25 Mayıs 2012 Cuma
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


Sonraki Sayfa >>

Bir Tokyo Mektubu

 

Yıldız Salman, Tokyo’ya yapılan akademik amaçlı bir geziden gündelik yaşam enstantaneleri sunuyor. Dünyanın en büyük metropolünden çarpıcı ve yer yer “hayretlere seza hayat-ı hakikiye” sahneleri...  

 

Kuzey ne taraf? (Fotoğraf: Gülsün Tanyeli).

 

Yıldız Salman

 

Sevgili Herkes,

 

Biliyor musunuz, Tokyo’dayım ben, daha doğrusu biz. Küçük bir grubuz: Ben, Tokyono Bara ve Kyo-ju Le. Hepsi ortak olmasa da takıntıları olan üç mimar. Tokyo tüm binaları, yolları, köprüleri, kıyıları, topaçları, kitapları, tabakları, çanakları, bıçakları ile bizi bekliyordu. Kyo-ju Le’yü, daha Tokyo’ya varmadan doğal rehberimiz ilan etmiş ve izleyen günlerde yanımızdan ayırmayacağımız sayısız haritadan en detaylısı ve gerçeğe en yakın olanı “Alman”ı kendisine emanet etmiştik bile. Hepimiz biliyorduk ki, Tokyo bugüne kadar gördüğümüz hiçbir kente benzemiyordu. Çok büyüktü, çok kalabalıktı, çok pahalıydı. Ama biz sistematik bir şekilde herşeyin üstesinden gelebilirdik. Eee ne de olsa meslek avantajımızı kullanacaktık. Sadece Japoncamız o kadar iyi değildi, ama onun da çaresini bulmak zor olmadı. Bir Japonca-Türkçe konuşma kılavuzumuz vardı ve de onbir buçuk saatimiz. Heyecanlıyız, çalışkanız, Doğu’nun batısı, Batı’nın doğusuyuz.

 

Shinjuku geceleri (Fotoğraf: Gülsün Tanyeli).

 

Pachinko olarak adlandırılan oyun salonları. Her yaştan Tokyolunun tutkusu (Fotoğraf: Gülsün Tanyeli).

 

Konnichi Wa Tokyo - Sayo-nara Shinjuku

Ama korkarım biz Tokyo’yu gezmeye (biraz da mecburen) en marjinal bölgeden başladık. Havaalanından gelirken, bir benzeri olmayan, 30 milyon nüfuslu dev kenti bir an önce görebilmek isteğiyle geçen zamanı anlamıyoruz bile. Kente üçüncü kattan giriyoruz, binaların üst katlarına teğetler çizerek alçalıyor ve kentin yeni ve marjinal merkezi Shinjuku’ya varıyoruz. Bu kent gerçekten çok büyük galiba... Henüz elimizdeki haritaları kullanmaya ürküyoruz ve taksiyle (Tokyo’da taksiye binip istediğiniz yere gitmek kolay sanmayın. Biz bu konuyu Tokyo’ya gelmeden çalışmıştık, elimizde otelimizi gösteren Japonca bir harita var) doğruca ilk otelimize gidiyoruz. Shinjuku, öncelikle sosyal yapısıyla ilginç bir semt. Tokyo’nun kabak çiçeği. Gençler ve her türlü marjinal grubun ortak merkezi. Geceleri gündüzlerinden çok uzun ve ışıl ışıl. İlk gözlemlerimiz buraya tekrar gelmemiz ve biraz da vakit geçirmemiz gerektiğini söylüyor (anlamlı bakışlar ve gülüşmeler). Sahi, biz bi daha gelemeyeceğiz buraya di mi?

 

Ginza, Roppongi, Marunouchi

Semtimizi değiştirdik, artık kentin merkezine daha yakınız. Önce çevremizi tanıyalım diyoruz. Yürüyerek kenti tanımak Tokyo’nun tümü için geçerli değil doğal olarak. Günlük bilet alıp hem metroyu hem de sokakları hızla tüketiyoruz. Aramızdaki işbölümü vakit kazandırıyor ve de gezilerimize eğlence katıyor. Ben kentte görmek istediklerimizi listeleyerek hazırladığımız günlük programlar için akşam çalışmalarımızı düzene koyuyorum ve genel ulaşım sorumluluğunu alıyorum; metro güzergahları, gidilecek yerlerin yeryüzü ile bağlantısı, metro çıkışları ve her türlü hatıra fotoğrafı Tokyono Bara’ya ait;

Kyo-ju Le gideceğimiz yeri ve yönü söylüyor. Herkesin elinde harita var. Hatta o kadar çok haritamız var ki, kontrolü zor olabiliyor. Elimizdeki haritaların yanısıra sokaklardaki bilgilendirme haritalarını görünce daha da seviniyoruz. Peki neden bunca harita varken biz hala Ginza’ya ulaşamadık?

- Arkadaşlar kuzeye bakın!

- Pardon kuzey ne taraf?

- Ama bir harita önce doğuya yani sağa gitmeye karar vermemiş miydik?

- Ben size söylemiştim o harita yanlış! Doğu sağda değil!

- (Panik halinde hep bir ağızdan) Nasıl yani?

 

Önyargılı (şimdilik sadece yönler ve haritalar konusunda) Batılılar olarak ilk travmayı atlattıktan sonra alışıyoruz. Hatta tüm kentin adres sistemini çözmeye yönelik (gereksiz) bir çaba içinde buluyoruz kendimizi. Büyük caddeler dışında sokak adı kullanılmıyor, kent semt ve mahalle ye karşılık gelebilecek “ku” ve “cho”lara bölünmüş ve bir şekilde (!) numaralandırılmış. Bu kadarını bilin yeter. Gerisini taksi şoförlerine bırakın. Rehberlerde verilen adreslere güvenip taksiye binmeyin ama, mutlaka adresin Japoncasını edinin. Ya da siz de bizler gibi tüm akşamınızı “Doğu dillerinden tercüme sorunları” konulu bir tartışmaya ayırmayı seçebilirsiniz. İlginç olabilir ama asla aç kalmaya değmez, bir dost tavsiyesi: Akşam yemeğini sekizbuçuktan sonraya bırakmayın, tartışma karın doyurmuyor...

 

Tokyo, deyim yerindeyse çok katlı bir kent. Kendi içinde gerçekten düzenli, ama alışmak zaman ister. Yayalar, üstgeçitler dışında, zemin ve zeminaltı kotları, araba, tren, otobüs ve kamyonlar ise üst katları kullanıyor. Bu karmaşık gibi görünen yol sisteminin ve Tokyo’nun kentsel kurgusunu bir reklam panosu özetliyor: Better road, better life. Bu kalite konusu tartışılabilir olsa da, gerçek anlamda bir terminoloji farkı olduğunu hep akılda tutmak gerekiyor. Burada sözü edilen Better, bizim bildiğimiz better olmayabilir. Kısa bir gezi yazısı bu ciddi konuya hakettiği önemi veremez.

Kyo-ju Le’nün de izniyle bu konuda birşeyler yazmak isterim daha sonra.

 

Siz de metropol ölçeğinde rahat edenlerdenseniz, Tokyo’ya da gitmelisiniz. En azından New York’un kalbi Manhattan’ın ölçeğini yeniden değerlendirmek için. Birbirinden tümüyle farklı semtlere ulaşmak (gerçekten ve çılgınca hızlı giden) metro ile çok kolay. Ama kentin tümünü görmek, algılamak çok zor. Tepeden de baktık Tokyo’ya ama nafile, sınırı yok bu kentin, bu açıdan çok güzel, çok tanıdık.

 

Ölçek, daha doğrusu ölçek farklılıkları bizi gerçekten şaşırtıyor. Hiçbirimizin tam kadraja sığdıramaya yeltenmediği Roppongi Hills, taban alanı

10 metrekareyi bile zor bulan çok katlı köşe parseller, birbirinden dar cepheli binalar, birçok ünlü mimarın eski-yeni ama ünlü binaları. Bunlar başka hangi kentte bu kadar yan yana durabilir.

 

Better road, better life (Fotoğraflar: Yıldız Salman, Gülsün Tanyeli).

 

“Küçük güzeldir”: Bir ev çamaşır makinesi sığmayacak, bir bar sadece altı müşteri alacak kadar küçük olabilir mi demeyin (Fotoğraflar: Gülsün Tanyeli).

 

Tarihin peşinde

Mesleki deformasyon kendini göstermeye başlıyor. Tokyo’nun (gerçekten) en eski binası hangisi? Kentin İkinci Dünya Savaşı sonrasında neredeyse tümüyle yeniden inşa edildiğini tabii ki biliyoruz, ama özellikle de “tarihi çevrede yeni yapılar” peşinde koşan biz tarihseverler için yeni bir hedef gerekli. Artık amacımız, “yeni binalar arasındaki tarih izleri”. Nagakin Tower, bu kentteki en tanıdık bina, seviniyoruz. Yolları, üstgeçitleri aşıp yanına gidiyoruz. En çok onun fotoğrafını çekiyoruz. Tokyo mimarlık rehberinde 1980 öncesine tarihlenen bina sayısı sadece 15. Koruma konusunda içimizde birikenleri konuşmak için ise tek adresimiz yine bir rekonstrüksiyon olan, eski Shimbashi tren istasyonu...

 

Kanda Akihabara’ya karşı

Büyük kentlerin en güzel yanlarından biri de farklı ilgi ve istekleri karşılayacak küçüklü büyüklü çok sayıda merkezi barındırması değil midir? 160 kitapçıda 10 milyondan fazla kitabın bulunduğu Kanda/Jimbocho Tokyo’nun ikinci el kitapçılarını bir araya getirmiş. Haftasonlarında kırmızı japon fenerleri ile sınırları çizilmiş kaldırımlara taşan kitap tezgahları, kitap bağımlıları için tek kelimeyle bir cennet, ama... Bu cenneti tam anlamıyla yaşayıp yaşayamayacağımızı belirleyen küçük bir ayrıntı var. Yayınların neredeyse yüzde 80’i Japonca! Hava karardı bile. Grup liderimiz Kyo-ju Le’yü cenneti (bizim adımıza da) keşfetmesi için burada bırakıp, Tokyo’nun içinden geçen Kandagawa Nehri’nin kuzeyine, Akihabara’ya yöneliyoruz. Electric City’ye gidiyoruz. Orada herşey tek dilde, sadece teknoloji konuşuluyor. Çocuklar gibi heyecanlıyız, son teknoloji ürünü cicileri görmek, dokunmak, oynamak ve hatta almak istiyoruz.

 

Japon mutfağı=Sushi, Japon mutfak eşyaları=Asakusa

Uyumlu bir grup olduğumuzu söylemiştim. Hepimiz farklı lezzetlere açığız, yemek bizim için sorun olmaz (?) Soba da yiyelim sushi de. Tempura da var yanında da mutlaka bira, ama Asahi. Hemen her gün zevkle yiyoruz Japon yemeklerini. En az yemekler kadar bu yemeklerin sunulduğu kaplar da çok güzel. Ben, bu sake bardaklarından istiyorum, kaseler de çok güzel. Alışveriş canavarımı Asakusa’da bıraktım şimdilik. Bi dahaki sefere onun sözünden çıkmayacağım. Bu yemek konusunda tek bir soru kaldı aklımda: Hiç kötü birşey yemememize rağmen Wendy’s’e gitme önerisi neden (fast-food yemek kültürü konusunda gerçek bir özürlü olan) beni bile heyecanlandırdı?

 

Ben artık denizi görmek istiyorum. Tokyono Bara ve Kyo-ju Le söz veriyorlar, okyanus kıyısına gideceğiz. Kentin eski limanı üzerinde yeniden yapılanan Odaiba’ya. Fakat yürü yürü bitmiyor, allahım bu Tokyo ne kadar büyük. Biz de nehir gezisi yaparız, hem kıyı kullanımı konusundaki merakımızı gideririz hem de son durak yine Asakusa, yaşasın!!!

 

Tokyo’dan akılda kalanlar ve gidecekler için öneriler (kısa liste):

- Irasshaimasse!!! (mümkün olan en yüksek perdeden) İddia ediyorum, hiçbir ülkede, hiçbir lokantada bu kadar tezahüratla karşılanıp uğurlanamazsınız.

- Etek-bacak-çorap-çizme (güncel gençkız modası, alışmak zaman istiyor).

- Sokaklar sadece yürümek ve ulaşmak için; kahve içmek, oturup etrafı seyretmek vb. zaman harcamaya yönelik aktiviteler için Tokyo’yu kullanamazsınız.

- Sadece bizim sesimiz yankılanıyor sokaklarda, herkes ne kadar alçak sesle konuşuyor.

- Güzel şeyler kolay alışkanlık yapar: Suç oranı sıfıra yakın, her yer her saatte güvenli.

- Kimseye “Tokyo’ya iner inmez seni ararım” demeyin, yapamayabilirsiniz.

 

Mektubuma burada son verirken ne kadar çok şeyi yazamadığımı farkediyorum, bir kısmını resimlerin altına yazdım geri kalanları da gelince anlatırım artık.

 

Sevgiler, Tokyono Suda-

 

Yrd.Doç.Dr. Yıldız Salman, İTÜ Mimarlık Fakültesi Restorasyon Anabilim Dalı.

 

Tokyo (Fotoğraf: Gülsün Tanyeli).

 

Bir köşe parsel kullanımı, katlı otopark çözümü reklam panolarının ardına gizlenmiş (Fotoğraf: Gülsün Tanyeli).

 

“mış gibi” yapmak ya da “kültürlerarası buluşma”: Daha çok turistlerin gittiği bir lokanta. Ayakkabılarınızı çıkartıyorsunuz ama ayaklarınızı altınıza almak zorunda değilsiniz. Tokyo-Odaiba’da, Fransız yılı nedeniyle inşa edilmiş küçük bir kilise ve meydana açılan dört sokaktan oluşan “wedding village” (Fotoğraflar: Gülsün Tanyeli).

 

Sumidagawa Nehri kıyısında konutlar: Zenginler ve evsizler (Fotoğraflar: Gülsün Tanyeli).

Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


65604 - unknown - 38.107.179.238