Kamunun Eski Eser İhaleleri ve Uygulama
Aksaklıkları: İki İstanbul Örneği


Restorasyon sonrasında Kıztaşı.
Son yıllarda eski eser
restorasyonları için kamu geniş kaynaklar harcıyor. Çok sayıda yapının hızla
korunması için, eldeki teknik bilgi birikimi ve deneyim miktarını kat kat aşan
girişimlerde bulunulmakta. Özellikle, depreme karşı yapılan strüktürel
güçlendirme çalışmaları ciddi sorunlar doğmasına ve eski eserlerin “yıkılmaktan
beter edilmesi”ne yol açabiliyor.

Dikilitaş.
Ahmet Yılmaz n Türkiye genelinde ve İstanbul’da son yıllarda
yüzlerce belki binlerce restorasyon projesi yapıldı ve yapılmaya devam ediyor.
Bu projelerin çoğunluğu kamu kuruluşları tarafından ihale edilmektedir.
İstanbul ve yakın çevresinde yer alan eski eserlerin proje ve yapım ihaleleri
de sürmekte ve bu ihaleler Vakıflar Bölge Müdürlüğü, İstanbul Büyükşehir
Belediyesi ve ilçe belediyeleri tarafından yürütülmektedir. Proje süreci
tamamlanan işlerin süratle yapım ihaleleri yapılmakta ve uygulamaya
geçilmektedir. Bu işlerden bazılarının restorasyonları tamamlanmış olsa da,
çoğunluğu henüz devam etmekte ve birçoğu da yapım için sırasını beklemektedir.
Proje ihaleleri yapılan eserlerin birçoğu anıt eser
niteliğinde olup döneminin teknolojisini ve karakterini taşıyan önemli eserlerdir.
Bunlardan bazıları Süleymaniye Külliyesi içinde yer alan Kanuni, Hürrem Sultan,
Sinan Türbeleri, Eyüp Türbesi, Yavuz Selim Camisi, Edirnekapı Mihrimah Sultan
Camisi, Zal Mahmut Paşa Camisi gibi döneminin başyapıtları niteliğinde
eserlerdir.
Ciddi bir yekun tutan ve birçoğu kullanılmayan eski
eserlerin yeni işlev kazandırılarak toplum hizmetine sunulması olumlu bir
gelişme ve iyi niyetli bir girişim olarak değerlendirilirken, olumsuz
restorasyon sonuçlarının geri dönüşü mümkün olmayan boyutlara ulaşması, sadece
iyi niyetin yeterli olmadığının gösterilmesi açısından önemlidir.
Eski eser uygulamalarında aslında sonuç bir anlamda baştan
bellidir. Çünkü devam eden süreçte, konunun bütün safhalarında (ihale, proje,
uygulama) problemler var ve ne yazık ki, bu duruma engel olacak kararlı
müdahaleler yapılmıyor. Mevcut ihale kanunu ve koşullarına kurumların
inisiyatif kullanmama zaafı da eklenince, işlerin ehil olmayan ekiplere
verilmesi ve restorasyonların gerçekleştirilmesi mümkün olmayan fiyatlara ihale
edilmesi kaçınılmaz bir sonuç olarak karşımıza çıkmaktadır.
Hepimizin bildiği gibi, eski eserlerin proje ve onay süreci,
uygulama süreci gibi uzun ve meşakkatlidir. Projelendirme, rölöve, restitüsyon
ve restorasyon safhalarını içermektedir. Özellikle rölöve çalışmalarında
yapının boyutu ve tezyinatının karmaşıklığı, ekipman ve donanım ihtiyacını
büyütmektedir. Ancak son zamanlarda daha çok mühendislik hizmetleri kapsamında
elde edilen rölöve verileri insan/yapı ilişkisini zayıflatmakta ve yapı
detaylarının yerinde birebir çözüm ve analizini devre dışı bırakmaktadır.
Projelendirmenin restorasyon safhası diğer mühendislik
disiplinleri ile ortak yürütülmektedir. Bu disiplinlerden inşaat mühendisliği
hizmetleri, restorasyon uygulamaları için kilit öneme sahiptir. Eski eserlerle
ilgili statik projeler veya raporlar çoğunlukla üniversitelerden talep
edilmekte veya üniversite desteğini alarak yürütülen çalışmalardan
oluşmaktadır. Anıtlar Kurulu da bu doğrultuda yapılan projelere sıcak
bakmaktadır. Ancak kargir yapı strüktürü ve dolayısıyla bu strüktürün
güçlendirilmesi konusunda üniversitelerde verilen mühendislik eğitiminin ve
deneyiminin yetersiz olduğu yapılan çalışmalarda hemen göze çarpmaktadır.
Piyasada özel mühendislik hizmeti veren bürolardan çok azı bu konuda yeterli
donanıma sahiptir. Aynı şekilde üniversitelerin ilgili kürsüleri de çoğu zaman
bu konuda tatmin edici proje ve önerileri sunamamakta. Çünkü eserle ilgili
tarihsel süreç, inşa teknolojisi, malzeme bilgisi gibi konularda tarihsel
kaynak araştırmaları ve deneysel analizler yapılması gerekmektedir. Mühendislik
formasyonu, lisans düzeyinde verildiği kadarıyla, bu gibi tarihsel kaynak
araştırmalarına yatkın değildir. Bu amaçla, mühendislik öğreniminin üstüne
kapsamlı bir eski eser uzmanlığı eğitiminin eklenmesi gerektiği bilinen bir
gerçektir.
Mühendislik hizmeti ister piyasadan ister üniversiteden
alınmış olsun, sunulan çözüm önerileri genellikle birbirine yakın şekillerde
olmaktadır. Önerilen teknikler, betonarme ile takviye, çelik takviye, çelik dikişler,
çatlakların çeşitli kimyasal ve harçlarla doldurulması vs. gibidir. İlginç
olan, aynı teknik ve önerilerin bazen betonarme strüktürler için de
getirilebilmesidir. Kargir yapıların zemin güçlendirmelerinde ise, temelin
betonarme ile takviye edilmesi ve zemine çimento esaslı karışımların
enjeksiyonu ile güçlendirme gibi pratikler önerilmektedir. Bütün bu çözüm
önerileri, geleneksel kargir yapıların strüktürel davranışlarını dikkate
almayan betonarme merkezli düşüncelerin ürünü olabilir.
Bazense, ayakta olan veya hasar görmüş yapıların her biri
için her bir müellif ve uzman grup kendince farklı güçlendirme önerisinde
bulunmaktadır. Tümü geleneksel kargir yığma yapılar olan bu eserlerin aslında
aynı prensibe sahip strüktürler olması ve depremde aynı davranışları göstermesi
bu yapıların güçlendirilmesinde aynı yöntemi veya yakın yöntemleri gerekli
kılmaz mı? Ülkemizde farklı yüzyıl ve medeniyetlere ait binlerce kargir yapıdan
oluşan bir stok varken ve önümüzde de deprem riski dururken, ortak güçlendirme
dili ve prensipleri oluşamaz mı?
Eski eserlerimizi yaşatmak, depremden korumak gibi iyi
niyetle yola çıkan kurumlar, önümüzdeki günlerde projeleri yapılan yüzlerce
yapının uygulama ihalelerinde de aynı iyi niyeti kuşkusuz sürdüreceklerdir.
Ancak, sonuçta yetersiz proje ve yetersiz uygulama teknikleri ile birleşince,
birçok eser tanınmaz hale gelecektir.
Proje ve uygulamalarda ne büyük olumsuzlukların yaşandığını,
Fatih’te aynı adlı semtte konumlanan Kıztaşı bize açık bir şekilde
göstermektedir. Kıztaşı’nda yapılan restorasyon ve depreme karşı güçlendirme
uygulaması üzerinde düşünülmesi, sorgulanması ve tartışılması gereken bir
çalışmadır. Bu uygulama, kamu ihalelerinin durumunu, güçlendirme projelerine ve
mühendislik formasyonuna ilişkin kimi sorunları apaçık göstermektedir.
Kıztaşı’nda yapılan güçlendirme uygulaması, aslında birçok eser üzerinde
uygulanmasına rağmen üzeri örtülmekte ve dikkatlerimizden kaçmaktadır. Burada
ise açık olarak görülür durumdadır. Kıztaşı örneğinde önemli iki tip yanlış
uygulama sözkonusudur.
Birincisi, sütun gövdesinin depremde yıkılmaması için eğik
payandalarla desteklenmesi. Bu çalışma ile sütunun en hafif depremde bile
payandaların gövdeye temas ettiği noktadan kırılabileceği basit fizik kuralları
ile bile anlaşılabilmektedir. Bu güçlendirme çalışmasının yanlış olduğu ve en
önemlisi nasıl olması gerektiği Anadolu’da ve İstanbul tarihi yarımada içinde
bulunan diğer dikilitaş ve sütunlar incelendiğinde kolayca anlaşılacaktır.
Örneğin, Sultanahmet Meydanı’nda yer alan ve yüzyıllardır
ayakta duran Dikilitaş incelendiğinde, depreme karşı uygulanan yöntemin,
günümüz teknolojisinde kullanılan izolatörler yardımıyla güçlendirme yöntemi
ile örtüştüğü görülmektedir1. Yekpare taşın oturduğu kaide köşelerine
yerleştirilen metal küpler bir nevi izolatör olarak görev yapmaktadır2.
Mühendislik disiplininden beklenen, bu sistemin aksayan veya geçersiz kalan
yerlerinin tespit edilmesi ve günümüz teknolojisinden faydalanarak
güçlendirilmesini önermektir. Deprem kuşağında yer alan Anadolu medeniyetlerinin
yapı kültürünün incelenmesi, kargir yapıların güçlendirilmesinde önemli
ipuçları taşıyacağı gibi, yeni yapıların depreme karşı dirençli üretilmesi için
de yeni açılımlar kazandıracaktır.
İkincisi, sütun başında oluşan çatlak ve hasarlarla başlığın
dağılmasını önlemek için başlığın metal elemanlarla sarılarak muhafazası
işlemidir. Ancak bu sarma işlemi ilginç bir yöntemle ele alınmıştır.
İki farklı dönemde yapıldığı anlaşılan uygulamalar aynı
mantıkla ele alınmıştır. İlk dönem uygulaması, mermer başlığın çeşitli
noktalardan delinerek lamalardan oluşan ankraj elemanlarının kurşun yardımı ile
tespit edilmesinden oluşmaktadır. İkinci dönemde, yani yakın tarihte yapılan
uygulamada ise, kenet ankrajı ve güçlendirmesini yeterli görmeyen uzmanlar yine
başlık gövdesinde çeşitli delikler açarak değişik kesit ve boydaki zincirlerin
birer ucunu ankre edip (muhtemelen epoksi ile), gerdirme aparatları ile
zincirleri germişlerdir.
İlk uygulamada görülen metal elemanlardaki korozyon riskinin
ikinci uygulamada da yaşanmaması için, son zamanlarda yaygınlaşan ve hiç
paslanmayacağı düşünülen paslanmaz metal elemanların kullanılmasına dikkat
edilmiştir. Her iki dönemde yapılan uygulamayla birlikte, başlık gövdesinde yer
alan kabartmalı bitkisel yaprak motifleri ile bezeli yüzey tanınamaz hale
getirilmiştir. Gergin zincirler yaprakların üstünden, altından ve aralarından
rahatça dolaşmaktadır.
Kıztaşı restorasyonu ile ilgili dikkatlerden kaçmayan diğer
bir husus da, şantiye sahasında yer alan inşaat tabelası olmuştur. Tabelada
restorasyon uygulaması işini ihale eden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı
adına
Dr. Kadir Topbaş, çevreye verdiği rahatsızlıktan ötürü özür
dilemektedir. Hemen akla şu soru geliyor: Kıztaşı’ndan kim özür dilemelidir?3
İkinci örnek uygulama ise, Fatih Külliyesi içinde yer alan
medreselerin zemin güçlendirme çalışmalarıdır. Kurul onayı (zemin
güçlendirmesini Kurul neye dayanarak onaylamıştır?) ile yapılan bu çalışmanın
devam ettiği süreçte cılız tartışmalar yaşansa da, planlanan çalışma yapılmıştır4.
Özetle, yapılan çalışma çimento şerbetinin, belirli basınçla zemine enjekte
edilmesi olarak tanımlanabilir. Basit bir işlem gibi görünen bu uygulamanın
doğurduğu problemler çok büyük olmuştur. Belirli basınçla zemine farklı
kotlarda basılan çimento, yapının dengeli doğal zeminini, altyapı ve drenaj
sistemini bozmakla kalmamış, aynı zamanda yapı kütlesinde de deformasyonlara
neden olmuştur. Ayrıca, Fatih Külliyesi ve Camisi yüksek bir platform üzerine
oturmakta ve külliye alanının altında arkeolojik kalıntıların da varolduğu
bilinmektedir. Yapılan bu zemin iyileştirmesi ile birlikte hem o arkeolojik
kalıntıların, hem de yapının drenaj ve havalandırma sisteminin zarar gördüğü
söylenebilir.
Eski eserlerin oturduğu platformların çoğunlukla güçlendirilmiş
dolgu zeminler olduğu ve çeşitli havalandırma yöntemleri ile desteklenen drenaj
sistemine sahip olduğu bilinmektedir. Kargir yapılarda nem ve suyun kapiler
olarak veya basınçla yapının beden duvarlarındaki hareketi, ancak zeminin
sürekli havalanmasına yardımcı olan kanallar ve suyun yükselmesine engel olacak
drenaj sisteminin varlığı ile engellenebilir. Aksi takdirde yapının bünyesinde
bulunan metal ve ahşap elemanların uzun yıllar dayanması olanaksızdır. Günümüz
yapı teknolojisinde bile yapının temel yalıtımı ve zemin sıvılaşması ancak
drenaj yöntemlerinin doğru oluşturulması ile mümkün olmaktadır. Bu çalışmayı
önerenlerin, başta bahsi geçen tarihsel bilgi ve araştırmalardan bihaber olduğu
anlaşılmaktadır.
Kamunun bu eski eserleri ihya ve güçlendirme seferberliğinin
amacı, onlarda geri dönüşsüz tahribata neden olmadan yaşamlarını uzatmak
olmalıdır. Oysa, mevcut çoğu restorasyon uygulamasında bu eserlerin
yaşatılmasına yönelik gibi görünen iyi niyet, eserler üzerinde gelecekte
giderilmesi mümkün olmayan tahribata dönüşmüştür. Bu durumun acilen ele
alınması ve ilgili kurum ve kuruluşların üzerlerine düşen görev ve
sorumlulukları yerine getirmeleri gerekmektedir. n Mimar-restoratör
Ahmet Yılmaz.
Notlar:
1 Tarabya Oteli’nin depreme karşı güçlendirilmesinde
izolatörler kullanılmıştır (2004). Bu yöntemde mevcut betonarme taşıyıcı
kolonlar, tekrar betonarme ile takviye edilmiş ve bu kolonlar orta
noktalarından kesilerek araya izolatörler yerleştirilmiştir.
2 Ali Bayraktar, Tarihi Yapıların Analitik İncelenmesi ve
Sismik Güçlendirme Metodları, Beta Yayınları, İstanbul, 2006, s. 9-11, 123-127.
3 Yazıyı kaleme aldıktan birkaç gün sonra (14.01.2007)
Sultanahmet Meydanı’nda yer alan çalışmayı görünce korkuya kapıldım. Çünkü
buradaki dikilitaşlardan birinin (granit Mısır dikilitaşı) etrafına iskele
kurularak kapatılmış, diğerinde (örme dikilitaş) ise lokal çalışmalar
yapılmaktaydı. Yanına yaklaşınca iyice şaşırdım ve Kıztaşı’ndaki inşaat
tabelasının aynısı buraya da asılmıştı; ancak, bir farkla, bu ihale sadece yüzey
temizlik uygulamasını kapsamaktaydı.
4 Fatih Külliyesi içinde yer alan inşaat tabelasında,
04.05.2005-681 sayılı kurul kararına dayandığı yazmaktadır.

Fatih Külliyesi, zemin güçlendirme çalışmaları sonrasında
gerçekleşen zemin deformasyonları.

Tarabya Oteli’nin depreme karşı güçlendirilmesinde kullanılan
izolatörlere bir örnek.