|
Mendelsohn
Amerikan Caddelerinde

Broadway, gündüz.

Broadway, gece.

Chicago.

Detroit.

New York.
Alman Ekspresyonist mimarlığının en önemli adı Erich
Mendelsohn 1924 yılında bellibaşlı ABD metropollerini kapsayan bir gezi yaptı.
Gemiyle New York’a ulaştı ve oradan önce Detroit’e, ardından da Chicago’ya
gitti. Chicago’dan Taliesin’e uzanıp Frank Lloyd Wright’ı atölye-büro-evinde
ziyaret etti. Ancak, gezinin en kaydadeğer sonucu bu gibi insani ilişkiler
değil, ünlü mimarın küçük Leica fotoğraf makinesiyle çektiği Amerikan metropol
enstantaneleri olacaktı. Mendelsohn, alışılagelmiş cadde ve yapı
fotoğraflarındaki yaklaşımın aksine, idealize edilmiş, geniş açılı
objektiflerle elde edilmiş ve düşey ayrıtları gönyesine oturtulmuş yapıların
çekimlerini yapmayacaktı. Onun fotoğrafları sokakta avare dolaşan ve herşeyi
sokak kotundan çapraz bakışlarla kısmen gören bir mimarın gözünden çekilmişti.
İcat edildiğinden beri tablo resminin durağan ve katı çerçeve kurma mantığını
zorlamayan fotoğraf, onun elinde kadrajına sığmayan, dinamik bir gerçekliğe
dönüşecekti. Mendelsohn caddeyi olağan haliyle, geometrik bir kadraj
disiplinine almadan anlatıyordu.
Yaklaşımının tazeliğinden ötürü, bu fotoğrafları kısa ve
eleştirel altyazılarla sunan kitabı “Amerika: Bilderbuch eines Architekten”
(Rudolf Mosse Buchverlag, Berlin) 1926 yılında yayımlandığında, sadece mimarlık
dünyasından değil, genel kamuoyundan da övgüler alacak, kısa sürede tükenecek,
1928’de ikinci baskısı da yapılacaktı. El Lissitzky gibi avangart sanatçı-tasarımcılar
kitaptan etkilendiler. “Amerika” modern cadde gerçeğini yansıtabilen ilk önemli
çalışma oldu. Kentsel mekanı dışında durarak anlatırmış gibi gözüken geleneksel
ya da erken modern gözlemciden farklı olarak, Mendelsohn ona katılan, metropol sokaklarında
adeta kitlelerin hareketine kapılıp savrulan bir öznenin gözüyle deneyimledi.
Paris bulvarlarını arşınlayan flâneurün fotoğraf makineli bir versiyonu gibi
davranmıştı.
Ne var ki, basıldığı yıllarda geniş ilgi görse de, mimarlık
dünyası 1920 ve 30’larda caddenin Mendelsohn’unkine benzer bir kavrayışından
hareket etmiyordu. Hilberseimer, Le Corbusier gibi öncüler ve genelde
Modernistler caddeyi cadde olarak düşünmüyor ve bir trafik arteri olarak,
arızasız işleyen bir kentin ulaşım donatısı diye tahayyül ediyorlardı. Onun
içindir ki, Mendelsohn’un Amerika’sının yeniden keşfi ancak 1990’larda,
Modernist şehirciliğin eleştirel okumalarıyla birlikte gündeme gelecekti.
Caddenin dinamik karakteri, trafik işlevinden bağımsız olarak sorgulanırken,
bunu çok erken kavrayan bir mimarın kitabını dikkate almamak olanaksızdı.
|
|