25 Mayıs 2012 Cuma
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Mimarlıkta “Non-lieu” Kavramı ve Terminal

    

Augé’nin “non-lieu” (yok-yer ya da yer-olmayan) kavramı, içinde üretildiği toplum bilimler alanında görmediği ilgiye mimarlıkta mazhar oldu. Süpermarket ve havalimanı gibi mekanların kimi tanım özelliklerini merkeze alan açıklamayı mimarlar kendi güncel pratikleri için çok anlamlı buldular. Bu yazı, kavramı Terminal filmi üzerinden irdeliyor.

 

 

Havva Alkan Bala n “Non-lieu”, yer duygusu olmayan mekanları niteleyen bir kelimedir. Fransız antropolog Marc Augé, “Yer-Olmayanlar: Süpermodernitenin Antropolojisine Giriş” isimli makalesinde ve aynı isimli kitabında, yok-yer veya yok-mekan olarak da Türkçeleştirilen “non-lieu / non-place” kavramını üretmektedir. Bir olguyu kavramsal düzeyde anlatmanın en etkin yollarından birisi, o kavramın zıddına başvurmaktır. Mimarlıkta yersizlik, yok-yer veya yok-mekan olarak adı geçen fenomeni anlamak için yer duygusunu kavramak etkin bir yol olabilir. Bu makalede yok-yer kavramı, mimarlıkta yer olgusundan hareketle Terminal filmi üzerinden tartışmaya açılmıştır.       

 

Mimarlığın temel uğraşısı mekandır. Mekan kavramının dilimizdeki karşılığı ise yer, yurt, ev, uzaydır. “Mekan tutmak” sözlükte “yere yerleşmek, yerlilik” olarak ifade edilmektedir. Hatta yazın dilinde mekan ve yer kavramının birbirleri yerine kullanıldığı örneklere rastlamak olasıdır. İngilizce’de “space” ve “place” olarak adlandırılan mekan ve yer kavramları birbirlerinden nüanslarla özde ayrılırlar. Norberg-Schulz’a göre insanoğlu, varolduğu günden beri “varlığın özünü gösteren” yerler yaratma eğilimindedir. Yine Schulz’a göre mekanlar edatlarla, yerler ise isimlerle belirtilmektedir. Bir başka ifadeyle, mekanlar topolojik ilişkilerle, yerler isimlerin anlamlarıyla önplandadır. Mekan ile yerin organik bağı yerin ruhundan (genius loci) kaynaklanmaktadır. Yer olgusunu “ikamet etmek” üzerinden açıklayan Heidegger, insanın yaşamı boyunca gökyüzü ve yeryüzü arasındaki mesafeyi kullanarak, güvenli bir şekilde ikamet edebileceği yerler oluşturduğunu ifade etmektedir. Yer kavramının ölçeği, kimi zaman bir binayı anlatmakta, kimi zaman bir iç mekan veya bir kent meydanı olmaktadır. İnsan evrensel kaos içinde bir yer tariflemek ve kaosa kendi aklının alabileceği düzeni getirmek ve bu düzen içinde kendi yerini belirlemek zorundadır (Gür, 1996). Bunu başaramadığı takdirde insanın yüzleşeceği tarifsiz bir korkudur. Bu korku öylesine güçlüdür ki insanoğlu bu korku karşısında en temel ihtiyaçlarını dahi karşılamayı ertelemeyi göze alabilir. Aidiyet duygusu beraberinde tanıma ve güven duygusunu getirecek, korkuyu ortadan kaldıracaktır. Yersizlik karşıtı yer duygusu, insanın yaşam alanı ile fizikselin ötesinde duygularla yaşamını anlamlandıracaktır. Bu sayede insan ihtiyaçlarını sağlıklı bir şekilde karşılayabilecek, ilişkilerini süreklileştirecek ve kendi alanını çeşitli müdahalelerle diğerlerinden farklı bir yere dönüştürecek, dolayısıyla üretme ihtiyacını tatmin edecektir. Yerin ruhu, mekan ve karakter kavramlarına bağlı olarak analiz edilen bir olgudur (Norberg-Schulz, 1980). Analizde mekan bir yeri oluşturan elemanların üç boyutlu organizasyonuyken, karakter o yerin atmosferidir. Yer, barındırdığı ruh ile, fizik ve matematik bilimlerinin soyut yönleriyle ele aldığı mekanın ötesinde, farklı boyutlar içermektedir. Mekan fiziksel özelliklerine bağlı olarak tanımlanabilirken, yer tek ve özeldir. Kullanıcının tüm gereksinmelerine ve özel duyumsamalarına cevap verebilen her yaşam çevresi, aura ya da atmosfer denilen bir ortamı tarif etmekte ve yer duygusu yaratmaktadır (Aydınlı, 2003). Yer, sezgisel kavrayışı gerektiren, aslında yaşanan mekandır. Yaşanan mekanda sezgisel olarak yakalanan nesnel veriler sürekli değişmekte ve dönüşmektedir. Kısaca, yer kavramı mekan kavramını içinde barındırmaktadır. Yer, mekanın sahip olduğu enerjidir. Bu enerji, çevreye ait her türlü veriyi; fiziksel, kültürel, bireysel, tarihi girdileri üzerinde taşımaktadır. Mekanlar düzenlemeleriyle birbirlerine benzeseler de, yerler taşıdıkları enerjileriyle tekildirler.     

 

Augé, süpermodernite çağına özgü mekan tipolojilerini irdelerken, havaalanı, otoban, süpermarket, alışveriş merkezi, otel odası gibi mekanların non-lieu, yok-yer içerdiğini ya da tanımladığını ileri sürmektedir. Yer-olmayanlar; ekspres yollar, bankamatikler, havaalanları gibi insanların ve malların hızlandırılmış dolaşımı için yapılmış yerler veya büyük alışveriş merkezleridir. Yok-mekan alışageldiğimiz mekan kategorilerine benzememektedir.

 

Yok-mekanlarda anılar biriktirilemez, tarihsellikten sözetmek olası değildir. Bir yok-mekana ilişkin iki temel özellik bulunmaktadır: Birincisi, bu mekanlarda bulunmak hemen her zaman belirli bir amaca yönelik olarak gündeme gelmektedir. İkincisi, bu mekanların kullanılması, mekana ilişkin özgül kullanım talimatnamesini gerekli kılmaktadır. Yok-mekan tasarımcıya yaratıcılığını ortaya koymak için esneklik sunmakta, diğer mekan örgütlenmelerine göre zayıf kalmaktadır. Çünkü mekanın ve yapının işlevsel içeriği mekaniktir. Öylesine mekaniktir ki, mimarın tasarım üzerindeki etkinliği de aynı mekanikliği taşımaktadır. Yok-mekanın tanımı içinde yer alan kullanıcı için kullanım talimatnamelerini gerektirme özelliği, tasarımcı için de planlama talimatnamelerini gerektirmektedir. Yok-mekan bulunduğu bölgeyi dönüştürmektedir. Bulunduğu bölgenin coğrafi ve kültürel karakteristiklerini barındıran fiziksel mekan düşüncesine aykırıdır. Coğrafyadan, topoğrafyadan, yerel değerlerden bağımsızdır. Non-lieu mekanlar, bazı durumlarda elektronik teknolojisinin başka bir temsil alanı olarak dünya kentlerinin paylaştığı ortak mekanlardır (Süalp, 2004). Non-lieu bir mahremiyet, psiko-sosyal alan ve “savunulan mekan” yoksunluğudur. Mekana sahip olma hakkı, bir alanın işaretlenmesi veya kişiselleştirilmesi, temel fizyolojik ihtiyaçlardan estetik hoşnutluğa kadar pek çok isteğe cevap vermeden, yoksunluk yersiz-yurtsuz olma halini doğurmaktadır. Non-lieu dedikleri, yer duygusu olmayan mekanları olumlu bulan kurmacılar da bulunmaktadır. Yer duygusunun insanı tutuculuğa ittiği yersizliğin ise yeniliklere açık olmaya zemin hazırladığı iddia edilmektedir.

 

Non-lieu olgusunu olumlu veya olumsuz bulmak farklı tasarım görüşlerinin uzantısı olmakla beraber, Terminal filminde yersiz-yurtsuzluk teması mekansal deneyimlerle çarpıcı bir şekilde işlenmiştir. Non-lieu olgusunu olumlu ve olumsuz bulan her görüşün kendi görüşünü destekleyecek argümanları film içinde izleyebilmesi de filmi ilgi çekici kılar. Yeryüzü üzerindeki ortak ve farklı deneyimler sinema aracılığıyla mekanda izlerini sürdürmektedir. Terminal filmi yersizlik olgunu tartışmak için mimarlara bir ortam sunmaktadır. Sinema ve mimarlık, her biri kendi yöntemiyle insanların varoluşlarını güçlendirirken, görsel algı sırasında bütün duyguların harekete geçmesi sonucunda mekana dair deneyimler sunmaktadırlar. Sinema, farklı kültürel kaynaklardan, farklı teknolojik altyapılardan destek alan ve farklı öyküleri farklı bakış açılarıyla sunan, yapısı gereği, kendisiyle ilişkiye girenle diyalog içinde olan bir araç olarak alternatif bir mekan ve zaman ilişkisi kurmaktadır (Süalp, 2004). Bize ait olmayan deneyimlerin, şimdiye ait olmayan bir zamanda ve alışık olduğumuz mekan duygusuna alternatif bir mekan algısında izlenmesi yeni bir bağlamdır. Bu bağlam içinde mekan yerçekimsizliğiyle mesafe duygumuzu sarsmakta ve her yer hiçbir yer olmaktadır. Görüntüde olmakla başlayıp biten bir mekan duygusunun yersiz-yurtsuzlukla örtüştüğü açıktır. Yok-mekan denildiğinde, eğer katı bir anlayışla teknoloji destekli hangara benzer kutular çıkarsaması yapılır ve bu terim ideolojik bir tercihle, popüler kültür terimiyle karşılanmaya çalışılırsa, tercihlerimiz ne olursa olsun, tartışmanın ortak zeminini bulmak olası değildir. Bu nedenle, analiz ve kuram sözkonusu olduğunda, indirgemeci yaklaşımlardan kaçınılmalıdır. Sinemada, özellikle Terminal filminin senaryosu ve içinde geçtiği mekan göz önünde bulundurulduğunda, genel kabullerle non-lieu mekan olan bir hacmin, insan faktörüyle birlikte savunulan bir psiko-sosyal alana dönüşümünü izlemek olasıdır. 

 

 

Terminal, mekan olarak, Augé’nin tanımladığı süpermodernite çağına özgü mekan tipolojilerindendir. Terminal filmi Steven Spielberg’in yönetmeliğinde, Tom Hanks (Viktor Navorski), Catherine Zeta-Jones (Amelia Warren), Stanley Tucci (Frank Dixon), Diego Luna (Enrique Cruz)’un oyunculuğunda yaratılmıştır. Film New York’ta terminalde pasaport kontrolü esnasında sorun yaşayan bir adamın öyküsüyle başlar. Film boyunca New York kentine dair hiçbir ipucu verilmemiştir. Bir iki karede havaalanının geniş cam yüzeylerinden, kapıya yaklaşan taksileriyle New York aktarılır. Bunun dışında tüm film bu izole, yalıtılmış iç mekanda geçer.

 

Filmin kahramanı Viktor Navorski, tek bir kelime İngilizce bilmeyen bir Krakozya vatandaşıdır. Krakozya neresidir diye haritaya bakılacak olursa, böyle bir yerin olmadığı görülür. Krakozya, senaristlerin ürettiği bir Doğu Avrupa ülkesidir. Krakozya, bilinçli ama yoksul insanların ülkesi olarak filmde betimlenmiştir. Sovyetlerin dağılması ve kapitalizmin yarattığı çılgınlıklar yüzünden birçoklarının başına gelen Krakozya’nın da başına gelmiş ve içsavaş başlamıştır. İçsavaş sonucu hükümet devrilmiş ve ortaya çıkan anarşik ortam sonucu dünya ülkeleri Krakozya’daki yeni durumu tanımayı reddetmişlerdir. Bu gelişmeler sırasında ölen babasının yarım kalan rüyasını bir çeşit vasiyet olarak kabullenerek New York’a gelen Viktor, terminal binasında pasaport kontrolünde vatansız kalmıştır. Viktor’un babası büyük bir caz sevdalısıdır ve birçok ünlü cazcının imzalarını toplamıştır. Fakat koleksiyonunun son parçasını bulmaya ömrü yetmemiştir. Viktor, babasının hayalini gerçekleştirmek ve New York’taki caz kulübünde çalışan son ünlü cazcının imzasını almak için Yeni Dünya’ya gelmiştir ve imzayı almadan dönmeye hiç niyeti yoktur. Ancak, ülkesinde meydana gelen bu son durum, Viktor’un JFK havaalanından dışarı çıkmasını imkansız kılmıştır. Viktor artık uluslararası hukuka göre “vatansız” biridir. Havaalanının yeni yetkilisi, bürokrasiye ve kurallara sıkı sıkıya bağlı biridir. Viktor’un durumunu çözümsüz bir hukuksal trajedi, örtbas edilmesi gereken bir problem olarak görmektedir; tek amacı Viktor’u ülkesine geri göndermektir. Yabancı bir yerde, üstelik kocaman bir havaalanında bir başına, yersiz-yurtsuz birisi olarak Viktor, sonucu her ne olursa olsun, ölen babasının yarım kalan rüyasını, son isteğini gerçekleştirmekten vazgeçmeyecektir. JFK havaalanının transit yolcu bekleme salonundaki belirsiz süreli ve zorunlu misafir edilme hatta alıkonulma hali, Augé’nin yer duygusundan yoksun terminal binasını Viktor için yaşanacak, kalınacak bir yere hatta eve dönüştürmüştür.

 

Viktor, ülkesindeki belirsiz durum ortadan kalkıp, serbestçe New York’a girinceye kadar terminalde yaşamaya kararlıdır. Film mimarlar açısından bu noktadan sonra önemli bir veri teşkil etmektedir. Çünkü yaşama ve eve dair tüm mekansal düzenlemeler ve eylem alanları Viktor tarafından bu yok-mekan olan terminalde yaratılacaktır. Yapılar mimarlarca tasarlanırken belli bir işlev için projelendirilirler. Çoğu mimar, işlevi insani hizmet ve konfor düzeyinin en temel belirleyicisi olarak kabul eder. Oysa filmde adı geçen, yolcu sayısının fazlalığıyla dünyanın sayılı havaalanları arasında yer alan JFK havaalanı, vatansız kaldığı için uluslararası transit yolcu bekleme salonunda yaşamak durumunda olan Viktor için bir ev ve işyeri işlevine kavuşmuştur. Viktor, terminalde bekleme salonu koltuklarını birleştirerek kendine yatak yapmış; boş arabaları ve düşen jetonları toplayarak para kazanmış; havaalanındaki kamusal tuvaletleri özel banyosu gibi kullanmıştır. Transit yolcu salonunda binlerce kişiye aldırmadan bornozuyla dolaşırken, iş başvurusu için doldurduğu forma terminalin telefon numarasını yazmıştır. Fazla ışık yüzünden uyuyamayınca, bekleme salonundaki sigortaların bir kısmını sökmüş, salonda kendisine çalışma mekanı yaratmıştır. Tesadüfen terminal içerisinde iş bulmuştur. Hatta bu iş sayesinde iyi para kazanmış, her şeye rağmen hostes bir kıza aşık olmuştur. Terminal kırık bir aşk öyküsüne sahne olmuştur. Sevdiği kadının masalımsı düşlerine denk düşen bir duvar panosunu, bulduğu atık malzemelerle işleyerek, kamusal mekanda öznelleşen bir yüzey oluşturmuştur.

 

Terminalin kamusal mekanı Viktor için eve dönüşmüştür. İşlev, mimarinin hiç beklemediği ve tasarlamadığı bir şekilde yeniden yorumlanmıştır. Bu nesnel yorumun dışında, Viktor Navorski sezgileriyle, özde yersiz-mekan olan terminali bir “yer”e dönüştürmüştür. Yer duygusu veren mekanlarda bireyin sezgilerinin kaynağı ve onu yönlendiren şey olgunun kendisidir. Yerin deneyimi, duygu ve düşünce birliğini harekete geçiren ortamın yaratılması sonucu gerçekleşmektedir. Karşılıklı olarak birbirine dönüşen ve ayrılmaz şekilde birbiri yerine geçen algılama ve hayal kurma edinimi de deneyimsel pratiği güçlendirmektedir. 

 

Terminal filmindeki mekanlar, belli bir amaca yönelik inşa edilmeleri ve mekanların kullanımına ilişkin katı talimatnamelerin bulunmasıyla da tipik bir yok-yer özelliğindedir. Viktor Navorski, JFK havaalanına sadece gezmek veya ziyaret etmek amacıyla gelmemiştir. Terminal binasını kullanan yolcular misafirdir, gelirler ve giderler. Ama bu durum Viktor için tezatlık oluşturmaktadır. Filmde gelen yolcular, giden yolcular, bir yere yetişmesi gerekenler, alışveriş yapanlar, hızla değişen time-table gibi aktif öğeler göze çarpmaktadır. Terminal binalarının üstlendiği fonksiyonu tam anlamıyla tanımlayan öğelerdir bunlar. Burada tek durağan olan şey binanın kendisidir. Terminal binasında yer alan insanlar yolcudur. İnsanlar amaçlarına göre hareket ederken, etraflarında olup bitenleri göremeyecek kadar meşguldür. Bu karmaşa içerisinde, vatansız kaldığı için uluslararası transit yolcu salonunda yaşamak durumunda kalan Viktor çaresiz ve durağandır. Öyle ki dilini bilmediği bir ülkede tek bir mekana sıkışıp kalmıştır.

 

Perez-Gomez, Semra Aydınlı’nın aktarımıyla, mimarlıkta işlevin ve ekonomik unsurların öncelik kazanması sonucu “verimlilik” kavramının boyut değiştirdiğini ifade etmektedir. Materyalist modern yaşantı, simgesel gerçeklerin yaşanmasını mimarlığın dışında bırakarak, verimliliği düşürmektedir. Bireyi benimsemediği, ilişki kuramadığı mekanlar içinde yaşamaya zorlamaktadır. Modern insanın beton bloklara ve kentsel yaşama mahkumiyeti ile terminal binasına hapsedilmek içerik olarak aynıdır.

Bu makalede mekanın, katı ve değişmeyen değerler üzerinde kurgulanmasına karşın, esnek ve göreceli değerler içerdiği ifade edilmiştir. Augé’nin “yersiz” olarak tanımladığı mekanlardan olan terminal binası, Terminal filminde görüldüğü gibi, bireyin sezgilerinden kaynaklanan bir yönlenmeyle, yer duygusu uyandıran bir mekana dönüşmüştür. Yer duygusu uyandıran bir mekan, düşünsel ve algısal boyutlarda hissedilen “iyi olma hali”nin egemen olduğu mekanlardır. Viktor Navorski, yok-mekan olan terminali eve dönüştürerek, önemli olanın, mimarinin “nesnel” boyutu olan işlevden ziyade, sezgisel ve algısal boyutu olduğunu göstermiştir. Yer duygusu, algısal deneyimi yapılandıran bir diyalektikle ortaya çıkmaktadır; tümüyle deneyimseldir. Bu çerçevede “non-lieu” dedikleri, yer duygusu olmayan mekanlara olumlu bakan kuramcılar da bulunmaktadır. Yer duygusunun insanı tutuculuğa ittiği yersizliğin, yeniliklere açık olmaya zemin hazırladığı iddia edilmektedir. Bu bakış açıları, mimarları bildiklerini sandıkları kesin kuralları yeniden sorgulayarak yeni mimarlık anlayışları geliştirmeye sevkedecektir. Yrd.Doç.Dr. Havva Alkan Bala, The American University Kyrenia KKTC Mimarlık Bölümü.

 

* Muhtemelen Selçuk Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nde 2006-2007 güz yarıyılında açtığım “Sinemada Mimari Okumalar” isimli lisansüstü dersinde yaratılan karşılıklı sinerji olmasaydı bu çalışma ortaya çıkmazdı. Dersimi alan ve derse büyük motivasyonla katılan Selçuk Sayın, Uğur Emre Demirci, Şeyma ve Esra Büyükkalay, Fatih Bölük ve Gülşah Yetkin isimli öğrenci arkadaşlarıma teşekkür ederim.

 

 

Kaynaklar:

Augé, Marc, Non-Places: Introduction to an Anthropology of Supermodernity, çev. John Howe, Verso, New York, Londra, 1995.

Aydınlı, Semra, “Mimarlığı Anlama, Kaynağa Ulaşma ve Özü Yakalama”, TOL, sayı 3, 2003, s. 54-60.

Gür, Şengül Öymen, Mekan Örgütlenmesi, Gür Yayıncılık, Trabzon, 1996.

Heidegger, Martin, Poetry, Language, Thought, Harper&Row, New York, 1971.

Norberg-Schulz, Christian, Genius Loci, Academy Editions, Londra, 1980.

Perez-Gomez, Alberto, Architecture and The Crisis of Modern Science, MIT Press, Cambridge, MA, 1983.

Süalp, Tül Akbal, ZamanMekan: Kuram ve Sinema,

Bağlam Yayıncılık, 2004.

TDK, Türkçe Sözlük, 2. cilt, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1992.

Filmin internet sitesi: http://www.theterminal-themovie.com

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


69627 - unknown - 38.107.179.236