaya çıkar.

 

Deleuze ve Guattari’nin mekan hakkındaki düşünceleri ve Cache’ın form analizi üzerine kurulan bu çalışma, İstanbul Boğazı’nın formasyonuna dair bir okumadır. Başka bir deyişle, İstanbul Boğazı’nın bugün sahip olduğu formun nasıl meydana geldiği ve Boğaz’ın bugünkü formunu almasının anlamının ne olabileceği üzerine bir hikaye anlatma çalışmasıdır. Bu anlamda, Boğaz’a dair veriler bu anlamı bulup çıkarmak için bir başlangıç noktası olup, varılmak istenen nokta Boğaz’ın formunun anlattıklarının ötesindedir. Deleuze ve Guattari’nin “Coğrafi Felsefe” düşüncesi ve Cache’ın biçimsel analiz yöntemini oluşturan kavramlardan “oluş, mekan, özne, hareket, makine, vektör, düzlem ve sürekli yenilenme (genesis eternal)” bu soykütük araştırmasına rehber olacak kavramlardır.

 

Oluş, mekan, özne, hareket, makine, vektör, düzlem, sürekli yenilenme

 

Oluş:

Olmuş değil, oluş halinde...

İstanbul Boğazı.

 

Deleuze ve Guattari’nin çevre okumalarında önemli bir kavram olan “oluş” (becoming), Goodchild (2005, s. 338) tarafından “başka bir çokluk tarafından yersiz-yurtsuzlaştırıldığı zaman bir çokluğun geçirdiği, öznesiz ya da hedefsiz bir süreç; oluşumu ve işlevi tanılayan bir üretim” olarak tanımlanır. Bu anlamda, İstanbul Boğazı, karşılıklı iki kara parçasının arasından geçen denizin iki uçta açık denizlere bağlandığı, sürekli değişen ve her seferinde başka birşey olan/olmak zorunda olan sonsuz bir oluş olarak görülebilir. Dahası, üzerinde bir potansiyel/virtüel (virtuality) depolayan hareketli katmanların sahası olarak İstanbul Boğazı, devingen ve sürekli yeni/başka bir oluş olan bir akıştır. Boğaz’daki bu sürekli yenilik/başkalık, virtüel olanın açığa çıkması esnasında zorunludur. Başka bir deyişle, virtüelin açığa çıkması/fiile geçmesi/aktüalize olması sürekli bir farklılığı zorunlu kılar. Boğaz’ın, sonsuz yinelenerek her seferinde kendini yeniden üretmesi/ortaya çıkarması onun fraktalleşme2 özelliğini vurgular.

Öte yandan, sürekli değişkenlik göstermesi/sonsuz kez yinelenmesi, kendisini temsil edilmekten çıkarır ve farklılaşarak ortaya çıkmasını sağlar.

 

Mekan:

Göçebenin mekanı,

Kaygan mekan,

İşaretli olmayan bir mekan, Deleuze’ün yumuşak mekanı (smooth space),

Hareketlerin devamlı değiştiği, fragmantal ve sonsuz bir mekan.

Deniz.

 

20. yüzyılın analitik düşünme özelliğini sorgulayan Deleuze ve Guattari farklı bir mekan anlayışı ortaya koyarlar. Bu anlayış içerisinde zaman ve mekan, homojen anlayışları reddederek heterojen kalıplar aracılığıyla tanımlanır. Ortaya çıkan mekan, “formatlanmış/çizgili mekan”ın (striated space) karşısında duran “yumuşak mekan”dır (smooth space). Gerçekliğin algılanışının farklı olduğu yumuşak mekan, “çokluk düşüncesi” üzerine kuruludur. Bu “çokluk düşüncesi”/”çokluk-çeşitlilik olarak düşünce” çok çeşitli yönlere uzayabilir, çeşitli ilişkilerle kesişebilir ve her zaman yeni bir mekan tanımlayabilir türden bir düşüncedir (Arsic, 2005, s. 126-143). Bu anlayış içinde, içkin3 bir tavırla ele alınan mekan, hareket eden ve parçalı bir kavram gibi ele alınır. Mekan, titreşimler/ritimler/nakarat/tarife içerir. Titreşim, mekanı meydana getiren bileşenlerin periyodik tekrarları ile oluşur. Zira Deleuze, dünyanın da bir rezonansı olduğunu ve mekanın bu şekilde ele alınmasının onun anlaşılmasını kolaylaştıracağını ifade etmiştir. Başka bir ifadeyle, Deleuze’ün çoğulcu mekanı, kendisi de çoğulcu olan bir dünyanın içindedir (Dewsbury ve Thrift, 2005,

s. 89-108). Dahası, Deleuze’ün yumuşak mekanı, yersizyurtsuzlaşmayı (deterritorialisation) içinde taşır.

 

Bu anlamda İstanbul Boğazı’nın denizi bir yok-yerdir, her yerde vardır, kopyadır ve yersizyurtsuzdur. Bir nakaratı (refrain) vardır, nakaratı ile tekrarlanarak yerliyurtlu olabilir ve yeniden yersizyurtsuzlaşabilir. Dahası, mekandaki/denizdeki her nokta titreşimlidir/dalgalıdır. Titreşim/dalga, mekanın bileşenlerinin periyodik tekrarlarıyla oluşur.

 

Bir dalga seçip gözümüzle onu takip etmeye çalışsak da, dalganın hızı ve akışı içerisinde bir zaman sonra onu kaybederiz. Çünkü dalganın bir orijini yoktur, yönsüzdür. O anda çekilmiş fotoğrafı ne ise, dalga odur. Diğer taraftan, denizdeki her dalga ya da Boğaz’daki her pratik, genetik yapıları aynı olsa da birbirinden farklıdır, fakat birbirinin tekrarıdır. Her tekrar farklılıkla sonuçlanır, sözkonusu kaygan mekanda bu bir zorunluluktur. Dalganın hareketi/formu ne tamamlanır ne de eksik kalır, çünkü form sürekli oluş halindedir, dolayısıyla sonsuz değişkenlik gösterebilir. Dahası, dalganın hareketi/formu önceden tahmin edilemez. Çünkü bir taraftan diğer dalgaların hareketinden etkilenirken, diğer taraftan onları hareketiyle etkiler.

 

Bir geminin deniz üzerinde seyretmesi, dalgalanmanın ritmi için tanınamayan birşeydir ve ritmi/yapıyı bozar. Ancak Boğaz’ın bütününde, denizde seyreden pek çok gemi vardır ve bu ölçekte ritmik pratik, gemilerin seyri halini almaktadır.

 

Özne:

Mekanla ilişkisi yerleşik olmayan, göçebe özne.

Gemiler ve gemidekiler.

 

Deleuze ve Guattari’nin çalışmalarında yeniden-kavramsallaştırılan “göçebe özne” (nomadic subject), iradesiz ve mecburi bir özgürlük içinde mekansal oryantasyonlara katılır. Oysa kendini tamamen kontrol eden ve zaman-mekanı “norm”larla deneyimleyen, “normatif özne”nin (normative subject) mekanı, homojen ve düzenli bir boşluktur.

 

 

Devingen akış: İstanbul Boğazı’ndan bir görünüm.

 

Deniz: Yok-yer.

 

Sürekli değişkenlik gösteren İstanbul Boğazı’ndan bir an.

 

Dalgalanmanın ritmini bozan bir geminin seyir anı.

 

Özne/Göçebe, sınırları olmayan, açık uçlu kaygan mekanda sürekli hareket halindedir, yerleşik değildir. Hareketli özne için mekanı deneyimleme şekli farklıdır: Bir dalga üzerinde yer alan bir gemi, 1 saniye sonra aynı dalga üzerinde değildir, başka bir yerdedir, yersizyurtsuzlaşmış ve yeniden yerliyurtlulaşmıştır. “(...) ‘yersizyurtsuzlaşma’ mutlak, kendi kendini konumlandıran bir kavramdır, çünkü kendisini, yaratıldığı hareket içinde yersizyurtsuzlaştırır – kendisine kendi anlamını verir.” (Goodchild, 2005, s. 101).

 

Benzer şekilde, bir anında geminin herhangi bir yerinde duran bir gemici 1 saniye sonra aynı yerde değildir, yeri değişmiştir. Dahası, çapasını atarak gemisini/yerini sabitleyen bir gemici yanılır. Zira gemi, bir an sonra başka bir mekandadır. Çünkü geminin mekanı deniz yumuşaktır, akışkandır. Göçebe mekanda her an farklı bir mekan tanımlanır. Dolayısıyla, zaman ve mekan birbirinden ayrılamaz.

 

“(...) Şeyler değişmiştir; fakat kişi, değişimin kaynağını algılayamaz. Göçebelerin işgal ettiği yer-yurt fark edilemez, çünkü göçebe yersizyurtsuzlaşmanın üzerinde yeniden yer-yurt edinir: Yeryüzü, çöldeki kumulların sürekli değişmesi gibi, ‘kendisini yersizyurtsuzlaştırır’ (1988, s. 381). Değişim artık temeli oluşturan soykütüğüne, bir tarihe ya da aşkın bir ilkeye göndermede bulunmaz, çünkü bir kimliği ya da bir yasayı yinelemez. Onun yerine, değişim, öteki değişimlerle ilişki halinde değişir: Her zaman farklı olanı yineleyerek, pürüzsüz mekanı bir anafor tavrıyla işgal eden, mutlak, yoğun bir hızı vardır (1988, s. 381)” (Deleuze ve Guattari’den aktaran Goodchild, 2005,

s. 274).

 

Hareket:

Mekanın/Denizin hareketi,

Öznenin/Geminin-Gemidekilerin hareketi.

 

“Şehir, yarattığı veya onu yaratan ulaşım hareketliliği üzerinde dikkat çeken bir noktadır. Çıkışlar ve girişlerle tanımlanır. Bir şeyin girmesi ve çıkması gerekir. Yoğun bir frekansı zorunlu kılar. Beşeri veya canlı, cansız, maddenin kutuplaşmasını meydana getirir ve oluşturduğu akımların burada veya orada yatay çizgiler üzerinden geçmesini sağlar.” (Deleuze ve Guattari, 1993, s. 60).

 

Boğaz, çeşitli genişlikte ve derinlikte çok sayıda kıvrımdan oluşur. Boğaz suyunun yüzeyinde ve suyun altında farklı kuvvette ve doğrultuda gezinen çok sayıda akıntı, mekanın hareketinin bir parçasıdır. Gemiler, akıntılardan ve Boğaz’ın kıvrımlarından dolayı çok kereler dümen kırmak zorundadır, rotalarını her seferinde kaygan mekanda çizgi çizecek şekilde değiştirir. Gemiler, denizde/mekanda iki türlü hareket eder: 1. Şehir hatları yolcu vapurları, yolcu motorları, amatör teknelerin iki kıyı arasında karşılıklı gidip gelmelerinden oluşan kısa zamanlı hareket; 2. Uluslararası yolcu-yük taşımacılığı yapan gemilerin açık denizler arasında yaptıkları uzun zamanlı hareket. Bu iki hareket zıt yönlüdür ve yumuşak mekan, zıt yönlü bu iki çizgi ile çizilir. Dolayısıyla göçebe, mekanını içinde çizgi barındıran kaygan bir mekana dönüştürür.

 

Boğaz’ın pratikleri, Boğaz’da izler bırakır. Pratiklerin zaman aralıkları değişkendir. Zaman/an, Boğaz’da çokluğu/çoğulluğu kurandır. Çünkü hareket, zaman/an içinde doğar.

 

Makina:

Boğaz’ın işleyişi.

 

Deleuze’ün çevre okumalarında başat kavramlardan biri olan makine (machine), işleyen ve üreten parçaların toplamıdır (Goodchild, 2005, s. 337). Boğaz’da herşey bir makinedir, bir makine gibi işler. Boğaz-makine, merkezi bir özne olmaksızın formülsüz olarak işler. Özne ve nesne ile ilişkilidir, fakat onlarla bütünlük kurmaz; sabit bir düzeni yoktur, kodlanamaz. Her noktası, diğer noktalarla ilişkilidir. Boğaz, içiçe geçmiş makineler silsilesidir.

 

Boğaz-makine, tekrar ile varolur. Makineyi oluşturan her parça tekrar eder ve her tekrar bir varyasyonla sonuçlanır. Makinenin ve parçalarının bir tarihi vardır; makinedeki her dalga/kavram hareketlidir ve geçmişteki başka dalgalarla/kavramlarla ilişkilidir. O an da dahil olmak üzere sürekli olarak birşeyler toplar, biriktirir, kendini yeniden anlamlandırır. Tekrar eder ve kaçınılmaz olarak çeşitlenir. Ne olursa olsun zaman geçer ve makine işler.

 

Vektör:

Jeolojik hareketler (sismik hareketler: yer kabuğundaki çökmeler, yükselmeler...),

Coğrafi koşullar (Boğaz’daki akıntılar, akarsuların hareketleri...),

Meteorolojik olaylar (sis, kar, yağmur, rüzgar...),

Doğa olayları (gelgit, güneş tutulması, ay tutulması...),

Mimari olaylar (kıyıdaki binalar, asma köprüler...),

Metropol, Savaşlar, fetihler, yasalar, yönetmelikler, politika, kültürler, dinler, diller, ırklar...

 

Vektörler, bir anlam/form oluşturacak şekilde Boğaz’da birikirler; Boğaz’ın yüzeyine etkiyerek yüzeye kaydolurlar.

Bu vektöryel dönüşüm esnasında, sürekli olarak yeni bir düşünce/pratik üretilir ve bu üretim Boğaz’ın oluşumunu etkiler. Bunun sonucunda bir soykütük (genealogy) ortaya çıkar, Boğaz oluşur ve oluşumu sürer.

 

Düzlem:

İçkinlik düzlemi4, İstanbul Boğazı.

 

“İçkinlik düzlemi, düşünülen ya da düşünülebilen bir kavram değildir, daha çok düşüncenin imgesidir; (...) düşüncenin kendisine verdiği imgedir (1994, s. 29).” (Deleuze ve Guattari’den aktaran Goodchild, 2005, s. 84). Bu anlamda Boğaz yoğun yapısıyla Deleuze’ün içkinlik düzlemine karşılık gelir. Boğaz, çok katmanlı, kendi pratikleri içerisinde işleyen, sürekli başka bir yer olan bir düzlemdir/içkinlik düzlemidir (plane of immanence). Lambert’a göre (2005, s. 220-239) içkinlik düzlemini oluşturan ve kara deliklere benzetilen katmanlar, kapma ve yakalama hareketi yaparak ürettikleri yer moleküllerine şekil verirler. Başka bir deyişle, yerden “şey”leri toplarlar ve topladıklarını kodlarlar. Ortaya çıkan şekil, katmanlar tarafından biriktirilen herşeyi kendi yoğunluğu içine hapseder. Benzer şekilde, zaman içerisinde Boğaz’da biriken herşey/vektörler kodlanarak bir “katmanlaşma” (stratification) oluşturur. Katmanlar, Boğaz’ın formuna bu birikimi hapseder.

 

Düzlemin/Boğaz’ın içinden çok sayıda pratik/içkin ilişki (immanent relations) sürekli olarak gelir geçer. Yolcu-yük taşıyan gemiler geçer, insanlar yüzer, üzerindeki asma köprülerden arabalar geçer, deniz dalgalıdır, gün doğar, gün batar, mevsim değişir, üzerinde savaşlar olur, akarsular Boğaz’a dökülür... Düzlemin/Boğaz’ın sınırları esnektir, akışkandır; dış ilişkilerden ve kavramlardan oluşur; dolayısıyla katı bir biçimi olduğundan bahsedilemez. Boğaz’ı oluşturan karşılıklı iki kara parçası, bunların üzerindeki dalgakıranlar, insan yapımı asma köprüler, yumuşak mekanın içinde birer çizgi oluşturur. Bir başka deyişle, yumuşak mekanın/suyun hareketi, çizgili mekanın/karanın katılığını bükmüş, eğriltmiş, kıvırmış, bir kıyı oluşturmuştur. Kıyı, su-kara ikiliğinden/karşıtlığından kurtulmuştur, Boğaz’ın içkin ilişkileri/pratikleri ile oluşmuştur.

 

Sürekli yenilenme

Cache (1995, s. 67-71), mimari tasarıma başlamadan önce “yer”in soykütüğünün ya da soykütüksel niteliklerinin okunarak ortaya çıkartılmasının gereğini vurgular. Ona göre, bir “yer”e ait veriler coğrafi ölçekten başlanarak biçimsel bir yolla analiz edilmelidir. Dahası, “yer” ile yapı arasında korunması gereken süreklilik, kavramsal tasarım yoluyla oluşturulmalıdır. Bunun için, “yer”de varolanlar ortaya çıkartılıp somut hale çevrilmelidir. Bu yolla, beden-mekan/geometri arasındaki ilişkilerin önü açılır ki bu mimarlık için bir başlangıç noktasıdır (Harris, 2005, s. 36-59).

 

Bu anlatı, değişimlerin içerisinde sürekli yenilenmeye olanak vermesi için bir sonuca bağlanmaz. n Araş.Gör. Senem Kaymaz Koca, Bahçeşehir Üniversitesi Mimarlık Fakültesi.

 

* Bu makale kısmen yazarın YTÜ Mimarlık Fakültesi Mimarlık Tarihi ve Kuramı Anabilim Dalı’nda yer alan ve Doç.Dr. Bülent Tanju’nun yürütücülüğünde gerçekleşen “Çağdaş Dünya Mimarlığının Sorunları” isimli yüksek lisans-doktora dersi için hazırladığı, yayınlanmamış dönem sonu çalışmasına dayanmaktadır.

 

Notlar:

1 Bkz.: www.biltek.tubitak.gov.tr.

2 Fraktalleşme (fractalization), Goodchild (2005, s. 336) tarafından “birdenbire algoritmik olarak kavranabilen bir sürecin sonsuz yinelenmesi; basit bir sürecin yinelenmesi sayesinde karmaşık bir kendiliğin üretimi” olarak tanımlanır.

3 İçkin kelimesi, “varlığın içinde bulunan, varlığın yapısına karışmış olan” (TDK, 1992, s. 678) ifadeleriyle tanımlanır.

4 Goodchild (2005, s. 336), içkinlik düzlemini (plane of immanence), “tüm şeylerin, onları oluşturan içkin ilişkilere göre kavrandığı mutlak düzey; düşünce ve varlığın doğasına dair bir varsayım” olarak tanımlar.

 

Kaynaklar:

Arsic, B. (2005), “Thinking Leaving”, Deleuze and Space, I. Buchanan, G. Lambert (ed.), Edinburg University Press, Edinburg.

Cache, B. (1995), Earth Moves: The Furnishing of Territories, çev.: A. Boyman, MIT Press, Cambridge.

Conley, T. (2005), “The Desert Island”, Deleuze and Space, I. Buchanan, G. Lambert (ed.), Edinburg University Press, Edinburg.

Deleuze, G.; Guattari, F. (1993), Kapitalizm ve Şizofreni 2: Kapma Aygıtı, çev.: A. Akay, Bağlam Yayınları, İstanbul.

Dewsbury, J.D.; Thrift, N. (2005), “‘Genesis Eternal’ : After Paul Klee”, Deleuze and Space, I. Buchanan,

G. Lambert (ed.), Edinburg University Press, Edinburg.

Goodchild, P. (2005), Deleuze & Guattari:

Arzu Politikasına Giriş, çev.: Rahmi G. Öğdül, Ayrıntı Yayınları, İstanbul.

Harris, P.A. (2005), “To See with the Mind and Think through the Eye: Deleuze, Folding Architecture, and Simon Rodia’s Watts Tower”, Deleuze and Space, I. Buchanan,

G. Lambert (ed.), Edinburg University Press, Edinburg.

Lambert, G. (2005), “What the Earth Thinks”, Deleuze and Space, I. Buchanan, Gregg Lambert (ed.), Edinburg University Press, Edinburg.

TDK (1992), Türkçe Sözlük, 1. Cilt, Türk Tarih Kurumu, Ankara.

www.biltek.tubitak.gov.tr.

 

Yumuşak mekanda sürekli yer değiştiren ve Boğaz’dan geçmeyi bekleyen gemiler.

 

Kaygan mekanda zıt yönlü iki geminin hareketi.

 

Boğaz’daki vektörler: Kıyı binalar, sis, rüzgar, deniz trafiği, kara trafiği, hava trafiği...

 

Boğaz kıyısı, insan yapımı asma köprüler, binalar…

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


65556 - unknown - 38.107.179.237