25 Mayıs 2012 Cuma
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Kılıçoğlu Sineması’nın Geleceği

    

 

T. Gül Köksal  Tarihi Kılıçoğlu Sineması’nın yıkımı niyeti yönündeki ilk bilgilenmem, Kılıçoğlu İnisiyatifi tarafından edindiğim bir e-posta ile oldu. Korunması gerekli kültür varlığı niteliği gösteren yapının derhal tescil edilmesi gerektiği yönündeki yazışmalarımız sırasında, tesadüfen Temmuz (2007) ayı içinde katılacağım ve Eskişehir’de düzenlenecek olan “Mimarlık ve Kent Buluşmaları” toplantısında konuyu daha yakından izleyebilme imkanım doğdu. 

 

Mimarlar Odası Genel Merkezi tarafından düzenlenen “Mimarlık ve Kent Buluşmaları”, Türkiye’nin dört bir yanından katılan mimarların, buluşulan kentte belirlenen bir üst temayı enine boyuna tartıştıkları bir toplantı. Bu toplantının altıncısı ve sonuncusu

28-29 Temmuz 2007 tarihleri arasında Eskişehir’de gerçekleştirildi1. Eskişehir için belirlenen tema “Sanayi Kentleri ve Mimarlık”tı. Anadolu Üniversitesi’nin Yunus Emre Kampüsü Sinema Salonu’nda gerçekleşen buluşmada Mimarlar Odası Genel Başkanı, Merkez Yönetim Kurulu üyeleri ve her şubeden gelen mimar katılımcıların yanısıra Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen ile Eskişehir Vali Yardımcısı Ekrem Ballı’nın; Prof.Dr. Fevzi Sürmeli, Doç. Sadun Özel, Prof.Dr. Halime Doğru, Doç.Dr. Taciser Sivaslı gibi kentteki iki üniversitenin öğretim üyelerinin; Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Bölge Kurulu Müdürü Hülya Çopuroğlu ve kurul üyelerinin; Eskişehir Sanayi Odası Başkanı Savaş Özaydemir’in; kısacası kentin idaresi ve gelişiminde söz/yetki sahibi olan kurumlardan kişilerin varlıkları da konuşulan konuların ilgili yerlere ulaşması açısından oldukça önemliydi. 

 

Toplantıda kentin ağırlıklı olarak Cumhuriyet’in ilk yıllarında kurulan sanayi tesislerini barındırması nedeniyle, sanayinin kentin kültürel ve sosyal kimliğine yansımaları ve sanayi kentlerinin günümüz koşulları içerisindeki rolleri ele alındı. Toplantının forum bölümünde ise tema hakkındaki sorularla birlikte kentteki mimari miras ve güncel mimari konular tartışıldı. Kent mobilyalarının tasarımı ve sunumundan kentteki güncel mimarinin niteliğine dek çeşitlenen bu konular arasında mimarisi Abidin Mortaş’a ait (Kaynak: Kılıçoğlu İnisiyatifi), 1959’da kullanıma açılan tarihi Kılıçoğlu Sineması’nın yıkımı yönündeki niyetler de vardı. Bu yazının kaleme alınmasının nedeni de, adı geçen sinemanın koruma ve yaşatılma sorunu.

 

Forumda kentin Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen, Koruma Bölge Kurulu Müdürü Hülya Çopuroğlu, Kurul Başkanı Sadun Özel, Mimarlar Odası Eskişehir Şubesi Başkanı Halit Halaç ve belirli bir oranda da (1/15) olsa Sinema yapısına eşlikten dolayı sahip olan Savaş Özaydemir gibi konunun yerel muhataplarıyla birlikte Sinema’nın geleceğinin tartışmaya açılması kanımca son derece ilginç oldu. İlginçti, çünkü konuyla ilgili hiç kimse “hayır, yapının korunmasına gerek yok, yıkılmalı” demediği halde, neden korunamadığı/nasıl korunacağı meselesi boşlukta kaldı. Tartışmada öğrendiğimiz şeylerden bazıları şunlardı: koruma konusunda yetkili ilk merci olan Kurul’un yapıyı tescil etmek istediği, ancak ellerinde/arşivde gerekli veri olmadığı, ayrıca üstlerinde çeşitli baskılar olduğu (Türkiye gibi bir ülkede, ülkenin kültürel değerlerini korumak üzere yapılan eylemler karşısında baskı görmediğini, hatta büyük bir ilgi gördüğünü söyleyen birini bulmak mucize olurdu zaten), mal sahiplerinin mağdur olduğu ve sinemanın teknolojisi eskidiği için yıkım düşüncesinin doğru olduğu yönündeki yerel basın haberlerinin varlığı (bu da çok normal maalesef; ülkemizde yerel/genel basın çok nadiren bazı anıtsal eserlerin korunması konusuna el atıyor, o da haber vermekten ziyade, konunun spekülatif bir yönü varsa), üstüne üstlük hisse sahibi ailenin koruma kararlarına son derece saygılı olduğu ve tescil yönünde bir karar alındığı takdirde, mağdur olmasına rağmen mahkemeye başvurmayacağı… Yani, sinemanın yıkılması gerektiği, bazı yerel basın haberleri dışında konunun muhatabı olan kimseler tarafından telaffuz edilmiyordu, ancak hiçbir olumlu adım da atılamıyordu.

 

Kılıçoğlu Sineması’nın gerek mimarisi ve bir modern mimarlık mirası olarak değeri, gerekse kent belleği içindeki önemi nedeniyle koruma altına alınması gerektiği ortada. Bunu tartışmaya açmak bile anlamsız. Gelelim yapıların yıkılmadan korunabilmeleri için konunun Türkiye’de halen uygulanmakta olan yasal boyutuna: 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Yüksek Kurulu tarafından 05.11.1999’da kabul edilen 662 sayılı ilke kararı gereğince, “korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı envanterlerinin tamamlanmamış olması nedeniyle;

a. 2863 sayılı yasaya göre taşınmaz kültür varlığı özellikleri taşımakla birlikte, henüz tespit ve tescili yapılamamış olan yapıların,

b. Kamu kurum ve kuruluşlarınca kullanılan ve yapıldığı dönemin mimari özelliklerini taşıyan yapıların,

c. Erken Cumhuriyet Dönemi yapılarının, Koruma Kurulu görüşü alınmadan yıktırılmaması yönünde gerekli önlemlerin, ilgili belediye (veya valilik) ile varsa Koruma Kurulu Müdürlüğü, yoksa Müze Müdürlüğü’nce alınmasına” karar verilmiştir. Bu durumda sözkonusu yapının yıkımı, yıkan/yıktıran ve yıkılmasına göz yuman herkes için yasal olarak bir suçtur.

 

Diğer yandan, aynı yasa ve Kurul tarafından, yine aynı tarihte kabul edilen 660 sayılı ilke kararı gereğince de, korunması gerekli yapılar, “kendi başlarına bir tarihi ve estetik değer taşımaları ya da kentlerin tarihi kimliğini oluşturan kentsel sitler, sokaklar ve siluetlerin ögeleri olarak” iki koruma grubuna ayrılmışlardır.

 

Buna göre, sözkonusu yapıların;

• Eskişehir’in maddi tarihini oluşturan kültür verileri içinde bir Cumhuriyet Dönemi yapısı olarak tarihsel değeri;

• Kentsel tarih içindeki yeri ile simgesel ve anı değeri;

• Dönemin önde gelen bir mimarının eseri olarak kendine özgü mimari özellikleri ve estetik değeri;

• Diğer yandan kent ve çevre kimliğine katkıda bulunan konumlanışları ile;

 

ilgili Koruma Bölge Kurulu tarafından tescil edilmelerinde beklemeyi gerektirecek bir durum gözükmemektedir. Kaldı ki, yapıların yerlerine yenilerini yapmak amacıyla projelerin hazırlanmak üzere olduğu ve yıkım için gün sayıldığına dair haberlerin gündeme yansıdığı göz önüne alınırsa2, bu bekleyiş neredeyse sözkonusu yıkım faaliyetinin derhal gerçekleşebilmesi için zemin hazırlamak anlamına gelmekte.

 

İster kullanıcısı, ister mal sahibi, isterse de yerel yönetim tarafından korunması gerekli, kültür varlığı niteliği taşıyan bir yapının yıkım kararı kolaylıkla alınabilecek bir karar değildir, olmamalıdır. Kentsel belleğin ve ortak hafızanın ürünlerine sahip çıkmak, en başta, bu amaçla görev yapmak üzere imza atan ilgili kurumların görevidir. Kentsel bellekte silinmesi güç bir imaja sahip Kılıçoğlu ismi, kanımca mal sahiplerine onur veren bir durum olarak görülmesi gerekmekle birlikte, bunu korumak, onlara hem kendi geçmişleri, hem de gelecek kuşaklar için bir ödev vermektedir.

 

Sonuç olarak, görevleri arasında mimari mirası korumak da olan Mimarlar Odası Eskişehir Şubesi’nin kentteki üniversitelerin mimarlık bölümleri, Kılıçoğlu İnisiyatifi ve ilgili diğer kişi/kurumların desteğiyle, Sinema’nın tescil edilmesi için gerekli dosyayı hazırlayıp Eskişehir Koruma Bölge Kurulu’na müracaat etmesi, Kurul’un konuyu derhal gündeme alarak gerekli işlemleri yapması acil bir durum arzetmektedir. Aksi takdirde, herkesin kültürel mirasa bu denli ilgili/duyarlı olduğu söylenegelen bir ortamda bir değer daha yok olacaktır. İşin en acısı da budur. n Yrd.Doç.Dr. T. Gül Köksal, Kocaeli Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Mimarlık Bölümü Restorasyon Anabilim Dalı.

 

 

Notlar:

1 Ayrıntılı bilgi için bkz.: http://www.mimarlarodasi.org.tr

2 Eskişehir Sakarya gazetesinin 01.12.2006 tarihli haberi için bkz.: http://www.sakaryagazetesi.com.tr

 

 

Kılıçoğlu Sineması Yıkılmasın!

 

Bir süredir Eskişehir’in modern mimarlık mirasından geriye kalan en önemli sivil örneklerden Kılıçoğlu Sineması, Apartmanı ve İşhanı’nın, tescillenmedikleri gerekçesiyle yıkılması gündemde. Kılıçoğlu İnisiyatifi, yapının tescillenmesi için dilekçe veren Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Mimarlık Bölümü Başkanı ve aynı zamanda Eskişehir Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun yeni başkanı Doç. Sadun Özel ile 18 Temmuz 2007’de Bademlik’te Mimarlık Bölümü’nde görüştü.

 

Kılıçoğlu İnisiyatifi: Kılıçoğlu Sineması, Apartmanı ve İşhanı yıkılmak mı isteniyor? Bu konudan ne zamandır haberdarsınız? Konu gündeme nasıl geldi? Kim getirdi?

Sadun Özel: Ben üç ay önce duydum. Binanın tescilli olduğunu zannediyordum. Sonra önceki Kurul Başkanı Zehra Hanım binanın tescilsiz olduğunu söyledi. “Peki ne yapmak lazım?” dedim. Birisinin tescil edilmesi için dilekçe vermesi gerektiğini söyleyince, ben de 9 Nisan 2007 tarihinde bir dilekçe verdim. Yapının kent belleğinde önemli bir yeri olduğunu, döneminin mimari değerlerini taşıdığını, duyduğuma göre önemli bir mimar, Abidin Mortaş tarafından yapıldığını ve 1959 yılında açıldığını ifade eden bir dilekçeyi Kurul’a sundum.

 

Kİ: Kılıçoğlu Sineması, Apartmanı ve İşhanı Eskişehir için, Eskişehirli için, Türkiye için sizce ne anlama geliyor? Bu yapıyı Türkiye’nin sahip olduğu ve sayısı gittikçe azalan modern mimarlık mirası içinde nerede görüyorsunuz?

SÖ: Eskişehir’de döneminin en önemli yapısı. Cephelerinde, balkon parapet ve sövelerinde tuğla kullanılmış olan Eskişehir’deki ilk yapıdır. Bir benzeri de, yine aynı tarihlerde yapılmış olması muhtemel, Bağlar Caddesi üzerindeki İşçi Bulma Kurumu binasıdır. O da tescilsiz bir yapı. Ama bence Kılıçoğlu Sineması, Apartmanı ve İşhanı, Eskişehir’de kent merkezinde kısa bir süre yaşayan insanların belleğinde kalan önemli yapılardan bir tanesi. Ben o nedenle tescil edilmesi için girişimde bulundum. Ama ondan başka tescil edilmesi gereken yapılar da var mutlaka. Halk Bankası bunlardan biri.

 

Kİ: Kılıçoğlu Sineması, Apartmanı ve İşhanı gibi bir yapı neden tescillenemiyor? Tescile engel olan ne? Eğer gerçekten iddia edildiği gibi yalnızca bilgi ve belgelerin yetersizliği ise, bugüne dek tescilli yapılar envanterinde bulunan yapılarda Kılıçoğlu için aranan bilgi ve belgeler var mı?

SÖ: Bizim talihsizliğimiz şu: Bütün bilgi ve belgeler, yani yapının tarihi, mimarı, ona ait fotoğraflar ve bilgilerin dosyası, binayı yıkmak isteyen mal sahibinin elinde. Bunları temin edemiyoruz. Bunun yanında eski fotoğrafları, belgeleri olanlar da bu mal sahiplerinden çekinmekte. Kurul’daki hukukçu üyemiz, binayı tescillesek bile, tescilin kaldırılması konusunda mahkemeye verileceğimizi, bizim elimizde sağlam bilgi ve veriler olmadığı sürece de mahkemeyi çok yüksek ihtimalle kaybedeceğimizi söylüyor. O yüzden diğer üyeler iyi bir dosya hazırlanması gerektiğini düşünüyor.

 

Kİ: Bir yapının korunabilmesi için ille belgesini mi getirmek gerekir? Eskişehir’in eski mahallelerinden Odunpazarı’ndaki evleri ya da kent merkezinde bulunan ve şu anda kaderi belirsiz bir başka terkedilmiş bina olan Halk Bankası binasını ele alalım. Bunların hiçbirinin çizimi ya da mimarı yoksa, korunmaya değer bulunmaları için ne yapmak gerekir? Bir yapının kültürel değer olarak kabul edilmesi için belgelerinin olması şart mı?

SÖ: İlginç olaylarla karşılaşıyoruz. Tescili gerekmeyen yapılar da var. İş Bankası yapısı böyle. Kurul tescile gerek duymadığı halde, politik söylemlerle Eski Halkevi binasının tescillenmesi konusunda mahkeme karar çıkardı. Bunun tersi de mümkün. Bizim tescil edilir dediğimiz binalar hakkında mahkeme tersine karar verebiliyor. Bu tescil edilmemesi için sağlam bir neden mi bilmiyorum, ama Kurul’da böyle bir görüş hakim. Ben de tek başıma olduğum için bu görüşe katılmak zorunda kaldım.

 

: Elimizde bir not var. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hazırlanan Yasal Düzenlemelerde Taşınmaz Kültür Varlıklarının Korunması ve Yerel Yönetimler - Koruma Ve Turizm Mevzuatı isimli kitapçığın “2. Korunacak Taşınmazların Korunmalarını Gerektiren Değerleri Nelerdir?” başlığı altında, bir taşınmazın hangi değerleri taşıması gerektiği iki madde halinde açıklanıyor:

1. Yapılacak tespitlerde, kültür ve tabiat varlıklarının tarih, sanat, bölge ve diğer özellikleri dikkate alınır (2863/7).

2. Taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarından korunması gereklilerin tespitinde; taşınmazın sanat değeri, mimari, tarihi, estetik, mahalli, arkeolojik değerler kapsamı içinde; strüktürel, dekoratif, yapısal durum, malzeme, yapım teknolojisi, şekil bakımından özellik arzetmesi dikkate alınır. (TTY/4)”

Bu maddeler göz önünde bulundurulduğunda, Kurul üyeleri Kılıçoğlu Sineması, Apartmanı ve İşhanı yapısında yukarıdaki iki maddede belirtilen özelliklerin hiçbirine rastlamamış mı, rastlamadı mı, böyle bir kanaatleri mi var?

SÖ: Böyle bir kanaat var ama çok kesin değil. Mesela, ünlü bir mimarın eseri olduğu, örneğin Abidin Mortaş veya Zeki Sayar’ın yapısı olduğu konusunda elimizde kesin bir belge olsaydı, bu yeterli nedenlerden birisi olabilirdi korumak için. Ama karşı taraf o arada bize bir dosya gönderdi. Dosyadaki metinde bu tür binalardan Eskişehir’de çok sayıda olduğu iddia ediliyor. Aynı metinde bu binanın yarım kaldığı, bugünkü halinin orijinal olmadığı da söyleniyor. O tarihte binanın sahibi ölmüştü, iki katlı yapıldı, bırakıldı, kolon filizleri halen vardır, deniyor.

 

Kİ: Biz Kılıçoğlu İnisiyatifi olarak bu metinde söz edilen şeyleri ciddiye alınır bulmadık. Biraz önce aktardığımız nottaki maddelerin ekinde şunlar söyleniyor: Bir yapının tarihsel değer, anı değeri, özgünlük değeri, nedret, teknik değeri, belge, işlev, ekonomik değer ve eğitim değeri gibi açılımlar var. Bunlardan herhangi birisi gerekçe gösterilebilir. Ki aslında Kılıçoğlu bunlardan birden fazlasını barındırıyor olabilir. Bunlar gerekçe gösterilerek bu yapı tescillenebilirdi. Nadir oluşu bile başlıbaşına önemli bir gerekçe gibi görünüyor. Apartman, işhanı ve sinema kompleksi olarak 50’li yıllardan günümüze dek kullanılan türünün tek örneği Kılıçoğlu. Bu başlı başına bir tescil nedeni değil mi?

SÖ: Bunlar doğru. Ama kamuoyuna bunları anlatmak kolay değil. Mal sahiplerinin haklarının çiğneneceği, madur duruma düşecekleri konusunda bürokraside bir kanaat var. Büyükşehir Belediye Başkanı’nın, Tepebaşı Belediye Başkanı ve çalışanlarının bu konuda tereddütleri var. “Çok sağlam gerekçeler olmadan yıkımı durdurduğumuz takdirde mal sahiplerinin haklarını gaspetmiş olmaz mıyız?” diye endişe ediyorlar. Bunu Büyükşehir Belediye Başkanı kendi ağzıyla itiraf etti. Kamuoyunu ikna etmekte başarılı olamadığımızı düşünüyorum.

 

Kİ: Tepebaşı Belediyesi Kılıçoğlu varislerinin hazırlattığı projeye onay verdi mi?

SÖ: Vermiş, projeleri var. Kiracıları tahliye için Belediye’den onaylanmış bir avan proje var. Ben dilekçe vermeden bir ay evvel böyle bir teşebbüste bulunmuş Kılıçoğlu. Ondan sonra Koruma Kurulu bir durdurma kararı aldı. Onlar o sırada avan projeyi almışlar. Ama durdurma kararı olunca, Belediye tarafından bütün işlemler donduruldu. Belediye Kılıçoğlu’na sürekli bekleyin diyor. Belediye’dekilere de müthiş bir baskı var, Kurul’dan çıkana kadar bekleyin diyorlar.

 

Kİ: Kurul’un şu anda gündeminde mi?

SÖ: Hayır. Ama tekrar başvuru olur ve belge ulaştırılırsa olur sanırım. Çok ciddi bir belgeleme olması durumunda Kurul gündemine girebilir. Ama bir sıkıntımız var: Projeyi çıkartıp yeni yapı ruhsatı alırlarsa, onlara zarar verdiğimizi söyleyerek Belediye ve Kurul’dan tazminat talep edebilirler.

 

Kİ: Ne yapılabilir, nasıl bir yol izlenebilir? Yıkım başvurusunda bulunanlar, yapının yıkılmadan yenilenmesi yönünde ikna edilemez mi? Dünyadaki birtakım çağdaş uygulamalar örnek gösterilemez mi? Şu anda cep sinemalarının moda olması, bir rant kaynağı gibi görünebilir. Oranın yozlaştığını düşünebiliriz, ama Kılıçoğlu Sineması, cep sinemaları gibi geçmişsiz değil; kentin ilk sineması olduğu için korunması önemli ve anlamlı.

SÖ: O binanın çeperleri korunarak, gabarisi değiştirilmeden tadilat yapılabilir. Ben başta öyle yapılacağını düşünüyordum. Binanın tamamen yıkılacağını sonradan öğrendim. İçeride ciddi değişiklikler yapılabilir. Sinema ve Doktorlar Caddesi’ne bakan İşhanı’nda üst katın içi tamamen sökülüp alınabilir ve içeride çok güzel bir alışveriş merkezi düzenlenebilir. Cepheler korunarak ve tüm akslar yerinde tutularak, iç mekanda çok iyi sonuç elde edilebilir. Şu anda zemin artı iki kat olan mevcut durumu sekiz kat olarak kullanmak istiyorlar. Sekiz kat hakları varmış.

 

Kİ: Mal sahiplerinin, korunmaması yönünde karşı görüşlerini ifade ettikleri metin var. Korunmaya değer olmadığı yönünde birtakım argümanlar kullanılıyor. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?

SÖ: Onlar karşı tarafın çırpınışları. Ama oradaki şeylerin çoğu doğru değil. Bir mimar tarafından yapılmadığı, bir kalfanın yaptığı filan söyleniyor ki mümkün değil. Bu ülkede yüz yıldan fazla bir süredir yapılarda mimarın imzası var. Kesin bunun bir projesi vardı, bir mimar tarafından yapıldı.

 

Kİ: Bir de, bizde bir şeyin korunmaya değer olup olmadığı konusunda, konu da bina ise, yani kaba anlamıyla bir taş kalıntı değilse, ya Odunpazarı evi gibi ahşap olacak, ya da Atatürk’ün gittiği bir yer olacak. Bunun dışında hiçbir şeyin korunmaya değer olmadığına dair yaygın bir kanı var. Belki de o kanıyı dile getirmekten ibaret bir şey bu metin. Peki, Eskişehir’de modern mimarlık mirası olan başka hangi yapılar var? Bunlar tescilli mi? Korunmaları nasıl sağlanabilir?

SÖ: Halk Bankası binası var. İstasyon binası var. Garın mimarı ve tarihi net biçimde bellidir. O da tescilli değil. Çimen Apartmanı gibi, İşçi Bulma Kurumu gibi… Daha birçok yapı var, onların da acilen tescil edilmesi gerekiyor.

 

 

Sinemaya Seyirci Kalmak

 

Osman Tutal

 

“Günümüzde geçmiş, kimliğin en emin sığınağıdır.”

Lepeltier

 

Zaman ve mekan içindeki çeşitlilik, kentleri çağdaş kılma yolunda hayata geçirilen kararlar kentin oluşumu, gelişimi, yapılanması, tarihi, kültürü, yaşamı ve insanı üzerinde ne kadar etkili olsa da, kentler karakterini kentin yaşamından, yaşamın binalarından ve binaların mimarilerinden alır. Geçmişten günümüze genellikle başkent merkezli yazılan mimarlık tarihi de özellikle ülke başkentlerinde başyapıtlar ya da anıtsal yapılar olarak kendini ortaya koyarken, başkent dışında da nice düşlerle yoğrula yoğrula yaşama geçirilirler. Bu yüzden, her ne kadar ülkelerin mimarlık tarihi yalnızca başkent merkezli yazılmış olsa da, bir o kadar bilinmeye değer eserlerin bulunduğu başkent dışındaki kentlerin mimarlığını ülke reel mimarlığına dahil eder1. Eskişehir, bu kentler arasında 20. yüzyılın ilk çeyreği içinde işgale uğrayan, yangınlar geçiren ve bunun sonucunda yeniden yapılanma sürecine giren Cumhuriyet yönetiminin devraldığı örselenen bir kent tablosu çizmektedir. Bu dönemde, ülke genelinde planlanan küçük ölçekli hizmet ve prestij yapıları ile Anadolu kentlerinin onarımına yönelik temel öncelikleri oluşturan yapım programları, savaşın örselediği diğer kentler kadar Eskişehir için de büyük önem taşır. Savaş sonrası dönemin yapım programlarındaki temel önceliklere paralel olarak inşa edilen yapılar, Osmanlı’nın son yılları ile Cumhuriyet’in erken dönemleri arasında kalan ve genel olarak Birinci Ulusal Mimarlık dönemi olarak bilinen dönemin özelliklerini yansıtır. Dönemin mimarlık pratiğine ilişkin değişimi simgeleyen modern mimar tipinin de bu yıllarda yetişecek olması, bu dönem yapılarında biçimlenme tercihinin yeni oluşan Türk milliyetçiliğiyle ilişkilendiğini gösterir. Diğer Anadolu kentleri gibi Eskişehir’de de inşa edilen dönem yapılarında Ankara merkezli vakıf mimarlarının ağırlığı hissedilirken, yapılar yaygın olarak vakıf kaynaklarıyla inşa edilmektedir.

 

Kent ilk resmi planını 1950’li yıllarda elde edecek olsa da 20. yüzyıl ortaları, 1930’lu yıllarda çıkarılan yasaların etkilerinin açıkça görüldüğü bir dönemdir. Öyle ki 1930-35 yılları arasında ülke düzeyinde çıkarılan yasalar, yürürlükteki mevzuatı değiştirerek mimarlık ve mühendislik hizmetlerinin meslek odaları tarafından verilmesini öngörmektedir. Ülkenin uygulama pratiğinde süregelen yaklaşımları değiştirecek olan bu yenilikçi tavır, aslında genellikle başkent merkezli yazılmış mimarlık tarihinde ülke reel mimarlığına dahil olacak yeni mimarlık ve mühendislik eserlerinin ortaya konacağı bir sürecin başlangıcını da oluşturmaktadır. Böylece, her ne kadar pratikte tam olarak uygulanamamış olsa da, proje ve bina üretiminde geleneksel yaklaşımlardan uzaklaşılarak meslek sahiplerinin tasarımlarına ağırlıklı olarak yer verilir. Belirli büyüklükteki kentlere plan yaptırma zorunluluğu da getiren bu yenilikçi tavır, kentlerin biçimlenmesine yönelik planlama çalışmalarını da hızlandırır. İşte böyle bir süreçte, belirli büyüklükteki yerleşim alanlarının planlanmasına yönelik alınan kararlar 1952 yılında ilk şehircilik ulusal yarışması olacak Eskişehir İmar Planı’nın yapılması için zemin de hazırlar. Yarışmada derece alan planlar2, kara ve demiryolu sisteminin kentle bağlantısı, sanayi-kent ilişkisi, sanayi alanlarının gelecekteki durumu, kentsel ulaşım sisteminin belirlenmesi ve yerleşim alanlarının dönemin şehircilik anlayışına uygun olarak düzenlenmesi ilkelerine dayanır. Bu ilkeler, 1940’lı yılların sonuna kadar süren ve konut yapımında hımış yapı tekniğinin kullanıldığı geleneksel tekniklerin 1950’li yıllarda terkedilmesine de neden olur. Bu dönemde yeni yapım teknikleri ve malzemelerinin üretime dahil olmasıyla, kagir olarak yapılacak konutlarla birlikte ilk apartman yapıları da kentsel mekanda yerini almaya başlar.

 

Bu yazıya konu olan Kılıçoğlu Sineması, Apartmanı ve İşhanı’nın (1954-59, Abidin Mortaş) yapımı tam da böyle bir döneme rastlamaktadır. Yapı, dönemin diğer önemli yapıları arasında özellikle işlev çeşitliliği (apartman, işhanı ve sinema) açısından farklılaşmaktadır. Mortaş’ın ilk sinema yapısı olmasa bile, döneminin Eskişehir için en önemli yapılarından biri olarak inşa edilen yapı, İstanbul ve Ankara mimarlarının 20. yüzyıl ortalarında Eskişehir’de tasarladığı diğer yapılar (Hükümet Konağı, 1945-48, Bedri Uçar; Merkez Bankası, 1952, Orhan Bolak; Porsuk Oteli, 1955-56, Vedat Dalokay; Otogar, 1950’li yılların sonu, AHE) arasında yerini alarak seçkinleşir. Kurumsal kimliği olan yapılar dışındaki ilk önemli yapı grubunu oluşturan Kılıçoğlu yapıları, aynı dönemin otogar yapısıyla birlikte, özellikle sunduğu işlev çeşitliliğiyle şehiriçi arazi kullanımı üzerinde de etkili olur.

 

Yapı grubunun apartman bölümü zemin+5 kattan oluşmaktadır. Eskişehir’de 1950-60 yılları arasında yapılan ve apartman olarak nitelenebilecek yapılardan asansörleriyle ayrışan beş yapı arasında yer alan Kılıçoğlu Sineması, Apartmanı ve İşhanı, yapı hakkındaki iddiaların3 aksine, o yıllarda geleneksel olarak inşaat ustalarınca tasarlanamayacak kadar yapısal özellikleri bünyesinde barındırmakta ve dönemin ilk asansörlü apartmanlarından biri olarak modern tavırlar sergilemektedir.

 

Apartman bloğundan bir pasajla ayrılan yapının sinema ve işhanı bölümü zemin+2 kattan oluşmaktadır. Yapı, ön cephede İsmet İnönü Caddesi’ne, arka cephede ise Porsuk Çayı’na yönlenmektedir. Özellikle cadde yönünde apartman ve işhanı bloğunun zemin katında dükkanlar yer alırken, apartman bloğunun üst katlarında daireler, işhanı katının üst katlarında ise bürolar yer almaktadır. Sinema bölümü, apartman bloğundan bir pasajla ayrılan işhanı bloğu içindedir. Bugün hala ilk işlevleriyle hizmet veren yapı grubu içindeki en önemli değişiklik, yıllarca tasarlandığı gibi tek salonla hizmet veren sinema mekanının, yeni salonların açılması, salonların küçülmesi ve seyirci sayısının azalması gibi nedenlerle günün koşullarına ayak uydurarak üç küçük salona dönüştürülmüş olmasıdır.

 

Yapının biçimlenişinde strüktürel elemanlarla birlikte yapı malzemelerinin vurgulanması dikkat çekicidir. Cephelerinde yer alan strüktürel elemanlar dışında tuğlanın ağırlığı açıkça hissedilmektedir. Cephede yapı malzemesi olarak tuğlanın kullanılmasında şüphesiz Kılıçoğlu ailesinin tuğla fabrikasına sahip oluşunun büyük payı vardır. Son günlerde özellikle hem sinema-işhanı hem de apartman bloğunun çatı bölümlerinde mekansal kazanımlar adına bozulmalar görülse de yapı orijinal halini korumaktadır. Geçmişte yapı grubunun girişi, sinema-işhanı ile apartman bloğunu ayıran ve hem caddeye hem de Porsuk Çayı kıyısına açılan pasaj içerisinde gerçekleştirilirken, bugün Porsuk Çayı yönündeki girişin zemin katta ticari kullanımlara tahsisi nedeniyle pasaj özelliğini kaybeden ve yapı için bir giriş holüne dönüşen cadde yönünden yapılmaktadır. Giriş kapısı geniş bir saçakla tanımlanmaktadır. İki kat yüksekliğindeki giriş holü tavanda nervürlü döşemesi, dökme mozaik zemin kaplamasının yanısıra apartman, işhanı ve sinema giriş duvarlarını süsleyen tuğla yüzeyleriyle cephelerdeki biçimlenmenin iç mekandaki izlerini yansıtır. Özellikle apartman bloğundaki balkonlar, yatay ve düşey yapı elemanları ve balkon mekanını örten saçağın mekansal etkisi, yapının tasarımcısı olan Abidin Mortaş’ın 1952 yılında tasarladığı Nur Sinema ve Oteli’yle benzerlik gösterir. Her iki yapıda da saçaklar, balkonlar ve balkon pencere/kapıları cephelerde birbirinin tekrarı gibi görünse de Kılıçoğlu yapılarında işverenin cephelerde ürettiği tuğlaları kullanmayı tercih etmesi, malzeme, renk ve doku gibi karakteristiklerin zengin bir bileşimi olarak yapı yüzeylerine yansır. Mekanın görselliğini tarifleyen bu zengin içerik, cephe yüzeylerine, özellikle kullanılan malzeme aracılığıyla mekanın ve biçimin niteliğini belirleme olanağı tanır. Böylece yüzeylerdeki tuğla, yapının kendisi kadar, bir yapı bileşeni olma özelliğinden, tasarım dilini ve anlamını ifade etme özelliğine kadar farklı işlevler üstlenir.

Bu işlevler, kimi zaman idealize edilerek, hatta yüceltilerek malzemeyi bugün bile mimarlık söyleminin merkezine taşırken, kimi zaman da yapının görsel imajlarını adeta bağımsız birer metin oluşturacak kadar öne çıkarır. Sonuçta, yapının cepheleri için malzemenin seçimi, biraraya getirilişi (lento, denizlik, söve ve balkon parapeti), detaylandırılışı (farklı boyutlarda enine, boyuna ve farklı malzemelerle birlikte kullanılması) ve bağlam içinde oluşturduğu süreklilik, yapının anlamsal ifadesinde doğrudan belirleyici hale gelir. Dolayısıyla, cephelerde kullanılan tuğla, yapıyı bir Abidin Mortaş yapısı olması yanında bir o kadar da Kılıçoğlu yapısı yapar.

 

Yapı, dönemin sayılı apartman yapıları arasında seçkinleşmesinin yanısıra, özellikle sinema yapısıyla da ülkenin sinema kültüründe yarım yüzyıla yaklaşan önemli bir yere sahiptir. Yapının sahiplerine ait bir firmanın web sayfasında4 sinema yapısının “27 Eylül 1959’da açıldığından beri Eskişehir’de kültür hayatına katkıda bulunduğuna, günümüze kadar video nedeniyle birçok sinemanın kapandığı dönemlerde bile Eskişehir’e hizmetini kesintisiz olarak sürdürdüğüne ve salon yokluğunda tiyatrolara da kapılarını açtığı”na vurgu yapılmaktadır. Sinema yapısı açısından bakıldığında, yaklaşık 48 yıla sığdırılan bu kültür hizmetinin yeni bir yapı yapma isteği nedeniyle önümüzdeki günlerde sona erecek olması, Koruma Kurulu’nun yapının korunması adına alacağı kararlarda bilgi ve belge yetersizliğini gerekçe göstermesi,5 Kılıçoğlu Sineması, Apartmanı ve İşhanı’nı hemen her durumda ülke genelinde tarihsel koruma pratiğinin ana açmazlarıyla bir kez daha karşı karşıya bırakmaktadır.

 

 

Halbuki mevzuatta “Bir taşınmazın kültür varlığı olarak tanımlanabilmesi ve korumayla ilgili yasal düzenlemeler kapsamına alınabilmesi için belli değerler taşıması ve bu değerlerin ona belli nitelikler kazandırması gerekmektedir. Değişik kaynaklarda, değişik sınıflamalar altında verilen bu değerler iki ana başlıkta ele alınmaktadır. Kültür varlığının kendi yapısından, özelliklerinden kaynaklanan tasarım, malzeme kullanımı ve işçiliği ile içinde bulunduğu alan kendi değerlerinin kaynağını oluştururken, geçmişin dönemsel değişimlerini de taşıyan bu kaynakların yaşanmışlıkları da geçmişin sosyal, kültürel yapısının verileri olduğu için içsel değerlerin bir bölümünü oluşturmaktadır. Bugün bu kaynaklara günün yaklaşımıyla başkaları tarafından atfedilen değerler ise dışsal değerler olarak tanımlanabilir”6 ifadesine yer verilmektedir. Kılıçoğlu yapıları da bu düşünceleri doğrular gibi, kendi değerlerinin kaynağını oluşturan karakteristik özellikleri, içsel ve dışsal değerleri kente ve kentliye sunarken, mimari tavrı ve yaşanmışlıkları ile de kültür varlığı olduğunu açıkça ilan etmektedir.

 

Yürürlükteki mevzuat, korunacak değerlerin 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası ve ilgili diğer mevzuat hükümlerine bağlı olarak korunması için, diğer taşınmazlarda olmayan ve bu grup taşınmazlara özgü bazı niteliklerin bulunması gerektiğini de öngörmektedir. Bununla birlikte;

 

• “Yapılacak tespitlerde, kültür ve tabiat varlıklarının tarih, sanat, bölge ve diğer özellikleri dikkate alınır;

• Taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarından korunması gereklilerin tespitinde taşınmazın sanat değeri, mimari, tarihi, estetik, mahalli, arkeolojik değerler kapsamı içinde; strüktürel, dekoratif, yapısal durum, malzeme, yapım teknolojisi, şekil bakımından özellik arz etmesi dikkate alınır,” denilmektedir7.

 

Kılıçoğlu Sineması, Apartmanı ve İşhanı gibi herhangi bir yapının korunmasına yönelik tescil kararı alınabilmesi için, mevzuatta yer alan bu değerlerin ya da özelliklerin tespit edilememesi durumunda(!), yine aynı mevzuatta bunlara ek olarak özellikle tarihsel değer, anı değeri, özgünlük değeri, enderlik değeri, teknik değer, belge değeri, işlevsel değer, süreklilik değeri ve eğitim değeri gibi ölçütlere de yer verilmektedir. Bütün bu değerler Kılıçoğlu yapıları örneğinde olduğu gibi koruma kurulları için yetersiz kalıyorsa, bu durum koruma altında olan tescilli yapıların tescil gerekçelerini ve kararlarının yasallığını da tartışılır hale getirecektir. Kaldı ki bu değerler, özellikle geçmişte, yapıların envanter/kimlik bilgilerini biriktirmek için görev yapan bir kurum, arşiv ya da kitaplığın bulunmadığı bir ülkede koruma ölçütlerini ve bu ölçütlerin uygulamada yorumlanması ya da değerlendirilmesini daha da önemli kılmaktadır. Bu yüzden yapının;

 

• Kentin maddi tarihini oluşturan verileri içinde dönemin önemli mimarlarından biri tarafından tasarlanmış ilk sinema yapısı olarak mimari ve tarihsel değeri;

• Gündelik yaşamdan ve yaşama ev sahipliği yapan mekanlardan beslenen, hatta yaşama dahil olan herhangi bir (çok) şeyle de inşa edilebilen insan belleğinde bellek yerleri oluşturması, topluluğun geçmişinin tanığı olmanın ötesinde, bu geçmişin yaşanan anda yeniden anlamlandırılışının ve yeniden kullanımının da bir yansıması olarak kolektif kimliğin inşasına katkıda bulunması, anıların saklanmasında bellek mekanı olması nedeniyle anı değeri;

• Yapıldığı dönemin mimari anlayışını, süsleme anlayışını, yapı malzemesinin –özellikle de cephelerde yer alan tuğlanın– kullanım biçimini günümüze değin bozulmadan ve değişmeden sürdürmüş olması nedeniyle özgünlük değeri;

• 1950’li yıllarda yapılmış olmasına karşın bugün bile tasarlandığı gündeki gibi ilk işlevini sürdürebilen ülke bütünündeki sınırlı yapılardan –özellikle bir sinema yapısı olarak– biri olması nedeniyle enderlik değeri;

• Döneminin çok işlevli (sinema, apartman ve işhanı) ilk yapı grubu olması ve yapı strüktürü, yapım tekniği ve yapı malzemeleri açısından teknik değeri;

• Diğer değerlerle ilişkilenen ve yokluğunda kentsel kimlik ve kolektif belleğin de zedeleneceği belge değeri;

• Özgün işlevinin kullanılarak korunabiliyor olması nedeniyle işlevsel değeri;

• Özellikle sinema yapısı varlığının kullanımının sürmesi ve kendisine çağdaş toplumda bir yer bulmasıyla ilgili olan ve “geçmişimiz için bir gelecek” olarak tanımlanan önemli bir koruma söyleminin gereği nedeniyle süreklilik değeri;

• Değişik dönemlerde yaşayan (Eski)şehirliler ve onların sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal yaşamlarıyla ilgili olarak en somut bilgileri veren somut birer kaynak olması nedeniyle eğitim değeri;

 

dikkate alınmayarak akıbetini beklemek, başta koruma kurulları olmak üzere yerel yönetimler, meslek odaları ve diğerlerinin konuya sahip çıkmadığını, (Eski)şehirli’nin bellek mekanı ve kolektif hafızasında önemli bir yer tutan sinemaya, sinema yapısının geleceğine seyirci kaldığını göstermektedir. Belki de herkes adına ilk girişimleri başlatan yerel basın ve Kılıçoğlu İnisiyatifi’nin çabaları, gündelik yaşamdan ve bu yaşama ev sahipliği yapan mekanlardan beslenen insan belleği için kendi geçmişinin, kentin geçmişinin ve toplumun geçmişinin tanığı olmanın ötesinde, bu geçmişin yaşanan anda yeniden anlamlandırılışının ve yeniden kullanımının da bir yansıması olacak ve kolektif kimliğin yeniden inşasına küçücük de olsa bir katkıda bulunacaktır. Kentsel bellekte sinema kadar güçlü bir imaja sahip olan Kılıçoğlu ismi kentlinin bu çabasından etkilenir mi bilinmez, ama Kılıçoğlu Sineması, Apartmanı ve İşhanı gören gözler, duyan kulaklar için çok şey anlatmaktadır. n Yrd.Doç.Dr. Osman Tutal, Anadolu Üniversitesi Mimarlık Bölümü.

 

 

Notlar:

1 O. Tutal, B. Üstün, “Bir Anadolu Şehrinde Yüzyıllık Mimarlık”, Arredamento Mimarlık, 100+11, s. 88, İstanbul, Şubat 1999.

2 Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz.: Eskişehir İmar Planı Müsabakası, Mimarlık, 1952/4.

3 Yapının varisleri adına Eskişehir Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’na, yapının tarihçesine ait bilgilerin yer aldığı ve tescil edilmemesine yönelik

 

 

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


69322 - unknown - 38.107.179.238