Kılıçoğlu Sineması’nın
Geleceği

T. Gül Köksal Tarihi Kılıçoğlu Sineması’nın yıkımı
niyeti yönündeki ilk bilgilenmem, Kılıçoğlu İnisiyatifi tarafından edindiğim
bir e-posta ile oldu. Korunması gerekli kültür varlığı niteliği gösteren
yapının derhal tescil edilmesi gerektiği yönündeki yazışmalarımız sırasında,
tesadüfen Temmuz (2007) ayı içinde katılacağım ve Eskişehir’de düzenlenecek
olan “Mimarlık ve Kent Buluşmaları” toplantısında konuyu daha yakından
izleyebilme imkanım doğdu.
Mimarlar Odası Genel Merkezi tarafından düzenlenen “Mimarlık
ve Kent Buluşmaları”, Türkiye’nin dört bir yanından katılan mimarların,
buluşulan kentte belirlenen bir üst temayı enine boyuna tartıştıkları bir
toplantı. Bu toplantının altıncısı ve sonuncusu
28-29 Temmuz 2007 tarihleri arasında Eskişehir’de
gerçekleştirildi1. Eskişehir için belirlenen tema “Sanayi Kentleri ve
Mimarlık”tı. Anadolu Üniversitesi’nin Yunus Emre Kampüsü Sinema Salonu’nda
gerçekleşen buluşmada Mimarlar Odası Genel Başkanı, Merkez Yönetim Kurulu üyeleri
ve her şubeden gelen mimar katılımcıların yanısıra Eskişehir Büyükşehir
Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen ile Eskişehir Vali Yardımcısı Ekrem
Ballı’nın; Prof.Dr. Fevzi Sürmeli, Doç. Sadun Özel, Prof.Dr. Halime Doğru,
Doç.Dr. Taciser Sivaslı gibi kentteki iki üniversitenin öğretim üyelerinin;
Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Bölge Kurulu Müdürü Hülya Çopuroğlu ve kurul
üyelerinin; Eskişehir Sanayi Odası Başkanı Savaş Özaydemir’in; kısacası kentin
idaresi ve gelişiminde söz/yetki sahibi olan kurumlardan kişilerin varlıkları
da konuşulan konuların ilgili yerlere ulaşması açısından oldukça önemliydi.
Toplantıda kentin ağırlıklı olarak Cumhuriyet’in ilk
yıllarında kurulan sanayi tesislerini barındırması nedeniyle, sanayinin kentin
kültürel ve sosyal kimliğine yansımaları ve sanayi kentlerinin günümüz
koşulları içerisindeki rolleri ele alındı. Toplantının forum bölümünde ise tema
hakkındaki sorularla birlikte kentteki mimari miras ve güncel mimari konular
tartışıldı. Kent mobilyalarının tasarımı ve sunumundan kentteki güncel
mimarinin niteliğine dek çeşitlenen bu konular arasında mimarisi Abidin
Mortaş’a ait (Kaynak: Kılıçoğlu İnisiyatifi), 1959’da kullanıma açılan tarihi
Kılıçoğlu Sineması’nın yıkımı yönündeki niyetler de vardı. Bu yazının kaleme
alınmasının nedeni de, adı geçen sinemanın koruma ve yaşatılma sorunu.
Forumda kentin Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen, Koruma
Bölge Kurulu Müdürü Hülya Çopuroğlu, Kurul Başkanı Sadun Özel, Mimarlar Odası
Eskişehir Şubesi Başkanı Halit Halaç ve belirli bir oranda da (1/15) olsa
Sinema yapısına eşlikten dolayı sahip olan Savaş Özaydemir gibi konunun yerel
muhataplarıyla birlikte Sinema’nın geleceğinin tartışmaya açılması kanımca son
derece ilginç oldu. İlginçti, çünkü konuyla ilgili hiç kimse “hayır, yapının korunmasına
gerek yok, yıkılmalı” demediği halde, neden korunamadığı/nasıl korunacağı
meselesi boşlukta kaldı. Tartışmada öğrendiğimiz şeylerden bazıları şunlardı:
koruma konusunda yetkili ilk merci olan Kurul’un yapıyı tescil etmek istediği,
ancak ellerinde/arşivde gerekli veri olmadığı, ayrıca üstlerinde çeşitli
baskılar olduğu (Türkiye gibi bir ülkede, ülkenin kültürel değerlerini korumak
üzere yapılan eylemler karşısında baskı görmediğini, hatta büyük bir ilgi
gördüğünü söyleyen birini bulmak mucize olurdu zaten), mal sahiplerinin mağdur
olduğu ve sinemanın teknolojisi eskidiği için yıkım düşüncesinin doğru olduğu
yönündeki yerel basın haberlerinin varlığı (bu da çok normal maalesef;
ülkemizde yerel/genel basın çok nadiren bazı anıtsal eserlerin korunması konusuna
el atıyor, o da haber vermekten ziyade, konunun spekülatif bir yönü varsa),
üstüne üstlük hisse sahibi ailenin koruma kararlarına son derece saygılı olduğu
ve tescil yönünde bir karar alındığı takdirde, mağdur olmasına rağmen mahkemeye
başvurmayacağı… Yani, sinemanın yıkılması gerektiği, bazı yerel basın haberleri
dışında konunun muhatabı olan kimseler tarafından telaffuz edilmiyordu, ancak
hiçbir olumlu adım da atılamıyordu.
Kılıçoğlu Sineması’nın gerek mimarisi ve bir modern mimarlık
mirası olarak değeri, gerekse kent belleği içindeki önemi nedeniyle koruma
altına alınması gerektiği ortada. Bunu tartışmaya açmak bile anlamsız. Gelelim
yapıların yıkılmadan korunabilmeleri için konunun Türkiye’de halen uygulanmakta
olan yasal boyutuna: 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu
kapsamında Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Yüksek Kurulu tarafından
05.11.1999’da kabul edilen 662 sayılı ilke kararı gereğince, “korunması gerekli
taşınmaz kültür varlığı envanterlerinin tamamlanmamış olması nedeniyle;
a. 2863 sayılı yasaya göre taşınmaz kültür varlığı
özellikleri taşımakla birlikte, henüz tespit ve tescili yapılamamış olan
yapıların,
b. Kamu kurum ve kuruluşlarınca kullanılan ve yapıldığı
dönemin mimari özelliklerini taşıyan yapıların,
c. Erken Cumhuriyet Dönemi yapılarının, Koruma Kurulu
görüşü alınmadan yıktırılmaması yönünde gerekli önlemlerin, ilgili belediye
(veya valilik) ile varsa Koruma Kurulu Müdürlüğü, yoksa Müze Müdürlüğü’nce
alınmasına” karar verilmiştir. Bu durumda sözkonusu yapının yıkımı,
yıkan/yıktıran ve yıkılmasına göz yuman herkes için yasal olarak bir suçtur.
Diğer yandan, aynı yasa ve Kurul tarafından, yine aynı
tarihte kabul edilen 660 sayılı ilke kararı gereğince de, korunması gerekli
yapılar, “kendi başlarına bir tarihi ve estetik değer taşımaları ya da
kentlerin tarihi kimliğini oluşturan kentsel sitler, sokaklar ve siluetlerin
ögeleri olarak” iki koruma grubuna ayrılmışlardır.
Buna göre, sözkonusu yapıların;
• Eskişehir’in maddi tarihini oluşturan kültür verileri içinde
bir Cumhuriyet Dönemi yapısı olarak tarihsel değeri;
• Kentsel tarih içindeki yeri ile simgesel ve anı değeri;
• Dönemin önde gelen bir mimarının eseri olarak kendine özgü
mimari özellikleri ve estetik değeri;
• Diğer yandan kent ve çevre kimliğine katkıda bulunan
konumlanışları ile;
ilgili Koruma Bölge Kurulu tarafından tescil edilmelerinde
beklemeyi gerektirecek bir durum gözükmemektedir. Kaldı ki, yapıların yerlerine
yenilerini yapmak amacıyla projelerin hazırlanmak üzere olduğu ve yıkım için
gün sayıldığına dair haberlerin gündeme yansıdığı göz önüne alınırsa2, bu
bekleyiş neredeyse sözkonusu yıkım faaliyetinin derhal gerçekleşebilmesi için
zemin hazırlamak anlamına gelmekte.
İster kullanıcısı, ister mal sahibi, isterse de yerel
yönetim tarafından korunması gerekli, kültür varlığı niteliği taşıyan bir
yapının yıkım kararı kolaylıkla alınabilecek bir karar değildir, olmamalıdır.
Kentsel belleğin ve ortak hafızanın ürünlerine sahip çıkmak, en başta, bu
amaçla görev yapmak üzere imza atan ilgili kurumların görevidir. Kentsel
bellekte silinmesi güç bir imaja sahip Kılıçoğlu ismi, kanımca mal sahiplerine
onur veren bir durum olarak görülmesi gerekmekle birlikte, bunu korumak, onlara
hem kendi geçmişleri, hem de gelecek kuşaklar için bir ödev vermektedir.
Sonuç olarak, görevleri arasında mimari mirası korumak da
olan Mimarlar Odası Eskişehir Şubesi’nin kentteki üniversitelerin mimarlık
bölümleri, Kılıçoğlu İnisiyatifi ve ilgili diğer kişi/kurumların desteğiyle,
Sinema’nın tescil edilmesi için gerekli dosyayı hazırlayıp Eskişehir Koruma
Bölge Kurulu’na müracaat etmesi, Kurul’un konuyu derhal gündeme alarak gerekli
işlemleri yapması acil bir durum arzetmektedir. Aksi takdirde, herkesin
kültürel mirasa bu denli ilgili/duyarlı olduğu söylenegelen bir ortamda bir
değer daha yok olacaktır. İşin en acısı da budur. n Yrd.Doç.Dr. T. Gül Köksal,
Kocaeli Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Mimarlık Bölümü Restorasyon
Anabilim Dalı.

Notlar:
1 Ayrıntılı bilgi için bkz.:
http://www.mimarlarodasi.org.tr
2 Eskişehir Sakarya gazetesinin 01.12.2006 tarihli
haberi için bkz.: http://www.sakaryagazetesi.com.tr
Kılıçoğlu Sineması
Yıkılmasın!
Bir süredir Eskişehir’in modern mimarlık mirasından geriye
kalan en önemli sivil örneklerden Kılıçoğlu Sineması, Apartmanı ve İşhanı’nın,
tescillenmedikleri gerekçesiyle yıkılması gündemde. Kılıçoğlu İnisiyatifi,
yapının tescillenmesi için dilekçe veren Eskişehir Osmangazi Üniversitesi
Mimarlık Bölümü Başkanı ve aynı zamanda Eskişehir Kültür ve Tabiat Varlıklarını
Koruma Kurulu’nun yeni başkanı Doç. Sadun Özel ile 18 Temmuz 2007’de
Bademlik’te Mimarlık Bölümü’nde görüştü.
Kılıçoğlu İnisiyatifi: Kılıçoğlu Sineması,
Apartmanı ve İşhanı yıkılmak mı isteniyor? Bu konudan ne zamandır
haberdarsınız? Konu gündeme nasıl geldi? Kim getirdi?
Sadun Özel: Ben üç ay önce duydum. Binanın tescilli
olduğunu zannediyordum. Sonra önceki Kurul Başkanı Zehra Hanım binanın
tescilsiz olduğunu söyledi. “Peki ne yapmak lazım?” dedim. Birisinin tescil edilmesi
için dilekçe vermesi gerektiğini söyleyince, ben de 9 Nisan 2007 tarihinde bir
dilekçe verdim. Yapının kent belleğinde önemli bir yeri olduğunu, döneminin
mimari değerlerini taşıdığını, duyduğuma göre önemli bir mimar, Abidin Mortaş
tarafından yapıldığını ve 1959 yılında açıldığını ifade eden bir dilekçeyi
Kurul’a sundum.
Kİ: Kılıçoğlu Sineması, Apartmanı ve İşhanı
Eskişehir için, Eskişehirli için, Türkiye için sizce ne anlama geliyor? Bu
yapıyı Türkiye’nin sahip olduğu ve sayısı gittikçe azalan modern mimarlık
mirası içinde nerede görüyorsunuz?
SÖ: Eskişehir’de döneminin en önemli yapısı.
Cephelerinde, balkon parapet ve sövelerinde tuğla kullanılmış olan
Eskişehir’deki ilk yapıdır. Bir benzeri de, yine aynı tarihlerde yapılmış
olması muhtemel, Bağlar Caddesi üzerindeki İşçi Bulma Kurumu binasıdır. O da
tescilsiz bir yapı. Ama bence Kılıçoğlu Sineması, Apartmanı ve İşhanı,
Eskişehir’de kent merkezinde kısa bir süre yaşayan insanların belleğinde kalan
önemli yapılardan bir tanesi. Ben o nedenle tescil edilmesi için girişimde
bulundum. Ama ondan başka tescil edilmesi gereken yapılar da var mutlaka. Halk
Bankası bunlardan biri.
Kİ: Kılıçoğlu Sineması, Apartmanı ve İşhanı gibi
bir yapı neden tescillenemiyor? Tescile engel olan ne? Eğer gerçekten iddia edildiği
gibi yalnızca bilgi ve belgelerin yetersizliği ise, bugüne dek tescilli yapılar
envanterinde bulunan yapılarda Kılıçoğlu için aranan bilgi ve belgeler var mı?
SÖ: Bizim talihsizliğimiz şu: Bütün bilgi ve
belgeler, yani yapının tarihi, mimarı, ona ait fotoğraflar ve bilgilerin
dosyası, binayı yıkmak isteyen mal sahibinin elinde. Bunları temin edemiyoruz.
Bunun yanında eski fotoğrafları, belgeleri olanlar da bu mal sahiplerinden
çekinmekte. Kurul’daki hukukçu üyemiz, binayı tescillesek bile, tescilin
kaldırılması konusunda mahkemeye verileceğimizi, bizim elimizde sağlam bilgi ve
veriler olmadığı sürece de mahkemeyi çok yüksek ihtimalle kaybedeceğimizi
söylüyor. O yüzden diğer üyeler iyi bir dosya hazırlanması gerektiğini
düşünüyor.
Kİ: Bir yapının korunabilmesi için ille belgesini
mi getirmek gerekir? Eskişehir’in eski mahallelerinden Odunpazarı’ndaki evleri
ya da kent merkezinde bulunan ve şu anda kaderi belirsiz bir başka terkedilmiş
bina olan Halk Bankası binasını ele alalım. Bunların hiçbirinin çizimi ya da
mimarı yoksa, korunmaya değer bulunmaları için ne yapmak gerekir? Bir yapının
kültürel değer olarak kabul edilmesi için belgelerinin olması şart mı?
SÖ: İlginç olaylarla karşılaşıyoruz. Tescili
gerekmeyen yapılar da var. İş Bankası yapısı böyle. Kurul tescile gerek
duymadığı halde, politik söylemlerle Eski Halkevi binasının tescillenmesi
konusunda mahkeme karar çıkardı. Bunun tersi de mümkün. Bizim tescil edilir
dediğimiz binalar hakkında mahkeme tersine karar verebiliyor. Bu tescil
edilmemesi için sağlam bir neden mi bilmiyorum, ama Kurul’da böyle bir görüş
hakim. Ben de tek başıma olduğum için bu görüşe katılmak zorunda kaldım.
Kİ: Elimizde bir not var. Kültür ve Turizm
Bakanlığı tarafından hazırlanan Yasal Düzenlemelerde Taşınmaz Kültür Varlıklarının
Korunması ve Yerel Yönetimler - Koruma Ve Turizm Mevzuatı isimli kitapçığın “2.
Korunacak Taşınmazların Korunmalarını Gerektiren Değerleri Nelerdir?” başlığı
altında, bir taşınmazın hangi değerleri taşıması gerektiği iki madde halinde
açıklanıyor:
“1. Yapılacak tespitlerde, kültür ve tabiat
varlıklarının tarih, sanat, bölge ve diğer özellikleri dikkate alınır (2863/7).
2. Taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarından
korunması gereklilerin tespitinde; taşınmazın sanat değeri, mimari, tarihi,
estetik, mahalli, arkeolojik değerler kapsamı içinde; strüktürel, dekoratif,
yapısal durum, malzeme, yapım teknolojisi, şekil bakımından özellik arzetmesi
dikkate alınır. (TTY/4)”
Bu maddeler göz önünde bulundurulduğunda, Kurul üyeleri
Kılıçoğlu Sineması, Apartmanı ve İşhanı yapısında yukarıdaki iki maddede
belirtilen özelliklerin hiçbirine rastlamamış mı, rastlamadı mı, böyle bir
kanaatleri mi var?
SÖ: Böyle bir kanaat var ama çok kesin değil. Mesela,
ünlü bir mimarın eseri olduğu, örneğin Abidin Mortaş veya Zeki Sayar’ın yapısı
olduğu konusunda elimizde kesin bir belge olsaydı, bu yeterli nedenlerden
birisi olabilirdi korumak için. Ama karşı taraf o arada bize bir dosya
gönderdi. Dosyadaki metinde bu tür binalardan Eskişehir’de çok sayıda olduğu
iddia ediliyor. Aynı metinde bu binanın yarım kaldığı, bugünkü halinin orijinal
olmadığı da söyleniyor. O tarihte binanın sahibi ölmüştü, iki katlı yapıldı,
bırakıldı, kolon filizleri halen vardır, deniyor.
Kİ: Biz Kılıçoğlu İnisiyatifi olarak bu metinde
söz edilen şeyleri ciddiye alınır bulmadık. Biraz önce aktardığımız nottaki
maddelerin ekinde şunlar söyleniyor: Bir yapının tarihsel değer, anı değeri,
özgünlük değeri, nedret, teknik değeri, belge, işlev, ekonomik değer ve eğitim
değeri gibi açılımlar var. Bunlardan herhangi birisi gerekçe gösterilebilir. Ki
aslında Kılıçoğlu bunlardan birden fazlasını barındırıyor olabilir. Bunlar
gerekçe gösterilerek bu yapı tescillenebilirdi. Nadir oluşu bile başlıbaşına
önemli bir gerekçe gibi görünüyor. Apartman, işhanı ve sinema kompleksi olarak
50’li yıllardan günümüze dek kullanılan türünün tek örneği Kılıçoğlu. Bu başlı
başına bir tescil nedeni değil mi?
SÖ: Bunlar doğru. Ama kamuoyuna bunları anlatmak
kolay değil. Mal sahiplerinin haklarının çiğneneceği, madur duruma düşecekleri
konusunda bürokraside bir kanaat var. Büyükşehir Belediye Başkanı’nın, Tepebaşı
Belediye Başkanı ve çalışanlarının bu konuda tereddütleri var. “Çok sağlam
gerekçeler olmadan yıkımı durdurduğumuz takdirde mal sahiplerinin haklarını
gaspetmiş olmaz mıyız?” diye endişe ediyorlar. Bunu Büyükşehir Belediye Başkanı
kendi ağzıyla itiraf etti. Kamuoyunu ikna etmekte başarılı olamadığımızı
düşünüyorum.
Kİ: Tepebaşı Belediyesi Kılıçoğlu varislerinin
hazırlattığı projeye onay verdi mi?
SÖ: Vermiş, projeleri var. Kiracıları tahliye için
Belediye’den onaylanmış bir avan proje var. Ben dilekçe vermeden bir ay evvel
böyle bir teşebbüste bulunmuş Kılıçoğlu. Ondan sonra Koruma Kurulu bir durdurma
kararı aldı. Onlar o sırada avan projeyi almışlar. Ama durdurma kararı olunca,
Belediye tarafından bütün işlemler donduruldu. Belediye Kılıçoğlu’na sürekli
bekleyin diyor. Belediye’dekilere de müthiş bir baskı var, Kurul’dan çıkana
kadar bekleyin diyorlar.
Kİ: Kurul’un şu anda gündeminde mi?
SÖ: Hayır. Ama tekrar başvuru olur ve belge
ulaştırılırsa olur sanırım. Çok ciddi bir belgeleme olması durumunda Kurul
gündemine girebilir. Ama bir sıkıntımız var: Projeyi çıkartıp yeni yapı ruhsatı
alırlarsa, onlara zarar verdiğimizi söyleyerek Belediye ve Kurul’dan tazminat
talep edebilirler.
Kİ: Ne yapılabilir, nasıl bir yol izlenebilir?
Yıkım başvurusunda bulunanlar, yapının yıkılmadan yenilenmesi yönünde ikna
edilemez mi? Dünyadaki birtakım çağdaş uygulamalar örnek gösterilemez mi? Şu
anda cep sinemalarının moda olması, bir rant kaynağı gibi görünebilir. Oranın
yozlaştığını düşünebiliriz, ama Kılıçoğlu Sineması, cep sinemaları gibi
geçmişsiz değil; kentin ilk sineması olduğu için korunması önemli ve anlamlı.
SÖ: O binanın çeperleri korunarak, gabarisi
değiştirilmeden tadilat yapılabilir. Ben başta öyle yapılacağını düşünüyordum.
Binanın tamamen yıkılacağını sonradan öğrendim. İçeride ciddi değişiklikler
yapılabilir. Sinema ve Doktorlar Caddesi’ne bakan İşhanı’nda üst katın içi
tamamen sökülüp alınabilir ve içeride çok güzel bir alışveriş merkezi
düzenlenebilir. Cepheler korunarak ve tüm akslar yerinde tutularak, iç mekanda
çok iyi sonuç elde edilebilir. Şu anda zemin artı iki kat olan mevcut durumu
sekiz kat olarak kullanmak istiyorlar. Sekiz kat hakları varmış.
Kİ: Mal sahiplerinin, korunmaması yönünde karşı
görüşlerini ifade ettikleri metin var. Korunmaya değer olmadığı yönünde
birtakım argümanlar kullanılıyor. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?
SÖ: Onlar karşı tarafın çırpınışları. Ama oradaki
şeylerin çoğu doğru değil. Bir mimar tarafından yapılmadığı, bir kalfanın
yaptığı filan söyleniyor ki mümkün değil. Bu ülkede yüz yıldan fazla bir
süredir yapılarda mimarın imzası var. Kesin bunun bir projesi vardı, bir mimar
tarafından yapıldı.
Kİ: Bir de, bizde bir şeyin korunmaya değer olup
olmadığı konusunda, konu da bina ise, yani kaba anlamıyla bir taş kalıntı
değilse, ya Odunpazarı evi gibi ahşap olacak, ya da Atatürk’ün gittiği bir yer
olacak. Bunun dışında hiçbir şeyin korunmaya değer olmadığına dair yaygın bir
kanı var. Belki de o kanıyı dile getirmekten ibaret bir şey bu metin. Peki,
Eskişehir’de modern mimarlık mirası olan başka hangi yapılar var? Bunlar
tescilli mi? Korunmaları nasıl sağlanabilir?
SÖ: Halk Bankası binası var. İstasyon binası var.
Garın mimarı ve tarihi net biçimde bellidir. O da tescilli değil. Çimen
Apartmanı gibi, İşçi Bulma Kurumu gibi… Daha birçok yapı var, onların da acilen
tescil edilmesi gerekiyor.
Sinemaya Seyirci Kalmak
Osman Tutal
“Günümüzde geçmiş, kimliğin en emin sığınağıdır.”
Lepeltier
Zaman ve mekan içindeki çeşitlilik, kentleri çağdaş kılma
yolunda hayata geçirilen kararlar kentin oluşumu, gelişimi, yapılanması,
tarihi, kültürü, yaşamı ve insanı üzerinde ne kadar etkili olsa da, kentler
karakterini kentin yaşamından, yaşamın binalarından ve binaların mimarilerinden
alır. Geçmişten günümüze genellikle başkent merkezli yazılan mimarlık tarihi de
özellikle ülke başkentlerinde başyapıtlar ya da anıtsal yapılar olarak kendini
ortaya koyarken, başkent dışında da nice düşlerle yoğrula yoğrula yaşama
geçirilirler. Bu yüzden, her ne kadar ülkelerin mimarlık tarihi yalnızca
başkent merkezli yazılmış olsa da, bir o kadar bilinmeye değer eserlerin
bulunduğu başkent dışındaki kentlerin mimarlığını ülke reel mimarlığına dahil
eder1. Eskişehir, bu kentler arasında 20. yüzyılın ilk çeyreği içinde işgale
uğrayan, yangınlar geçiren ve bunun sonucunda yeniden yapılanma sürecine giren
Cumhuriyet yönetiminin devraldığı örselenen bir kent tablosu çizmektedir. Bu
dönemde, ülke genelinde planlanan küçük ölçekli hizmet ve prestij yapıları ile
Anadolu kentlerinin onarımına yönelik temel öncelikleri oluşturan yapım
programları, savaşın örselediği diğer kentler kadar Eskişehir için de büyük önem
taşır. Savaş sonrası dönemin yapım programlarındaki temel önceliklere paralel
olarak inşa edilen yapılar, Osmanlı’nın son yılları ile Cumhuriyet’in erken
dönemleri arasında kalan ve genel olarak Birinci Ulusal Mimarlık dönemi olarak
bilinen dönemin özelliklerini yansıtır. Dönemin mimarlık pratiğine ilişkin
değişimi simgeleyen modern mimar tipinin de bu yıllarda yetişecek olması, bu
dönem yapılarında biçimlenme tercihinin yeni oluşan Türk milliyetçiliğiyle
ilişkilendiğini gösterir. Diğer Anadolu kentleri gibi Eskişehir’de de inşa
edilen dönem yapılarında Ankara merkezli vakıf mimarlarının ağırlığı
hissedilirken, yapılar yaygın olarak vakıf kaynaklarıyla inşa edilmektedir.
Kent ilk resmi planını 1950’li yıllarda elde edecek olsa da
20. yüzyıl ortaları, 1930’lu yıllarda çıkarılan yasaların etkilerinin açıkça
görüldüğü bir dönemdir. Öyle ki 1930-35 yılları arasında ülke düzeyinde
çıkarılan yasalar, yürürlükteki mevzuatı değiştirerek mimarlık ve mühendislik
hizmetlerinin meslek odaları tarafından verilmesini öngörmektedir. Ülkenin
uygulama pratiğinde süregelen yaklaşımları değiştirecek olan bu yenilikçi
tavır, aslında genellikle başkent merkezli yazılmış mimarlık tarihinde ülke
reel mimarlığına dahil olacak yeni mimarlık ve mühendislik eserlerinin ortaya
konacağı bir sürecin başlangıcını da oluşturmaktadır. Böylece, her ne kadar
pratikte tam olarak uygulanamamış olsa da, proje ve bina üretiminde geleneksel
yaklaşımlardan uzaklaşılarak meslek sahiplerinin tasarımlarına ağırlıklı olarak
yer verilir. Belirli büyüklükteki kentlere plan yaptırma zorunluluğu da getiren
bu yenilikçi tavır, kentlerin biçimlenmesine yönelik planlama çalışmalarını da
hızlandırır. İşte böyle bir süreçte, belirli büyüklükteki yerleşim alanlarının
planlanmasına yönelik alınan kararlar 1952 yılında ilk şehircilik ulusal
yarışması olacak Eskişehir İmar Planı’nın yapılması için zemin de hazırlar.
Yarışmada derece alan planlar2, kara ve demiryolu sisteminin kentle bağlantısı,
sanayi-kent ilişkisi, sanayi alanlarının gelecekteki durumu, kentsel ulaşım
sisteminin belirlenmesi ve yerleşim alanlarının dönemin şehircilik anlayışına
uygun olarak düzenlenmesi ilkelerine dayanır. Bu ilkeler, 1940’lı yılların
sonuna kadar süren ve konut yapımında hımış yapı tekniğinin kullanıldığı
geleneksel tekniklerin 1950’li yıllarda terkedilmesine de neden olur. Bu
dönemde yeni yapım teknikleri ve malzemelerinin üretime dahil olmasıyla, kagir
olarak yapılacak konutlarla birlikte ilk apartman yapıları da kentsel mekanda
yerini almaya başlar.
Bu yazıya konu olan Kılıçoğlu Sineması, Apartmanı ve
İşhanı’nın (1954-59, Abidin Mortaş) yapımı tam da böyle bir döneme
rastlamaktadır. Yapı, dönemin diğer önemli yapıları arasında özellikle işlev
çeşitliliği (apartman, işhanı ve sinema) açısından farklılaşmaktadır. Mortaş’ın
ilk sinema yapısı olmasa bile, döneminin Eskişehir için en önemli yapılarından
biri olarak inşa edilen yapı, İstanbul ve Ankara mimarlarının 20. yüzyıl
ortalarında Eskişehir’de tasarladığı diğer yapılar (Hükümet Konağı, 1945-48,
Bedri Uçar; Merkez Bankası, 1952, Orhan Bolak; Porsuk Oteli, 1955-56, Vedat
Dalokay; Otogar, 1950’li yılların sonu, AHE) arasında yerini alarak
seçkinleşir. Kurumsal kimliği olan yapılar dışındaki ilk önemli yapı grubunu
oluşturan Kılıçoğlu yapıları, aynı dönemin otogar yapısıyla birlikte, özellikle
sunduğu işlev çeşitliliğiyle şehiriçi arazi kullanımı üzerinde de etkili olur.
Yapı grubunun apartman bölümü zemin+5 kattan oluşmaktadır.
Eskişehir’de 1950-60 yılları arasında yapılan ve apartman olarak
nitelenebilecek yapılardan asansörleriyle ayrışan beş yapı arasında yer alan
Kılıçoğlu Sineması, Apartmanı ve İşhanı, yapı hakkındaki iddiaların3 aksine, o
yıllarda geleneksel olarak inşaat ustalarınca tasarlanamayacak kadar yapısal
özellikleri bünyesinde barındırmakta ve dönemin ilk asansörlü apartmanlarından
biri olarak modern tavırlar sergilemektedir.
Apartman bloğundan bir pasajla ayrılan yapının sinema ve
işhanı bölümü zemin+2 kattan oluşmaktadır. Yapı, ön cephede İsmet İnönü
Caddesi’ne, arka cephede ise Porsuk Çayı’na yönlenmektedir. Özellikle cadde
yönünde apartman ve işhanı bloğunun zemin katında dükkanlar yer alırken,
apartman bloğunun üst katlarında daireler, işhanı katının üst katlarında ise
bürolar yer almaktadır. Sinema bölümü, apartman bloğundan bir pasajla ayrılan
işhanı bloğu içindedir. Bugün hala ilk işlevleriyle hizmet veren yapı grubu
içindeki en önemli değişiklik, yıllarca tasarlandığı gibi tek salonla hizmet
veren sinema mekanının, yeni salonların açılması, salonların küçülmesi ve
seyirci sayısının azalması gibi nedenlerle günün koşullarına ayak uydurarak üç
küçük salona dönüştürülmüş olmasıdır.
Yapının biçimlenişinde strüktürel elemanlarla birlikte yapı
malzemelerinin vurgulanması dikkat çekicidir. Cephelerinde yer alan strüktürel
elemanlar dışında tuğlanın ağırlığı açıkça hissedilmektedir. Cephede yapı
malzemesi olarak tuğlanın kullanılmasında şüphesiz Kılıçoğlu ailesinin tuğla
fabrikasına sahip oluşunun büyük payı vardır. Son günlerde özellikle hem
sinema-işhanı hem de apartman bloğunun çatı bölümlerinde mekansal kazanımlar
adına bozulmalar görülse de yapı orijinal halini korumaktadır. Geçmişte yapı
grubunun girişi, sinema-işhanı ile apartman bloğunu ayıran ve hem caddeye hem
de Porsuk Çayı kıyısına açılan pasaj içerisinde gerçekleştirilirken, bugün
Porsuk Çayı yönündeki girişin zemin katta ticari kullanımlara tahsisi nedeniyle
pasaj özelliğini kaybeden ve yapı için bir giriş holüne dönüşen cadde yönünden
yapılmaktadır. Giriş kapısı geniş bir saçakla tanımlanmaktadır. İki kat
yüksekliğindeki giriş holü tavanda nervürlü döşemesi, dökme mozaik zemin
kaplamasının yanısıra apartman, işhanı ve sinema giriş duvarlarını süsleyen
tuğla yüzeyleriyle cephelerdeki biçimlenmenin iç mekandaki izlerini yansıtır.
Özellikle apartman bloğundaki balkonlar, yatay ve düşey yapı elemanları ve balkon
mekanını örten saçağın mekansal etkisi, yapının tasarımcısı olan Abidin
Mortaş’ın 1952 yılında tasarladığı Nur Sinema ve Oteli’yle benzerlik gösterir.
Her iki yapıda da saçaklar, balkonlar ve balkon pencere/kapıları cephelerde
birbirinin tekrarı gibi görünse de Kılıçoğlu yapılarında işverenin cephelerde
ürettiği tuğlaları kullanmayı tercih etmesi, malzeme, renk ve doku gibi
karakteristiklerin zengin bir bileşimi olarak yapı yüzeylerine yansır. Mekanın
görselliğini tarifleyen bu zengin içerik, cephe yüzeylerine, özellikle
kullanılan malzeme aracılığıyla mekanın ve biçimin niteliğini belirleme olanağı
tanır. Böylece yüzeylerdeki tuğla, yapının kendisi kadar, bir yapı bileşeni
olma özelliğinden, tasarım dilini ve anlamını ifade etme özelliğine kadar farklı
işlevler üstlenir.
Bu işlevler, kimi zaman idealize edilerek, hatta
yüceltilerek malzemeyi bugün bile mimarlık söyleminin merkezine taşırken, kimi
zaman da yapının görsel imajlarını adeta bağımsız birer metin oluşturacak kadar
öne çıkarır. Sonuçta, yapının cepheleri için malzemenin seçimi, biraraya
getirilişi (lento, denizlik, söve ve balkon parapeti), detaylandırılışı (farklı
boyutlarda enine, boyuna ve farklı malzemelerle birlikte kullanılması) ve
bağlam içinde oluşturduğu süreklilik, yapının anlamsal ifadesinde doğrudan
belirleyici hale gelir. Dolayısıyla, cephelerde kullanılan tuğla, yapıyı bir
Abidin Mortaş yapısı olması yanında bir o kadar da Kılıçoğlu yapısı yapar.
Yapı, dönemin sayılı apartman yapıları arasında
seçkinleşmesinin yanısıra, özellikle sinema yapısıyla da ülkenin sinema
kültüründe yarım yüzyıla yaklaşan önemli bir yere sahiptir. Yapının sahiplerine
ait bir firmanın web sayfasında4 sinema yapısının “27 Eylül 1959’da
açıldığından beri Eskişehir’de kültür hayatına katkıda bulunduğuna, günümüze
kadar video nedeniyle birçok sinemanın kapandığı dönemlerde bile Eskişehir’e
hizmetini kesintisiz olarak sürdürdüğüne ve salon yokluğunda tiyatrolara da
kapılarını açtığı”na vurgu yapılmaktadır. Sinema yapısı açısından bakıldığında,
yaklaşık 48 yıla sığdırılan bu kültür hizmetinin yeni bir yapı yapma isteği
nedeniyle önümüzdeki günlerde sona erecek olması, Koruma Kurulu’nun yapının
korunması adına alacağı kararlarda bilgi ve belge yetersizliğini gerekçe
göstermesi,5 Kılıçoğlu Sineması, Apartmanı ve İşhanı’nı hemen her durumda ülke
genelinde tarihsel koruma pratiğinin ana açmazlarıyla bir kez daha karşı
karşıya bırakmaktadır.

Halbuki mevzuatta “Bir taşınmazın kültür varlığı olarak
tanımlanabilmesi ve korumayla ilgili yasal düzenlemeler kapsamına alınabilmesi
için belli değerler taşıması ve bu değerlerin ona belli nitelikler kazandırması
gerekmektedir. Değişik kaynaklarda, değişik sınıflamalar altında verilen bu
değerler iki ana başlıkta ele alınmaktadır. Kültür varlığının kendi yapısından,
özelliklerinden kaynaklanan tasarım, malzeme kullanımı ve işçiliği ile içinde
bulunduğu alan kendi değerlerinin kaynağını oluştururken, geçmişin dönemsel
değişimlerini de taşıyan bu kaynakların yaşanmışlıkları da geçmişin sosyal,
kültürel yapısının verileri olduğu için içsel değerlerin bir bölümünü
oluşturmaktadır. Bugün bu kaynaklara günün yaklaşımıyla başkaları tarafından
atfedilen değerler ise dışsal değerler olarak tanımlanabilir”6 ifadesine yer
verilmektedir. Kılıçoğlu yapıları da bu düşünceleri doğrular gibi, kendi
değerlerinin kaynağını oluşturan karakteristik özellikleri, içsel ve dışsal
değerleri kente ve kentliye sunarken, mimari tavrı ve yaşanmışlıkları ile de
kültür varlığı olduğunu açıkça ilan etmektedir.
Yürürlükteki mevzuat, korunacak değerlerin 2863 sayılı
Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası ve ilgili diğer mevzuat hükümlerine
bağlı olarak korunması için, diğer taşınmazlarda olmayan ve bu grup
taşınmazlara özgü bazı niteliklerin bulunması gerektiğini de öngörmektedir.
Bununla birlikte;
• “Yapılacak tespitlerde, kültür ve tabiat varlıklarının
tarih, sanat, bölge ve diğer özellikleri dikkate alınır;
• Taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarından korunması
gereklilerin tespitinde taşınmazın sanat değeri, mimari, tarihi, estetik,
mahalli, arkeolojik değerler kapsamı içinde; strüktürel, dekoratif, yapısal
durum, malzeme, yapım teknolojisi, şekil bakımından özellik arz etmesi dikkate
alınır,” denilmektedir7.
Kılıçoğlu Sineması, Apartmanı ve İşhanı gibi herhangi bir
yapının korunmasına yönelik tescil kararı alınabilmesi için, mevzuatta yer alan
bu değerlerin ya da özelliklerin tespit edilememesi durumunda(!), yine aynı
mevzuatta bunlara ek olarak özellikle tarihsel değer, anı değeri, özgünlük
değeri, enderlik değeri, teknik değer, belge değeri, işlevsel değer, süreklilik
değeri ve eğitim değeri gibi ölçütlere de yer verilmektedir. Bütün bu değerler
Kılıçoğlu yapıları örneğinde olduğu gibi koruma kurulları için yetersiz
kalıyorsa, bu durum koruma altında olan tescilli yapıların tescil gerekçelerini
ve kararlarının yasallığını da tartışılır hale getirecektir. Kaldı ki bu
değerler, özellikle geçmişte, yapıların envanter/kimlik bilgilerini biriktirmek
için görev yapan bir kurum, arşiv ya da kitaplığın bulunmadığı bir ülkede
koruma ölçütlerini ve bu ölçütlerin uygulamada yorumlanması ya da
değerlendirilmesini daha da önemli kılmaktadır. Bu yüzden yapının;
• Kentin maddi tarihini oluşturan verileri içinde dönemin
önemli mimarlarından biri tarafından tasarlanmış ilk sinema yapısı olarak
mimari ve tarihsel değeri;
• Gündelik yaşamdan ve yaşama ev sahipliği yapan mekanlardan
beslenen, hatta yaşama dahil olan herhangi bir (çok) şeyle de inşa edilebilen
insan belleğinde bellek yerleri oluşturması, topluluğun geçmişinin tanığı
olmanın ötesinde, bu geçmişin yaşanan anda yeniden anlamlandırılışının ve
yeniden kullanımının da bir yansıması olarak kolektif kimliğin inşasına katkıda
bulunması, anıların saklanmasında bellek mekanı olması nedeniyle anı değeri;
• Yapıldığı dönemin mimari anlayışını, süsleme anlayışını,
yapı malzemesinin –özellikle de cephelerde yer alan tuğlanın– kullanım biçimini
günümüze değin bozulmadan ve değişmeden sürdürmüş olması nedeniyle özgünlük
değeri;
• 1950’li yıllarda yapılmış olmasına karşın bugün bile
tasarlandığı gündeki gibi ilk işlevini sürdürebilen ülke bütünündeki sınırlı
yapılardan –özellikle bir sinema yapısı olarak– biri olması nedeniyle enderlik
değeri;
• Döneminin çok işlevli (sinema, apartman ve işhanı) ilk
yapı grubu olması ve yapı strüktürü, yapım tekniği ve yapı malzemeleri açısından
teknik değeri;
• Diğer değerlerle ilişkilenen ve yokluğunda kentsel kimlik
ve kolektif belleğin de zedeleneceği belge değeri;
• Özgün işlevinin kullanılarak korunabiliyor olması
nedeniyle işlevsel değeri;
• Özellikle sinema yapısı varlığının kullanımının sürmesi ve
kendisine çağdaş toplumda bir yer bulmasıyla ilgili olan ve “geçmişimiz için
bir gelecek” olarak tanımlanan önemli bir koruma söyleminin gereği nedeniyle
süreklilik değeri;
• Değişik dönemlerde yaşayan (Eski)şehirliler ve onların
sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal yaşamlarıyla ilgili olarak en somut
bilgileri veren somut birer kaynak olması nedeniyle eğitim değeri;
dikkate alınmayarak akıbetini beklemek, başta koruma
kurulları olmak üzere yerel yönetimler, meslek odaları ve diğerlerinin konuya
sahip çıkmadığını, (Eski)şehirli’nin bellek mekanı ve kolektif hafızasında
önemli bir yer tutan sinemaya, sinema yapısının geleceğine seyirci kaldığını
göstermektedir. Belki de herkes adına ilk girişimleri başlatan yerel basın ve
Kılıçoğlu İnisiyatifi’nin çabaları, gündelik yaşamdan ve bu yaşama ev sahipliği
yapan mekanlardan beslenen insan belleği için kendi geçmişinin, kentin
geçmişinin ve toplumun geçmişinin tanığı olmanın ötesinde, bu geçmişin yaşanan
anda yeniden anlamlandırılışının ve yeniden kullanımının da bir yansıması
olacak ve kolektif kimliğin yeniden inşasına küçücük de olsa bir katkıda
bulunacaktır. Kentsel bellekte sinema kadar güçlü bir imaja sahip olan
Kılıçoğlu ismi kentlinin bu çabasından etkilenir mi bilinmez, ama Kılıçoğlu Sineması,
Apartmanı ve İşhanı gören gözler, duyan kulaklar için çok şey anlatmaktadır. n
Yrd.Doç.Dr. Osman Tutal, Anadolu Üniversitesi Mimarlık Bölümü.

Notlar:
1 O. Tutal, B. Üstün, “Bir Anadolu Şehrinde Yüzyıllık
Mimarlık”, Arredamento Mimarlık, 100+11, s. 88, İstanbul, Şubat 1999.
2 Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz.: Eskişehir İmar
Planı Müsabakası, Mimarlık, 1952/4.
3 Yapının varisleri adına Eskişehir Kültür ve Tabiat
Varlıklarını Koruma Kurulu’na, yapının tarihçesine ait bilgilerin yer aldığı ve
tescil edilmemesine yönelik