Mimari Aforizmalar 4
Tümer bir kez daha mimari
inançlarımız ve önyargılarımızla dalga geçiyor. Bildiğimizi sandıklarımızı
yeniden okumamızı öneriyor.

“Yedi kapılı Tebai’yi yapan kim?” (Brecht).

Tadao Ando ve köpeği Le Corbusier.
Gürhan Tümer
Evler ikiye ayrılırlar: Özel evler ve daha özel evler. Yani
genelevler.
*
“Düşünüyorum, öyleyse varım” demiş aklı başında bir filozof.
Aklı başında olmayan bir mimar ise şöyle demiş: “Düşünmüyorum, öyleyse
mimarım.”
*
Selimiye’nin tek kusuru, İstanbul’da değil de Edirne’de
olmasıdır.
*
Metropol kültürü cici bir kültür değildir.
*
Gerçek bir hükümdar mimarlara da hükmeder.
*
New York’taki İkiz Kuleler gibi Sinop’taki mahpushane de çok
acılar yaşadı. Birinciyi herkes duydu, mimarlar da. Ötekinden ise kimsenin haberi
olmadı, mimarların da.
*
“Bir bina ‘utilitas, firmitas, venustas’ olmalıdır” diyor
mimar. “Bir bisiklet de” diye ekliyor bisikletçi: “Öyle ya, kim ister ‘işe
yaramayan, sağlam olmayan, çirkin’ bir bisikleti?”
*
Mimarlar hakkındaki “rivayet muhtelif”. Nedim Gürsel’in şu
sözleri bunlardan biri: “Dünya öküzün boynuzunda değil, mimarların hünerli
ellerinin üzerinde duruyor.”
*
Ne Parthenon’un, ne Ayasofya’nın, ne San Pietro’nun, ne St.
Paul’ün, ne Selimiye’nin kubbesi. Buckminster Fuller’in Manhattan’ın üzerini
örtebilecek kadar büyük olmakla övündüğü jeodezik kubbesi de değil. En birinci
kubbe, o çok eski, o çok görkemli, o çok kocaman,
o çok yüksek, o çok geniş, o çok uzak, o çok gizemli, o çok
yıldızlı, o çok mavi gökkubbe.
*
Bize göre binalarımız, gökdelen de olsalar,
yeryüzündedirler. Oysa dünyamıza başka bir gezegenden bakanlar için tek katlı
bir gecekondu bile gökyüzündedir.
*
“Cam evde oturanlar başkalarına taş atmamalıdırlar” demiş
George Nerbert. Johnsongiller’e duyurulur.
*
Eğer çok sevmeseydi o mimarı ve o hayvanı, “Corbusier” koyar
mıydı Tadao Ando köpeğinin adını?
*
Uzun romanların yazarı Marcel Proust’un en uzun
romanlarından biri olan Sodom ve Gomorra’dan, önce gözüme, sonra aklıma takılan
birkaç sözcük: “[Prens değil], basit bir burjuva mimar ailesinin evladı.”
*
Brecht’in bir işçi aracılığıyla sorduğu sorular: “Yedi
kapılı Tebai’yi yapan kim?/ Kitaplarda hep kralların adı var./ Koca kayaları
krallar mı taşıdılar?/ Yıkılıp yıkılıp yapılan Babil’i / Her yıkılışında yapan
kim?”
*
Yaptıkları evin merdivenini, fabrikanın bacasını unutan
mimarlar varmış. Olabilir. Ama beni ilgilendirenler bunlar değil. Beni
ilgilendirenler, merdiveni, bacayı yapıp; evi, fabrikayı yapmayı unutan
mimarlar.
*
Bir zamanlar Modernizm modaydı, sonra moda Postmodernizm oldu.
*
Ülkemizde pek çok kişinin mimarlık kültürü “en büyük mimar
Mimar Sinan, başka büyük yok” sloganıyla başlıyor ve bitiyor.
*
Ne Vitruvius’a kulak asıyor, ne de dinliyor Le Corbusier’yi.
O özgür ve deli mimarın teki.
*
Tıpkı kerpiç gibi, sürgülü hesap cetveli de mahzun.
*
En sevdiğim mimarlık: “İmkansız Mimarlık”.
*
Bina vardır, neye benzediği belli değildir, ama binaya
benzemediği besbellidir.
*
Sanki yeryüzünde yeteri kadar yokmuş gibi, zaman zaman
gökyüzünden taş yağar. Doğal olarak “göktaşı” denir bunlara. Çok taş bina
gördüm, hiçbiri göktaşlarıyla yapılmış değildi.
*
Victor Hugo: “Athènes a bâti
Le Parthenon; mais Paris a démoli
La Bastille” (“Atina Parthenon’u yaptı, ama Paris Bastille’i
yıktı”).
*
Sağlamlık, uygarlık, kullanışlılık. Biraz da yanlışlık,
bıkkınlık, pişmanlık. İşte mimarlık.
*
Mimarlığın resmini yapabilir misin usta?
*
Yazarın yakınması: “İşim yoktu, dostum yoktu. Daha çok
çalışmak zorundaydım. Kitap bitmeden para vermiyorlardı; kitap bitmiyordu”
(Cemil Meriç ). Mimarın yakınması: “İşim yoktu, dostum yoktu. Daha çok çalışmak
zorundaydım. Bina bitmeden para vermiyorlardı; bina bitmiyordu” (adı belli
değil).
*
Şair Saint-Pol-Roux uyumak için yatarken, kapısına üzerinde
“ŞAİR ÇALIŞIYOR” yazan bir tabela asarmış. Saint-Pol-Roux şair değil de mimar
olsaydı eğer, uyumaya çekildiğinde, kapısına üzerinde “MİMAR ÇALIŞIYOR” yazan
bir tabela asmaz mıydı?
*
Dolu zamanlarında başka işler yapan, başka şeylerin peşinde
koşan, yalnızca boş zamanlarında mimarlık yapan bir mimarın yaptığı yapıları boş
bırakmakta, kullanmamakta yarar var.
*
İnsanlar hoyrat, kentler hoyrat. Kimi insanlar, kimi kentler
daha da hoyrat. Pervasız spekülatörler, kıt bilgili şehirciler, paragöz
mimarlar, insafsız metropoller. Yüzyıllardır birbirlerinin canlarına okuyorlar,
birbirlerinin analarını ağlatıp duruyorlar.
*
Mimarlara hem imreniyorum, hem acıyorum. Mimar olmayanlara
da.
*
Ahmet Hâşim’den ağır bir suçlama:
“[…] Sinan’a tutkun olmaktan başka […] bir becerisi
bulunmayan bir mimar, […] ünlü atalar soyuna torun olmaya yaraşır değildir.”
*
İnsanlar 500 yıl boyunca, bir Rönesans ressamı olan Léonardo
da Vinci’nin Mona Lisa’nın yüzüne taktığı gülümsemenin gizini konuştular. Sonra
bir Dada sanatçısı olan Marcel Duchamp geldi ve o çok ünlü kadının o yumuşacık
yüzüne sakal ve bıyık taktı. Çok iyi yaptı. Keşke biri de, Villa Savoye’un bir
yerlerine bir şeyler eklese. Örneğin, kolonlarından birine bir Korent başlığı
taksa. Ne olur o zaman? Hem hiçbir şey olmaz, hem de çok şey olur.
*
Aforizmalar ikiye ayrılırlar: Mimari olanlar ve olmayanlar.
Benimkiler bu ikisinin ortasında duruyor.
*
Osmanlı’da mimar vardı, mimarlık vardı, ama mimari eleştiri
yoktu. Acaba olsaydı ne olurdu? Acaba o zaman başka, bambaşka bir Osmanlı
Mimarisi’yle mi karşı karşıya kalırdık? Acaba Sinan onlara, yani eleştirmenlere
kulak verir miydi? Yoksa hiç kulak asmaz, bildiğini mi okurdu?
*
Lewis Mumford çok büyük kentleri sevmez, korkar onlardan.
Ona göre Megalopolis’in sonu Necropolis’tir. Bu durumda Necropolis’in sonu da
Megalonecropolis olmaz mı?
*
“Nasıl bir mimarlık?” Bu çok eski soruya yepyeni bir yanıt
arıyorum.
*
Her bina yıkılabilir, yapılmamış olanlar dışında. Öyle değil
mi? Doğmamış olan ölebilir mi? Varolmayan yokolabilir mi?
n Prof.Dr. Gürhan Tümer, DEÜ Mimarlık Bölümü.