İbadetle
Ticaretin Organik Birlikteliği: Türkiye’de Çağdaş Cami
Zemin katı ticaret, üst katı ibadet işlevlerine tahsis
edilmiş cami tipi en azından 16. yüzyıldan beri kalabalık Osmanlı kentlerinde
yaygın biçimde uygulanıyor.
Son yıllardaki tırmanan kentsel yoğunlaşma ve artan
ticari alan talebiyle birlikte bu tür camilerin yapımı alanında adeta bir
patlama yaşanıyor. Olgu Çalışkan’ın metni bu gelişmeyi mimari açıdan irdeliyor.

Osmanlı döneminde kentin merkezi iş alanında yer alıp
zemin katında ticari faaliyetleri barındıran iki cami: Rüstem Paşa Camii ve
Laleli Camii (Kaynak: Necipoğlu, 2005, s. 323; Kuban, 2000, s. 327).
Olgu Çalışkan n Göreve geldiği günden bu yana aydın bir din
adamı profili sergileyen Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu’nun Türkiye’de
son dönem cami yapım süreci ile ilgili Şubat ayı içerisinde yapmış olduğu
değerlendirme konu üzerine yeniden –belki de ilk defa– düşünme gereğini ortaya
koydu: “Biz bir yerde cami olduğundan bizden kadro istenince haberdar oluyoruz.
İsteyen istediği yere cami yapar oldu ve istediği tarzda, şekilde cami yapar
oldu. Diyanet İşleri Başkanlığı bir caminin hangi özellikte olması gerektiği, o
bölgede böyle bir camiye ihtiyaç olup olmadığı, nasıl bir cami yapılması
gerektiği konusunda maalesef hiç devrede olmamış. Caminin dört duvarının içi
bizi ilgilendiriyor, yönetimi bize ait ama etrafındaki dükkanlar, odalar,
dernekler ve benzeri oluşumlar da din hizmetleriyle belli ölçüde irtibatlı”1.
2007 yılı itibariyle ülke genelinde sayısı 75.000’i aşan camiler toplam yapı
stoku içerisinde önemli bir yeri kaplamakta. Yine aynı açıklamaya göre 10.000
caminin özel şahıs, dernek ve vakıf mülkiyetinde olduğu düşünülürse cami yapımı
konusundaki merkezi denetimsizliğin boyutu daha rahat anlaşılabilir. Nitekim
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yasal görev tanımı içerisinde cami yapımı ve yer
seçimi konusunda hiçbir yetki ve sorumluluğu bulunmamaktadır2. Peki, nedir cami
yapımı konusunda “sivil toplumu” gereksinimin ötesinde, birçoğu kötü taklit,
estetik yoksunu yeni cami inşasına bu denli istekli kılan? Bu sorunun yanıtı,
çoğunluğu Müslüman bir toplumun camiye atadığı yüksek simgesellikten çok, cami
yapısına yüklediği yeni işlevsellikte aranmalıdır.
Ülkemiz mimarlık yazınında çağdaş cami mimarisi üzerine
üretilmiş olan düşüncelerin önemli oranda tarihsel ve çağdaş olanın biçemsel
gerilimini konu edindiği ve mimari simgesellik konusuna yoğunlaştığı
görülmektedir3. Bu gerilim, özellikle 1960’lardan bu yana süregelen 16. yüzyıl
klasik dönem Osmanlı cami mimarisinin temel üslubunun yanlış kompozisyon ve
oranlama denemeleri ile taklidinden kaynaklanmaktadır. Profesyonel mimari
tasarım ürünü olsun olmasın son dönem camilerin ortak özelliği, bilinçli bir
tarihselci (historicist) duruştan bile yoksun nitelikte olmalarıdır. Bununla
birlikte ideolojik olarak Osmanlıcı bir tavrın ürünü olan bu benzeştirme
çabası, mimari alanda biçeme odaklanmasına karşın, caminin en temel işlevi olan
ibadetin günümüzde yeniden üretimi konusunda hiçbir duyarlılık
göstermemektedir. Bu anlamda makale, Türkiye’de çağdaş cami mimarlığının biçem
sorunsalından farklı olarak, son dönem camilerde sıkça görülen ve Cumhuriyet
dönemi mimarlığı açısından da yeni bir “tip” yaratan ibadet alanı ve ticari
kullanım alanı birlikteliği üzerine yoğunlaşmaktadır4.
Türkiye’de mimarlık alanının, çağdaş cami mimarlığı konusunu
bir tasarım sorunsalı olarak yeterince irdelemediği gibi; şehircilik alanının
da özellikle son yirmi yıldır cami yapılarının olmazsa olmazı haline getirilen
ibadet mekanı ile ticari kullanım alanları birlikteliğini bir kentsel alan
sorunsalı olarak tartışmamış oluşu dikkat çekicidir.
Ülkemizde var olan imar mevzuatı içerisinde tekil yapı
temelinde de olsa kentsel tasarım kodu üretilmediği göz önüne alınırsa konuyla
ilgili iki temel soru gündeme gelmektedir: İbadet ve ibadet dışı alan
kullanımlarının –Türkiye’de en sık görüldüğü biçimiyle ticaretle olan–
biraradalığı camiler için ne derece kabul edilebilir bir yapı / kentsel alan
programı sunmaktadır? Belirli ön kabuller çerçevesinde bu koşulu sağlayacak
yapılaşma standartları üretilebilir mi, sınır koşulları nelerdir?
Konunun işlevsel boyutu, farklı işlevli birimlerin
biraradalığını tanımlayan “organiklik” kavramını gündeme getirmektedir. Sıkça
kullanılan “canlılık durumu” anlamının ötesinde, “organize edilmiş organlara
sahip fiziksel yapı ya da organizma” anlamındaki “organik”e5 karşılık gelen
kavram, esas olarak bütünün parçası olan uzuvların karşılıklı biraradalığını
ifade etmektedir. Bu anlamda organiklik, organizmik bir bütünsellik koşulunu
betimler. Kavramı kentsel ve mimari anlamda ele aldığımızda, farklı mekansal
kullanımların birbirini ne derece bütünlediği; birbirlerinden ayrıştırıldıkları
durumdaki özgün varoluş koşullarını koruyup koruyamadıkları konusu ön plana
çıkmaktadır6. Yazının başlığında organiklik kavramını tırnak içine almamızın
nedeni, kullanımı seyrek bir kavramı vurgulamaktan öte; sorun alanı olarak
gördüğümüz ibadet-ticaret birlikteliğinin ne derece organik bir varoluş koşulu
sunduğuna yönelik sorgudur. Bu sorguya temel oluşturması açısından geleneksel
Türk cami mimarlığı ve şehircilik yaklaşımına göz atmakta yarar var.



Osmanlı camileri: Camilerin mimari tasarımı, alt kottaki
ticaret mekanları ile caminin ana ibadet kütlesi arasında kademeli bir
birlikteliği getiren bilinçli birer programın sonucudur. Kademelenme, dükkan ya
da depo olarak kullanılan yapı bölüntüsü ile ibadet mekanı arasındaki ayrımı
ustaca belirler: Mihrimah Sultan Camii, Edirnekapı, Mihrimah Sultan Camii,
Üsküdar ve Rüstem Paşa Camii, İstanbul (Kaynak: Necipoğlu, 2005, s. 300, 307,
322).

Gravürlerde Fatih Sultan Mehmet ve 1. Selim külliyelerinin
az katlı yoğun kent dokusu içerisinde yükseklikleri ile kent panoramasının
belirgin birer öğesi olduğu görülmekte (Kaynak: Necipoğlu, 2005, s. 63).
Anadolu Türk ve Osmanlı cami yapısında organiklik
Anadolu’da cami mimarlığı geleneği, köklerini 13. yüzyıl
Anadolu Selçukluları’nın şehircilik ve mimarlık deneyiminde bulur. Anadolu Türk
cami mimarisindeki geniş yatay “dinsel yapı kompleksi” biçimi çok-üniteli,
çok-işlevli ibadethane tipinin kaynağı olmuştur. Birbirini tamamlayıcı
unsurlarla işlevsel ve biçimsel bütünlük içerisinde tanımlanan yapı,
medrese-cami-türbe üçlüsünün biraradalığı üzerine kurgulanmaktadır.
Bu tip çok işlevli yapı(lar) kompozisyonu oluşturmaya
yönelik yaklaşımın Osmanlı dönemindeki etkisini “külliyeler” üzerinde
görmekteyiz (Çubuk, 2006, s. 44).
Osmanlı’da cami alanında ibadethane ve ticarethane
birlikteliğinden belli oranda söz etmek olanaklıdır. Büyük camilerin hemen
hepsinin arastası bulunmakta; arasta üzerindeki platforma oturan ana ibadet
kütlesi ve cami avlusuna erişim genellikle arasta içindeki merdivenlerden
sağlanmaktadır. Bu dönemde özellikle İstanbul’da ticaret dokusu içerisinde yer
alan camilerin alt katlarında depo, mahzen ya da dükkanlar yapılması, sınırlı
ticaret hacmini kent merkezinde artırmak amacıyla bir araç olarak
kullanılmıştır. Camilerin kentin en değerli arazileri üzerine inşa ediliyor
oluşu, cami tipolojisini bu yönde zorlayan bir etmen olmuştur (Özdeş, 1988, s.
46).
Bununla birlikte, dönemin cami örneklerine baktığımızda,
zemin katta yer alan ticaret kullanımının gerek yer kotu ile ilişkisi gerek
ibadet ana kütlesi ile arasındaki konumlanışı bakımından sistemli bir kademeli
yapıya sahip olduğu görülmektedir. Buna göre, dükkanlar doğrudan cami ana
kütlesinin altında konumlandırılmak yerine avlu ya da son cemaat yeri gibi
caminin çeper mekanlarının alt kotunda eklemlendirilmektedir. Bu sayede ibadet
mekanı ile ticaret alanı arasında giriş ve toplanma mekanı niteliğinde bir çeşit
ara-geçiş katmanı yer almaktadır. Böylece cami, dışındaki yoğun ticaret alanı
ile bütünleşirken aynı zamanda, bu yoğunluğun gerektirdiği ibadet amaçlı
olmayan insan hareketliliğinden de yalıtılmış olmaktadır.
Osmanlı camilerinde görülen en belirgin özelliklerden biri,
camilerin kent siluetini oluşturan temel öğelerden biri oluşudur. Yoğun az
katlı konut ve ticaret dokusu içerisinde yer alan camilerin kentin birçok
yönünden görünür ve algılanabilir kılınması Osmanlı’da en önde gelen şehircilik
ilkelerinden biridir. Bu ilkeyi gerçekleştirmenin önde gelen araçlarından biri,
cami alt katlarına (depo, mahzen ya da dükkan olarak kullanılabilecek şekilde)
eklemeler yaparak yapıya yükseklik kazandırılmasıdır7. Görsel algılanabilirlik
ilkesinin ardında yatan temel kaygı ise caminin dönemin kültürel koşulları
içerisinde sahip olduğu sembolik değerdir (Burelli, 1988). Günümüz modern
kapitalist kentlerinde daha yüksek irtifaya erişerek prestij kazanmaya çalışan
özel şirket binalarında olduğu gibi; İslam kentinde camiye yönelik belirgin
sembolizm, mimaride kendini yükseklik arayışları ile göstermektedir.

Ankara’da yeni yerleşim alanlarında inşa edilen mahalle
camileri: Hemen hepsi yerel alışveriş merkezi niteliğinde.
Mimari tipoloji olarak “camialtı ticaret”
Bugün gelinen noktada cami yapım derneklerinin tercihleri ve
konuya yönelik belediye meclislerinin aldığı plan ve plan değişikliği kararları
doğrultusunda birçok kentimizde camialtı ticaret kullanımı yaygınlaşmış
durumdadır. İmar mevzuatında, Plan Yapımına Ait Esaslara Dair Yönetmelik ile
diğer sosyal donatı alanları ile birlikte ibadet alanlarının nüfusa oranla
büyüklükleri saptanmış olmasına karşın, cami ve diğer ibadet tesislerinin yer
seçimi, onları bütünleyen yan işlevler kent ana planlarında ihmal edilen bir
konu olagelmiştir. Planlama sürecindeki bu boşluk nedeniyle, camilerin zemin
katlarını subasman seviyesinde dükkan, galeri ve market olarak tahsis etmek
suretiyle dini tesis ile ticari kullanımı aynı yapıda dikey olarak biraraya
getirme eğilimi, dinsel tesis alanları için yeni bir yapı tipolojisini de
kendiliğinden üretmiştir. 1980’li yıllarla birlikte yaygınlık kazanan ve Türk
mimar ve şehircilerinin bugüne dek ciddi bir eleştiri getirmediği bu yapı tipi,
kentsel alan düzenleme ilkelerinden bağımsız biçimde genel geçerlik
kazanmaktadır. Cami8 ve işyeri ilişkisi neredeyse bir çeşit gereklilik ilişkisi
ile tanımlanır hale gelmiştir.
Camialtı ticaret kullanımının bir mimari tip olarak
yaygınlık kazanmasındaki temel neden; birçoğu tahsisli belediye arazileri
üzerine, cami yapım dernekleri tarafından inşa edilen camilerin, işletim
maliyetlerini karşılayamamaları; bu nedenle yapının bir bölümünü ticari
birimlere kiralama yoluna gitmeleridir (Eyüpgiller, 2006, s. 21). Osmanlı’da
yalnızca büyük camilerde –dükkan gelirlerinin camiye vakfedilmesi yoluyla–
görülen bu durumun günümüzde en küçük mahalle camisine kadar yaygınlaştıran
unsur, söz konusu arazi kullanım biçiminin ekonomik getirisi olan kentsel
ranttır. Bu noktada sorulması gereken soru, dar bir bölge nüfusuna hitap eden
görece küçük camilerde bile showroom, süpermarket, mağaza türü ticari
kullanımların caminin işletim maliyetleri ötesinde vakıflara sağladığı denetim
dışı artı gelirdir. Söz konusu mimari tipi bu denli yaygın kılan en önemli
etmen budur. Bu çerçevede, kentsel alan kullanım normları ile yapı
standartlarının, ibadethane yapılarında yer alabilecek yan kullanımlarının
oranını denetleyen tasarım kodları olarak belirlenmesi gerekmektedir. Tasarım
ve plan denetiminin olmadığı koşulda hem kendi içerisinde dengesiz bir mimari
programa sahip, hem de içinde bulunduğu kentsel bağlama yabancı “ticari cami”
komplekslerinin üretiminin önüne geçilemeyecektir.
Yapım öyküsü 1944 yılına dek uzanan Ankara Kocatepe Camii,
Türkiye’de Cumhuriyet döneminde ticaret-ibadet birlikteliği açısından devlet
eliyle oluşturan ilkörnek cami kompleksidir. 1946 yılındaki mimari yarışma
sonrasında ödüle değer proje bulunamadığından, projenin ortaya çıkışı 1956
yılını beklemiş ve açılan ulusal yarışma sonucu birinciliğe, önerdiği modern
mimari biçemle Vedat Dalokay ve Nejat Tekelioğlu layık görülmüştür.
Yarışmacılara sunulan ihtiyaç programında 2000 kişilik ibadet mekanının
yanısıra Diyanet İşleri Başkanlığı hizmet binası, Yüksek İslam Enstitüsü,
kütüphane, konferans ve müze salonu, açık otopark, turistik çarşı, aşevi ve
poliklinik birimleri mevcuttur. Bu şekli ile modern bir külliye önerisi söz
konusudur. 1964 yılına dek yalnızca hizmet binası inşa edilmiş ve modern cami
imgesine yönelik tepkiler nedeniyle de proje uygulanamadan 1967’de üçüncü
yarışma ilan edilmiştir. Yarışma sonucunda Hüsrev Tayla ve Fatih Uluengin’e ait
projenin birinci seçilmesiyle cami 1986’da bütünüyle ibadete açılmıştır (Çubuk,
2006, s. 76). Bu noktada, ilk proje ile ikinci proje arasındaki çok tartışılan biçem
farklılığının ötesinde ciddi bir programatik fark bulunmaktadır. Uygulanmış
olan ikinci projede cami avlusunun alt kotlarında katlı otopark ve alışveriş
merkezi planlanmıştır. Bu noktada ilk gereksinim programında yer alan “turistik
çarşı” kavramının “süpermarket” olarak dönüşümüne tanık olmaktayız. İlk
programdaki 2000 kişilik ibadet mekanının yalnızca 11 sene sonraki ikinci
programda 15.000 kişi kapasiteye yükseltilmiş olmasının arkasındaki somut
gereksinme kadar ticaretin hacmi ve niteliğindeki dönüşüm de dikkat çekicidir.
Cami kompleksinin günümüzde geçerli olan programı, kapalı
alan kullanımları içerisinde ticaretin baskın niteliğini ortaya koymaktadır.
Buna göre, ibadet alanı 4288 m2 iken üç katlı süpermarket alanı 15.000 m2’dir.
(Türkiye Diyanet Vakfı, 1987, s. 18, 34) Cami kompleksinin, Ankara kent
merkezindeki konumu nedeniyle kentin ticaret alanı gereksinimine yanıt vermesi
beklenmezken; tüm dünyada kent merkezlerinin canlılığı bakımından büyük tekil
alışveriş merkezlerinin kent içinde yer seçimine izin verilmediği de
anımsanmalıdır.
Bununla birlikte bu derece büyük bir ticaret alanının,
kompleksin cephesinde başarıyla “gizlenmiş” oluşu, caminin ibadethane kimliğini
koruma yönünde olumludur. Ancak Türkiye’de tasarım kadar önemli bir konu olan
yapı/alan işletiminin ne denli yetersiz olduğu düşünülürse, plana aykırı
ruhsatlarla aynı yapı kompleksinin bir başka cephesinin ne duruma
getirilebileceği –başka birçok cami kompleksinde olduğu gibi– daha rahat
anlaşılabilir.
Ticaret kullanımları ile ibadet yeri birlikteliğinin
irdelenmesinde kullanımların işlevsel öznitelikleri dışında ikinci
değerlendirme ölçütü, ibadet yapısı ve yakın çevresinin özgün mekansal
nitelikleridir. İbadet yapısının kendisi ve kentsel mekan içinde konumlanış
biçimi, konunun bugün ne şekilde değerlendirebileceğinin ipuçlarını
vermektedir.
Cami altına yapılan kat eklemeleri ile yükseklik kazanma ve
bu yönde caminin sembolik etkisini artırma çabası, geleneksel kent modeli ile
karşılaştırıldığında, modern kentlerdeki ibadet yapılarını çevreleyen yapı
stoku ve kent dokusunun görece yoğunluğu nedeniyle geçerliliğini büyük oranda
yitirmiştir. Geçmişte ortalama kat sayısı düşük kentsel doku içerisinde yer
alan ibadethanelerin topoğrafik eşiklerden de yararlanılarak ve yapı yüksekliliği
artırılarak çevre dokudan farklılaştırılması, günümüz kent formu açısından
olanaklı değildir. Gelişen yapı teknolojileri ile modern yapılarda kat
yüksekliklerinin artmış olması dikey gelişimi tetikleyen temel faktör haline
gelmiştir. Özellikle kent merkezlerindeki yapı stokunda ortalama kat
sayılarının artmış olması bu dokulardaki ibadet yapılarının anıtsallığını
kaçınılmaz olarak ortadan kaldırmaktadır. Yoğunluk yüzeyinin merkezden çepere
homojen olarak yayıldığı Türk kentlerinde bu durum, apartmanlaşmış konut
mahalleleri içindeki semt ve mahalle camileri için de geçerlidir.
Günümüz kentsel alan kullanımı koşulları ve standartları göz
önüne alındığında, dinsel tesis ve işyeri arasında karşılıklı bağımlılık
ilişkisinin geçerliliğinden söz etmek olanaksızdır. Yukarıda sözünü ettiğimiz
Cumhuriyet öncesi Osmanlı kent yapısı, onu tanımlayan arazi kullanımı ve
yapılaşma biçimi ile Cumhuriyet sonrasında modern şehircilik ilkeleri ile
biçimlenen kentsel mekan yapısı arasındaki fark, cami ve konut dışı kentsel
alan kullanımları arasındaki ilişkiyi de yeniden tanımlamıştır. Bu anlamda,
daha önce Osmanlı kentinde var olan biraradalık ilişkisi, yerini uzun dönem,
dinsel yapı ile ticaret kullanımları arasında belirgin bir ayrışmaya
bırakmıştır. Osmanlı kentinde cami, cemaat ilişkisini temel alan toplumsal
yaşam pratiği içerisinde vazgeçilmez bir rol üstlenirken, sekülerleşme sürecini
yaşamış toplum ve onun kentsel mekan kurgusu içinde din dışı kentsel işlevler
(idari, kültür, rekreasyon ve ticaret), kentsel-kamusal alanı oluşturan temel
alan kullanımları olarak ortaya çıkmıştır. Bu tanım içerisinde camiler, esas
olarak bireylerin kamusal alanda toplumsallaştığı mekanlar olarak değil,
bireyin ibadetini diğer dindaşları ile toplu olarak deneyimlediği; bu deneyimi
kentsel yaşamın hareketinden yalıtılmış bir şekilde gerçekleştirdiği; belli bir
mahremiyet düzeyine sahip mekanlar olarak kabul edilmiştir.
Bununla birlikte, yukarıda konuya getirilen rasyonalist
bakış açısının camiyi kente yabancı ve ötelenmesi gereken bir unsur olarak
görmemesi gerektiği de vurgulanmalıdır. Bu bakış açısı, ideolojik kaygılarla
şehircilik ve mimarlık alanında yanlış yorumlanabilmektedir. Nitekim konu laik
bir perspektiften ele alındığında, genel kanı, camilerin ibadet alanından
arındırılarak tekil parseller içerisinde salt ibadet eylemine olanak veren bir
alan kullanım programı içerisinde tanımlanması gereği yönündedir. Bu tercihin
temel nedeni, her türlü dinsel baskı grubundan arındırılmış kamusal alanı ve
onun dinler dışı olma özniteliğini korumaktır. Ancak bu yöndeki ele alış kendi
içerisinde gizil bir çelişki barındırmaktadır. Camileri kentsel-kamusal alandan
ayrıştırma stratejisi, camilerde kapalı cemaat oluşumuna dayalı sosyalleşme
pratiğini destekleyen bir (yan)etki potansiyeline sahiptir. Bu durum, dinsel
oluşumları denetimi altına almak isteyen laik duruşun hiç de istemeyeceği bir
eğilimdir. Kiliselerle karşılaştırıldığında camilerin Müslüman toplumlar için
hala ne derece etkin bir sosyal etkileşim platformu olduğu –hatta M. Frishman’ın
benzetimi ile Müslüman toplumlarında Yunan agorası ya da Roma forumuna karşılık
geldiği9– düşünülürse camilerin kamusal alanla olan “açık ilişkisi” daha da
önem kazanmaktadır. Kamusal mekanın oluşumunda tarihsel olarak başat unsurun
ticaret olduğu (market place) anımsandığı koşulda, özellikle kentsel-kamusal
alanda varlığı yadsınamayacak bu iki unsuru birbirinden bütünüyle ayrıştırma,
ülkemizde özellikle görece gelişmiş kent merkezlerinde zorlama bir planlama
çözümü olacaktır. Bu durumda, laik/sekülarist duyarlılık adına tercih edilmesi
gereken kentsel taktik, ibadet alanının mahremiyetinin sağlanması koşulunda –
ibadet dışı alanın niteliğini de belirleyerek; olanak verdiğince cami alanının
“ibadet iç mekanını çevreleyen yakın kullanımlarının”
kentsel-kamusal alanla görsel ve fiziksel iletişimselliğinin
sağlanmasıdır. Bu durum, kapalı cemaatleşmeye karşı
sosyo-mekansal anlamda sivil denetimi sağlayacak bir
gizilgüce sahiptir.
Eğilimi denetlemek
İbadet tesislerinin temel işlevi olan, bireye uygun koşullarda
ibadet edebilme mekanı sunabilme koşulunun öncelikle dinsel yapının ruhuna
zarar vermeden sağlanabileceği açıktır. Geleneksel İslam toplumlarında ticaret,
gündelik yaşam pratiği içerisinde yerel ekonomiler açısından önemli bir yere
sahip iken, ticaret mekanları ile caminin biraradalığı dinsel mekanın kültürel
anlam ve değerine zarar vermeyen bir unsur olagelmiştir. Bu nedenle, en azından
tarihsel anlamda kategorik olarak cami-ticaret birlikteliğine karşı çıkmak
doğru değildir. Bununla birlikte, hem neden olduğu denetim dışı ekonomik güç
ilişkileri hem de dinsel mekanı yozlaştıran ve sıradanlaştıran kentsel/mimari
programı bakımından camialtı ticaret olgusunun planlama sürecinin, her
aşamasında denetime tabi tutulması ve dönüştürülmesi gerekmektedir.
Bu çerçevede, yan kullanımlarla desteklenmesi durumunda, ana
ibadet kütlesi ve aktivite alanının yakın çevresiyle olan ilişkisi başlı başına
bir kentsel tasarım sorunsalıdır. Tasarım ara geçiş mekanların fiziksel
örgütlenmesini kurgulamak durumundadır. Bu nitelikte bir kentsel taktik kendi
tasarım dilini geliştirmek ve bunu denetlemek zorundadır. Camiyi kentsel
mekanla bütünleştirme stratejisi, yan işlevleri yapı kimliğinin baskın unsuru
haline getirmeden, cami alanını ve dış mekanı kaynaştıran bir mimari olgunlukla
yaşama geçirilmelidir (Eyüpgiller, 2006, s. 21).
Osmanlı döneminde en üst düzeyine ulaşan geleneksel cami
mimarisi içinde arkadlı cephe düzenlemeleri tercih edilen bir yapı elemanıdır.
Kubbeler gibi yapı zemin katı dış cephesinde yer alan kolonadlı girişler de
cami mimarisinin geleneksel öğeleri arasındadır (Burelli, 1988, s. 42). Dünya
şehirciliğinde ilk örneklerine Anadolu’da antik kentlerde rastlanmasına karşın
bugün Türkiye’de çok fazla tercih edilmeyen bir yapı elemanı olan kolonadlı yaya
geçişleri, camialtı ticaret yapı tipolojisini olumlu anlamda dönüştürücü bir
etki potansiyeline sahiptir. Geleneksel mimari imge, görünüş ve geometriyi
çağdaş formlarla yeniden üretmek, modern cami mimarisi arayışları için de katkı
sağlayacaktır.
Genel kullanım amacı içerisinde kolonadlı yaya mekanları,
kamusal alan olan sokak ile mahremiyeti sağlaması gereken yapı arasında yer
alan bir çeşit geçiş bölgesi tanımlamaktadır. Bu bağlamda, arkadlı/kolonadlı
yollar, kamusal alandan özel alana doğru oluşturulması gereken mekan
kademelenmesinde yarattığı yarı-kamusal alanla, erkalansal (territorial)
bütünleşme açısından önemli bir role sahiptir. Nitekim kamusal alan
hiyerarşisinde “ara geçiş alanları” (transition zones) kamusal mekan kalitesini
artırıcı bir yapısal unsurdur (Gehl, 2001, s. 63). Doğrudan kamusal alanla
bütünleşmesi arzulanmayan kapalı mekanların bir ara geçiş ile dış mekana
açılması, “burada ibadet mekanı olan” özel kamusal alanın kullanımına da olumlu
katkıda bulunmaktadır. Bu sayede, bugün baskın öğe konumundaki ticaret
kullanımının cami yapı kompleksleri içerisindeki toplam kapalı alan oranı ve
görsel etki düzeyi düşürülmüş olacaktır.
Unutulmamalıdır ki, ibadethaneler her şeyden önce ait olduğu
dinin fiziksel ifadeleridir. Bu ifade yapının ruhani karakterini yansıtmak
durumundadır.
Bu anlamda, yapının iç mekan kurgusunun kullanıcı üzerinde
yaratacağı atmosferik etki kadar; yapının dış mekanla olan etkileşimi ve
maddesel olan “dışarı”ya yönelik sunduğu arayüzün, yerin ruhuna (genius loci)
katkıda bulunması beklenir. Bu da ancak ibadet ve ticaretin yeni dönem
“organik” birlikteliğinin denetimi ile olanaklı olacaktır. n Olgu Çalışkan,
şehir plancısı, kentsel tasarım uzmanı, TU Delft School of Design doktora
öğrencisi.
Notlar:
1 “Diyanet’ten camilere gözaltı”, Cumhuriyet,
11.02.2007, www.cumhuriyet.com.tr, erişim: 11.02.2007.
2 633 Sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş Ve
Görevleri Hakkında Kanun, www.diyanet.gov.tr/turkish/mevzuat8.asp, erişim:
04.02.2006.
3 Bkz.: D. Kuban, “20. Yüzyılın İkinci Yarısında 16.
Yüzyıl Stilinde Cami Yaptırmayı Düşünenlere”, Mimarlık, 1967, sayı: 48, s. 7;
Ç. Gedik, A Study on the Development of the Mosque in Historical Perspective
and a Proposal for a Mosque in Oran Town, yayımlanmamış yüksek lisans tezi,
ODTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü, 1986; K. Gönençe, “Cami Mimarisinde Çağdaşlık”,
Yapı, 1999, sayı: 214, s. 83-90; B. Günay, “Cami mimarisine ne oldu?”, Türkiye
Mimarlığı, Şehir Plancıları Odası Yayını, 2005, s. 70-72.
4 Bu anlamda, konuyu ele almaya ve makalenin ortaya
çıkışına ortam oluşturan çalışma, yazının yazarının da içinde bulunduğu
bilirkişi grubunun Denizli İdare Mahkemesi’ne açılmış bir dava ile ilgili
olarak mahkemeye sunmuş olduğu bilirkişi raporudur. Davaya konu olan alanda,
mülkiyeti cami vakfı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait olan cami ile ilgili
olarak uygulama imar planında yer alan yan ve ön bahçede üçer metre geçiş
olacak biçimde ticaret alanına izin verilebileceği hususuna Vakıflar Bölge
Müdürlüğü’nce itiraz edilmekte ve ilgili plan notunun iptali istenmektedir.
Dava konusu cami, kent merkezinin uzantısı niteliğindeki ana cadde üzerinde yer
almaktadır ve yapılan plan değişikliği ile “zemin katta işyeri yapılabilir”
hükmü getirilmiştir. Aynı hüküm çerçevesinde “caminin anayola bakan cephesi ile
bitişiğindeki parka bakan cephelerinde üç metreden az olmamak üzere kolon
aksına kadar (kemerli eyvan) şeklinde yol geçişi bırakılacaktır” ibaresinin
plan notu olarak belediye meclisince onaylandığı görülmektedir. Buna karşın söz
konusu caminin zemin katının, ülkemizde birçok yeni camide görülür biçimde
bütünüyle market alanı olarak tahsis edildiği gözlenmiştir. Bkz.: M. Ersoy, Ç.
Keskinok, B.B. Tekinbaş, 2005 / 1252 No’lu Dava Dosyası İçin Denizli İdare
Mahkemesi Başkanlığı’na Sunulan Bilirkişi Raporu, 2006.
5 Oxford English Dictionary,
http://dictionary.oed.com/cgi/entry, erişim: 06.03.2007.
6 Kavramın mekansal planlama ve tasarım alanında ilk
özgün kullanımı, ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama lisans stüdyolarında Doç.Dr.
Baykan Günay’a aittir.
7 İstanbul Eminönü’ndeki Rüstempaşa Külliyesi,
Azapkapı’daki Sokulu Mehmet Paşa Camii ve Eyüp’teki Lala Mahmut Paşa Camii bu
tür yapılara örnek gösterilebilir (Özdeş, 1988, s. 46).
8 3194 Sayılı İmar Kanunu’nun 18. maddesinde geçen
“cami” ibaresi, 15/7/2003 tarihli ve 4928 Sayılı Kanun’un 9. maddesinde “ibadet
yeri” olarak değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.
9 Makaleye görüş bildirerek katkıda bulunan Prof.Dr.
Jale Erzen, Doç.Dr. Baykan Günay, Ömer Kıral, Erdal Kurttaş ve Ceren
Katipoğlu’na teşekkürlerimi sunarım.
Kaynaklar:
Burelli, R., “Vision and Representation of Urban Space”,
Environmental Design (Journal of the Islamic Environmental Research Centre),
1988, n. 5-6; s. 42-51
Çakıcı, F.Z., “The Kocatepe Mosque 1944 – 1987”, yayımlanmamış araştırma raporu, ODTÜ Mimarlık Fakültesi, Mimarlık Bölümü, 2006.
Çubuk, M., Cami Mekanının Tarihsel Gelişimine Kısa Bir Bakış
ve Büyük İstanbul Otogarı Cumhuriyet Camii, Büyük İstanbul Otobüs İşletmeleri
A.Ş. Yayını, İstanbul, 2006.
Ersoy, M., Keskinok, Ç., Tekinbaş, B.B., 2005 / 1252 No’lu
Dava Dosyası İçin Denizli İdare Mahkemesi Başkanlığı’na Sunulan Bilirkişi
Raporu, 2006.
Eyüpgiller, K.K., “Türkiye’de 20. Yüzyıl Cami Mimarisi”,
Mimarlık, 2006, sayı: 331, s. 20-20-27.
Gehl, J., Life Between Buildings: Using Public Space, çev.
Jo Koch, Arkitektens Forlag: Bogtrykkeriet Skive, 2001.
Kuban, D., “Laleli Cami”, İstanbul Bir Kent Tarihi, Tarih
Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2000.
Necipoğlu, G., The Age of Sinan: Architectural Culture in
the Otoman Empire, Princeton University Press, Princeton, Oxford, 2005.
Özdeş, G., “Mimar Sinan’ın Şehirciliği”, Mimar Sinan
II. Uluslararası Türk ve İslam Bilim ve Teknoloji Kongresi,
İTÜ İnşaat Fakültesi Matbaası, İstanbul, 1986, s. 44-51.
Tümer, G., “Ucube Camilerden Öteki Camilere-Mea Architura Mea
Culpa”, Mimarlık, 2006, sayı: 331,
s. 35’den aktarım M. Frishmani, H. Khan, The Mosque-History,
Architectural Development and Regional Diversity, Thames and Hudson, Londra,
2002, s. 32.
Türkiye Diyanet Vakfı, Ankara Kocatepe Camii 1967-1987,
Ankara, 1987, www.diyanetvakfi.org.tr/kocatepecamii/ kocatepe_camii.pdf,
erişim: 04.02.2007.

İstanbul’da Karanfilköy Camii: Üzerinde konumlandığı
devasa ticaret platformu ile içinde bulunduğu konut dokusunun çözünürlüğüyle
bütünüyle çelişen bir kütleselliğe sahip (Kaynak: Google earth, 2006).

Kocatepe Camii kesitinde ticaret alanının konumu.
(Kaynak: 16379 ada parsel numaralı imar dosyası).

Kocatepe Camii kompleksi kuzey cephesinde yer alan
alışveriş merkezi (Kaynak: kişisel belgelem, 2006).

Çağdaş şehircilik yazınında “karma kullanım” (mixed-use)
tercih edilen bir tasarım stratejisidir. Kullanımlar arasında bütünleşik
ilişkinin olması koşulu ile: Kocatepe Camii kompleksi kuzeybatı cephesi. Ticari
otopark, lokantalar, nikah salonu, konferans salonu ve alışveriş çarşısı
(Kaynak: kişisel belgelem, 2006).

Başkent siluetinde Anıtkabir’e alternatif yarattığı
gerekçesi ile eleştirilmiş olan Kocatepe Camii’ni kent içi yoğun konut dokusu
içerisinden algılayabilmek neredeyse olanaksız. (Kaynak: C. Katipoğlu, 2006;
Türkiye Diyanet Vakfı, 1987, s. 18-19).

Alanya Merkez Camii: Zemin kotunda yakın kentsel çevreyle
iyi bütünleşmiş bir örnek. (Kaynak: B. Günay, 2006).

Denizli’de dava konusu caminin mevcut durumu ve cephe
düzenlemesi ile cami zemin katı ve yakın çevresinin alabileceği olası biçim:
kolonadlı geçiş sayesinde yapının geçişkenliği artırılırken, aktif ticaret
cephesinin baskın karakteri zayıflatılmıştır. (Kolaj: O. Çalışkan; kaynak:
Ersoy, Keskinok, Tekinbaş; 2006, s. 15).