Uzungöl Yerleşmesi ve
Sürdürülebilir Turizm
Bu yazıda Doğu
Karadeniz’in tarihi ve kültürel mirası ve önemli turizm merkezlerinden biri
olan Uzungöl bağlamında koruma ve sürdürülebilir turizmin giderek artan önemi
vurgulanıyor.

Uzungöl yerleşmesinde 1970-2007 tarihleri arasında yaşanan
dönüşüme tanıklık eden bir görüntü, fotoğraf: H. Özen.

Eski yerleşim yeri, fotoğraf: H. Özen.
Hamiyet Özen, Şengül Yalçınkaya Erol
Bu çalışmanın amacı, son dönemlerde Doğu Karadeniz
bölgesinde, kırsal turizm kapsamında doğal ve kültürel değerleriyle önplana
çıkan Uzungöl yerleşmesini, sürdürülebilir turizm kavramı çerçevesinde
değerlendirmektir. Uzungöl yerleşmesi, sahip olduğu doğal güzellikler, korunmuş
yerel yaşam, kendine özgü mimarisi ve kültürüyle önemli bir turizm merkezidir.
Ancak, son dönemlerde artan ziyaretçi talepleri doğrultusunda kontrolsüz ve
plansız olarak gelişme gösteren turizm sektörü, doğal ve yapısal çevre üzerinde
olumsuz etkiler yaratmaktadır. Bu durumun ortaya konulabilmesi için, öncelikle
Uzungöl’ün sahip olduğu değerler üzerinde durulması ve Uzungöl yerleşmesinde
bugün gelinen noktada sürdürülebilirliği olumsuz etkileyen faktörlerin
irdelenmesi gerekiyor.
Son dönemde Avrupa başta olmak üzere dünyanın pek çok
yerinde kırsal turizm türüne karşı artan bir ilgi gözlenmektedir. Bunun nedeni,
büyük kentlerde yaşayan insanların, tatil dönemlerini kentin karmaşasından
uzakta, doğayla başbaşa geçirmeyi istemesidir. Bir başka deyişle, kentli yaşam
tarzından yorgun düşen insanlar, dinlenmek için kirlenmemiş ya da bozulmamış
kırsal alanları tercih etmektedir. Ülkemizde bu tür yerleşme oldukça fazladır.
Uzungöl yerleşmesi son dönemlere kadar bu tür özellikleri barındıran ve
insanlar için kaçış noktası olan bir yerdi. Ancak, artan talebe, kapasiteyi
aşan promosyona ve ziyaretçi talebine bir de plansız gelişme eklenince, bozulma
kaçınılmaz olmuştur. Bilindiği gibi, turizmin destinasyon alanı üzerinde
ekonomik, çevresel ve sosyal açıdan olumlu ve olumsuz etkileri olmaktadır.
Bu etkilerde dengeler olumsuzluk yönünde gelişmeye başlarsa,
sorunlar kaçınılmaz bir hal alır. Çevresel ve sosyal açıdan bozulan dengeler
sürdürülebilirliği de olumsuz etkilemektedir. Bozulan doğal ve yapısal çevrede
sorunlar katlanarak ve eklenerek devam etmektedir. Bu da destinasyon alanının
özgünlüğünün bozulmasına neden olmaktadır. Burada anahtar kelimeler özgünlük ve
doğallıktır. Bu iki kavram yok edilirse alanın değeri ve çekiciliği azalmaya
başlar. Bu makalede, kırsal turizm alanı olan Uzungöl yerleşmesindeki turizm
gelişimi ile ve bu gelişimin doğal ve yapılı çevre üzerindeki etkileri ayrıca
incelenecektir.
Trabzon’un Çaykara ilçesine bağlı Uzungöl beldesi, Trabzon’a
99 km, Çaykara ilçesine 19 km uzaklıktadır. Doğu ve batısı dağlarla
çevrelenmiş, kuzey ve güneyi ise bir plato görünümündedir. Soğanlı Dağları’nın
eteğinde düz bir arazide kurulu olan belde, denizden 1.080 m yüksekliktedir.
Yerel girişimciler tarafından 1974 yılında kurulan ilk turistik tesisle
birlikte, turizm sektörünün ilk tohumları atılmıştır (URL1). Bu girişimi takip eden
diğer işletmelerle birlikte beldenin doğal ve kültürel güzelliklerinin
popülaritesi hem bölgesel hem de ulusal anlamda artmıştır. Bugün pek çok tur
programlarında yer alan Uzungöl’ün üst kısımlarında bulunan Haldizen köyü ve
Demirkapı dağları, kampçılar ve doğaseverler tarafından sıkça ziyaret edilen
alanlardır.

Uzungöl yerleşmesindeki geleneksel dokuya yeni binalarla
verilen zarar, fotoğraflar: H. Özen.
Uzungöl’ün nüfusu 1997 yılına kadar 2.500-2.700 arasında
değişirken 2000’de 4.190’a ulaşmıştır (URL2). Yöre halkının başlıca geçim
kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Fakat eğimin ve rakımın fazla olmasından
dolayı yaygın olarak tarım yapılamamaktadır. Turizmi sektörü özellikle son 20
yılda Uzungöl’ün ekonomisinde önemli bir yere gelmiştir. Bugün Uzungöl’de yatak
kapasitesi 1.000’e ulaşmıştır. Beldedeki girişimciler tarafından yaptırılan
Bungalov tipi evler dikkat çekmektedir. Ayrıca farklı işletmecilerin sahip
olduğu yeme-içme yerleri ve spor alanları bulunmaktadır.
Uzungöl, Haldizen deresinin önünün 1760 yılında bir heyelan
sonucunda kapanması sonucu oluşmuş bir göldür. Göl, ince uzun görünümü
nedeniyle “Uzungöl” ismiyle anılmaktadır. Gölün su derinliği ve genişliği
mevsimlere bağlı olarak değişmektedir. Genelde boyu 1.000 m, eni 500 m ve
derinliği 15 m civarındadır (URL3). Gölün hemen yanında başlayan gür çam
ormanları ve belde yakınındaki “Şerah” köyünün yöreye uygun tarzda yapılmış
geleneksel ahşap evlerinin oluşturduğu görüntü etkileyicidir.
Flora ve fauna açısında son derece zengin bir doğal yapısı
vardır. Uzungöl’ü çevreleyen doğada 157 adet bitki türü tespit edilmiştir.
Bunlardan başlıcaları; doğu ladini, kayını, sakallı kızılağaç, doğu karadeniz
göknarı, anadolu kestanesi, adi ceviz, doğu karadeniz akçaağacı, dağ karaağacı,
meşe, adi fındık ve kızılcıktır. Uzungöl’ü çevreleyen ormanlarda 20 memeli
hayvan, 151 kuş türü tespit edilmiştir. Memeli türlerden karaca, çengel
boynuzlu dağ keçisi, yaban domuzu, ayı, kurt, çakal, tilki, porsuk, ağaç
sansarı, kakım, gelincik, tavşan, sincap, kirpi, cüce yarasa; kuş türlerinden
ise boz kaz, yeşilbaş ördek, fiyu, kaya kartalı, şahin, uludoğan, delice doğan,
kızıl akbaba, turna, su karatavuğu sayılabilir. Ayrıca gölde doğal alabalık da
yaşamaktadır. Uzungöl bütün bu doğal zenginliğiyle hassas bir ekolojik dengeye
sahiptir (URL4).

Yöre mimarisi, fotoğraflar: H. Özen.
Uzungöl beldesi, sahip olduğu bu doğal estetik peyzaj
özelliklerinden dolayı 03.10.1989 tarihinde, Uzungöl sınırları içerisinde ve
gölün çevresinde yer alan 1.625 ha alanla birlikte tabiat parkı ilan
edilmiştir. Bu tabiat parkının kullanım sezonu Nisan-Ekim ayları arasındadır.
Bu alanın büyük bir kısmı devlet mülkünde olup, yer yer mera ve ziraat alanları
bulunmaktadır (URL5). Bölge ayrıca 5 Mart 1990 tarihinde turizm merkezi; 1993
yılında milli park; göl ve çevresini kapsayan alan özgün yapılaşma ve doğal
çevresi nedeniyle 04.12.1988 tarihinde birinci derecede sit alanı; Çaykara
ilçesi sınırları içinde 1 belde ve 3 köyü kapsayan alan ekolojik önemi, çevre
kirlenmesine ve bozulmaya karşı hassas olması dolayısıyla, doğal ve tarihi
alanların bozulmalarını önlemek, gelecek nesillere aktarılmasını sağlamak,
koruma ve gelişme kararlarını oluşturmak ve uygulamak amacıyla 07.01.2004
tarihinde “Özel Çevre Koruma Bölgesi” ilan edilmiştir (URL6).
Dağlarla çevrili Uzungöl beldesinde eğimin az olduğu alanlar
yerleşim yeri olarak seçilmiştir. Uzungöl’deki yerleşimi üç bölgeye ayırmak
mümkün: Birinci bölge eski yerleşim yeridir; burada yöreye özgü özelliklere
sahip yaklaşık 100 yıllık ahşap evler bulunur. Birinci bölgenin karşısındaki
ikinci bölge ise, belediye olduktan sonra yapılan çok katlı resmi binaların
bulunduğu, çarpık yapılaşma ve betonlaşmanın olduğu yerdir. Üçüncü bölgede
turistik tesisleri, balık üretim çiftliği ve Orman Genel Müdürlüğü tesisleri bulunmaktadır.
Buradaki yapılaşmada genellikle ahşap malzeme kullanılmıştır; bungalov tipinde
tesisler göze çarpar (Özgür, 1993). Ayrıca yerleşim yeri merkezinde tarihi bir
köprü bulunur. Geleneksel ahşap evler ve bunların oluşturduğu yerleşmeler,
bölgede kültürel değerler açısından çekiciliği artırmaktadır. Evlerin bir
bölümü günümüze kadar kısmen özgünlüğünü korumuştur. Yerel tarzda yapılmış
evlerin konumlanışları ile mimari formlarının oluşumunda iklim koşulları,
yaşama biçimi, arazi kullanımı ve yapı malzemesi belirleyici olmuştur. Bu
kırsal mimari tarzının belirleyici özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:
- Evler genellikle vadi yönünde eğime dik olarak
konumlanmıştır. Yolun her iki yakasında yanyana dizilmişlerdir.
- Ağır kış koşulları ve yağmurdan dolayı çatılar geniş
saçaklı ve kırma çatı şeklindedir. Çatı örtüsü kiremittir.
- Yapı malzemesi taş ve ahşaptır. Yapıda bu iki malzeme
birlikte kullanılmıştır.
- Evler genellikle iki katlıdır. Hayvan barınağı olarak
kullanılan bodrum katları, kimi zaman taş ve ahşap, kimi zaman ise sadece
taştır. Ancak, eğim yönündeki bina duvarı taştır. Bodrum katının üstündeki
katlar yaşam katıdır ve yığma ahşap tekniğiyle yapılmıştır.
- Evler eğime dik konumlandıkları için, yaşam katına
girişler eğimin her iki yanından da yapılır.
- Evlerde vadi yönünde, sofadan (yaşama mekanı) çıkılan bir
balkon mekanı bulunmaktadır. Bu mekan, oturma ve bazı tarım ürünlerinin (mısır
ve ot) kurutulması amacıyla kullanılır.
Bu kadar yerel ve özgün özellikler taşıyan evler ve
çevreleri, hızlı ve plansız gelişmeye bağlı olarak bozulmaya yüz tutmuştur.
Gelenekselin dışında olan betonarme ve tuğla malzemenin kullanımı bozulmanın
başlıca nedenidir. Ayrıca kontrolsüz, sınırsız ve plansız yapılaşmanın olması
bu bozulmayı pekiştirmiştir. Son dönemlerde betonarme yapılar ahşap malzemeyle
kaplanarak düzeltilmeye çalışılsa da, özgün yapılardan farklı bir
görünümdedirler. Burada önemli olan, sürdürülebilir olan geleneksel yapı
geleneğinin devamını sağlayabilmektir. Ancak, artan taleplere bağlı olarak bunun
pek mümkün olmadığı, yapılan gözlemlerle saptanmıştır. Yapı talebinin artış
nedeni ise, yerleşmede hızla gelişmekte olan turizm sektörüdür.
Uzungöl, bundan 30 yıl önce bir mısır tarlasıyken, özel
girişimcilerin uğraşlarıyla bir turizm merkezi haline gelmiştir. Bugün
Uzungöl’ün girişine yakın Haldizen deresi kenarında birkaç adet alabalık üretim
tesisi bulunmaktadır. Bu tesislerin lokantalarının yanında oteller de
mevcuttur. Diğer taraftan, sadece turistlerin konaklaması için otel, motel ve
pansiyon gibi turistik tesisler gölün üst kesiminde, orman ile dere arasında
kalan kısımda oldukça yaygınlaşmıştır. Uzungöl’de 33 tesis,
58 bungalov ev ve 13 pansiyon bulunmaktadır. Konaklama
alanları yaklaşık 1.000 yatak kapasitesine sahiptir (URL7). Tabiat parkını her
yıl ortalama
40 bin kişi ziyaret etmektedir. Uzungöl’e 10-20 km
mesafedeki dağların yüksekliklerinde 10 kadar göl ve yakınlarda Şekersu,
Demirkapı, Yaylaönü gibi yaylalar bulunmaktadır. Bu göllere ve yaylalara
düzenlenen gezilerin yanısıra doğa yürüyüşleri, jip safari, kuş gözlem, botanik
amaçlı turlarıyla bölgedeki turizm faaliyetlerine çeşitlilik getirilmiştir
(URL8).
Bir bölge ya da yerin turizm potansiyelinin belirlenmesinde
doğal ve kültürel değerler önemli rol oynamaktadır. Turizmin gelişimi ve
varlığını sürdürebilmesi, bu değerlerin kullanımına ve korunmasına bağlıdır.
Turizm faaliyetlerinin doğal ve kültürel kaynaklar üzerindeki olumsuz
etkilerinin turizmin geleceğini tehlikeye atabileceği göz önüne alındığında,
sürdürülebilirlik kavramı pek çok alanda olduğu gibi turizm planlaması ve
yönetiminde de gündeme gelmiştir.
Sürdürülebilirlik, doğal kaynakların korunması, bu
kaynaklara yönelik uzun dönemli planlama, kaynakların şimdiki ve gelecek
kuşaklar arasındaki bölüşümüyle ilgilidir. Kavram turizmle
ilişkilendirildiğinde, varolan kaynakların korunarak uzun dönemli planlanması
şartıyla, hem içinde bulunduğumuz dönemde, hem de gelecekte turizmin ülke ve
bölge düzeyinde ekonomik katkı sağlayabileceği iddiasıyla karşılaşılmaktadır.
Uluslararası düzeyde bütün turistik destinasyonlarda giderek daha fazla gündeme
gelen ve kabul edilen sürdürülebilir turizm yaklaşımları (UN, 1999), doğal
kaynaklar ile turizm arasında kurulan bir tür “ortak yaşam” ilişkisi olarak
kabul edilmektedir (Sharpley ve Sharpley, 1997).
Turizm sektöründe en geniş faaliyet ağına sahip sivil
inisiyatif ve en büyük uluslararası birlik olan Dünya Turizm Örgütü tarafından
düzenlenen kongrelerde sık kullanılan bir tanım vardır:
“Sürdürülebilir turizmin gelişimi, gelecek yaratmak adına
fırsatlar oluşturmak ve geliştirmek konusunda şimdinin turistleri ve ev sahibi
toplumların beklenti ve ihtiyaçlarını karşılar. Bu, kültürel uyum ve özellikle
ekolojik maddeler, biyolojik çeşitlilik ve yaşamsal sistemler desteklenirken,
ekonomik, sosyal ve estetik ihtiyaçların karşılanabileceği yollarda bütün
kaynakların yönetilmesinin planlanmasıdır” (WTO, 1998, s. 21-22). Bu tanımlama ile
yola çıkarak, sürdürülebilir turizmin özellikleri şu şekilde sıralanabilir:
- Turizmin doğal, tarihi, kültürel ve diğer kaynakları,
toplum için güncel getirisinin yanında, gelecekte de kullanılmak üzere korunur.
- Turizmin gelişimi, turistik bölgede çevresel ve
sosyokültürel problemlere yol açmayacak şekilde planlanır ve yönetilir.
- İhtiyaç duyulan yerlerde genel çevre kalitesi sürdürülür
ve geliştirilir.
- Yüksek oranda bir turist doyumu, turistik destinasyonun
pazarlanabilirliğinin ve popülaritesinin devam ettirilmesiyle sağlanır ve
süreklilik kazanır.
- Turizmden elde edilen fayda, toplum içinde daha geniş
kesimlere yayılır (URL9).
Sürdürülebilir turizm, genel olarak, “turistlerin ve yerel
halkın ihtiyaçlarının, gelecek kuşakların ihtiyaçlarından taviz verilmeden,
karşılanması” olarak tanımlanabilir (WTO, WTTC and Earth Council, 2001).
Sürdürülebilir turizm, çevre değerleri, toplum ve kültürün gelişen turizmin
kurbanı değil, bu gelişmeden faydalananlar olarak yürütüldüğü ve yönetildiği
bir üretim biçimidir. Sürdürülebilir turizm bir turizm çeşidi olmayıp, tüm
turizm çeşitlerini çevreye duyarlı bir yapıya kavuşturma sürecidir ve bu süreç
bazı aktif uygulamaları içerir. Turizmin, çevre değerleri ve uzun dönemli
değerlendirmelerle uyum içinde devam etmesi için gerekli olan bu ilişki,
Butler’a göre ideal bir durumdur; kısa dönemli kar beklentileri, bu alanda
faaliyet gösteren firmaların uzun dönemli düşünmeleri önünde önemli bir
engeldir (Butler, 1996, s. 14). Sözkonusu karşıtlığın giderilmesi ve sürdürülebilir
turizmin sağlanmasıyla ilgili getirilen bir öneri, “yerel ölçekli mikro plan ve
uygulamaların, ulusal ve uluslararası makro düzeydeki uygulamalarla uyumlu hale
getirilmesi” yönündedir (Roney, 2002). Bir diğer yoruma göre, sürdürülebilir
turizmin 4 temel ilkesi bulunmaktadır (Erdoğan, 2003, s. 99). Bu ilkeler
1987’de Brundland Raporu ile ortaya konulmuştur:

Uzungöl’deki tarihi köprü, fotoğraf: R.M. Sümerkan.
- Tüm sektörleri içine alan bütüncül planlama;
- Ekolojik süreçleri korumanın önemi;
- İnsan mirasını ve biyolojik çeşitliliği koruma
gereksinimi;
- Kalkınmanın uzun dönemde kaynakları tüketmeyecek biçimde
gerçekleştirilmesi şeklinde özetlenebilir.
Belirtilen ilkelerden hareketle oluşturulacak politikalarda,
3 temel aktör olarak kabul edilen “devlet, işletmeler ve tüketiciler”in
tutumları ve her biri arasındaki etkileşim düzeyi belirleyici olmaktadır.
Roney’e göre, işletmeler açısından sürdürülebilir turizm kavramı, maliyetleri
düşürdüğü ölçüde benimsenmekte ve çoğunlukla bir pazarlama unsuru olarak
kullanılmaktadır. Wheller’in ifadesiyle, turizm sektörü görünüşte “yeşil
olmanın karlılığı”nı keşfetmiştir; bu ifade Roney’i destekler niteliktedir
(Roney, 2002). Eğitim düzeyinin artmasıyla birlikte geliştiği vurgulanan çevre
duyarlılığına karşın (Yılmaz, 2002), çevreci görünen her turistin mutlaka
çevreye duyarlı olacağını beklemek yanıltıcı olur. Konu devlet ve hükümet
düzeyinde değerlendirildiğinde, özellikle hükümetlerin çeşitli baskı
gruplarının beklentileri doğrultusunda alacakları kararların, sürdürülebilirlik
yaklaşımlarıyla çelişkili uygulamalara neden olmasını beklemek pekala mümkündür
(URL10).
Uzungöl’de karşılaşılan sorunları; doğal yapısından kaynaklı
tehlikeler, kirlilik ve plansız yapılaşma olarak gruplayabiliriz. Uzungöl
yerleşmesinde, coğrafi yapısından kaynaklı olarak çığ ve heyelan tehlikesi
vardır. Ayrıca göl sellerle gelen sedimentle dolma (sığlaşma) tehlikesiyle
karşı karşıyadır. Uzungöl, ilk oluştuğu günlerde yaklaşık 2 km uzunluğunda
olmasına rağmen, bugün 1 km’nin de altına düşmüştür. Genişliği de 500 m’nin
altındadır. Vadi boyunca uzandığından, uzun ve eliptik bir yapıya sahiptir.
Derinlik bakımından da ilk oluştuğu yıllardan bu yana devamlı bir sığlaşma
görülmektedir. Uzungöl’e çeşitli boyutta materyal (taş, çakıl, kum, toz, kil ve
bitki kalıntıları) taşıyan derelerden Haldizen deresi üzerinde, gölün 1-2 km
yukarısına DSİ tarafından iki adet tersip bendi (1991-1993) yapılmıştır. Bu
bentler belirli ölçüde gölün dolmasını yavaşlattığı halde yeterli olmamaktadır.
Diğer taraftan Balastel ve Fler dereleri için henüz bir önlem alınmamıştır
(Verep, Çelikkale ve Düzgüneş, 2002). Gölün çevresinde bulunan otel, motel ve
pansiyon gibi turistik tesisler ve alabalık üretim çiftlikleri, atık sularını
Haldizen deresi dolyaımıyla Uzungöl’e boşaltmaktadır. Bu durum Uzungöl’ün su
kalitesini etkilemektedir. Çöp ve benzeri atıklar da bölgede kirliliğe neden
olmaktadır.
Yapılı çevredeki plansız gelişme ve kontrolsüz yapılaşma
kaçınılmaz olarak estetik kirliliğe neden olmuştur. Yoğun ve durmak bilmeyen
yapılaşma süreci sonucunda Uzungöl’ün geleneksel yerleşme dokusu ve mimarisi
bozulmaya başlamıştır. Özellikle belde merkezinde yapılan ticari ve yönetim
yapılarının yoğunluğu ve çok katlı kimliksiz sıradan betonarme yapılar olarak
yapılması, geleneksel yerel mimarisine aykırı bir yapısal çevrenin oluşmasına
neden olmuştur. Beldenin giriş bölümündeki bu alan, çarpık ve kötü yapılaşma
ürünü olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yapıların yakınında ve arka kısmında
kalan eski evlerin hepsi ahşaptır ve geleneksel mimariye sahiptir. Son yıllarda
ise yeni yapılan evler, ticari ve diğer yapılar betonarme yapılmakta, fakat dış
cepheleri Uzungöl’ün genel görünümünü bozacak şekilde ahşap malzemeyle
kaplanmaktadır. Bu yerele özgü sürdürülebilir yerleşme, mimari gelişme kavramıyla
tezatlık yaratmaktadır. Bütün bunlara ilave olarak, özellikle bahar, yaz ve
sonbahar aylarında inanılmaz yoğunlukta trafik, gürültü ve görüntü kirliliği
oluşmaktadır. Artan ziyaretçi sayısından dolayı beldede trafik ve park sorunu
yaşanmaktadır. Özellikle yaz ayların artan araç yoğunluğundan dolayı,
insanların doğal çevreyi algılaması giderek zorlaşmaktadır.
Yaklaşık 20 yıllık bir turizm geçmişi olan Uzungöl, 1980’li
yılların başına kadar kendi halinde, kırsal yaşamın devam ettirildiği küçük bir
köydü. Ancak, 80’li yılların başından itibaren eşsiz doğası keşfedilmeye
başlandı. Bununla birlikte, artan ziyaretçi talebine bağlı olarak yapılaşmada
artış yaşandı. Öncelikle, günübirlik gelen ziyaretçilerin yemek ihtiyacını
karşılamak üzere restoranlar açılmaya başladı. Gelişmeyi turizmde arayan köy
zamanla belediye oldu; konaklama tesislerinin yapılması teşvik edildi. Bu
teşvikle birlikte durdurulamaz bir yapılaşma ve mimari bozulma süreci başladı.
90’ların sonunda yapılaşma doruğa ulaştı. Günümüzde giderek artan yapılaşma,
balık üretim tesisleri ve ziyaretçi sayısına bağlı olarak yeni düzenlemelere
sahne oldu. Bu düzenlemelerin sürdürülebilir kırsal turizm bağlamında pek çok
açıdan olumsuz etkileri:
- Doğal kaynakların kirlenmesi (özellikle göl suyu ve akarsular);
- Geleneksel kırsal mimarinin ve çevresinin bozulması;
- Kırsal yerleşmenin özelliğine aykırı yeni yapıların
yapılması;
- Turizm sezonu (bahar ve yaz) aylarında taşıtların yol
açtığı gürültü ve görüntü kirliliği;
- Gelişmenin hızla devam etmesine rağmen altyapı eksikliği;
- Yapılan çevre düzenlemeleriyle gölün doğal yapısının
bozulması;
- Kontrolsüz olarak artan ziyaretçi sayısının sonucunda katı
atık sorunu;
- Halen Uzungöl yerleşmesinin bir gelişme imar planının
olmaması;
- Bu yerleşmede yeme içme ve sadece göl çevresinde yürüyüş
yapma dışında alternatif turizm aktivitelerinin olmayışı;
- Gölün bulunduğu vadinin ve devamındaki doğal çevrenin
birlikte değerlendirilmemesi;
- Stratejik kırsal turizm planlama anlayışının olmamasıdır.
Sonuç olarak, plansız gelişme süreci gösteren turizm
sektörü, Uzungöl beldesinin sürdürülebilir mimarisini ve doğal yaşamını olumsuz
yönde etkilemektedir. Gölün doğal yapısı ve çevresindeki ekolojik yapı bozulmuş
ve son dönemlerde yapılan müdahalelerle taşıma kapasitesi zorlanmaya
başlamıştır. Bütün bu gelişmeler, göl ve çevresinde geri dönüşümü olmayan
tahribatlara yol açmıştır. n Yrd.Doç.Dr. Hamiyet Özen, KTÜ Mimarlık Bölümü,
Arş.Gör. Şengül Yalçınkaya Erol, KTÜ Mimarlık Bölümü.

Beldedeki turistik tesislerin genel görünümü,
foto€raflar: H. Özen.
Kaynaklar:
Butler, R., “Problems and possibilities of sustainable
tourism: the case of Shetland Islands”, Sustainable Tourism in Islands and
Small States: Case Studies, Pinter Publications, London, 1996.
Erdoğan, N., Çevre ve Ekoturizm, Erk Yayınevi, Ankara, 2003.
Öztürk S., “Turizm Mimarlığının Yarattığı Çevresel Etkilerin
Değerlendirilmesi İçin Bir Yöntem”, doktora tezi, YTÜ, 1998.
Roney, S.A., “Sürdürülebilir Turizm: Eleştirisel Bir
Yaklaşım”, Akdeniz Ülkeleri 1. Turizm Kongresi, Akdeniz Üniversitesi, Antalya,
17-21 Nisan 2002.
Sharpley, R., Sharpley, J., “Sustainability and the
consumption of tourism”, Tourism and Sustainability: Principles to Practice,
ed: M.J. Stabler, CAB International, Wallingford, 1997.
UN, United Nations, Commission On Sustainable Development,
Decision Concerning Tourism And Sustainable Development, New York, 1999.
URL1: http://www.inankardesler.com.tr/hakkinda.htm, 2007.
URL2: http://www.yerelnet.org.tr/belediyeler/
index.php?belediyeid=126981, 2007.
URL3: http://www.ockkb.gov.tr/TR/Icerik.ASP?ID=139, 2007.
URL4: http://www.cedgm.gov.tr/icd_raporlari/
trabzonicd2004.pdf, Trabzon İl Çevre Durum Raporu Trabzon
Valiliği İl Çevre Ve Orman Müdürlüğü, Trabzon, 2004.
URL5: http://www.kultur.gov.tr/TR/
BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFF7EE1F1486EE5030E1F031D581B39C324,
2007.
URL6: http://rega.basbakanlik.gov.tr/Eskiler/2004/01/
20040107.htm#5, Resmi Gazete, Başbakanlık Mevzuatı
Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü, 2007.
URL7: http://ihsezgin.sitemynet.com, 2007.
URL8: http://www.zirvedagcilik.org/
etkinlikraporu2.asp?id=196, 2007.
URL9: http://cmyo.ankara.edu.tr/~iktisad/TURKONF/
web/UCKUN_TURKAY.doc, 2007.
URL10: http://cmyo.ankara.edu.tr/~iktisad/TURKONF/
web/ozcan-yagci, 2007.
Verep, B., Çelikkale, M., Düzgüneş, E., “Uzungöl’ün Bazı
Limnolojik ve Hidrografik Özellikleri”, EÜ Su Ürünleri Dergisi, Ege
Üniversitesi Yayınları, 19. cilt, sayı 1-2, 2002, s. 233-240.
WTO, Guide for Local Authorities on Developing Sustainable
Tourism, WTO, 1998.
WTO, WTTC and Earth Council: Agenda 21 for The
Travel&Tourism Industry: Toward Environmentally Sustainable Development,
WTO, Ocak 2001.
Yılmaz, Y., “Türkiye’nin En Büyük Turizm Pazarı Olan Alman
Yurtdışı Tatil Pazarının İrdelenmesi”, Akdeniz Ülkeleri 1. Turizm Kongresi, Akdeniz
Üniversitesi, Antalya, 17-21 Nisan 2002.