25 Mayıs 2012 Cuma
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Naoya Hatakeyama: Ölçekler

    

New York/Tobu World Square, 2003-2004 (CCA Collection © Naoya Hatakeyama). Seri Kinugawa (Tochigi, Japonya)’da sergilenen New York City maketine ait 21,3x16 cm ebatlarında 9 adet jelatin gümüş baskı fotoğraftan oluşuyor. 1/25 ölçekli makette kentin belli başlı semtleri ideal görünümleriyle, ama gerçeklik iddiası taşıyacak kadar da ayrıntılı bir biçimde biraraya getirilmiş.

 

Ölçekler Üzerine Bir Bildiri

Naoya Hatakeyama

Bir gün şöyle bir soru geldi oturdu kafama: “İnsanlar uzaktayken neden bu kadar küçük olurlar?” Çocuktum, nehrin karşı kıyısında yürüyen bir adama takılmıştı gözüm. Soru zaman içerisinde yerle yeksan oldu, ama o karıncavari “küçük insan” imgesi bugüne değin aklımın bir köşesinde yer etti durdu.

 

Fransız antropolog Claude Lévi-Strauss önemli bir tespitte bulunur: “Sanat yapıtlarının büyük bir kısmı küçük ölçekli [maketler]dir.” Gerçek hayatta bir nesneyi kavramak için öncelikle parçalarını kavramamız gerekir. Sebebine gelince; “[nesnenin] bize gösterdiği direnci, ancak onu parçalara ayırarak aşabiliriz”. Halbuki maketlerde “bütünün bilgisi parçaların bilgisini önceler”. Bir resim ya da heykele baktığımızda, maket incelerken olduğu gibi, “parçadan bütüne doğru” uzanan bir algılama süreci yaşanır. Bir nesnenin resim ya da heykel olarak anlaşılabilmesi için, Lévi-Strauss’un Yaban Düşünce’de yazdığı gibi, “her defasında nesnenin kimi oylumlarının feda edilmesi gerekir: resimde hacim, heykelde renk, koku ve doku izlenimleri; her iki durumda ise zaman boyutu, zira temsili bir yapıtın tümü ancak tek bir seferde idrak edilir.” Lévi-Strauss’un izinden gidersek, sadece resim ve heykeller değil, muhtemelen fotoğraflar da “küçük ölçekli maketler” olarak düşünülebilir.

 

Fotoğrafları küçük ölçekli maketler olarak tasavvur ettiğimizde, fotoğrafın resim ve heykelin yapamadığı bir şeyi yaptığını farkederiz: Fotoğraf, maketi konu edinebilir. Maket resmi ya da heykeline ihtiyaç duymayız, bunun anlaşılır bir tarafı da yoktur, ama maket fotoğrafı yaygın olarak kullanılır. Resim ve heykel konulu fotoğraflara sanat kitaplarında sıkça rastlarız. Maket konulu fotoğrafların, bir bakıma “maketin maketi”ni mümkün kılan bir tür “küçük ölçekli maket” olduğunu söyleyebiliriz. Bu durum fotoğrafın asli bir özelliğinden ileri gelir: Fotoğraf daima konusunu maddi bir forma indirger. Mamafih bu asli özellik geçtiğimiz yıllarda dijital teknolojinin gelişmesiyle birlikte geçerliliğini yitirmeye başlamıştır. Artık çoğu durumda nesneler maddi formlara indirgenmiyor; resim çizerken olduğu gibi, fikir, tali yollara sapmaksızın doğrudan bir imge olarak beliriyor. Hepimizin farkedebileceği üzere, artık maket yapıp fotoğrafını çekmek pek zahmetli görünüyor; onun yerine, kendi üç boyutlu imgesini üretebilecek kadar tasarım bilgisine sahip bilgisayarlar tercih ediliyor. Bunun da sebebi, bugün üç boyutlu imgelerin –ışık, doku ya da başka bir hususta– gerçekçi görünüm açısından fotoğraftan aşağı kalır yanının bulunmamasıdır. Peki, “maket” kavramı bu bağlamda nereye oturuyor?

 

Geçtiğimiz günlerde bir mimarla konuşma fırsatım oldu. “Artık” dedi, “tasarım ile yapım arasında fark kalmadı”. Mimari yapı ve formlar algoritmalarla şekillendirilmeye başlayalı beri, nereye baksak, çığır açıcı kavislere sahip binalar görür olduk; inşaat alanında betonarme demirlerinin nereye yerleştirileceğini, betonun nereye döküleceğini önceden kestirmek neredeyse imkansızlaştı. Öyle ki bugün inşaat sektöründe çalışan mimarlar, şantiyedeyken dizüstü bilgisayarlarını bir saniye olsun yanlarından ayıramıyorlar. Bir sonraki adımı görebilmek için süreci bizzat yerinde takip edip ölçümleri sürekli yenilemeleri gerekiyor. Bir anlamda, yapım için gerekli tasarım etüdünü ad hoc yürüttükleri söylenebilir. Bu da ister istemez tasarım ile yapım arasındaki ayrımın muğlaklaşmasına yol açmıştır.

“Şöyle de denebilir” diye devam etti aynı mimar, “maket başlı başlına bir bina haline geldi”. Bilgisayarda matematiksel formüllerle tasarlanan mimari formları hayata geçirmek, o formlardan giderek üç boyutlu bir dünya inşa etmek bakımından, maket yapmak ile bina yapmak arasında (“dönüştürme” anlamında) hemen hiçbir fark kalmadı; o kadar ki, birebir ölçekli maket yapmak bina inşa etmekle, ya da tersinden söylersek, gerçek bir bina inşa etmek birebir ölçekli maket yapmakla eşdeğer hale geldi. Benzer bir durum, bilgisayar destekli tasarım programlarıyla uyumlu 3D yazılımlar ve yazıcılar için de sözkonusu. Bu araçlar, birebir ölçekli maket üretiminde olduğu kadar “inşaat” yapımında da pekala kullanılabilir. Bu açıdan bakıldığında, maket ile bina arasında girdi değerleri dışında hiçbir fark yoktur.

 

“Küçük insanlar”la ilgili aklımda kalan bir başka hikaye de şu: Hangi vesileyle elime geçti hatırlamıyorum ama bir antropoloğun raporunda okumuştum. Yıllarca vahşi ormanda yaşamış bir grup yerlinin, hayatlarında ilk kez geniş bir düzlüğe çıkmalarına dair bildik bir hikayedir bu. Yerliler bu alabildiğine geniş arazide yürürken, rastladıkları ilk insan karşısında dumura uğrarlar: “Buranın insanları da amma küçükmüş!” Bu “küçük insanlar” alelade bir metafordan ziyade, bir gerçeği ifade etmektedir. Yerlilerin bu şaşkınlığını “çocukça” bulup onlara gülebiliriz – ben de gülmedim değil doğrusu. Peki, “öyle bir maket ki başlı başına bir bina” diyen çağdaş bir mimarın yaşadığı durumun, hikayedeki yerlilerin ahvalinden farklı olduğunu söyleyebilir miyiz? Bir insan düşünün ki, bir binanın karşısına geçmiş, “Bu maket de amma büyükmüş!” deyip duruyor… Lévi-Strauss’a göre, bir maket yapmak için “nesnenin kimi oylumlarını feda etmek gerekir”. O halde şöyle söyleyebiliriz: Başlı başına bir bina haline gelmiş “büyük bir maket”, bütün dünyanın kötürüm bırakılmış nesnelerden ibaret olduğu bir çağa özgüdür.

 

Zihnimin bir köşesinde yer edinmiş o “küçük insan”, nehrin kenarında çimenler üzerinde yürüyordu. Şimdiyse “büyük bir maket”in kapısından içeri girerek yavaşça gözden kayboluyor.

Naoya Hatakeyama.

 

27 Eylül 2007-3 Şubat 2008 tarihleri arasında Kanada Mimarlık Merkezi (CCA)’nin kendi koleksiyonunu “yeniden değerlendirmek” amacıyla çağdaş sanatçılarla ortak çalışmalar yürüttüğü “Tangent” projesi kapsamında gerçekleştirilen “Naoya Hatakeyama: Scales” başlıklı sergi, Tokyo asıllı fotoğraf sanatçısının, fotoğraf makinesinin mimarlık alanında etkin bir aktör olarak belirdiği Modernist döneme ait New York City ve Tokyo maketlerini farklı ölçek ve perspektiflerden çekerek hazırladığı üç adet fotoğraf serisinden oluşuyor. Sanatçı bu serilerde kameranın yapı ve kent algısındaki kurucu ve dönüştürücü etkisini sorguluyor. 1980’lerden bu yana kent-doğa ilişkisi hakkında yaptığı çalışmalarla tanınan Naoya Hatakeyama, kırsal alanlar ve kireçtaşı ocakları konulu “Lime Works” ile 22. Kimura Ihei Fotoğraf Ödülü (1997)’nü, Tokyo kanalizasyon şebekesinde kaybolan tünel ve nehirlerin izini sürdüğü “Underground” ile 42. Mainichi Sanat Ödülü (2001)’nü kazanmış, aynı yıl 49. Venedik Bienali’nde Japonya’yı temsil etmiştir. “A Momerandum on Scales” başlıklı yazı şu kaynaktan Volkan Atmaca tarafından çevrilmiştir: Naoya Hatakeyama: Scales, Nazraeli Press, Canadian Centre for Architecture, 2007, s. 7-8

(© 2007 Nazraeli Press, Portland, ABD).  

 

Tokyo/Mori Building, 2003 (CCA Collection © Naoya Hatakeyama). Binalar, parklar, otoyol ağları ve altyapı elemanlarıyla uçsuz bucaksız bir kent panoraması sunan seri, 2003 yılında Mori Binası’nın geliştiricileri tarafından tasarlanan karmaşık yapılı Tokyo maketine ait 103x80 cm ebatlarında 5 adet jelatin gümüş baskı fotoğraftan oluşuyor.

 

New York/Window of the World, 2006 (CCA Collection © Naoya Hatakeyama). Seri Shenzhen Eğlence Parkı (Çin)’nda sergilenen New York maketine ait 26,5x18,5 cm ebatlarında 9 adet kromojenik renkli baskı fotoğraftan oluşuyor. Legoları andıran ritmik ve renkli geometrik formlar içeren maketin kuşbakışı görünümünde, kentin yapısındaki rastlantısallık tüm çıplaklığıyla ortaya seriliyor.

 

 

 

 

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


69632 - unknown - 38.107.179.236