Bir
Tokyo Mektubu
Yıldız Salman, Tokyo’ya yapılan akademik amaçlı bir
geziden gündelik yaşam enstantaneleri sunuyor. Dünyanın en büyük metropolünden
çarpıcı ve yer yer “hayretlere seza hayat-ı hakikiye” sahneleri...

Kuzey ne taraf? (Fotoğraf: Gülsün Tanyeli).
Yıldız Salman
Sevgili Herkes,
Biliyor musunuz, Tokyo’dayım ben, daha doğrusu biz. Küçük
bir grubuz: Ben, Tokyono Bara ve Kyo-ju Le. Hepsi ortak olmasa da takıntıları
olan üç mimar. Tokyo tüm binaları, yolları, köprüleri, kıyıları, topaçları,
kitapları, tabakları, çanakları, bıçakları ile bizi bekliyordu. Kyo-ju Le’yü,
daha Tokyo’ya varmadan doğal rehberimiz ilan etmiş ve izleyen günlerde yanımızdan
ayırmayacağımız sayısız haritadan en detaylısı ve gerçeğe en yakın olanı
“Alman”ı kendisine emanet etmiştik bile. Hepimiz biliyorduk ki, Tokyo bugüne
kadar gördüğümüz hiçbir kente benzemiyordu. Çok büyüktü, çok kalabalıktı, çok
pahalıydı. Ama biz sistematik bir şekilde herşeyin üstesinden gelebilirdik. Eee
ne de olsa meslek avantajımızı kullanacaktık. Sadece Japoncamız o kadar iyi değildi,
ama onun da çaresini bulmak zor olmadı. Bir Japonca-Türkçe konuşma kılavuzumuz
vardı ve de onbir buçuk saatimiz. Heyecanlıyız, çalışkanız, Doğu’nun batısı,
Batı’nın doğusuyuz.

Shinjuku geceleri (Fotoğraf: Gülsün Tanyeli).

Pachinko olarak adlandırılan oyun salonları. Her yaştan
Tokyolunun tutkusu (Fotoğraf: Gülsün Tanyeli).
Konnichi Wa Tokyo - Sayo-nara Shinjuku
Ama korkarım biz Tokyo’yu gezmeye (biraz da mecburen) en
marjinal bölgeden başladık. Havaalanından gelirken, bir benzeri olmayan, 30
milyon nüfuslu dev kenti bir an önce görebilmek isteğiyle geçen zamanı anlamıyoruz
bile. Kente üçüncü kattan giriyoruz, binaların üst katlarına teğetler çizerek
alçalıyor ve kentin yeni ve marjinal merkezi Shinjuku’ya varıyoruz. Bu kent
gerçekten çok büyük galiba... Henüz elimizdeki haritaları kullanmaya ürküyoruz
ve taksiyle (Tokyo’da taksiye binip istediğiniz yere gitmek kolay sanmayın. Biz
bu konuyu Tokyo’ya gelmeden çalışmıştık, elimizde otelimizi gösteren Japonca
bir harita var) doğruca ilk otelimize gidiyoruz. Shinjuku, öncelikle sosyal yapısıyla
ilginç bir semt. Tokyo’nun kabak çiçeği. Gençler ve her türlü marjinal grubun
ortak merkezi. Geceleri gündüzlerinden çok uzun ve ışıl ışıl. İlk gözlemlerimiz
buraya tekrar gelmemiz ve biraz da vakit geçirmemiz gerektiğini söylüyor
(anlamlı bakışlar ve gülüşmeler). Sahi, biz bi daha gelemeyeceğiz buraya di mi?
Ginza, Roppongi, Marunouchi
Semtimizi değiştirdik, artık kentin merkezine daha yakınız.
Önce çevremizi tanıyalım diyoruz. Yürüyerek kenti tanımak Tokyo’nun tümü için
geçerli değil doğal olarak. Günlük bilet alıp hem metroyu hem de sokakları hızla
tüketiyoruz. Aramızdaki işbölümü vakit kazandırıyor ve de gezilerimize eğlence
katıyor. Ben kentte görmek istediklerimizi listeleyerek hazırladığımız günlük
programlar için akşam çalışmalarımızı düzene koyuyorum ve genel ulaşım
sorumluluğunu alıyorum; metro güzergahları, gidilecek yerlerin yeryüzü ile bağlantısı,
metro çıkışları ve her türlü hatıra fotoğrafı Tokyono Bara’ya ait;
Kyo-ju Le gideceğimiz yeri ve yönü söylüyor. Herkesin elinde
harita var. Hatta o kadar çok haritamız var ki, kontrolü zor olabiliyor.
Elimizdeki haritaların yanısıra sokaklardaki bilgilendirme haritalarını görünce
daha da seviniyoruz. Peki neden bunca harita varken biz hala Ginza’ya ulaşamadık?
- Arkadaşlar kuzeye bakın!
- Pardon kuzey ne taraf?
- Ama bir harita önce doğuya yani sağa gitmeye karar vermemiş
miydik?
- Ben size söylemiştim o harita yanlış! Doğu sağda değil!
- (Panik halinde hep bir ağızdan) Nasıl yani?
Önyargılı (şimdilik sadece yönler ve haritalar konusunda)
Batılılar olarak ilk travmayı atlattıktan sonra alışıyoruz. Hatta tüm kentin
adres sistemini çözmeye yönelik (gereksiz) bir çaba içinde buluyoruz kendimizi.
Büyük caddeler dışında sokak adı kullanılmıyor, kent semt ve mahalle ye karşılık
gelebilecek “ku” ve “cho”lara bölünmüş ve bir şekilde (!) numaralandırılmış. Bu
kadarını bilin yeter. Gerisini taksi şoförlerine bırakın. Rehberlerde verilen
adreslere güvenip taksiye binmeyin ama, mutlaka adresin Japoncasını edinin. Ya
da siz de bizler gibi tüm akşamınızı “Doğu dillerinden tercüme sorunları”
konulu bir tartışmaya ayırmayı seçebilirsiniz. İlginç olabilir ama asla aç
kalmaya değmez, bir dost tavsiyesi: Akşam yemeğini sekizbuçuktan sonraya bırakmayın,
tartışma karın doyurmuyor...
Tokyo, deyim yerindeyse çok katlı bir kent. Kendi içinde
gerçekten düzenli, ama alışmak zaman ister. Yayalar, üstgeçitler dışında, zemin
ve zeminaltı kotları, araba, tren, otobüs ve kamyonlar ise üst katları kullanıyor.
Bu karmaşık gibi görünen yol sisteminin ve Tokyo’nun kentsel kurgusunu bir
reklam panosu özetliyor: Better road, better life. Bu kalite konusu tartışılabilir
olsa da, gerçek anlamda bir terminoloji farkı olduğunu hep akılda tutmak
gerekiyor. Burada sözü edilen Better, bizim bildiğimiz better olmayabilir. Kısa
bir gezi yazısı bu ciddi konuya hakettiği önemi veremez.
Kyo-ju Le’nün de izniyle bu konuda birşeyler yazmak isterim
daha sonra.
Siz de metropol ölçeğinde rahat edenlerdenseniz, Tokyo’ya da
gitmelisiniz. En azından New York’un kalbi Manhattan’ın ölçeğini yeniden değerlendirmek
için. Birbirinden tümüyle farklı semtlere ulaşmak (gerçekten ve çılgınca hızlı
giden) metro ile çok kolay. Ama kentin tümünü görmek, algılamak çok zor.
Tepeden de baktık Tokyo’ya ama nafile, sınırı yok bu kentin, bu açıdan çok
güzel, çok tanıdık.
Ölçek, daha doğrusu ölçek farklılıkları bizi gerçekten şaşırtıyor.
Hiçbirimizin tam kadraja sığdıramaya yeltenmediği Roppongi Hills, taban alanı
10 metrekareyi bile zor bulan çok katlı köşe parseller,
birbirinden dar cepheli binalar, birçok ünlü mimarın eski-yeni ama ünlü binaları.
Bunlar başka hangi kentte bu kadar yan yana durabilir.


Better road, better life (Fotoğraflar: Yıldız Salman,
Gülsün Tanyeli).

“Küçük güzeldir”: Bir ev çamaşır makinesi sığmayacak, bir
bar sadece altı müşteri alacak kadar küçük olabilir mi demeyin (Fotoğraflar:
Gülsün Tanyeli).
Tarihin peşinde
Mesleki deformasyon kendini göstermeye başlıyor. Tokyo’nun
(gerçekten) en eski binası hangisi? Kentin İkinci Dünya Savaşı sonrasında
neredeyse tümüyle yeniden inşa edildiğini tabii ki biliyoruz, ama özellikle de
“tarihi çevrede yeni yapılar” peşinde koşan biz tarihseverler için yeni bir
hedef gerekli. Artık amacımız, “yeni binalar arasındaki tarih izleri”. Nagakin
Tower, bu kentteki en tanıdık bina, seviniyoruz. Yolları, üstgeçitleri aşıp yanına
gidiyoruz. En çok onun fotoğrafını çekiyoruz. Tokyo mimarlık rehberinde 1980
öncesine tarihlenen bina sayısı sadece 15. Koruma konusunda içimizde
birikenleri konuşmak için ise tek adresimiz yine bir rekonstrüksiyon olan, eski
Shimbashi tren istasyonu...
Kanda Akihabara’ya karşı
Büyük kentlerin en güzel yanlarından biri de farklı ilgi ve
istekleri karşılayacak küçüklü büyüklü çok sayıda merkezi barındırması değil
midir? 160 kitapçıda 10 milyondan fazla kitabın bulunduğu Kanda/Jimbocho
Tokyo’nun ikinci el kitapçılarını bir araya getirmiş. Haftasonlarında kırmızı
japon fenerleri ile sınırları çizilmiş kaldırımlara taşan kitap tezgahları,
kitap bağımlıları için tek kelimeyle bir cennet, ama... Bu cenneti tam anlamıyla
yaşayıp yaşayamayacağımızı belirleyen küçük bir ayrıntı var. Yayınların
neredeyse yüzde 80’i Japonca! Hava karardı bile. Grup liderimiz Kyo-ju Le’yü
cenneti (bizim adımıza da) keşfetmesi için burada bırakıp, Tokyo’nun içinden
geçen Kandagawa Nehri’nin kuzeyine, Akihabara’ya yöneliyoruz. Electric City’ye
gidiyoruz. Orada herşey tek dilde, sadece teknoloji konuşuluyor. Çocuklar gibi
heyecanlıyız, son teknoloji ürünü cicileri görmek, dokunmak, oynamak ve hatta
almak istiyoruz.
Japon mutfağı=Sushi, Japon mutfak eşyaları=Asakusa
Uyumlu bir grup olduğumuzu söylemiştim. Hepimiz farklı
lezzetlere açığız, yemek bizim için sorun olmaz (?) Soba da yiyelim sushi de.
Tempura da var yanında da mutlaka bira, ama Asahi. Hemen her gün zevkle yiyoruz
Japon yemeklerini. En az yemekler kadar bu yemeklerin sunulduğu kaplar da çok
güzel. Ben, bu sake bardaklarından istiyorum, kaseler de çok güzel. Alışveriş
canavarımı Asakusa’da bıraktım şimdilik. Bi dahaki sefere onun sözünden çıkmayacağım.
Bu yemek konusunda tek bir soru kaldı aklımda: Hiç kötü birşey yemememize rağmen
Wendy’s’e gitme önerisi neden (fast-food yemek kültürü konusunda gerçek bir
özürlü olan) beni bile heyecanlandırdı?
Ben artık denizi görmek istiyorum. Tokyono Bara ve Kyo-ju Le
söz veriyorlar, okyanus kıyısına gideceğiz. Kentin eski limanı üzerinde yeniden
yapılanan Odaiba’ya. Fakat yürü yürü bitmiyor, allahım bu Tokyo ne kadar büyük.
Biz de nehir gezisi yaparız, hem kıyı kullanımı konusundaki merakımızı
gideririz hem de son durak yine Asakusa, yaşasın!!!
Tokyo’dan akılda kalanlar ve gidecekler için öneriler (kısa
liste):
- Irasshaimasse!!! (mümkün olan en yüksek perdeden) İddia
ediyorum, hiçbir ülkede, hiçbir lokantada bu kadar tezahüratla karşılanıp uğurlanamazsınız.
- Etek-bacak-çorap-çizme (güncel gençkız modası, alışmak
zaman istiyor).
- Sokaklar sadece yürümek ve ulaşmak için; kahve içmek,
oturup etrafı seyretmek vb. zaman harcamaya yönelik aktiviteler için Tokyo’yu
kullanamazsınız.
- Sadece bizim sesimiz yankılanıyor sokaklarda, herkes ne
kadar alçak sesle konuşuyor.
- Güzel şeyler kolay alışkanlık yapar: Suç oranı sıfıra yakın,
her yer her saatte güvenli.
- Kimseye “Tokyo’ya iner inmez seni ararım” demeyin,
yapamayabilirsiniz.
Mektubuma burada son verirken ne kadar çok şeyi yazamadığımı
farkediyorum, bir kısmını resimlerin altına yazdım geri kalanları da gelince
anlatırım artık.
Sevgiler, Tokyono Suda-
Yrd.Doç.Dr. Yıldız Salman, İTÜ Mimarlık Fakültesi
Restorasyon Anabilim Dalı.

Tokyo (Fotoğraf: Gülsün Tanyeli).

Bir köşe parsel kullanımı, katlı otopark çözümü reklam
panolarının ardına gizlenmiş (Fotoğraf: Gülsün Tanyeli).

“mış gibi” yapmak ya da “kültürlerarası buluşma”: Daha
çok turistlerin gittiği bir lokanta. Ayakkabılarınızı çıkartıyorsunuz ama ayaklarınızı
altınıza almak zorunda değilsiniz. Tokyo-Odaiba’da, Fransız yılı nedeniyle inşa
edilmiş küçük bir kilise ve meydana açılan dört sokaktan oluşan “wedding
village” (Fotoğraflar: Gülsün Tanyeli).

Sumidagawa Nehri kıyısında konutlar: Zenginler ve evsizler
(Fotoğraflar: Gülsün Tanyeli).