Modern
Endonezya Mimarlığı: Transplantasyon, Uyarlama, Kabullenme ve Melezleşme
Uzun bir Hollanda sömürge döneminin ardından Endonezya
yeni bir ulusal kimlik ve kültürel üretkenlikle dünya gündemine çıkmaya
çalışıyor. Bu çabanın kökenlerini ve sorunsallarını tartışmak, Üçüncü Dünya
modernliklerini ve Modernizm’lerini tartışmak için de anlamlı bir başlangıç
olabilir. Johannes Widodo ülkesinin sözkonusu deneyimini anlatıyor.

Koloni Sergisi’nde postane binası, Semerang, 1914, mimar:
F.J.L. Ghijsels (Ghijsels Arşivi, R.W. Heringa’nın izniyle).

Belediye Sarayı, Surabaya, 1920, mimar: C. Citroen
(Ghijsels Arşivi, R.W. Heringa’nın izniyle).

İş Merkezi, John Peet & Co., Cakarta, 1919, mimarlar:
AIA bürosu – F.J.L. Ghijsels (Ghijsels Arşivi, R.W. Heringa’nın izniyle).
Johannes Widodo n Asya, yüzyıllardır Asyalı olan ve
olmayanlar kadar, eskinin ve modernin birleşip karıştığı, kültür ve yaşam
tarzlarının şaşırtıcı bileşim ve zengin mimari ifadeleriyle dolu çok büyük bir
kıtadır. Endonezya, konumu ve bir takımada ülkesi olarak açıklığı nedeniyle,
uzun zamandır çeşitli kültür ve medeniyetlerin değişimine ve melezlenmesine
uygun bir yer olmuştur.
“Modern”, genellikle güncel, modaya uyan ve yeni; şimdiden
veya yakın zamanlardan olan anlamlarına gelir. İlk olarak 16. yüzyılda eskinin
veya modası geçmiş olanın karşıtı olarak kayda geçmiş bir terimdir. Aslında,
eski geleneklerden sapmaya1 ve buluş, yenilik, çağdaş gereksinim ve isteklere
uygun gelen transformasyonlar aracılığıyla yeni olanı yaratmaya işaret eder.
Değişim süreci; yapısalcı perspektiften bakıldığında,
transplantasyon, uyarlama, kabullenme ve füzyonun sürekli evrimi yoluyla
vernaküler kültürün içerisine farklı kültürel akışların bir tabakalaşmasıdır.
Böyle bir değişim, tarihsel çağlar boyunca mimari tarzların ve formların çok
çeşitliliği ve melezliği içinde ortaya konur. Mimarlık ve kentsel formlar aynı
zamanda inançların, sosyoekonomik ve politik koşulların, sanat ve kültürün
fiziksel veya maddi tezahürleridir.
Asya modernizmi üründen çok süreç gibi görünür. Asya’da
modern mimarlık bir boşlukta gelişmemiştir; sözü geçen transplantasyon,
uyarlama, kabullenme ve füzyon veya melezleşme de dahil, hem doğal hem de
kültürel olan yerel faktörler, modern oluşum sürecinde çok önemli bir rol
oynar. Asya mimarlığının sayısız formları bu sürecin sonucudur.
Bu yazı, modern mimarlığa, üründen ziyade modernleşme
sürecini analiz ederek, Asya modernitesine ve modern mimarlığa karşı daha
gerçekçi ve oturmuş bir yaklaşım sunan bir girişim içerisinde, onun tarihsel ve
bağlamsal değil, evrensel olan tanımına karşıt bir açıdan bakar.
Modernöncesi mimari gelişmeler
Geç tarihöncesi dönemde (yaklaşık olarak MS 10.000 - MÖ
200), Nusantara’nın2 farklı kısımlarında oluşturulan küçük kabile grupları,
animizme ve atalara tapınma kültlerine dayanırdı. Kabile önderliğinde kültler
ve ritüeller düzenlemiş, ürünleri ve hayvanları evcilleştirmiş, sulama
sistemleri geliştirmiş ve uzak mesafe ticaretine başlamışlardı. Bu dönemin
insanları tunç tören baltaları ve davullar, taş bilezik ve boncuklar, mağara
resimleri, ahşap aletler ve taş heykellerin yanısıra; taş mezarlar, teraslanmış
megalit sit alanları, erken eyer formlu çatı tipolojisi, ahşap bina yapımı ve
iklime uygun mimarlık üretmişlerdi.
Bu dönem, vernaküler bina ve yerleşim geleneklerinin ortaya
çıkışına tanık olmuştu3. O zamandan beri, Endonezya’da vernaküler4 mimari
gelenek nesilden nesile aktarılmıştır.
Öntarih döneminde (MS 200-300) Hindistan ve Çin arasında
gelişen ticari bağlantılar, özellikle takımadadaki ticari rotalar üzerindeki
limanlarda soylularla halk arasında bir sınıf ayrımının ortaya çıkmasında
etkili olmuştu. En erken krallık Cava’da (Tarumanagara) ortaya çıkmıştı ki,
burada en eski Sanskrit yazıları ve Pallava yazı düzeninde yazılmış krallık
fermanları bulunmuştu. Sulawesi’de ve Doğu Cava’da eski tunç Buda ve Batı
Cava’da Vişnu heykelleri, Hinduizm ve Budizm’in yükselişinin bu bölgelerdeki
göstergeleridir; bunlar, sonradan erken, kalıcı taş ve tuğla mimarisine yol
açmıştı.
Hinduizm ve Budizm arasındaki füzyon süreci, erken klasik
dönemde (MS 600-900) devam etmişti. Bu dönem sırasında sınıf ayrımlarına ve
kentsel toplumlarda özelleşmelere neden olan uluslararası deniz ticareti
güçlenmişti. Altın ve gümüş paralar genellikle dönemin yerel pazarlarında
yapılan alışveriş için kullanılmıştı. Hindu ve Budist öğretilerin Eski Cava
diline çevrilmesi, yabancı kültürün yerel bağlamda yayılmasının ve
yerlileşmenin bir işaretidir. İki ünlü krallık, Budist Srivijaya (Sumatra) ve
Hindu Mataram (Cava) krallıkları, çoğunlukla Cava’da (Gedong Songo, Borobudur
ve Prambanan gibi yerlerde) anıtsal taş heykeller ve büyük taş tapınaklar inşa
etmişlerdi.
İlk Çinli göçmenler orta klasik dönemde (MS 900-1300)
gelmişler ve takımadada Çinli sirkülasyonu belirmeye başlamıştı. Güç merkezleri
doğu Cava’ya (Kadiri) ve merkezi Sumatra’ya (Malayu) kaymıştı, devlet
bürokrasisinin ve ordunun kurumsallaşması, özellikle Cava’da, yaygın bir
taşımacılığın ve sulama altyapısının ve diğer şebekelerin inşasıyla
açıklanabilir. Tuğla tapınaklar Sumatra’da ortaya çıkmıştır (Padang Lawas,
Muara Takus, Muara Jambi).
Geç klasik dönemde (MS 1300-1500), Cava’nın kuzey kıyısı ve
Sumatra’nın güney kıyısı boyunca liman kentleri, uluslararası ticaret ağlarının
“Cava Denizi ve Malaka Boğazları da dahil” genişlemesi sayesinde refah içinde
büyümüşlerdi. Çin parası alışverişin temel aracı haline gelmiş ve Çinli
diyaspora toplulukları, kozmopolit Nusantara kıyısının ticaret ve hizmet
sektörlerinde stratejik bir rol oynamışlardı. Doğu Cava’da Majapahit krallığı
büyük bir denizcilik gücü haline gelmiş ve Nusantara’yı politik ve kültürel
egemenliği altına almayı başarmıştı. Madeni teçhizat ve çanak-çömlek seri
üretilmiş ve topraktan heykelcikler taş ve bronz heykellerin yerini almıştı;
bir kağıt yapım endüstrisi ortaya çıkmış ve Doğu Cava ve Bali’de dağ etekleri
üzerinde yeni tarz taş ve tuğla tapınaklar inşa edilmişti.
Önmodern dönem: modernleşme bağlamları
Kozmopolit kentler ve kentsel kültürün ortaya çıkışı;
ticaret, hizmet ve endüstri sektörlerinin yükselişi ve önceki dönemlerde
tasarımda sanatsal ve üslupsal yeniliklerin gelişimi, ilerleyen dönemlerde
hızlanacak olan modernleşme süreci için mükemmel önkoşullar olmuştu.
Önmodern dönem (MS 1500-1600), kentleşmeye, hem nicelik ve
hem de karmaşıklık bakımından gelişen modern ekonomik ilişkilerde uzmanlaşmaya
tanık olmuştu; çünkü Güney Çin’den, Hindistan’dan, Arabistan’dan ve İran’dan
İslam tüccarları, Nusantara’nın kozmopolit liman kentlerine ulaşmışlardı.
Uluslararası ticaret, İslam’ın yayılması ve liman kentlerinin hızla büyümesi,
Amiral Zheng He’nin 15. yüzyılın ilk yarısında Çin’den Güneydoğu Asya’ya ve
Hint Okyanusu’ndan Afrika’nın doğu kıyısına kadar uzanan bir harekata giriştiği
Büyük Ming hanedanlığı tarafından güçlü biçimde desteklenmişti5.
Erken İslami güç merkezleri, Cava’da (Demak), Güney
Sumatra’da (Palembang), Malay Yarımadası’nda (Melaka), Sulawesi’de (Goa) ve
Nusantara’nın farklı bölgelerinde ortaya çıkmıştı. Takımadanın çeşitli
bölgelerinde melez İslami literatür ve dekoratif sanatlarda olduğu kadar, bu
dönemden kalma cami, türbe kompleksleri ve saray bahçelerinin mimarisinde de
görüldüğü üzere,
İslami kültürün çeşitli yönleri uyarlanmış ve benimsenmiş,
önceden var olan Hindu, Budist ve Çinli öğelerle karıştırılıp melezlenmişti.
Önmodern mimarlığın iyi bir tipolojik örneği, Demak Ulu
Camisi’nin uyarlama tasarım ve planlamasıdır. Hindu mandalasının kozmolojik
ilkelerine dayanarak, bu cami kompleksinin planının üç temel bileşeni vardır:
Ana çatıyı (soko-guru) taşıyan dört yapısal sütunu merkez alarak yayılan ve doğuya
bakan bir ana giriş noktası belirleyen açık ve ortak merkezli bir mekan modeli;
ana kapıdan (gapura/gopuram) veranda holüne (pendapa/mandappa), ana hole uzanan
batı-doğu doğrultusunda üç seviyeli bölümler ve tepesinde bir başlığıyla üç
sıralı bir çatı. Caminin batıya yönelimi tam olarak kıble doğrultusunu
tanımlamaz. Semerang’da Amiral Zheng He ile yakın ilişkide olan Çinli bir
Hanefi topluluğundan olan Çinli gemi yapımcıları bu ilk caminin inşasına
katkıda bulunan kişilerdi. Ana sütunlardan6 en azından birinin de Çin gemi
yapımında kullanılan yöntemlere göre inşa edildiği düşünülür.

Han Tiauw Tjong Villası, Semerang, 1932, mimar: Liem Bwan
Tjie (NAi Arşivi, Rotterdam).
Erken modern dönem: Avrupa tipolojisinin transplantasyonu
Erken modern döneme (MS 1600-1800) Avrupalı (Portekizli,
Hollandalı, Ispanyol ve Ingiliz) tüccarların Nusantara’ya gelmeleri damgasını
vurmuştu. Ancak, Avrupa’nın sömürgeci hegemonya ve egemenliğindeki artış;
ticaret, hizmet ve üretim sektöründe Çinlilerin aracılık rolünün hızla
büyümesiyle eşzamanlıdır.
Erken 17. yüzyılda Avrupa’nın dört mevsimlik mimari
tipolojisi ve tasarım dili tropikal peyzaja doğrudan aktarılmıştı. Bu
tipolojiyi örnekleyen en erken yapılar, ticaret merkezleri, kaleler ve
berkitilmiş kentlerdi. Bu mimari öğelerin tasarım ve planlamasına sebep olan
şey, güvenliğe konfordan daha fazla öncelik veren mücadeleci bir içgüdüydü.
VOC (Hollanda Doğu Hindistan Şirketi), önemli liman
kentlerinde sahil şeridinin yanına veya nehir ağızlarına kaleler inşa ederek
yerini sağlamlaştırmaya çalışmıştı. VOC’un 19. yüzyılın sonuna kadar sürekli
büyümesi, iklimsel olarak uyumsuz bu bina tipolojisinin, takımadanın iç
bölgeleri de dahil diğer kısımlarına, sağlık problemleri ve konforsuz yaşama
koşullarını da beraberinde getirerek aktarılmasını desteklemişti. Dört
mevsimlik bina tipolijisi, yüksek sıcaklık, yüksek nem ve yağmura ve uzun
saatler parlak gün ışığına maruz olan tropik bölgelere aktarılmıştı (veya zorla
kabul ettirilmişti).
Verandasız düz bir cephe, geniş pencereler, kalın tuğla
duvarlar, dar saçaklar ve havalandırma için az sayıdaki açıklıklar gibi
özellikler, yeterli gölgeyi, doğal havalandırmayı ve tropik fırtınalar ile
nemli toprağa karşı mücadeleyi sağlayamamıştı.
Parlak gün ışığı, geniş cam pencereler aracılığıyla iç
mekana nüfuz etmiş, yüksek nem, doğal havalandırma yokluğu nedeniyle
azaltılamamıştı ve bu yapıların içindeki hava, insani konfor seviyesinin
üzerinde kalmıştı. Kent sakinleri, ılıman bölgelere uygun, ancak sıcak ve nemli
tropik iklimdeki bir yaşama uymayan Avrupa tarzında giyinmişlerdi. Giysiler bir
yana, bu tarz bina içinde yaşama koşulları konforsuz, sıcak, nemli ve
sağlıksızdı.
Öte yandan, bu yabancı sömürgeci sanatların yerli bölgelere
zorla kabul ettirilmesi, VOC’un yerel topluluklar üzerinde doğrudan denetim
kurmasını sağlamıştı. Mimari tarzı düzeltmek ve düşünmek için zaman yoktu.
Temel yapı teknik ve yöntemleri, pratik ihtiyaç düşünülmeksizin, doğrudan
Avrupalı dağarcığından alınmıştı. Yerele yabancı olan mimari tarzlar ve
malzemeler böyle yerleşmelerin vernaküler morfolojisi arasında oldukça dikkat
çekiciydi. Zaman geçtikçe, üstüste yığılan Avrupalı morfoloji, sonunda bütün
kentsel dokuya hakim olarak ve onu yok ederek derece derece genişlemişti.
Ancak, güvenlik, yaşam mücadelesi için esas öncelik olmayı
bırakır bırakmaz, konforsuz koşullar yavaş yavaş düzelmişti. Belli teknik ve
tasarım ilişkili düzenlemeler, yavaş yavaş evlere, ofislere, kiliselere ve
antrepolara olduğu gibi askeri yapıların inşasına da uygulanmıştı.
Yakın modern dönem: iklimsel uyarlama ve kültürel
kabullenme
Yakın modern dönem, VOC’un iflasının hemen sonrasından,
erken 19. yüzyıldan başlar, İkinci Dünya Savaşı öncesindeki büyük bunalımın
sonlandığı 1940’lara uzanır. Bu 140 senelik Hollanda sömürgeleştirme hareketi
sırasında, Hollanda Doğu Hint Adaları köklü dönüşümlere uğramıştı; zorunlu ürün
empoze etmeye dayanan ekonomik sistem, Tarım Kanunu’nun yürürlüğe girmesi (1870
sonrası), birtakım liberalleştirme politikaları ve ademimerkeziyetçi (1901
sonrası) politikalar ve sonucunda politik bağımsızlık mücadelesine yol açan
erken milliyetçi hareketlerin ortaya çıkışı (1912’den 1930’lara kadar) bu
dönüşümler arasındaydı.
Erken 19. yüzyılda başlayan 18. yüzyıl mücadeleci mimarlığı,
yavaş yavaş yerini çevreye uyumlu mimariye bırakmıştı. Konforsuz yaşama
koşulları bu değişim için temel sebepti. Fiziksel ve çevresel konfor yararına,
mimarlar yerel yapı malzemeleri kullanmaya, vernaküler mimari dillerini öğrenip
yeniden üretmeye başlamışlardı.
En önemli mimari uyarlamalar, çiftlik evleri ve
Hollandalıların ve zengin Çinli göçmenlerin kır evlerinin mimarisinde görüldüğü
gibi çatı ve cephe tasarımında ortaya çıkmıştı. Burada, daha geniş piramit çatı
büyük miktarda ısı absorbe edebilir ve onun iç mekana iletilmesine engel
olabilirdi. İyi havalandırma, çatı kaplamaları ve tavanı duvarların üst
kısmından ayıran açıklıklar arasındaki boşlukların sonucuydu. Daha dik eğimli
bir çatı, tropik yağmur akıntılarını aşağıya, toprağa yönlendirmişti. Saçaklar
genişleyerek, ev sakinlerini güneşin parlak ışıklarından ve rüzgarla gelen
yağmurdan koruyan geniş verandalar oluştururken, onlara daha çok ihtiyaç
duydukları binanın her tarafından serin gölgeler sağlamıştı. Erken Avrupa
tipolojisinin yüksek tavanları, iç mekanları alçak tavanlı mekanlardan daha
geniş ve serin tuttuğu gerekçesiyle devam ettirilmişti. Açıklıklar (kapılar ve
pencereler), etkili doğal havalandırma sağlamak için daha geniş ve panjurluydu.
Bu uyarlamalar, bina içinde yaşam koşullarını daha
dayanılabilir ve iklimsel olarak konforlu yapmıştı. Binaların mimari tarzı
vernaküler tipolojiyle daha bağlantılı ve uyumlu oldu. Yerli halk, sonuç
olarak, evlerine ve binalarına yeni bina malzemelerinin kullanımı ve yeni bina
tekniklerinin uygulanması da dahil bu yeni tarzı kopya etmeye ve kabullenmeye
başlamıştı. Uyarlama süreci, modernleşme söylemini daha fazla tahrik eden ek
değişim ve dönüşümleri oluşturmuştu.
Çevresel uyarlama, kültürel kabullenme süreci sayesinde
devam etmişti. Avrupalılar, yerel yaşam tarzlarını, yerel toplumsal normları,
yerel kültürel gelenekleri ve yerel mekansal kavramları benimsemişlerdi.
Geleneksel Cavali pendopo’dan alınan ve yeniden yorumlanan geniş veranda, evin
en önemli kısmını meydana getirmişti. Öncesinde kamusal ile özel alan arasında
kalan bir bölge olan merkezi pavyon mekanı, yarı kamusal veya yarı özel doğa
etkinlikleri için ortak, çokamaçlı toplanma yeri olarak hizmet eden
genişletilmiş bir veranda haline gelmişti. Ailenin günlük etkinliklerinin çoğu
–oturma, yemek yeme, misafir ağırlama gibi– geniş verandada yer alırdı. Aile
bireylerinin yatak odaları ana binanın içinde konumlanırdı ve mutfak ve
depolama mekanları ile birlikte hizmetçi odaları evin yakınında, ayrı binalarda
bulunurdu.
Avrupalılar, Çinli vatandaşlar, diğer uyruklu insanlar ve
Indische kültüründen “Hollanda ve yerel kültürlerin bir karışımı” çıkmış; bu da
yerli vatandaşların karma evlilikleri, yaşam tarzı, moda, yemek, sanat, zanaat
ve mimarlıkta ifadesini bulmuştu.
18. yüzyıldan 19. yüzyıla kadarki süreçte inşa edilmiş pek
çok geniş ev, kültürel olarak melez topluluklar yaratmaya yardım eden çokırklı,
çokkültürlü konutlar haline gelmişti.

Bir tropikal ev için eskiz, 1954, mimar: H. Maclaine Pont
(NAi Arşivi, Rotterdam).

Ursulinen Kilisesi, Mr. Cornelis, Cakarta, 1923,
mimarlar: Hulswit, Fermont & Cuypers (NAi Arşivi, Rotterdam).
Melezleşme ve Endonezya mimarlığının olgunlaşması
Melezleşme, iklimsel uyarlamanın ve kültürel özümsemenin bir
sonucu olarak mimari olgunluğun yeni bir safhasına işaret ederken, yeni mimari
formların yaratılması ve deneyimlenmesi, kültürel özümseme ve sosyo-etik gündem
tarafından teşvik edilerek gerçekleştirilmişti.
Modern mimari yenilik 1814’te güçlenmişti, kısa süreli
İngiliz yönetimi döneminde Finans Bölümü’nün bir altbölümü olarak Kamusal
Çalışmalar Bölümü kuruldu (1811-1816). 1832’de Kamusal Çalışmalar Bölümü, Su
Yolları ve İnşaat Mühendisliği Bölümü’nün (askeri olmayan görevler) bir kolu
haline gelmiş ve burada erken sömürgeci dönemden askeri mühendisler (Genie)
çalıştırılmıştı. 1855’te sivil mimarlar yetiştiren bağımsız bir Kamusal
Çalışmalar Yönetim Kurulu (BOW, Burgerlijke Openbare Werken) oluşturulmuştu.
1921’de BOW, Trafik ve Su Yolları Bölümü’nün bir altbölümü haline geldi ve
İnşaat Hizmet Ofisi’ne dönüştürüldü (Landsgebouwendienst)7.
Bu kamu mimarları ve sivil mimarlar kentlerde sözde “BOW
tarzı” geliştirmişlerdi (sivil çalışanlar için konutlar, hükümet büroları,
posta ve telgraf büroları, pazarlar, deniz fenerleri, mezarlıklar, villalar,
hastaneler vb). Bu binalar, oryantalist tarz veya İndo-emperyalist tarz olarak
da adlandırılan eklektik tarzda modern tasarım üsluplarını klasik mimari
etkiler (Çin, Japonya, Hindistan, İran ve Avrupa’dan) ve vernaküler öğelerle
birleştirmişti.
Ademimerkeziyetçi hareket (Decentralisatiewet) 1903’te
resmen ilan edildi, onu 1905’te Yerel Kanun Meclisi Beyannamesi (Locale
Raadenordonantie) ve çok geçmeden özerk kentlerin resmi deklarasyonu izledi,
bunun nedeni Hollanda Doğu Hint Adaları’nda Hollandalı mimarların sevdiği hızlı
inşaat artışıydı8.
Bu esnada İnşaat Bilimleri Derneği (Vereeniging van
Bouwkundigen), 1897’den 1931’e kadar Doğu Hint Adaları İnşaat Bilimi Bülteni’ni
(Indische Bouwkundige Tijdschrift) yayımlamıştı. Ademimerkeziyetçi politika ve
yerel yönetimlerin oluşumu, yerel memurlar, planlamacılar ve inşaatçılar
arasında bir iletişim odağı olmak ve onların özgül ihtiyaçlarına ve
potansiyellerine göre farklı bölgelerin gelişimi için forum olmak üzere 1911’de
Yerel Etkinlikler Birliği’nin (Vereeniging voor Locale Belangen) kuruluşuna
ivme kazandırmıştı. 1931’de IBT-Yerel Teknik Bülten (IBT-Locale Techniek)
yayımlandı ve 1930’larda yerel yönetim için çalışacak yerel mimarlar seçmek
üzere Mimarlar Sınavı (‘Locale Belangen’ Architects) yapıldı.
Merkezi yönetim “sıhhi bina tipleri” için detaylı projeler
geliştirmişti ki sonra yerel yönetimler kendi kentlerinde bu projeleri
özellikle toplumun orta ve üst sınıfları için tasarım ve uygulamada rehber
olarak kullanmışlardı9. Mimarlar, sadece tasarımın sıhhi ve faydacı yanlarını
hesaba katarak değil, estetik ve kavramsal özelliklerini de göz önünde
bulundurarak detaylı projeler geliştirmek için çalışmışlardı.
Karma Konut Planı ve Tropik Bahçe Şehir kavramı, tropik
doğal çevreye iyi uyarlanmış kentsel strüktür içerisinde bütünleşmiş bir planda
alt, orta ve üst seviyeli konut birimlerini birleştirdiği için kabul edilmişti.
Ayrı tek birim, ikili birim, dörtlü birim, altı sıralı birim ve bunun gibi yeni
modern konut tipolojileri ortaya konmuştu.
1904’te Endonezya’da Bandung’ta, ilk özel mimarlık şirketi
Technisch Bureau Biezeveld & Moojen kuruldu.10 Bu önemli olay, Hollanda
Doğu Hint Adaları’nda özel mimarlık pratiğinin yeni dönemini başlatmıştı.
1923’te idealist genç Hollandalı mimarları biraraya getirerek NIAK
(Nederlandsch-Indischen Architecten Kring, Hollanda Doğu Hint Mimarları
Birliği) kuruldu. Bu, diğerlerinden ayrı yeni melez bir mimari tarzın ortaya
çıkışı ve Endonezyalı mimari kimlik üzerine daha ciddi akademik bir tartışma
başlatmak için tarifleyici bir unsur olmuştu.
THS (Technische Hoogeschool) veya Politeknik 1921’de
Bandung’da kuruldu. Bunun mimarlık okulu, İnşaat Bölümü’nün bir altbölümüydü,
mesleki ve akademik eğitim arasında farklılık oluşturmadan, müfredatı Hollanda
Delft’teki Technische Hoogeschool müfradatına dayanıyordu. Modernite, kimlik ve
tropikallik konuları üzerine sadece akademik çevrede değil, mesleki camiada da
tartışma çok şiddetli ve üreticiydi. Sözde Tropisch-Indische tarzı
tropikalliğin nicel yanlarını, yerel ve bölgesel mimari tipolojinin nitel
doğasını birleştirerek, bütünüyle modernist rasyonel mimarlık ve Art-Deco
binalarıyla yanyana gelişmişti. Bu, Endonezya mimari söyleminde modernleşme
sürecinin olgunlaşması ve gelişmesinin açık bir göstergesidir.

Roma Katolik Rentjana Kilisesi, Cakarta, 1964, mimar:
Liem Bwan Tjie (NAi Arşivi, Rotterdam).

St. Jozef Kilisesi, Cakarta, 1923, mimarlar: AIA bürosu –
F.J.L, Ghijsels (Ghijsels Arşivi, R.W. Heringa’nın izniyle).

Van den Capellen Okulu, Bandung, 1926, mimarlar: AIA
bürosu – F.J.L, Ghijsels (Ghijsels Arşivi, R.W. Heringa’nın izniyle).
Günümüz modern dönemi: çağdaş bir Endonezya kimliği
arayışında
1930’lardan 1950’ye kadarki döneme küresel ekonomik bunalım,
büyük durgunluk, hareketli akademik söyleme ve Endonezya’daki savaştan önce
etkili olan büyük mimari deneyime olduğu kadar binaların hızla büyümesine de
son vererek damgasını vurmuştu. Bu dönemi Avrupa ve Asya Pasifik bölgesindeki
savaş izledi. Bandung’da yeni bir başkent inşa edilmesini öngören büyük plan da
rafa kaldırıldı. İkinci Dünya Savaşı’nın bitişini, bağımsızlık mücadelesi ve 1945’te
bağımsızlık bildirisinden uzun süre sonraki dengesizlik ve güvensizlik dönemi
izledi; bütün bunlar Endonezya’da mimari ve fiziksel gelişmeyi engellemişti.
1950’ler mimarlık eğitiminde bir rönesans ve Endonezya’da
mimarlık mesleğinin yeniden inşa edilme dönemiydi. 1950’de Yapı Bölümü
(Bouwkunde Afdeling), Jacob Thijsse, M. Susilo ve F. Silaban’ın öncülük ettiği,
Bandung’daki Endonezya Üniversitesi’nde Mühendislik Bilimleri Fakültesi’nin bir
bölümü olarak açıldı11. Bağımsız Endonezya’daki bu ilk kamusal mimarlık okulu,
daha sonra ITB (Bandung Teknoloji Enstitüsü) oldu. 1959’da ilk 18 Endonezyalı
mimar ve mühendisler nesli bu okuldan mezun oldu. Bandung’da IAI (Ikatan
Arsitek Endonezya, Endonezya Mimarlar Enstitüsü), üç kıdemli mimar (Friedrich
Silaban, Mohammad Susilo ve Liem Bwan Tjie) tarafından yönetildi. 1960’da
Parahyangan Katolik Üniversitesi’nde (UNPAR) Mühendislik Fakültesi’nin bir
bölümü olarak ilk özel mimarlık okulu açıldı.
1960 ve 1965 yılları arasındaki döneme, Sukarno’nun ulusal
yapı politikası, savaş sonrası uluslararası tarzda ve Japon savaş tazminatı
parasıyla finanse edilen12 sosyalist tarzda binaların egemen olduğu ve dışarıda
eğitim görmüş (özellikle Doğu Avrupa’dan) mimarların ortaya çıkardığı ulusal
mega-projeler (oteller, büyük mağazalar, ofisler/bürolar, camiler, anıtlar, üst
üste iki yol taşıyan köprüler, spor merkezleri, rekreasyon merkezleri) hakim
olmuştu. Modernizm, fonksiyonalizm ve indirgemecilik ideolojisi, mimarlık
eğitimi, kentsel planlama ve tasarımı ve mimarlık pratiğini güçlü biçimde
etkilemişti. Mimarlık literatürü açısından ilginç yapılara sahip en az iki ünlü
Endonezyalı mimar, Friedrich Silaban ve Sujudi vardı; her ikisi de tropik
iklime çok duyarlıydı, fakat ilki fonksiyonel ve faydacıyken, diğeri daha
tektonik ve şairaneydi.
Suharto Yeni Düzeni, ulusal gelişimin 1966’dan 1998’e kadar
30 yılı, beş yıllık Ulusal Gelişim Planları’nın kurumsallaşması, serbest pazar
girişimi ve ersatz kapitalizmin desteğiyle yağ üretiminde ve inşaatta hızlı bir
artışla tanımlanmıştı. Zenginle fakir arasında ve kentlerle köyler arasında
sosyoekonomik bölünme giderek büyümüştü ve çoğu zaman çatışma ve mücadelenin
kaynağı olmuştu.
“Kolektif tarz” betonarme, çelik ve camdan yüksek yapılar,
günümüzde, alçak yapıların kentsel “kampung”lar veya yerleşmelerde çok yoğun
bir şekilde art arda yayıldığı Cakarta merkezi iş bölgesinde siluete hakim
olmuştu. Erken 1970’lerde başlayan, başkentte (Ancol, Krekot, Senen, Grogol
gibi) büyük ölçekli kentsel gelişim projeleri, yeni fonksiyonel blokların eski
kentsel doku üzerine üst üste yığılmak, pekçok tarihi yapıyı yıkmak suretiyle
inşa edilmişti.
Suharto, Müslüman toplulukların desteğini kazanmak için bir
deklarasyonda, sözde “Pancasila Camisi” tipinin –geleneksel merkezi Cava cami
tipolojisinin modern bir yeniden yorumu– yaygınlaşmasını sağlamıştı. Yerel
yönetimler, kamusal yapılarda, yerel kimliklerini ifade etmek için yüzeysel
olmasına rağmen neo-vernakülarizmi benimsemişti. Bu davranışta, muhtemelen
Taman Mini Indonesia Indah’ın (Minyatür Park’ta Endonezya) “Endonezyalı”
kimliğinin bir temsili olarak yaratılmasından esinlenilmişti.
Kamu konutları yapmak için ulusal çabalar, artan talepleri
karşılayamadı ve Ulusal Konut Kurumu (Perumnas) sadece sınırlı sayıda düşük
fiyatlı, toplu konut siteleri (temel sit alanlarını ve hizmetleri, çekirdek
konutları, walk-up apartmanları belirleyen) inşa etmeyi başardı. Hükümet, kent
içi konut yerleşim bölgelerinde çevresel koşulların kötüleşmesinin üstesinden
gelmek için, Kampung Düzenleme Programı’nı (KIP) uygulamaya koydu, fakat bu
program aslında altyapı düzenlemeleriyle ilgilendi. Cava’daki nüfus fazlalığı
hükümeti, göçmenler için Cava dışında seyrek nüfuslu adalarda yeni yerleşmeler
inşa etmeye teşvik etti.
Kolektif mimarlığın mantar şeklinde yayılan kümeleri ve özel
sektör gelişmeleri (spekülatif gelişmeler, seçkin sınıftan topluluklar,
tüketimci alışveriş merkezleri ve lüks tatil yerleri) arasında, bazı
Endonezyalı mimarların toplum yandaşı olma yaklaşımını (örneğin Y.B.
Mangunwijaya ve Antonio Ismael) teşvik etmek için ciddi çaba sarfetmelerine ve
de çağdaş Endonezya mimarlığında sağlıklı tartışma ve söylemin yeniden
üretilmesi için taze bir deneyim kazanma ruhuyla genç nesil mimarların (Arsitek
Muda Indonesia, AMI) ortaya çıkmasına dikkat çekmek gerekir.


Hotel des Indes için ek bina, Cakarta, 1910, mimarlar:
Hulswit, Fermont & Cuypers (NAi Arşivi, Rotterdam).
Son sözler
Modernleşme boşlukta gelişmez, fakat belli bağlamların
–doğal, çevresel, sosyal, kültürel, fiziksel ve tarihsel– farklı yönlerdeki
etkileriyle gelişir. Modernleşme biçimsel, çevresel ve kültürel anlamda yapısal
bir süreçtir. Mimari üretim ve yeniden üretimin sayısız formunda görülen,
transplantasyon, düzenleme, uyarlama, kabullenme, özümseme, melezleşme ve
maddeselleşmenin, süreklilik arzeden bir sosyokültürel sürecidir.
Farklılık, çeşitlilik, tahmin edilemezlik – bütün bunlar
modern Asya mimarlığının temel öğeleridir. Asya’da –Endonezya da dahil–
yüzyıllardır eski ve modern, Asyalı ve Asyalı olmayan, yaşayan mimarlığın
çokkatmanlı ve zengin çeşitlerini üreterek, geçmişten geleceğe, hiç bitmeyecek
bir yeni keşifler ve kendini keşif yolculuğunda evrilip gelişerek birbirine
karışmış ve birleşmiştir.
Pek çok durumda geçmişle özgün bağlantıyı temsil eden, Asya
modern mimarlığının geniş, yaşayan bir arşiviyle yüzyüze gelince, mirası
korumak için titiz araştırma, analiz ve kararlı bir çalışma üstlenmek ve onu
hemen günlük yaşamın merkezine yerleştirmek gerekir. Modern yapılı çevrenin
yeniden canlandırılması, modern mimarlığın, Asya insanlarına modern bir yaşam
tarzı ve toplum düzeninin başlangıcını sunmak için hizmet edebilme olanağının
yaratılabilmesi amacıyla, kayıp zanaat ve tekniklerin yeniden hayat bulması ve
her nesille biraz daha ortadan kalkan eşsiz yerli bilgisinin korunmasını
gerektirir.13 n Johannes Widodo.
* Bu metin, Hollanda Mimarlık Enstitüsü (NAi) tarafından
düzenlenen “Modernity in the Tropics / Architecture in the Dutch East Indies”
sergisi kapsamında hazırlanan şu kitaptan yazarın ve adı geçen kurumun izniyle
çevrilmiştir: The Past In the Present / Architecture In Indonesia, Peter J.M.
Nas (ed.), Eelco van Welie, NAi Publishers, Rotterdam, 2006, s. 17-25. Çeviren:
Araş.Gör. H. Gökçen Özkaya, YTÜ Mimarlik Fakültesi Mimarlık Tarihi Anabilim
Dalı.
Notlar:
1 “Gelenek” kelimesi, değer ve pratiklerin hiçbir
değişiklik olmadan veya çok küçük değişikliklerle bir nesilden diğerine
aktarılması olarak anlaşılır. Geleneğin içinde eski değerler, pratikler,
modeller, formlar korunur ve devam eder.
2 Sanskritçe, nusa (adalar) ve antara (arasında)
kelimelerinin birleştirilmesiyle oluşan, Nusantara, iki kıta, iki okyanus ve
iki büyük medeniyet, Çin ve Hindistan arasında konumlanan Endonezya
takımadasına işaret eder.
3 John Miksic (ed.), Indonesian Heritage, cilt I:
Ancient History, Editions Didier Millet, Singapur, 1996, s. 10-11.
4 “Vernaküler” teriminin kökeni, Latince vernaculus
(yerli anlamında) ve verna (efendisinin evinde doğmuş bir köle veya bir yerli
anlamında) kelimelerinden gelir.
5 Johannes Widodo, The Boat and the City: Chinese
Diaspora and the Architecture of Southeast Asian Coastal Cities, Marshall
Cavendish Academic, Singapur, 2004,
s. 31-19.
6 Popüler inanca göre, bu sütun Cava’da (Wali Songo)
İslami bir misyoner olan Sunan Kalijaga tarafından, demir plakalarla biraraya
getirilmiş ahşap parçaları kullanılarak inşa edilmiştir.
7 Yuswadi Saliya (ed.), The Development of the
Architect as a Profession and the Establishment of the Indonesian Institute of
Architects, Badan Sistem Informasi Arsitektur IAI-JB, Bandungi 1996, s. 12.
8 a.e., s. 14.
9 C.J. de Bruijn, Indische bouwhygiëne,
Landsdrukkerij, Weltevreden, 1927.
10 Huib Akihary, Architectuur & stedebouw in
Indonesië 1870-1970, De Walburg Pers, Zutphen, 1988, s. 129.
11 Saliya, The Development of the Architect as a
Profession, a.g.e. (dipnot 7), s. 16-20.
12 Masashi Nishihara, The Japanese and Soekarno’s
Indonesia: Tokyo-Jakarta Relations 1951-1966, Monographs of the Center for
Southeast Asian Studies, Kyoto University ve University Press of Hawaii,
Honolulu, 1975.
13 mAAN Macau Deklarasyonu’na (2001) ve mAAN Istanbul
Deklarasyonu’na (2005) bakınız.
www.m-aan.org.

Savoy Homann Oteli, Bandung, 1939, mimar: A.F. Aalbers
(NAi Arşivi, Rotterdam).

Visser & Co. dükkanları, Bandung, 1940, mimar: A.W.
Gmelig Meyling (NAi Arşivi, Rotterdam).