Vedat
Semiz Evi Gökhan Avcıoğlu
Bodrum’da Bodrum gerçeğinden hareket eden, ama Bodrum
görüntüsü vermenin tuzaklarına da düşmeyen bir konut. Yüksek teknoloji
verilerini, çağdaş malzemeleri ve güncel mimari morfolojileri olduğu kadar,
doğal iklimlendirme ve çevreye uyum gibi talepleri de bütünleştiren, üzerinde
düşünülmeyi hakeden bir yapı bu.

Fotoğraflar: Ali Bekman, Özlem Erçil
Gökhan Avcıoğlu n Tasarımın arkasındaki fikirler: Parçalanma
- açık hava yaşamı için açık plan - pasif havalandırma - doğal iklimlendirme -
yağmur suyu biriktirme - doğal kotlarla ve verilerle tasarım.
Bodrum, Helen, Roma ve Osmanlı dönemlerine tanıklık yapmış,
3000 yılı aşan tarihe sahip, Türkiye’nin güneybatısında bir Ege-Akdeniz ticaret
limanı yerleşimidir. Bölge, günümüzde bu zenginliklerin ve doğal güzelliklerin
yayıldığı geniş bir kıyı şeridi boyunca yerli ve yabancı ziyaretçilerin akınına
uğramakta, yerleşik nüfusu gün geçtikçe artış göstermektedir. Bu yoğun ilgi ve
gelişimi doğru yönde karşılamak ve yerel değerlerin bozulmadan yaşaması ve
devamı için dikkatli bir yapılanma gerekmektedir.
Turizm odaklı işler yapan bir ailenin evi hem çok misafiri
ağırlamalı, eğlendirmeli, çevreyle ilgili doğru etkilerle bilgilendirmeli, hem
de onlar gittiğinde aşırı boşluğun ve hüznün çökmediği bir huzurun mekanı
olmalıdır. Bu yüzden bu konut, gerektiğinde içine kaçılabilen ayrı evler haline
geliverir. Yine aynı nedenle, ana ev tek yatak odalıdır, ama günlük hayatın
geçtiği ortak alanlar geniş ve hacimlidir.

Parçalara ayrılmış tek bir yapının metaforu olmak üzere üç
ayrı yapı tasarlanmıştır. Biri yeme, diğeri çalışma, ötekisi de yatma evidir.
Her biri
75 metrekarelik bu üç yapı birbirinden ayrılarak art arda
sıralanmış ve oldukça saydam, ama geniş bir saçakla ve istendiğinde kapalı (soğuk
ve fırtınalı zamanlar), istendiğinde yarı açık (sıcak ve basık havalı zamanlar)
kullanılabilir bir atrium (hayat) aracılığıyla birleştirilmiştir.
Hayat, hem yapının girişi, hem de ana yaşam alanı olarak yer
almakta, kat yüksekliğindeki pencereleriyle peyzajın ve koyun keyifli
panoramalarını yakalamaktadır. Elektronik düzenekli pencereler bütünüyle
döşemenin içine girerek yok olur ve deniz esintilerinin yapı içine dolmasına
izin verir. Yapının odak noktası olan bu hacim, diğer üç birime, binayı peyzajla
ilişkilendiren beton rampalarla bağlanır. Rekreasyon amaçlı olarak
kullanılabilen diğer bir eğimli alan ise, havuzun bulunduğu, hayattan biraz
daha düşük kotta konumlanan platformla birleşir. Buradan başlayarak yamaçtan
aşağı doğru inen bir rampa aracılığıyla araziyle bütünleşen, üzerindeki evden
saklanmış yeni bir yaşama birimine (genç kız odası ve misafir evi) ulaşılır. Bu
haliyle ev (kapalı-yarı kapalı, yarı açık-açık dengesi), geleneksel çözümlerle
hacimlerin doğrudan kaynağının biçim arzusundan çok, coğrafi veriler olduğunu
kendi üzerinden anlatır.
Ev(ler)in taşıyıcı betonarme iskeleti çıplak beton haliyle
korunmakta ve bu hali, hem bir serinlik hissi vermekte, hem de sergilenen
koleksiyonlarla ciddi bir kontrast oluşturarak onları okunur kılmaktadır.
Termos etkisi yaratmak için bırakılmış bir hava boşluğundan sonra oluşturulmuş
dışarıdaki taş yüzeyler ise, yapının güzel eskimesini ve doğa içinde erimesini
sağlamaktadır.

Zemin kat planı
1 Yaşama
2 Yemek
3 Çalışma
4 Yatma
5 Yüzme
6 Dinlenme
7 Konuk
İkincil olarak, kurulan sistemle, kış ve sonbahar aylarında
düşen yağmur yaz aylarında kullanılmak üzere biriktirilmektedir. Birimlerin
çatılarını oluşturan farklı kotlardaki havuzlarda dolaşımda olan su, bir pasif
soğutma sistemi olarak çalışmaktadır.
Ev, bölgenin geleneksel konutlarını yeniden yorumlar (ev
Bodrum’un yakın çevresini, hayat Muğla ve Milas evlerini örnek alır). Ev(ler)in
konumlanma açıları, zeytin ağaçlarının varlığından kaynaklanır; ev bükülür,
yerini bulur bir zeytin ağacından ötekine. Yamaçtaki yarıklarla bütünleşir ve
doğal çevrenin bir parçası olarak varolur. Yukarıdan bakıldığında ise
üzerindeki havuzlar, çevreleyen doğayı ve koyun sınırsız manzarasını yansıtarak
evi gözden saklar.
Ev sahiplerinin Antik Yunan, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı
dönemlerini içeren geniş bir antika koleksiyonu vardır. Koleksiyoncu evlerinin
genel olarak “evden çok müzeye benzemek” gibi bir problemi bulunmaktadır.
Burada koleksiyonun korunması için zorunlu olan uygun havalandırma, aydınlatma
ve güvenlik koşulları ve hatta bunların iklim koşullarına göre kendilerini
ayarlanmaları gereği, aşırı yapay çözümler yerine mümkün olduğunca doğal çözümlerle
sağlanmaya çalışılmıştır.
İç mimar Hakan Ezer, hem yalın işlevselliği ve konforu, hem
de değerli koleksiyon parçalarını ve gündelik yaşama değerlerini kaybetmeden
bütünleştirmeyi başarmıştır. Buna ek olarak, malsahiplerinin yeni fikirlere
açık olmaları ve yaşanılır bir evi, bir müze-eve tercih etmelerinin rolü de
unutulmamalıdır. n Mimar Gökhan Avcıoğlu.
