Kır
Evleri Örencik
Emine ve Mehmet Öğün İstanbul’un 19. yüzyıl yapı stoğunu
vareden ahşap kaplamalı ahşap karkas konstrüksiyonun bugünkü yaşama koşullarını
tartışan bir deneme yaptılar. Çatalca yakınlarında inşa etikleri bu yerleşme,
yeni teknik olanakların eskileri tümden devre dışı bıraktığı biçimindeki Erken
Modern kavrayışı tartışmak için anlamlı veriler sağlıyor.


Tasarım:
Mimari proje:
Emine Öğün, Mehmet Öğün
Statik:
Gülsun Parlar, Niyazi Parlar
Mekanik:
Müjdat Sayın
Elektrik:
Pertev Erdi
Uygulama:
Kalfa:
Abidin Aydın
Kalfa yardımcısı:
Ahmet Özşalap
Ahşap strüktür ve doğrama:
Ali Kuru, Mehmet Kuru
Ahşap strüktür uygulama yard.:
Şenol Aydın
“Nasıl istersen öyle dinle, bakın,
Dalların zirvesindeyiz ancak,
Yarı yoldan ziyade yerden uzak.
Yarı yoldan ziyade maha yakın”
Yarı Yol, Ahmet Haşim
Mehmet Öğün n Kır Evleri projesinin başlangıcında, evlerin
müstakbel sahipleriyle depremden daha az etkilenecek tek katlı yapılar inşa
etmek, küçük ölçülü mekanlarla bütçe tasarrufu sağlamak, yeşille yakın ilişki
kurmak hususlarındaki mutabakatlarımızı hızla sağladıktan sonra, doğrudan biz
müelliflere yöneltilen “nasıl bir mimari?” sorusuna cevabımız, doğal kaynakları
yok etmeyi hak sayan, oluşan küresel yıkımın sonuçlarını görmezden gelen, tüketimi
gelişme olarak sunan küresel anlayışın teşvik ettiği ayartıcı, kışkırtıcı
olmanın cazibesiyle üretilmiş tasarım dünyasının dışında kalmak konusundaki
kararlı duruşumuz oldu.
Bu yaklaşım, Ahmet Haşim’in şiirindeki gibi, varılan her
zirvenin, başlangıç ile varış arasında, bazen “yere”, bazen “maha” daha yakın
bir ara-durak olduğu, ne kadar uzun süre yol kat edersek edelim, arkada
bırakılana yakın bir mesafenin önümüzde varlığını hep koruyacağı bilincinden
besleniyor; başka bir deyişle, meseleye geçmiş ve gelecek sorumluluğu
içerisinde çözüm üretmeyi önerirken; tutumlu ve alçakgönüllü olmak kaydıyla
tabiattan yararlanmaya izin veriyor; geçmişe önyargısız ve kompleks duymadan
başvurmayı öğütlüyordu. Bu durumda da sade bir mimari dil adeta kader haline geldi.
İnşai olarak, 1920’li yıllardan sonra sadece
restorasyonlarda zorunlu olarak başvurulan geleneksel ahşap bina tekniklerinin,
“baloon frame” ya da çelik strüktür yanında bir seçenek olup olmayacağını,
yerel tarihi tecrübenin günümüzdeki kullanımının nostaljik yaklaşımlar dışında,
verimli sonuçlar doğurup doğuramayacağını Örencik projesi vesilesiyle
araştırmayı kararlaştırdık.
Farklı büyüklük ve şemalarda hazırladığımız elliden fazla
plan ev sahiplerine tanıtılarak seçim yapmaları sağlandı. Müstakbel kullanıcıların
projenin genel yaklaşımıyla çelişmeyen özel istekleri dikkate alındı;
seçtikleri ön ev tasarımları revize edilerek kesinleştirildi.
Tarlalar, bodur meşelikler ve çalılarla bezeli olarak
kuzeydoğuya doğru uzanan vadinin batı yamacında yer alan
65 dönüm büyüklüğündeki arazi,
5.000 metrekarelik parsel şartı ve maksimum %5 inşaat
emsaline uygun olarak 9 parsele ifraz edildi. Tasarım sürecinin tamamlanmasını
takiben izinlerin alınmasıyla 2001 sonbaharında inşaata başlandı.

İnşaat dönemi
Strüktürde, cephe, tavan ve döşemelerinde yerli çam,
doğramalarda ise meşe kullanılmasına karar verilerek, satın alınan yeterli
miktarda ahşap, dört kuşaktır dülgerlikle hayatlarını kazanan Arhavili
kardeşler, Mehmet Kuru ve Ali Kuru’nun usta ellerine emanet edildi.
Bir yandan dikme, başlık, tabanlar, payandalar, kaplama
tahtaları gibi ahşap elemanlar ve doğramalar atölyede hazırlanırken, diğer
yandan betonarme temel hatılı ve üst hatıl ile takviye edilmiş Roma betonu
subasmanlar, kalfamız Abidin Aydın’ın denetimindeki ekipler tarafından itina
ile üretildi.
Ahşap dikmeler, payanda ve yatay destekler, İbrahim
Demiröz’ün maharetle hazırladığı 10-15-25-30 cm boyunda konik kesitli dövme demir mıhlarla, mıhların çakılmasını kolaylaştırmak amacıyla, geleneksel sıcak
uygulama yerine özel olarak tasarlayıp imal ettiği konik matkap ucu kullanılmak
suretiyle çakıldı.
Taşıyıcı elemanların çatılıp çakılması sırasında ekipler
arasında hoş bir rekabet ortamı oluştu. Bu süreçte yaklaşık
150 m2’lik bir binanın ahşap strüktürünün iki haftadan kısa
bir süre içerisinde tamamlandığı memnuniyetle görüldü.
Kiremit altı tahtalarının döşenmesini takiben membran sermek
suretiyle suya karşı korunan çatıların üzerine, Çorum’da özel olarak imal
ettirdiğimiz alaturka kiremitler harçla uygulandı. Duvar içleri ve bölücü
duvarlar, bağdadi çıtalarının çakılması ve üzerlerinin kıtıklı harç ile
sıvanmasından sonra, ağırlıklı olarak beyaz renk tercih edilerek boyanırken, dış
cephelerde kırmızı aşı boyası tercih edildi.
Dış cephe tahtaları ile dikmeler arasına yerleştirilen taş
yünü ile dış duvarlar, ısı ve sese karşı izole edildi. Subasman içinde kalan
hava boşluğunun ısı izolasyonu görevini daha iyi yapabilmesi için dökülen
grobeton sathının üzeri naylon ve styrofor levhaları ile kaplandı.
Kombi ünitelerini barındıran 6 metrekare büyüklüğündeki tesisat odacıkları, ahşap yapıları yangın tehlikesinden korumak amacıyla
yığma taş olarak inşa edildi. Evlerle tesisat odaları arasındaki tesisat
bağlantısı kanallarla sağlandı. Lpg tankları evlerden 10 m uzakta toprağa gömüldü.
Eğimli arazi ile yapılar arasındaki ilişki açık sarı yöre
taşı kullanılarak oluşturulan setlerle kuruldu. Gölgelerinden faydalanmak
amacıyla az sayıda yetişkin (boyları 10 m üzerinde) sığla ve akça ağaç yanında, çok sayıda erguvan, defne, servi, çınar, atkestanesi, karayemiş ve çeşitli
meyve ağacı fidanları genel peyzaj karakteriyle uyum sağlayacak şekilde yer
seçimi yapılarak dikildi.
Yörede kullanılan saz dam geleneğine, bahçe çardaklarının
örtülerinde yer verildi. Yapıların oturduğu alanlar ve ev sahiplerinin bahçe ve
bostan olarak değerlendirecekleri yaklaşık birer dönümün dışında kalan arazi
bölümünün ortak kullanım alanı olarak eskiden beri süre gelen tarımsal
faaliyete açık tutulması kararlaştırıldı.

Bugün
Tercih ettiğimiz geleneksel “aşı boyası”, yeşilin etkili
olduğu doğal çevre içerisindeki yapıların, kübik kitleleriyle daha belirgin
tezyini unsurlar olarak hissedilmesini sağlıyor. Güneş ışınlarının açısına
bağlı olarak, kah coşkuyla kıpırdaşan gelinciklere, zaman zaman da koyu şarabi
tüllerin arkasına gizlenmiş utangaç bir havaya bürünmesi onları kimlik
değiştirebilen yaşayan varlıklara dönüştürüyor.
Açık sarı renkli taşlarla dökülmüş Roma betonuyla
oluşturulan subasmanların üzerindeki kırmızı aşı boyalı yapı kitleleri, adeta
yere değmeden “parmakları üzerinde sessizce duruyorlar”1. Bu özellik evleri
narin, hafif ve geçici kılıyor.
Çatıların alaturka kiremitlerinin narin kıpırtıları
yamaçlardaki sürülü tarla satıhlarıyla birleşerek doğa ile insan ürününü
bütünleştiriyor. Narin ahşap kayıtların çerçevelediği kare gözün tekrarıyla
oluşan pencereler, kapılar ve boy kapılar, güneş ışığının odalara cömertçe
dolmasına müsaade ederek, aydınlık, huzurlu iç mekanlar, dış dünyaya açılan
farklı çerçevelerden “bir şeylere şahit olma arzusuyla evlerin içinden dışarı
doğru bakıldığında tabiatın güzellikleri iç mekana oradan da insanın içine
akıtılmış” oluyor2. İç mekanlar beyaz renkleriyle ev sakinlerinin çok renkli
tabiatı daha etkileyici bir biçimde algılamalarına imkan veriyor.
Halen hafta sonlarında ve kısa süreli tatillerde kullanılan
evler, sahiplerine ileride daha uzun süreler için kucak açacak gibi
gözüküyorlar. n Mehmet Öğün.

Notlar:
1, 2 H. İbrahim Düzenli-Evrim Düzenli, (2007) “Kıyısından
Metropole Fısıldananlar ya da Örencik Kır Evleri Nasıl Değerlendirilmeli?”, 1.
Türkiye Mimarlık Eleştirisi Örnekleri Seçkisi, TMMOB, Mimarlar Odası İstanbul
Büyükkent Şubesi.







