|
Mimarlıkta “Non-lieu”
Kavramı ve Terminal
Augé’nin “non-lieu”
(yok-yer ya da yer-olmayan) kavramı, içinde üretildiği toplum bilimler alanında
görmediği ilgiye mimarlıkta mazhar oldu. Süpermarket ve havalimanı gibi
mekanların kimi tanım özelliklerini merkeze alan açıklamayı mimarlar kendi
güncel pratikleri için çok anlamlı buldular. Bu yazı, kavramı Terminal filmi
üzerinden irdeliyor.

Havva Alkan Bala n “Non-lieu”, yer duygusu olmayan mekanları
niteleyen bir kelimedir. Fransız antropolog Marc Augé, “Yer-Olmayanlar:
Süpermodernitenin Antropolojisine Giriş” isimli makalesinde ve aynı isimli
kitabında, yok-yer veya yok-mekan olarak da Türkçeleştirilen “non-lieu /
non-place” kavramını üretmektedir. Bir olguyu kavramsal düzeyde anlatmanın en
etkin yollarından birisi, o kavramın zıddına başvurmaktır. Mimarlıkta
yersizlik, yok-yer veya yok-mekan olarak adı geçen fenomeni anlamak için yer
duygusunu kavramak etkin bir yol olabilir. Bu makalede yok-yer kavramı,
mimarlıkta yer olgusundan hareketle Terminal filmi üzerinden tartışmaya
açılmıştır.
Mimarlığın temel uğraşısı mekandır. Mekan kavramının
dilimizdeki karşılığı ise yer, yurt, ev, uzaydır. “Mekan tutmak” sözlükte “yere
yerleşmek, yerlilik” olarak ifade edilmektedir. Hatta yazın dilinde mekan ve
yer kavramının birbirleri yerine kullanıldığı örneklere rastlamak olasıdır.
İngilizce’de “space” ve “place” olarak adlandırılan mekan ve yer kavramları
birbirlerinden nüanslarla özde ayrılırlar. Norberg-Schulz’a göre insanoğlu,
varolduğu günden beri “varlığın özünü gösteren” yerler yaratma eğilimindedir.
Yine Schulz’a göre mekanlar edatlarla, yerler ise isimlerle belirtilmektedir.
Bir başka ifadeyle, mekanlar topolojik ilişkilerle, yerler isimlerin
anlamlarıyla önplandadır. Mekan ile yerin organik bağı yerin ruhundan (genius
loci) kaynaklanmaktadır. Yer olgusunu “ikamet etmek” üzerinden açıklayan
Heidegger, insanın yaşamı boyunca gökyüzü ve yeryüzü arasındaki mesafeyi
kullanarak, güvenli bir şekilde ikamet edebileceği yerler oluşturduğunu ifade
etmektedir. Yer kavramının ölçeği, kimi zaman bir binayı anlatmakta, kimi zaman
bir iç mekan veya bir kent meydanı olmaktadır. İnsan evrensel kaos içinde bir
yer tariflemek ve kaosa kendi aklının alabileceği düzeni getirmek ve bu düzen
içinde kendi yerini belirlemek zorundadır (Gür, 1996). Bunu başaramadığı
takdirde insanın yüzleşeceği tarifsiz bir korkudur. Bu korku öylesine güçlüdür
ki insanoğlu bu korku karşısında en temel ihtiyaçlarını dahi karşılamayı
ertelemeyi göze alabilir. Aidiyet duygusu beraberinde tanıma ve güven duygusunu
getirecek, korkuyu ortadan kaldıracaktır. Yersizlik karşıtı yer duygusu,
insanın yaşam alanı ile fizikselin ötesinde duygularla yaşamını
anlamlandıracaktır. Bu sayede insan ihtiyaçlarını sağlıklı bir şekilde
karşılayabilecek, ilişkilerini süreklileştirecek ve kendi alanını çeşitli
müdahalelerle diğerlerinden farklı bir yere dönüştürecek, dolayısıyla üretme
ihtiyacını tatmin edecektir. Yerin ruhu, mekan ve karakter kavramlarına bağlı
olarak analiz edilen bir olgudur (Norberg-Schulz, 1980). Analizde mekan bir
yeri oluşturan elemanların üç boyutlu organizasyonuyken, karakter o yerin
atmosferidir. Yer, barındırdığı ruh ile, fizik ve matematik bilimlerinin soyut
yönleriyle ele aldığı mekanın ötesinde, farklı boyutlar içermektedir. Mekan
fiziksel özelliklerine bağlı olarak tanımlanabilirken, yer tek ve özeldir.
Kullanıcının tüm gereksinmelerine ve özel duyumsamalarına cevap verebilen her
yaşam çevresi, aura ya da atmosfer denilen bir ortamı tarif etmekte ve yer
duygusu yaratmaktadır (Aydınlı, 2003). Yer, sezgisel kavrayışı gerektiren,
aslında yaşanan mekandır. Yaşanan mekanda sezgisel olarak yakalanan nesnel
veriler sürekli değişmekte ve dönüşmektedir. Kısaca, yer kavramı mekan
kavramını içinde barındırmaktadır. Yer, mekanın sahip olduğu enerjidir. Bu enerji,
çevreye ait her türlü veriyi; fiziksel, kültürel, bireysel, tarihi girdileri
üzerinde taşımaktadır. Mekanlar düzenlemeleriyle birbirlerine benzeseler de,
yerler taşıdıkları enerjileriyle tekildirler.
Augé, süpermodernite çağına özgü mekan tipolojilerini
irdelerken, havaalanı, otoban, süpermarket, alışveriş merkezi, otel odası gibi
mekanların non-lieu, yok-yer içerdiğini ya da tanımladığını ileri sürmektedir.
Yer-olmayanlar; ekspres yollar, bankamatikler, havaalanları gibi insanların ve
malların hızlandırılmış dolaşımı için yapılmış yerler veya büyük alışveriş
merkezleridir. Yok-mekan alışageldiğimiz mekan kategorilerine benzememektedir.
Yok-mekanlarda anılar biriktirilemez, tarihsellikten
sözetmek olası değildir. Bir yok-mekana ilişkin iki temel özellik
bulunmaktadır: Birincisi, bu mekanlarda bulunmak hemen her zaman belirli bir
amaca yönelik olarak gündeme gelmektedir. İkincisi, bu mekanların kullanılması,
mekana ilişkin özgül kullanım talimatnamesini gerekli kılmaktadır. Yok-mekan
tasarımcıya yaratıcılığını ortaya koymak için esneklik sunmakta, diğer mekan
örgütlenmelerine göre zayıf kalmaktadır. Çünkü mekanın ve yapının işlevsel
içeriği mekaniktir. Öylesine mekaniktir ki, mimarın tasarım üzerindeki
etkinliği de aynı mekanikliği taşımaktadır. Yok-mekanın tanımı içinde yer alan
kullanıcı için kullanım talimatnamelerini gerektirme özelliği, tasarımcı için
de planlama talimatnamelerini gerektirmektedir. Yok-mekan bulunduğu bölgeyi
dönüştürmektedir. Bulunduğu bölgenin coğrafi ve kültürel karakteristiklerini
barındıran fiziksel mekan düşüncesine aykırıdır. Coğrafyadan, topoğrafyadan,
yerel değerlerden bağımsızdır. Non-lieu mekanlar, bazı durumlarda elektronik
teknolojisinin başka bir temsil alanı olarak dünya kentlerinin paylaştığı ortak
mekanlardır (Süalp, 2004). Non-lieu bir mahremiyet, psiko-sosyal alan ve
“savunulan mekan” yoksunluğudur. Mekana sahip olma hakkı, bir alanın
işaretlenmesi veya kişiselleştirilmesi, temel fizyolojik ihtiyaçlardan estetik
hoşnutluğa kadar pek çok isteğe cevap vermeden, yoksunluk yersiz-yurtsuz olma
halini doğurmaktadır. Non-lieu dedikleri, yer duygusu olmayan mekanları olumlu
bulan kurmacılar da bulunmaktadır. Yer duygusunun insanı tutuculuğa ittiği
yersizliğin ise yeniliklere açık olmaya zemin hazırladığı iddia edilmektedir.
Non-lieu olgusunu olumlu veya olumsuz bulmak farklı tasarım
görüşlerinin uzantısı olmakla beraber, Terminal filminde yersiz-yurtsuzluk
teması mekansal deneyimlerle çarpıcı bir şekilde işlenmiştir. Non-lieu olgusunu
olumlu ve olumsuz bulan her görüşün kendi görüşünü destekleyecek argümanları
film içinde izleyebilmesi de filmi ilgi çekici kılar. Yeryüzü üzerindeki ortak
ve farklı deneyimler sinema aracılığıyla mekanda izlerini sürdürmektedir.
Terminal filmi yersizlik olgunu tartışmak için mimarlara bir ortam sunmaktadır.
Sinema ve mimarlık, her biri kendi yöntemiyle insanların varoluşlarını
güçlendirirken, görsel algı sırasında bütün duyguların harekete geçmesi
sonucunda mekana dair deneyimler sunmaktadırlar. Sinema, farklı kültürel
kaynaklardan, farklı teknolojik altyapılardan destek alan ve farklı öyküleri
farklı bakış açılarıyla sunan, yapısı gereği, kendisiyle ilişkiye girenle
diyalog içinde olan bir araç olarak alternatif bir mekan ve zaman ilişkisi
kurmaktadır (Süalp, 2004). Bize ait olmayan deneyimlerin, şimdiye ait olmayan
bir zamanda ve alışık olduğumuz mekan duygusuna alternatif bir mekan algısında
izlenmesi yeni bir bağlamdır. Bu bağlam içinde mekan yerçekimsizliğiyle mesafe
duygumuzu sarsmakta ve her yer hiçbir yer olmaktadır. Görüntüde olmakla
başlayıp biten bir mekan duygusunun yersiz-yurtsuzlukla örtüştüğü açıktır.
Yok-mekan denildiğinde, eğer katı bir anlayışla teknoloji destekli hangara
benzer kutular çıkarsaması yapılır ve bu terim ideolojik bir tercihle, popüler
kültür terimiyle karşılanmaya çalışılırsa, tercihlerimiz ne olursa olsun,
tartışmanın ortak zeminini bulmak olası değildir. Bu nedenle, analiz ve kuram
sözkonusu olduğunda, indirgemeci yaklaşımlardan kaçınılmalıdır. Sinemada,
özellikle Terminal filminin senaryosu ve içinde geçtiği mekan göz önünde
bulundurulduğunda, genel kabullerle non-lieu mekan olan bir hacmin, insan
faktörüyle birlikte savunulan bir psiko-sosyal alana dönüşümünü izlemek
olasıdır.

Terminal, mekan olarak, Augé’nin tanımladığı süpermodernite
çağına özgü mekan tipolojilerindendir. Terminal filmi Steven Spielberg’in
yönetmeliğinde, Tom Hanks (Viktor Navorski), Catherine Zeta-Jones (Amelia
Warren), Stanley Tucci (Frank Dixon), Diego Luna (Enrique Cruz)’un
oyunculuğunda yaratılmıştır. Film New York’ta terminalde pasaport kontrolü
esnasında sorun yaşayan bir adamın öyküsüyle başlar. Film boyunca New York
kentine dair hiçbir ipucu verilmemiştir. Bir iki karede havaalanının geniş cam
yüzeylerinden, kapıya yaklaşan taksileriyle New York aktarılır. Bunun dışında tüm
film bu izole, yalıtılmış iç mekanda geçer.
Filmin kahramanı Viktor Navorski, tek bir kelime İngilizce
bilmeyen bir Krakozya vatandaşıdır. Krakozya neresidir diye haritaya bakılacak
olursa, böyle bir yerin olmadığı görülür. Krakozya, senaristlerin ürettiği bir
Doğu Avrupa ülkesidir. Krakozya, bilinçli ama yoksul insanların ülkesi olarak
filmde betimlenmiştir. Sovyetlerin dağılması ve kapitalizmin yarattığı
çılgınlıklar yüzünden birçoklarının başına gelen Krakozya’nın da başına gelmiş
ve içsavaş başlamıştır. İçsavaş sonucu hükümet devrilmiş ve ortaya çıkan
anarşik ortam sonucu dünya ülkeleri Krakozya’daki yeni durumu tanımayı
reddetmişlerdir. Bu gelişmeler sırasında ölen babasının yarım kalan rüyasını
bir çeşit vasiyet olarak kabullenerek New York’a gelen Viktor, terminal
binasında pasaport kontrolünde vatansız kalmıştır. Viktor’un babası büyük bir
caz sevdalısıdır ve birçok ünlü cazcının imzalarını toplamıştır. Fakat
koleksiyonunun son parçasını bulmaya ömrü yetmemiştir. Viktor, babasının
hayalini gerçekleştirmek ve New York’taki caz kulübünde çalışan son ünlü
cazcının imzasını almak için Yeni Dünya’ya gelmiştir ve imzayı almadan dönmeye
hiç niyeti yoktur. Ancak, ülkesinde meydana gelen bu son durum, Viktor’un JFK
havaalanından dışarı çıkmasını imkansız kılmıştır. Viktor artık uluslararası
hukuka göre “vatansız” biridir. Havaalanının yeni yetkilisi, bürokrasiye ve
kurallara sıkı sıkıya bağlı biridir. Viktor’un durumunu çözümsüz bir hukuksal
trajedi, örtbas edilmesi gereken bir problem olarak görmektedir; tek amacı
Viktor’u ülkesine geri göndermektir. Yabancı bir yerde, üstelik kocaman bir
havaalanında bir başına, yersiz-yurtsuz birisi olarak Viktor, sonucu her ne
olursa olsun, ölen babasının yarım kalan rüyasını, son isteğini
gerçekleştirmekten vazgeçmeyecektir. JFK havaalanının transit yolcu bekleme
salonundaki belirsiz süreli ve zorunlu misafir edilme hatta alıkonulma hali,
Augé’nin yer duygusundan yoksun terminal binasını Viktor için yaşanacak,
kalınacak bir yere hatta eve dönüştürmüştür.
Viktor, ülkesindeki belirsiz durum ortadan kalkıp, serbestçe
New York’a girinceye kadar terminalde yaşamaya kararlıdır. Film mimarlar
açısından bu noktadan sonra önemli bir veri teşkil etmektedir. Çünkü yaşama ve
eve dair tüm mekansal düzenlemeler ve eylem alanları Viktor tarafından bu
yok-mekan olan terminalde yaratılacaktır. Yapılar mimarlarca tasarlanırken
belli bir işlev için projelendirilirler. Çoğu mimar, işlevi insani hizmet ve
konfor düzeyinin en temel belirleyicisi olarak kabul eder. Oysa filmde adı
geçen, yolcu sayısının fazlalığıyla dünyanın sayılı havaalanları arasında yer
alan JFK havaalanı, vatansız kaldığı için uluslararası transit yolcu bekleme
salonunda yaşamak durumunda olan Viktor için bir ev ve işyeri işlevine
kavuşmuştur. Viktor, terminalde bekleme salonu koltuklarını birleştirerek
kendine yatak yapmış; boş arabaları ve düşen jetonları toplayarak para
kazanmış; havaalanındaki kamusal tuvaletleri özel banyosu gibi kullanmıştır.
Transit yolcu salonunda binlerce kişiye aldırmadan bornozuyla dolaşırken, iş
başvurusu için doldurduğu forma terminalin telefon numarasını yazmıştır. Fazla
ışık yüzünden uyuyamayınca, bekleme salonundaki sigortaların bir kısmını
sökmüş, salonda kendisine çalışma mekanı yaratmıştır. Tesadüfen terminal
içerisinde iş bulmuştur. Hatta bu iş sayesinde iyi para kazanmış, her şeye
rağmen hostes bir kıza aşık olmuştur. Terminal kırık bir aşk öyküsüne sahne
olmuştur. Sevdiği kadının masalımsı düşlerine denk düşen bir duvar panosunu,
bulduğu atık malzemelerle işleyerek, kamusal mekanda öznelleşen bir yüzey
oluşturmuştur.
Terminalin kamusal mekanı Viktor için eve dönüşmüştür.
İşlev, mimarinin hiç beklemediği ve tasarlamadığı bir şekilde yeniden
yorumlanmıştır. Bu nesnel yorumun dışında, Viktor Navorski sezgileriyle, özde
yersiz-mekan olan terminali bir “yer”e dönüştürmüştür. Yer duygusu veren
mekanlarda bireyin sezgilerinin kaynağı ve onu yönlendiren şey olgunun
kendisidir. Yerin deneyimi, duygu ve düşünce birliğini harekete geçiren ortamın
yaratılması sonucu gerçekleşmektedir. Karşılıklı olarak birbirine dönüşen ve
ayrılmaz şekilde birbiri yerine geçen algılama ve hayal kurma edinimi de
deneyimsel pratiği güçlendirmektedir.
Terminal filmindeki mekanlar, belli bir amaca yönelik inşa
edilmeleri ve mekanların kullanımına ilişkin katı talimatnamelerin bulunmasıyla
da tipik bir yok-yer özelliğindedir. Viktor Navorski, JFK havaalanına sadece
gezmek veya ziyaret etmek amacıyla gelmemiştir. Terminal binasını kullanan
yolcular misafirdir, gelirler ve giderler. Ama bu durum Viktor için tezatlık oluşturmaktadır.
Filmde gelen yolcular, giden yolcular, bir yere yetişmesi gerekenler, alışveriş
yapanlar, hızla değişen time-table gibi aktif öğeler göze çarpmaktadır.
Terminal binalarının üstlendiği fonksiyonu tam anlamıyla tanımlayan öğelerdir
bunlar. Burada tek durağan olan şey binanın kendisidir. Terminal binasında yer
alan insanlar yolcudur. İnsanlar amaçlarına göre hareket ederken, etraflarında
olup bitenleri göremeyecek kadar meşguldür. Bu karmaşa içerisinde, vatansız
kaldığı için uluslararası transit yolcu salonunda yaşamak durumunda kalan
Viktor çaresiz ve durağandır. Öyle ki dilini bilmediği bir ülkede tek bir
mekana sıkışıp kalmıştır.
Perez-Gomez, Semra Aydınlı’nın aktarımıyla, mimarlıkta
işlevin ve ekonomik unsurların öncelik kazanması sonucu “verimlilik” kavramının
boyut değiştirdiğini ifade etmektedir. Materyalist modern yaşantı, simgesel
gerçeklerin yaşanmasını mimarlığın dışında bırakarak, verimliliği
düşürmektedir. Bireyi benimsemediği, ilişki kuramadığı mekanlar içinde yaşamaya
zorlamaktadır. Modern insanın beton bloklara ve kentsel yaşama mahkumiyeti ile
terminal binasına hapsedilmek içerik olarak aynıdır.
Bu makalede mekanın, katı ve değişmeyen değerler üzerinde
kurgulanmasına karşın, esnek ve göreceli değerler içerdiği ifade edilmiştir. Augé’nin
“yersiz” olarak tanımladığı mekanlardan olan terminal binası, Terminal filminde
görüldüğü gibi, bireyin sezgilerinden kaynaklanan bir yönlenmeyle, yer duygusu
uyandıran bir mekana dönüşmüştür. Yer duygusu uyandıran bir mekan, düşünsel ve
algısal boyutlarda hissedilen “iyi olma hali”nin egemen olduğu mekanlardır.
Viktor Navorski, yok-mekan olan terminali eve dönüştürerek, önemli olanın,
mimarinin “nesnel” boyutu olan işlevden ziyade, sezgisel ve algısal boyutu
olduğunu göstermiştir. Yer duygusu, algısal deneyimi yapılandıran bir
diyalektikle ortaya çıkmaktadır; tümüyle deneyimseldir. Bu çerçevede “non-lieu”
dedikleri, yer duygusu olmayan mekanlara olumlu bakan kuramcılar da
bulunmaktadır. Yer duygusunun insanı tutuculuğa ittiği yersizliğin, yeniliklere
açık olmaya zemin hazırladığı iddia edilmektedir. Bu bakış açıları, mimarları
bildiklerini sandıkları kesin kuralları yeniden sorgulayarak yeni mimarlık
anlayışları geliştirmeye sevkedecektir. Yrd.Doç.Dr. Havva Alkan Bala, The
American University Kyrenia KKTC Mimarlık Bölümü.
* Muhtemelen Selçuk Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nde
2006-2007 güz yarıyılında açtığım “Sinemada Mimari Okumalar” isimli lisansüstü
dersinde yaratılan karşılıklı sinerji olmasaydı bu çalışma ortaya çıkmazdı.
Dersimi alan ve derse büyük motivasyonla katılan Selçuk Sayın, Uğur Emre
Demirci, Şeyma ve Esra Büyükkalay, Fatih Bölük ve Gülşah Yetkin isimli öğrenci
arkadaşlarıma teşekkür ederim.

Kaynaklar:
Augé, Marc, Non-Places: Introduction to an Anthropology of
Supermodernity, çev. John Howe, Verso, New York, Londra, 1995.
Aydınlı, Semra, “Mimarlığı Anlama, Kaynağa Ulaşma ve Özü
Yakalama”, TOL, sayı 3, 2003, s. 54-60.
Gür, Şengül Öymen, Mekan Örgütlenmesi, Gür Yayıncılık,
Trabzon, 1996.
Heidegger, Martin, Poetry, Language, Thought, Harper&Row,
New York, 1971.
Norberg-Schulz, Christian, Genius Loci, Academy Editions,
Londra, 1980.
Perez-Gomez, Alberto, Architecture and The Crisis of Modern
Science, MIT Press, Cambridge, MA, 1983.
Süalp, Tül Akbal, ZamanMekan: Kuram ve Sinema,
Bağlam Yayıncılık, 2004.
TDK, Türkçe Sözlük, 2. cilt, Türk Tarih Kurumu, Ankara,
1992.
Filmin internet sitesi: http://www.theterminal-themovie.com
|
|