Çağdaş
Cami Mimarisinde Tasarımsal Arayışlar

Karadeniz Teknik
Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde Türkiye’de çağdaş cami mimarisi alanındaki
tasarımsal kalitesizliği tartışmaya yönelik bir öğrenci projesi çalışması
gerçekleştirildi. Proje yöneticileri sorunsalı ve amaçlarını açıklıyorlar.

Yalçın Yaşar, Murat Tutkun n Mimarlık, insanların gereksinim
duydukları fiziksel mekanların yanında duygu, düşünce ve inançlarının belirli
biçimlerle, estetik, işlevsellik, teknolojik uygunluk ve ekonomi ön planda tutularak
anlatıldığı bir sanat ve teknik olarak tanımlanmaktadır. Başta insan kaynaklı
etmenler olmak üzere, toplumsal yapı, aile, ekonomi, gelenekler, dini
inanışlar, temel ihtiyaçlar, teknoloji, malzeme, yerleşim dokusu ve iklim gibi
faktörlerin mimariyi fiziksel ve kültürel anlamda etkilediği ve biçimlenmelerde
etkin rol oynadığı bilinmektedir.
İnsanların inanç kaynaklı temel duygularından birini
oluşturan din, geçmişten günümüze var olmuş ve olacak olan en temel ihtiyaçlar
arasında yer almaktadır. İnsanın duygusal ya da bilinçli olarak bağlı bulunduğu
birtakım doğaüstü güçlere ya da varlıklara inanması ve bunlara ibadet etmesi
olarak tanımlanan din; yaşam, evren, varoluş ve öbür dünya düşünceleri üzerinde
yoğunlaşmaktadır. Tüm bu düşünceler ışığında, tanrı kavramı, inanç ve ibadet;
fiziksel ve kültürel gereksinmeler ile desteklenmesi gereken dini elemanlar
olarak ön plana çıkmaktadır. Dinsel inanışlar; zamana, toplulukların yaşam
koşullarına ve kültüre bağlı olarak, fiziksel yapı ve mekanı etkileyerek “dini
mimari” kavramının ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Söz konusu mekan, insanın
kendinden güçlü bir varlıkla ilişki kurduğu yer olması sebebiyle önemlidir.
Mimarlık, sanat tarihi ve dinler tarihi açısından ele
alındığında; tanrı kavramı, inanç ve ibadet temelli din olgusunun, tektanrılı
ve çoktanrılı dinler olmak üzere iki grupta incelendiği görülmektedir.
Çoktanrılı dinlerde açık hava tapınakları, kaya tapınakları, işlev ve inanç
bütünlüğü nedeniyle mezar mimarisi ile dini mimarinin birlikte çözümlendiği
mastaba, piramit ve kaya tapınakları, zigguratlar vs. gibi simgeselliğin ön
planda olduğu yapılar ve mekanlar kullanılmıştır. Tektanrılı dinlerde ise tek
tanrı, kutsal kitap ve peygamber inancının ön planda olması; bu değerlere
yönelik olarak bireysel ibadetin yanında, toplumsal ve bütüncül bir ibadet
anlayışının oluşmasına; bunun bir sonucu olarak da insanların birarada
toplanabileceği ve dini gereksinmelerini karşılayabilecekleri temel ibadet
mekanlarının ortaya çıkmasına yol açmıştır. Tektanrılı dinlerde sinagoglar,
kiliseler ve vaftizhaneler, katedraller ve camiler dini mimarinin en temel
örneklerindendir.
İslam mimarisinde yapıların duvarları ve tavanları
geometrik, soyut ve bitkisel süslemeler ile kaplıdır. Özellikle dini mimaride
sıkça kullanılan bu süslemeler; paralel, simetrik, diyagonal ve içiçe şeritler
halinde dolaşan, sonu olmayan bir doku olarak karşımıza çıkmaktadır. Süsleme
olarak karşımıza çıkan bir çizgi, insanı sonsuzluk içinde dönüp dolaştırır.
İnsan böylece sonsuz bir bütün içerisinde olduğunu
hissederek, tanrının bu sonsuzluk içerisinde her yerde, mekansız olarak var
olduğu inancını hatırlar.
Bu nedenle İslam mimarisinde mistik dokunun geometrik
formlar, kıvrılıp uzayan yazılar ve çizgilerle oluşturulabileceğine
inanılmaktadır.
İç mekanlarda sade/süssüz çalışılması ise insanda dinginlik
hissi uyandırmaktadır.
İslam dininin pek çok kültürü içerisinde barındırmasından
ötürü, dini mimari –cami tasarımları– çeşitlilik göstermektedir. Mimarideki bu
çeşitlilik basitçe üç grupta toplanmaktadır: 1. Arap kökenli olan sütunlu
camiler; 2. Daha çok Pers, İran ve Türkistan coğrafyalarında görülen eyvanlı
camiler; 3. Tek mekanlı Osmanlı camileri. Arap camileri sütunlu bir yapıya
sahip olmaları; Abbasi, Selçuklu ve Anadolu Selçuklu camileri eyvanlı bir
yapıya sahip olmaları; Osmanlı camileri ise merkezi mekanın ön planda olduğu ve
örtü sistemlerinin kubbeli tek mekanlı olmalarıyla ayırt edilmektedirler. Fakat
tüm camilerde; geometrik biçimlerle sağlanan birlik, merkezi plan ve aynı örtü
altında toplanarak ibadet etme, ortak özellikler olarak görülmektedir.
İslam dininin mimari yansıması olan camiler; vaaz, hutbe,
mevlit ya da hatim duası, din bilimleri öğretimi, toplu halde namaz kılma gibi
ruhani ve manevi faaliyetlerin yanında, hareketlere dayalı bedensel ve fiziksel
ibadetin de oldukça ön plana çıktığı mekanlardır. Bu şekilde Allah’a sadece
manen değil, şeklen de bir yönelmenin varlığına inanılmaktadır. Bu inanç
mimarlara; tevazu ve teslimiyetle dize gelme zarureti hissederek, sükun
içerisinde çeşitli hareketler yapan bir topluluğa mekan hazırlama sorumluluğunu
yüklemektedir.
Dünyevi olan her şeyin bu dünyada kalacağına, Allah’ın
ölümsüzlüğüne ve ölümden sonraki yaşama duyulan inanç sebebiyle, İslamiyet’te
ibadet için belirlenmiş özel bir mekan formu yoktur. Tarihsel süreç
incelendiğinde, camilerin ibadetin yanısıra toplanma, fikir alışverişi amaçlı
olarak da kullanıldığı görülmektedir. İlerleyen dönemlerde bu düşünce değişime
uğramış; camiler birer güç ve otorite simgesi olarak da düşünülmüştür. İslam
dinindeki ilk ibadet mekanı ve Hz. Muhammed’in evi olarak kabul edilen, dört
duvar ile çevrili kare bir alandan ibaret cami örnek olarak incelenip
yorumlandığında; İslam dininin, insanların temelde sadece toplu olarak ibadet
etmek ve dini öğretileri paylaşmak amacıyla toplanacağı mekanlara gereksinim
duyduğu; herhangi bir mimari biçimleniş ya da formdan bağımsız, basit, saf ve
sade bir mekanın arayışta temel olduğu sonucuna varılmaktadır. Sonrasında İslam
ülkelerinde yapılan, tarihsel olarak bilinen ilk dini yapılar incelendiğinde
ise, bahsi geçen çeşitliliğin başlangıçta bir dini mimari arayışı olarak ön
plana çıktığı görülmektedir. Örneğin, 527-565’te Kudüs’te yapılan Mescidü’l
Aksa dikdörtgen planlı ve 9 sahınlıdır. 691-692’de Suriye’de yapılan Kubbetü’s
Sahra sekizgen planlı olup, çember formunda 2 sahına sahiptir. 706-714’te
Medine’de yapılan Ümeyye Camii ise dikdörtgen planlı ve 3 sahınlıdır.
İslam mimarlığında; merkez odaklı, içe dönük mekansal
şemalar, birbirini bütünleyen ve ilişkili birimlerden oluşan örüntüler, çevre
ile uyumlu sade çözümler, gösterişten kaçınılan ve sınırlı sayıda malzeme
kullanılan bir mimari ve aynı geometrik soyutlama anlayışının ön planda olduğu
bir bezeme anlayışı göze çarpmaktadır. Namaz kılma sıralarında önlerin daha
makbul sayılmasından kaynaklı olarak safların uzun tutulması, İslam mimarisinde
cami planının enine doğru gelişmesine yol açmıştır. Plan şemalarının genellikle
dikdörtgen ve kare seçilmiş olması, namaz sıralarının en etkili biçimde
birarada toplanması gerekliliğindendir. Bu toplanma eyleminin gerçekleştiği
mekanın örtülmesi ise çoğunlukla kubbelerin kullanılması ile sağlanmaktadır.
Üstyapı elemanı olarak kullanılan kubbe, tonoz, sütun, ayak ve kemer gibi
elemanlar, camilerde mekan organizasyonunu ortaya koyan temel
belirleyicilerdir. Bu elemanlar ile yapılan mekan kompozisyonlarında kubbe,
merkeziliği ortaya koyması bakımından son derece önemlidir. Kubbe kullanımı,
dönemin teknolojisi göz önüne alındığında, geniş açıklıkların geçilebilmesi
olanağını sağlamasının yanında, insanların tek örtü altında toplanmasının
getirdiği yalınlığın ve dinlendirici etkinin de bir sonucudur. Kubbe biçimsel
olarak gücün en önemli göstergesidir.
Kubbe ve minare, aynı zamanda caminin simgesel öğelerini
oluşturmaktadır. Caminin merkezsel planında kubbe gökyüzünü simgelemekte ve iç
mekanı sonsuzluğa çeken bir “toplayıcı” olarak düşünülmektedir. Bu yaklaşım
aynı zamanda, kubbe altında toplanan insanın Allah karşısındaki acizliğini ve
küçüklüğünü anlatmaktadır.
Camiler çoğunlukla sütunlu revaklar, şadırvan, ana ibadet
mekanı ve buna bağlı yan mekanlar ile minarelerden oluşan dini mimari
örnekleridir. Camiler dinsel gereksinmelere bağlı olarak biçimlenmişlerdir.
Genellikle dış avlu (harim), iç avlu (harem) ve cami içi (kubbealtı ya da
sahın) olmak üzere üç ana birimden oluşmaktadır. Mekke yönünü gösteren, duvara
açılmış bir mekan olan mihrabı, cuma günlerinde ve bayramlarda hutbenin
okunması için tasarlanmış bir vaaz kürsüsü olan minberi, insanların namaza
çağrılması amacıyla kullanılan bir minaresi ve abdest alınması için bir
şadırvanı bulunmaktadır. Minareler, camilere bitişik ya da ayrı olarak yapılan,
ezan okunurken sesi çevreye yayabilmek amacıyla üzerinde bir ya da birkaç
şerefe bulunduran kule biçimindeki yüksek yapılar olarak tanımlanmaktadır.
Şadırvanlar ise; abdest almak için camilerin iç avlusunda yer alan, üstü açık
ve kapalı olmak üzere iki farklı tipi bulunan, ortasında etrafa su sesi yayan
bir havuz ya da çevresi musluklu duvarla çevrilmiş su haznesi bulunduran
yapılar olarak tanımlanmaktadır. Camide, mekanın ve mekanı çevreleyen yapının
bütün olarak algılanması önemlidir.
Başlangıcı açık avlu olan, duvarlarla çevrilerek ibadet
mekanı haline gelmiş cami de, her şeyin açık ve seçik olarak görülmesi, caminin
ışıklı, aydınlık ve görsel açıdan şeffaf bir mekan olması inancını beraberinde
getirmiştir. Özellikle Osmanlı camilerinde, mekan kompozisyonu ve ışık tesiri,
çözülmesi gerekli en önemli iki problem olarak ele alınmıştır. İstanbul’da
yaratılan Osmanlı İslam mabetlerinin mekan kompozisyonlarındaki amacın, bir
dini atmosferin yaratılması kaygısından ziyade mimari nitelikli olduğu
görülmektedir. Doğal ışığın camiye alınması için cephelerde açılan boşluklar,
cami mekanını dış dünyayla görsel olarak birleştiren bir şeffaflık ve
geçişlilik yaratmaktadır. Her ne kadar bu şeffaf ve geçişken mekanlar, ibadet
için sağlanması gereken konsantrasyon, içe dönüklük ve mistik havayı olumsuz
yönde etkiliyor olarak yorumlansa da; İslam inancında ibadet irade temelli
olarak ele alındığından ve mistisizm kabul görmediğinden, iç mekanın özellikle
doğal ışıkla etkili biçimde aydınlatılması, cami mimarisinde yaygın bir yönelim
haline gelmiştir. Bu konuyla ilgili olarak Riefstahl şu sözleri söylemiştir:
“Gizem bir kilisede aranabilir. Fakat İslam cemaatinin toplantı mahalliyle
hiçbir münasebeti yoktur”. Çünkü ışık, cami mimarisinde dini bir atmosfer
yaratmak için değil, mimarinin getirdiği dini ve politik gücü ifşa etmek için
kullanılmaktadır. Camilerin güney duvarı iç yüzeyinde yer alan mihrabın, boylam
aksı üzerinde ve sağır duvarda olmasından ötürü; mihrap duvarı, mekanın tek
karanlık mevkii olarak kalmaktadır.
Günümüz mimari örnekleri incelendiğinde, son 50 yılda
genellikle, 16. yüzyıl cami mimarisinin tekrarı olan kubbeli ve işlevlerini
tamamıyla yitirmiş olmalarına rağmen bir ya da birkaç şerefeli minarelere sahip
camilerin üretildiği görülmektedir. Cami tasarımı anlamında “yeni” olarak
nitelendirilebilecek sanatsal bir mimari ortaya konulamamaktadır. Çoğu zaman
“yorumlama” adı altında yapılan tekrarlarda, cami elemanları arasındaki
oranların yanlış biçimde uygulanması ve farklı türde camilere ait biçimlerin
birarada kullanılması; dini kavramlar, inanışlar ve mimari yaklaşımlar
anlamında pek çok çelişki ve karmaşanın ortaya çıkmasına neden olmakta, bu da
çeşitli tartışmalara yol açmaktadır. Örneğin, kubbe ve minarenin teknik,
işlevsel ve sembolik anlamda cami mimarisi açısından ne derece önemli ve
gerekli olduğu irdelenmektedir. Cami mimarisinin değişmez öğeleri olan mihrap,
minber ve vaaz kürsüsü ile kubbe ve minare üzerinde geçmişten günümüze bir
inceleme yapıldığında; ilk cami örneklerinin kubbesiz, minaresiz olmasına
rağmen, bu formların ilerleyen dönemlerde işlevsel gereksinmelerden ötürü ön
plana çıktıkları ve zaman içerisinde mimari birer vurgu noktası haline gelerek
sembolik anlamlar yüklendikleri görülmektedir.
Günümüzde çağdaş cami kavramı altında ele alınan
tasarımlarda, bu anlamda çeşitli denemeler yapılmakta; farklı arayışlar, dini
ve mimari bütünlüğün dışında, tarihsel gelişim bağlamında da sorgulanmaktadır.
Bu amaçla eğrisel, piramidal ya da kırık plak üst örtülü camilerin yanısıra
çeşitli biçim ve form denemeleri yapılmaktadır. Bu bağlamda incelenen ve
araştırılan konu, Karadeniz Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü Mimari Proje 3
öğrencileri ile birlikte ele alınarak, çağdaş cami tasarımına yönelik denemeler
yapılmış ve göz önünde bulundurulan temel kavramların ve tarihsel gelişimin,
günümüz teknolojisi ve yaşam değerleriyle yoğrulduğunda, tasarımları hangi
noktalara sürüklediği üzerinde sorgulamalara gidilmiştir. Tasarımlar
yapılırken, dini mimari, İslam dini ve mimarisi, geçmişten günümüze cami
morfolojisi ve son olarak da günümüz çağdaş cami örnekleri üzerinde
araştırmalar yapılmış; elde edilen veriler karşılıklı sorgulamalara tabi
tutulmuş, geleneksel ve çağdaş camiler arasında gerek plan–kesit–görünüş,
gerekse simgesellik ve sembolik değer bazında karşılaştırmalara ve
yorumlamalara gidilmiştir.
Yapılan tasarımların her birinde, İslam dininin temel
kavramları arasından seçilen değerlerin tasarım içerisinde form, biçimleniş,
işlevsellik ve simgesellik anlamında ele alınmasına çalışılmıştır. Örneğin,
Allah ve “vahdaniyet”, yaratıcının tek olması; “beka”, ebediyet ve ebediyete
uzanan yol; “ahiret”, cennetin ibadet mekanı üzerinde betimlenmesi; “namaz”,
beş vaktin ortaya konulması; “güzellik”, evrenin temel yaratılma sebebi ve
estetik anlayışa bağlı olarak ince değerler ile renklerin sorgulanması;
“adalet”, mekansal kurguda hiyerarşinin ortadan kaldırılması şeklinde ele
alınmış; bu kavramların tasarımlar içerisinde irdelenmesi ve kendilerine yer
bulmaları üzerinde çalışılmıştır.
Kavramsal düzeyde oldukça yoğun bir biçimde ele alınan
tasarımların, temel tasarım ilkeleri göz önünde tutularak biçimlenişe yönelmesi
üzerinde durulmuştur. Bu anlamda, Bursa Orhan Bey Camisi, Şehzade Camisi,
Süleymaniye Camisi, Nuruosmaniye Camisi, Ahmet Paşa Camisi, Edirne Eski Cami,
Edirne Üç Şerefeli Cami ve Selimiye Camisi gibi temelde geleneksel camiler
arasından seçilen örneklerle çağdaş cami mimarisi kapsamında incelenen diğer
önemli örnekler; simetri, egemenlik, ritim, denge, zıtlık, kuram, uygunluk ve
birlik anlamında incelenmiş, hazırlanan özgün tasarımların bu anlamda
yönlendirilmesine çalışılmıştır.


Sonuç
Yapılan tasarımların her birinde; günümüz teknolojisi ve
mimari kavramlarının, çağdaş sanat anlayışının, değişen toplumsal yapının, yeni
ihtiyaç ve imkanların, literatüre katılan yeni yorumların ve çağdaş cami
tasarımı adına günümüzde ortaya çıkan farklı yönelimlerin etkili olduğu ve tasarımları
şekillendirdiği görülmüştür. Buna karşılık, geleneksel camilerin, biçimlenişte
temel verileri oluşturması ve tasarımların özellikle işlevsel anlamda bu temel
veriler baz alınarak kurgulanması, cami morfolojisinde ele alınan belirli
kavramların ve mekansal oluşumların göz ardı edilmemesi gerekliliğini ortaya
koymuştur.
Cami mimarisinde sadelik ve saflığa yönelme gerekliliği,
yapılan tasarımların her birinde buluşulan ortak paydadır. Bu anlamda, karmaşık
renklerden arınarak saf olana yönelme fikri ortaya çıkmış ve tasarımlarda
genelde beyaz ağırlıklı çalışılmıştır. Işığın iç mekanı etkin bir şekilde
aydınlatması; bu anlamda, cephe organizasyonlarının saydamlık ve geçişlilik
özellikleri taşıması düşünülmüştür. Yapım üretim teknolojisinin kazanımları göz
önünde bulundurularak, duvar ve örtü elemanı konstrüksiyonlarında farklı
opsiyonlar denenmiştir. Artık işlevini yitirmiş olan minarelerin tasarımlardan
çıkarılması gerekliliğine rağmen; beş vakit namaza işaret eden “ışık kuleleri”
ve “saat” gibi kentsel bütün içerisinde nirengi özelliği gösteren yapıların,
yeni ve farklı işlevlerle birlikte soyutlanarak tasarımlarda yer almasına
çalışılmıştır. n Prof.Dr. Yalçın Yaşar, Araş.Gör. Murat Tutkun, KTÜ Mimarlık
Fakültesi Mimarlık Bölümü.
Kaynaklar:
Çakıroğlu, B., İslam Dinindeki Temel Kavramların Osmanlı
Dönemi (13.-17. yy.) Dini Mimarisine Yansımaları, Karadeniz Teknik Üniversitesi
Fen Bilimleri Enstitüsü Mimarlık Anabilim Dalı Doktora Tezi, Trabzon, 2006.
Güngör, E., Modern Kilise Yapılarında Varlık Mekan Araştırması,
Karadeniz Teknik Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Mimarlık Anabilim Dalı
Yüksek Lisans Tezi, Trabzon, 2004.
Bolak, O., “Camilerin Aydınlatılması Üzerine Bir Araştırma”,
İTÜ, no: 123.
Kuban, D., Osmanlı Dini Mimarisinde İç Mekan Teşekkülü, İTÜ Yayınları,
İstanbul, 1958.
Erzen, J.N., Mimar Sinan Estetik Bir Analiz, Şevki Vanlı
Mimarlık Vakfı, Ankara, 1996.
Aydın, A.,16. yy. Osmanlı Yapılarını Etkileyen
Bani-Sanat-Sanatçı İlişkisinin İstanbul Camileri Özelinde İncelenmesi, Yıldız
Teknik Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Mimarlık Anabilim Dalı Yüksek
Lisans Tezi, İstanbul, 2004.
Oral, M., “Çağdaş Cami Tasarımında Mimarın Yaşadığı
Güçlükler”, Mimaran, Konya Mimarlar Odası Mimarlık Kültürü Dergisi, yıl: 1,
sayı: 1, 2007.
Eyüpgiller, K.K., “Türkiye’de 20. yy. Cami Mimarisi”,
Mimarlık, sayı: 331, Eylül-Ekim 2006, s. 20-27.

