25 Mayıs 2012 Cuma
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Kamunun Eski Eser İhaleleri ve Uygulama Aksaklıkları: İki İstanbul Örneği

 

 

Restorasyon sonrasında Kıztaşı.

 

Son yıllarda eski eser restorasyonları için kamu geniş kaynaklar harcıyor. Çok sayıda yapının hızla korunması için, eldeki teknik bilgi birikimi ve deneyim miktarını kat kat aşan girişimlerde bulunulmakta. Özellikle, depreme karşı yapılan strüktürel güçlendirme çalışmaları ciddi sorunlar doğmasına ve eski eserlerin “yıkılmaktan beter edilmesi”ne yol açabiliyor.

 

Dikilitaş.

 

Ahmet Yılmaz n Türkiye genelinde ve İstanbul’da son yıllarda yüzlerce belki binlerce restorasyon projesi yapıldı ve yapılmaya devam ediyor. Bu projelerin çoğunluğu kamu kuruluşları tarafından ihale edilmektedir. İstanbul ve yakın çevresinde yer alan eski eserlerin proje ve yapım ihaleleri de sürmekte ve bu ihaleler Vakıflar Bölge Müdürlüğü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyeleri tarafından yürütülmektedir. Proje süreci tamamlanan işlerin süratle yapım ihaleleri yapılmakta ve uygulamaya geçilmektedir. Bu işlerden bazılarının restorasyonları tamamlanmış olsa da, çoğunluğu henüz devam etmekte ve birçoğu da yapım için sırasını beklemektedir.

 

Proje ihaleleri yapılan eserlerin birçoğu anıt eser niteliğinde olup döneminin teknolojisini ve karakterini taşıyan önemli eserlerdir. Bunlardan bazıları Süleymaniye Külliyesi içinde yer alan Kanuni, Hürrem Sultan, Sinan Türbeleri, Eyüp Türbesi, Yavuz Selim Camisi, Edirnekapı Mihrimah Sultan Camisi, Zal Mahmut Paşa Camisi gibi döneminin başyapıtları niteliğinde eserlerdir.

 

Ciddi bir yekun tutan ve birçoğu kullanılmayan eski eserlerin yeni işlev kazandırılarak toplum hizmetine sunulması olumlu bir gelişme ve iyi niyetli bir girişim olarak değerlendirilirken, olumsuz restorasyon sonuçlarının geri dönüşü mümkün olmayan boyutlara ulaşması, sadece iyi niyetin yeterli olmadığının gösterilmesi açısından önemlidir.

 

Eski eser uygulamalarında aslında sonuç bir anlamda baştan bellidir. Çünkü devam eden süreçte, konunun bütün safhalarında (ihale, proje, uygulama) problemler var ve ne yazık ki, bu duruma engel olacak kararlı müdahaleler yapılmıyor. Mevcut ihale kanunu ve koşullarına kurumların inisiyatif kullanmama zaafı da eklenince, işlerin ehil olmayan ekiplere verilmesi ve restorasyonların gerçekleştirilmesi mümkün olmayan fiyatlara ihale edilmesi kaçınılmaz bir sonuç olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

Hepimizin bildiği gibi, eski eserlerin proje ve onay süreci, uygulama süreci gibi uzun ve meşakkatlidir. Projelendirme, rölöve, restitüsyon ve restorasyon safhalarını içermektedir. Özellikle rölöve çalışmalarında yapının boyutu ve tezyinatının karmaşıklığı, ekipman ve donanım ihtiyacını büyütmektedir. Ancak son zamanlarda daha çok mühendislik hizmetleri kapsamında elde edilen rölöve verileri insan/yapı ilişkisini zayıflatmakta ve yapı detaylarının yerinde birebir çözüm ve analizini devre dışı bırakmaktadır.

 

Projelendirmenin restorasyon safhası diğer mühendislik disiplinleri ile ortak yürütülmektedir. Bu disiplinlerden inşaat mühendisliği hizmetleri, restorasyon uygulamaları için kilit öneme sahiptir. Eski eserlerle ilgili statik projeler veya raporlar çoğunlukla üniversitelerden talep edilmekte veya üniversite desteğini alarak yürütülen çalışmalardan oluşmaktadır. Anıtlar Kurulu da bu doğrultuda yapılan projelere sıcak bakmaktadır. Ancak kargir yapı strüktürü ve dolayısıyla bu strüktürün güçlendirilmesi konusunda üniversitelerde verilen mühendislik eğitiminin ve deneyiminin yetersiz olduğu yapılan çalışmalarda hemen göze çarpmaktadır. Piyasada özel mühendislik hizmeti veren bürolardan çok azı bu konuda yeterli donanıma sahiptir. Aynı şekilde üniversitelerin ilgili kürsüleri de çoğu zaman bu konuda tatmin edici proje ve önerileri sunamamakta. Çünkü eserle ilgili tarihsel süreç, inşa teknolojisi, malzeme bilgisi gibi konularda tarihsel kaynak araştırmaları ve deneysel analizler yapılması gerekmektedir. Mühendislik formasyonu, lisans düzeyinde verildiği kadarıyla, bu gibi tarihsel kaynak araştırmalarına yatkın değildir. Bu amaçla, mühendislik öğreniminin üstüne kapsamlı bir eski eser uzmanlığı eğitiminin eklenmesi gerektiği bilinen bir gerçektir.

 

Mühendislik hizmeti ister piyasadan ister üniversiteden alınmış olsun, sunulan çözüm önerileri genellikle birbirine yakın şekillerde olmaktadır. Önerilen teknikler, betonarme ile takviye, çelik takviye, çelik dikişler, çatlakların çeşitli kimyasal ve harçlarla doldurulması vs. gibidir. İlginç olan, aynı teknik ve önerilerin bazen betonarme strüktürler için de getirilebilmesidir. Kargir yapıların zemin güçlendirmelerinde ise, temelin betonarme ile takviye edilmesi ve zemine çimento esaslı karışımların enjeksiyonu ile güçlendirme gibi pratikler önerilmektedir. Bütün bu çözüm önerileri, geleneksel kargir yapıların strüktürel davranışlarını dikkate almayan betonarme merkezli düşüncelerin ürünü olabilir.

 

Bazense, ayakta olan veya hasar görmüş yapıların her biri için her bir müellif ve uzman grup kendince farklı güçlendirme önerisinde bulunmaktadır. Tümü geleneksel kargir yığma yapılar olan bu eserlerin aslında aynı prensibe sahip strüktürler olması ve depremde aynı davranışları göstermesi bu yapıların güçlendirilmesinde aynı yöntemi veya yakın yöntemleri gerekli kılmaz mı? Ülkemizde farklı yüzyıl ve medeniyetlere ait binlerce kargir yapıdan oluşan bir stok varken ve önümüzde de deprem riski dururken, ortak güçlendirme dili ve prensipleri oluşamaz mı?

 

Eski eserlerimizi yaşatmak, depremden korumak gibi iyi niyetle yola çıkan kurumlar, önümüzdeki günlerde projeleri yapılan yüzlerce yapının uygulama ihalelerinde de aynı iyi niyeti kuşkusuz sürdüreceklerdir. Ancak, sonuçta yetersiz proje ve yetersiz uygulama teknikleri ile birleşince, birçok eser tanınmaz hale gelecektir.

 

Proje ve uygulamalarda ne büyük olumsuzlukların yaşandığını, Fatih’te aynı adlı semtte konumlanan Kıztaşı bize açık bir şekilde göstermektedir. Kıztaşı’nda yapılan restorasyon ve depreme karşı güçlendirme uygulaması üzerinde düşünülmesi, sorgulanması ve tartışılması gereken bir çalışmadır. Bu uygulama, kamu ihalelerinin durumunu, güçlendirme projelerine ve mühendislik formasyonuna ilişkin kimi sorunları apaçık göstermektedir. Kıztaşı’nda yapılan güçlendirme uygulaması, aslında birçok eser üzerinde uygulanmasına rağmen üzeri örtülmekte ve dikkatlerimizden kaçmaktadır. Burada ise açık olarak görülür durumdadır. Kıztaşı örneğinde önemli iki tip yanlış uygulama sözkonusudur.

 

Birincisi, sütun gövdesinin depremde yıkılmaması için eğik payandalarla desteklenmesi. Bu çalışma ile sütunun en hafif depremde bile payandaların gövdeye temas ettiği noktadan kırılabileceği basit fizik kuralları ile bile anlaşılabilmektedir. Bu güçlendirme çalışmasının yanlış olduğu ve en önemlisi nasıl olması gerektiği Anadolu’da ve İstanbul tarihi yarımada içinde bulunan diğer dikilitaş ve sütunlar incelendiğinde kolayca anlaşılacaktır.

 

Örneğin, Sultanahmet Meydanı’nda yer alan ve yüzyıllardır ayakta duran Dikilitaş incelendiğinde, depreme karşı uygulanan yöntemin, günümüz teknolojisinde kullanılan izolatörler yardımıyla güçlendirme yöntemi ile örtüştüğü görülmektedir1. Yekpare taşın oturduğu kaide köşelerine yerleştirilen metal küpler bir nevi izolatör olarak görev yapmaktadır2. Mühendislik disiplininden beklenen, bu sistemin aksayan veya geçersiz kalan yerlerinin tespit edilmesi ve günümüz teknolojisinden faydalanarak güçlendirilmesini önermektir. Deprem kuşağında yer alan Anadolu medeniyetlerinin yapı kültürünün incelenmesi, kargir yapıların güçlendirilmesinde önemli ipuçları taşıyacağı gibi, yeni yapıların depreme karşı dirençli üretilmesi için de yeni açılımlar kazandıracaktır.

 

İkincisi, sütun başında oluşan çatlak ve hasarlarla başlığın dağılmasını önlemek için başlığın metal elemanlarla sarılarak muhafazası işlemidir. Ancak bu sarma işlemi ilginç bir yöntemle ele alınmıştır.

İki farklı dönemde yapıldığı anlaşılan uygulamalar aynı mantıkla ele alınmıştır. İlk dönem uygulaması, mermer başlığın çeşitli noktalardan delinerek lamalardan oluşan ankraj elemanlarının kurşun yardımı ile tespit edilmesinden oluşmaktadır. İkinci dönemde, yani yakın tarihte yapılan uygulamada ise, kenet ankrajı ve güçlendirmesini yeterli görmeyen uzmanlar yine başlık gövdesinde çeşitli delikler açarak değişik kesit ve boydaki zincirlerin birer ucunu ankre edip (muhtemelen epoksi ile), gerdirme aparatları ile zincirleri germişlerdir.

 

İlk uygulamada görülen metal elemanlardaki korozyon riskinin ikinci uygulamada da yaşanmaması için, son zamanlarda yaygınlaşan ve hiç paslanmayacağı düşünülen paslanmaz metal elemanların kullanılmasına dikkat edilmiştir. Her iki dönemde yapılan uygulamayla birlikte, başlık gövdesinde yer alan kabartmalı bitkisel yaprak motifleri ile bezeli yüzey tanınamaz hale getirilmiştir. Gergin zincirler yaprakların üstünden, altından ve aralarından rahatça dolaşmaktadır.

 

Kıztaşı restorasyonu ile ilgili dikkatlerden kaçmayan diğer bir husus da, şantiye sahasında yer alan inşaat tabelası olmuştur. Tabelada restorasyon uygulaması işini ihale eden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı adına

Dr. Kadir Topbaş, çevreye verdiği rahatsızlıktan ötürü özür dilemektedir. Hemen akla şu soru geliyor: Kıztaşı’ndan kim özür dilemelidir?3

 

İkinci örnek uygulama ise, Fatih Külliyesi içinde yer alan medreselerin zemin güçlendirme çalışmalarıdır. Kurul onayı (zemin güçlendirmesini Kurul neye dayanarak onaylamıştır?) ile yapılan bu çalışmanın devam ettiği süreçte cılız tartışmalar yaşansa da, planlanan çalışma yapılmıştır4. Özetle, yapılan çalışma çimento şerbetinin, belirli basınçla zemine enjekte edilmesi olarak tanımlanabilir. Basit bir işlem gibi görünen bu uygulamanın doğurduğu problemler çok büyük olmuştur. Belirli basınçla zemine farklı kotlarda basılan çimento, yapının dengeli doğal zeminini, altyapı ve drenaj sistemini bozmakla kalmamış, aynı zamanda yapı kütlesinde de deformasyonlara neden olmuştur. Ayrıca, Fatih Külliyesi ve Camisi yüksek bir platform üzerine oturmakta ve külliye alanının altında arkeolojik kalıntıların da varolduğu bilinmektedir. Yapılan bu zemin iyileştirmesi ile birlikte hem o arkeolojik kalıntıların, hem de yapının drenaj ve havalandırma sisteminin zarar gördüğü söylenebilir.

 

Eski eserlerin oturduğu platformların çoğunlukla güçlendirilmiş dolgu zeminler olduğu ve çeşitli havalandırma yöntemleri ile desteklenen drenaj sistemine sahip olduğu bilinmektedir. Kargir yapılarda nem ve suyun kapiler olarak veya basınçla yapının beden duvarlarındaki hareketi, ancak zeminin sürekli havalanmasına yardımcı olan kanallar ve suyun yükselmesine engel olacak drenaj sisteminin varlığı ile engellenebilir. Aksi takdirde yapının bünyesinde bulunan metal ve ahşap elemanların uzun yıllar dayanması olanaksızdır. Günümüz yapı teknolojisinde bile yapının temel yalıtımı ve zemin sıvılaşması ancak drenaj yöntemlerinin doğru oluşturulması ile mümkün olmaktadır. Bu çalışmayı önerenlerin, başta bahsi geçen tarihsel bilgi ve araştırmalardan bihaber olduğu anlaşılmaktadır.

 

Kamunun bu eski eserleri ihya ve güçlendirme seferberliğinin amacı, onlarda geri dönüşsüz tahribata neden olmadan yaşamlarını uzatmak olmalıdır. Oysa, mevcut çoğu restorasyon uygulamasında bu eserlerin yaşatılmasına yönelik gibi görünen iyi niyet, eserler üzerinde gelecekte giderilmesi mümkün olmayan tahribata dönüşmüştür. Bu durumun acilen ele alınması ve ilgili kurum ve kuruluşların üzerlerine düşen görev ve sorumlulukları yerine getirmeleri gerekmektedir. n Mimar-restoratör

Ahmet Yılmaz.

Notlar:

1 Tarabya Oteli’nin depreme karşı güçlendirilmesinde izolatörler kullanılmıştır (2004). Bu yöntemde mevcut betonarme taşıyıcı kolonlar, tekrar betonarme ile takviye edilmiş ve bu kolonlar orta noktalarından kesilerek araya izolatörler yerleştirilmiştir.

2 Ali Bayraktar, Tarihi Yapıların Analitik İncelenmesi ve Sismik Güçlendirme Metodları, Beta Yayınları, İstanbul, 2006, s. 9-11, 123-127.

3 Yazıyı kaleme aldıktan birkaç gün sonra (14.01.2007) Sultanahmet Meydanı’nda yer alan çalışmayı görünce korkuya kapıldım. Çünkü buradaki dikilitaşlardan birinin (granit Mısır dikilitaşı) etrafına iskele kurularak kapatılmış, diğerinde (örme dikilitaş) ise lokal çalışmalar yapılmaktaydı. Yanına yaklaşınca iyice şaşırdım ve Kıztaşı’ndaki inşaat tabelasının aynısı buraya da asılmıştı; ancak, bir farkla, bu ihale sadece yüzey temizlik uygulamasını kapsamaktaydı.

4 Fatih Külliyesi içinde yer alan inşaat tabelasında, 04.05.2005-681 sayılı kurul kararına dayandığı yazmaktadır.

 

Fatih Külliyesi, zemin güçlendirme çalışmaları sonrasında gerçekleşen zemin deformasyonları.

 

Tarabya Oteli’nin depreme karşı güçlendirilmesinde kullanılan izolatörlere bir örnek.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


66977 - unknown - 38.107.179.236