Hitit
Güneşi Ankara’ya Yeniden Doğuyor!

Hitit Güneşi.

Gökçek Arması.

İnternette dolaşan çıkartma çeşitleri.

Ankaralılar Hitit Güneşi amblemine sahip çıkıyor.

Gökçek Arması kentin her köşesine işlenmiş durumda.
Başkentte bir otobüs durağı. Engebeli kaldırıma gelişigüzel
yerleştirilmiş, eksik köşeleri çimentoyla sıvanarak sabitlenmiş. Kaldırımı
işgal eden otomobillerden geriye kalan bu daracık alanda her zamanki gibi geç
kalmış otobüsünü yılmadan bekleyen bir kalabalık var. Durağın camına sonradan
yapıştırılmış Ankara haritası, otobüs beklerken sıkılan kimi kentliler
tarafından çoktan lime lime edilmiş. Durakta toplu taşıma hatları planı, saat
çizelgesi, bilet makinesi yok; çoğu zaman bank da ya yok ya da yer hizasına
monte edilmiş.
Bu tipik Ankara manzarasında durağın gururla
sergileyebildiği tek özelliği, tüm şeffaf yüzeyleri boyunca sık aralıklarla
uygulanmış bir logo. Kendini belli etmeye uğraşıyor, “tüm bunlar benim eserim,
bu şehir benim, bu şehir ben’im!” diye bağırıyor adeta. Banklar, çöp
tenekeleri, sokak tabelaları, otobüsler, alt ve üst geçitler de farklı değil;
hepsi son on yıl içinde damgalanmış, tüm kent aynı çirkin çığlığı taşıyor.
Birileri kente el koymuş ve bunu sürekli hatırlatmaktan çekinmiyor... Yine de
uzun bir hükümranlık dönemine rağmen kent kimliği hafızalardan bütünüyle
silinememiş olmalı ki yeni bir ses yükseliyor:
“bir zamanlar çağdaş bir kent vardı ve amblemi Hitit
Güneşi’ydi.”
***
Geçtiğimiz ay sesini geniş kitlelere duyurmaya başarabilen
“Hitit Güneşi Ankara’ya yeniden doğuyor!” eylemi, bu sessiz kalan tepkiye
görsel bir karşılık yaratma isteğinden doğdu. İnternette adresten adrese
gönderilen, çıkartma kağıdına basılabilir Hitit Güneşi yapışkanları
katılımcıların çoğaltıp yaymasıyla, özgür fiyat (“gönlünden ne koparsa”)
prensibiyle elden ele dolaşıyor. Öncelikli olarak bank, tabela, çöp kutusu,
otobüs durağı gibi yerlerde “Gökçek Arması”nın üstü örtülerek kent rengarenk
çıkartmalarla donatılıyor. Belediye’nin yasal zorunluluğuna karşın uygulamaya
yanaşmadığı ambleme Ankaralılar’ın bilfiil sahip çıkmasına önayak olmak ve
Hitit Güneşi’ni kente geri kazandırmak için bir “farkındalık yaratma” olarak
görülüyor çıkartmalar.
“Kentsel sanat” (urban art) kapsamında değerlendirilebilecek
bu eylem “ajitatif kolektif” olarak adlandırılan bir yapıda gerçekleştiriliyor.
Başkanı, sekreteri, saymanı, üyesi, içtüzüğü, dış politikası, kenar süsü
olmayan, herkesin dahil olduğu ama hiç kimseden bir şey beklenmeyen bu oluşum
sabit bir üretim ve dağıtım ağı olmadan katılımcıların kişisel olanaklarıyla
faaliyet gösteriyor. Bu sayede çok daha geniş bir kitleye yayılabilen
çıkartmalar yaratıcı bir direniş-eleştiri-katılım kültürünün yaygınlaşıp
zenginleşmesine de katkıda bulunuyor. Çağdaş katılımcı demokrasi anlayışını
uygulamaya koyan bu oluşum sivil toplum hareketlerinin merkezi örgütlenme
eğilimine ciddi bir alternatif sunuyor.
***
Son dönemlerin tartışmalı Ulus Planı, Kuğulu Park’a “minimum
tecavüz” veya “Dikmen Vadisi Savaşları” gibi, kamusal çıkarlarla sürekli
çatışan bir yönetimin hüküm sürdüğü başkentte böyle bir bilincin oluşması
tesadüf değil. Tanıl Bora’nın “Timur istilası, Büyük Kaçgun ve 1. Cihan
Harbi’nden beri Ankara’nın gördüğü en büyük felaket” olarak nitelendirdiği İ.
Melih Gökçek, 1994 yılında Ankara Büyükşehir Belediyesi yönetimine geldiğinden
beri birçok skandala imza attı. Aynı yıl 4 Haziran tarihinde Mehmet Aksoy’un
“Periler Ülkesinde” isimli heykelini “böyle sanatın içine tükürürüm” diyerek
Altınpark’tan kaldırtmasından, 13 Haziran 2006’da Erken Cumhuriyet dönemi yapılarından
anıt niteliğindeki Maltepe Havagazı Fabrikası’nın yasadışı yıkımına kadar
sayısız icraatıyla izleri Ankara’dan ve belleklerden kolay silinmeyecek yaralar
açtı.
Bu izlerden biri olarak 1995 yılında, Ankara’nın sembolü
olan çağdaş, stilize Hitit Güneşi’ni “minareli-hilalli-kuleli”, kompozisyon
fakiri ve anlam karmaşası içindeki mevcut amblemle değiştirmesi –kentin her
köşesine işlediğinden olsa gerek– güncelliğini korumuş ve gündemi sıklıkla
işgal etmiştir. Birçok kez yargı yoluyla geçersiz kılınan, Danıştay’ın hakkında
iptal kararı bulunan bu logo değişimi, İ. Melih Gökçek yönetiminin tipik hukuk
tanımaz politikalarından biri olarak ısrarla uygulanarak Ankara’nın teslim
edildiği çarpık ve usulsüz belediyecilik anlayışıyla özdeşleşmiştir. Bu nedenle
Hitit Güneşi eylemini başkentin maruz kaldığı tüm tasarımsız-plansız
politikalara verilen sembolik bir yanıt olarak değerlendirmek gerekir.
***
Amblem kent kimliğinin simgeleşmiş işaretidir. En temel
anlamıyla “bir arada yaşanan yer” olan kenti sınırlı görsel diller aracılığıyla
temsil etmek için, başta kültürel ve ideolojik olmak üzere çeşitli göstergelere
başvurulur. Tartışma konusu olan amblem Ankara’nın başkent kimliğini ve
dolayısıyla tüm Türkiye’yi temsil ettiğinden sembolik rolü daha da önemlidir. Kısacası
Ankara ambleminin yerel yöneticilerin keyfi uygulamalarına ve kişisel
çıkarlarına alet edilmemiş, grafik nitelikleriyle tematik ve estetik
yeterlilikte, içerdiği anlamlarla da kapsayıcı ve bütünleştirici özelliklere
sahip olmasını beklemek yanlış olmaz. Bu ölçütler ışığında değerlendirildiğinde
Hitit Güneşi’yle Gökçek Arması arasındaki farklar daha da belirgin olmaktadır.
Tarihte Haçlılar’ın da kullandığı arma formu içinde, mimari
açıdan vasat Kocatepe Camii, “içkili restoranı caminin kubbesine denk
getirilmiş” alışveriş merkezi Atakule ve oranı/konumu konjonktüre uydurulmuş Ay
Yıldız’dan oluşan kolaj tutarlı bir kent kimliği yaratamamış, en iyimser
tanımla “sıradan” bir amblemden ibaret kalmıştır. Dahası, minare ve hilal gibi,
cami ve bayrak üzerindeyken “kutsal” sayılan değerler çöp tenekelerine ve
otobüs duraklarına işlenerek bayağılaştırılmıştır. Bugün Cumhuriyet’in başkenti
modern Ankara’nın kimliği, Anadolu uygarlıklarına ayrımcılık yapmadan kapsayıcı
bir biçimde kucak açan, aydınlık saçan bir Güneş yerine, dört bin yıllık bir
soyutlama yeteneğinin yanına bile yaklaşamayan, gülünç ve çelişkili bir imgeler
yığınıyla temsil edilmektedir. Bu şartlar altında kente amblemini geri
kazandırmak tüm Ankaralılar’ın hakkıdır.

Başkent’in amblemi Türkiye’yi de temsil eder.

Cumhuriyet’in başkenti modern Ankara’nın kimlik bunalımı.

İki farklı Ankara’yı temsil eden logolar sokakta çatışma
halinde.

Eylem, tasarımsız-plansız politikalara verilen sembolik
bir yanıt.

Eylem “kentsel sanat” kapsamında değerlendirilebilir.