Mimarlık
Okulları Uygulama Öğretebilir mi?

Uğur Tanyeli n Hayır, öğretemez; öğretmemeli de... Her tür
mimari pratiğin öğrenilmesi, o pratiğin gerçekte de icrası için gerekli olan
özgül araçları kullanma alıştırmalarıyla mümkündür. O alıştırmalar sayesinde,
mimar adayı o belirli pratiği gerçek bir talep ortaya çıktığında da icra
edebilen bir meslek adamı olarak yetişecektir. Onun içindir ki, tasarım
öğrenmek ve öğretmek için tasarımın araçlarıyla alıştırma yapılır. Örneğin, bir
yandan kağıt, kalem, bilgisayar, software, maket vs.; öte yandan da, daha önce
yapılmış tasarımların temsilleri (basılı ya da sanal ortamdaki imgeleri)
kullanılır. Temsillerden temsiller üretilir. Tasarım tasarımlarla ve tasarlaya
tasarlaya öğrenilir. Çizim öğrenmek için çizmek gerekir. Mimar adayı gelecekte
hangi araçlarla çizecekse, çizmeyi o araçlarla çize çize öğrenir. Sadece somut
değil, soyut bilgiler de öyle öğrenilir. Teori öğrenmek demek, onun araçları
olan dili, yazıyı ve metni kullanan alıştırmalar yapmak demektir. Kuramsal
metinler okunur ve kuramsal metin denemeleri yazılır. Mimarlık tarihi öğrenmek
için, tarihi yazmak için kullanılan malzemeyle çalışılır. Yani, tarih
metinleri, toplumsal bilimler metinleri ve tabii ki tarih verileri
okunur/toplanır. Ama ardından mutlaka tarih metin(cik)leri yazılır. Tarihin
pratiği yazıyla yapılıyorsa, tarih metni yazma alıştırması olmaksızın tarih
öğrenilmez. Dolayısıyla, ezber bir tarih öğrenim aracı olamaz. Çok yalın bir
nedenle olamaz: Tarihyazım pratiği ezber aracılığıyla değil, tam aksine sürekli
metinlere başvurarak ve o başvuru metinleriyle “hesaplaşılarak” yapılır.
Hesaplaşılan metinlerse ezbere anımsanarak değil, titizlikle okunup doğrudan
nakledilerek kullanılırlar. Mimarlık tarihi budur.
Mimari uygulama pratiği de diğer pratikler gibi öğrenilir:
Kendi özgül araçlarıyla kendi özgül “medium”u üzerinde (kendi mecrasında)
yapılan alıştırmalarla... Bunun anlamı, mimar adayının bir yapıyı nasıl inşa
edeceğini de, tıpkı öteki mimari pratikler gibi, ancak inşai etkinlik yapa yapa
öğrenebileceğidir. Sorun da burada doğar. Çizerek öğrenmek için çizim
alıştırması yapılabilir; tasarlama alıştırması yaparak tasarım öğrenilebilir;
kuramsal etkinlik öğrenmek için kuramsal üretim alıştırması da yapılabilir;
ama, mimarlık okullarında inşaat yapa yapa inşaat alıştırması yapılamaz.
İşte tam bu noktada mimar adaylarına uygulama öğretmek için
onları inşaat alanında yetiştirmeyi önerdiğim sonucu çıkarılmamalı. Yaz
tatilinde bir-iki aylık uygulama etkinlikleriyle ya da şantiye stajlarıyla
öğrenilemeyenin tüm mimarlık öğretimi şantiyeye taşınarak öğrenilebileceğini
iddia etmiyorum. Anlatmaya çalıştığım şu: Uygulama/inşaat hariç tüm
(tasarımsal, kuramsal ve historiyoğrafik) mimari pratikler bir anlamda
simülasyonlarla, taklit ederek öğrenilirler. Mimarlık öğrenimi 17. yüzyıldaki
ilk mimarlık okullarından başlayarak bir taklit pratiğidir. Gerçek mimari
etkinlik taklit edilir. Ortada sanki gerçekten projelendirilecek bir ürün
varmış gibi proje yapılır. Gerçek bir kuramsal sorun üzerinde yaratıcı irdeleme
yapılıyormuş “gibi kuram yapılır”. Hakiki bir mimari historiyoğrafi konusu
çözüm bekliyormuş gibi düşünülür ya da yeni bir historiyoğrafik değerlendirme
ortaya koyarmış gibi düşünmek denenir. İnşaatınsa simülasyonu olmaz. İnşaat
eylemi taklit de edilemez. Bunu bildikleri ve görmezden gelmeye çabalamadıkları
için, ilk Alman “Technische Hochschule”lerine kadar tüm mimarlık okulları
(beaux-arts/güzel sanatlar kurumları) ders programlarında uygulama alanına
değinmezler bile. Tasarım ve teori antrenmanı yaptırırlar. Uygulamanın
mezuniyetten sonra kendi pratiği içinde öğrenileceğini varsayarlar. Zaten
1930’lara kadar, hemen her ülkede mimarlık öğrenmek için ille okula gitmeye de
gerek yoktur. Bir mimarın yanında simülasyon ya da taklit niteliğinde olmayan,
gerçek pratiğin tam içinde doğrudan yapa yapa öğrenmek de mümkündür.
Le Corbusier, Mies van der Rohe, Wright mimarlığı okulda
değil, böyle öğrenirler. Onun için onlara ve benzerlerine uygulamayı öğretmek
diye ayrı bir sorun yoktur. Geç 1920’lerden başlayarak Türkiye’ye de taşınan
Alman Technische Hochschule sistemiyse, uygulamayı “Yapı” (Baukonstruktion)
dersi kapsamında öğretmeyi amaçlar. Başka bir anlatımla, uygulamanın tasarımın
araçlarıyla ve onun mecrasında, yani tasarım temsillerinin yeniden üretme alıştırmalarıyla
öğrenilmesini öngörür. İnşaatın yapı ve uygulama projeleri çizdirilerek
öğretilebileceği düşünülür. Basit projeler sözkonusuysa, meslek yaşamı içinde
bu bir sorun da çıkarmaz. Daha karmaşık ve büyük projelerdeyse, uygulama
sorunları inşaatı şantiyede ve büro pratiği içinde öğrenenler tarafından
çözülür. Herkesin kolayca tahmin edeceği gibi, 1880’lerden itibaren hiçbir
Amerikan gökdeleninin uygulaması mimarlık okulu bilgileriyle yapılmamıştır.
Onların uygulama bilgisini proje ve diğer teknik hizmet büroları ile büyük
müteahhitlik şirketleri üretir ve taşırlar (çalışanlarına öğretirler); okullar
değil.
Çok basit bir nedenle bu böyledir: Dünyanın hiçbir mimarlık
okulunda, çok sayıda ayrı uzmanın katıldığı giderek karmaşıklaşan ve sürekli
değişen uygulama/inşa etme bilgisine derinlikli olarak sahip olan yoktur;
olması da gerekmez. Çünkü, bu bilgi de kendi özgül pratiği içinde çalışarak
üretilir. Okullardaki öğretim üyeleri tasarımcı, hatta büro sahibi olsalar da,
inşai pratiğin içinde olamayacakları için, inşai pratiği ancak kabaca bilirler.
Uygulama alıştırması yaptırabilmek için yapabileceklerinin maksimumu, okulda
iyi bir proje/tasarım bürosu simülasyonu ortamı yaratmakla sınırlı olabilir.
Öğrenciye, tasarım ve projelendirmenin başka uzmanlara kapsamlı uygulama
direktifleri verecek teknik belgeleri hazırlama işi olduğunu gösterebilirler.
Onlara, mimari üretimin zemininin diğer pek çok uzmanlıkla paylaşılan bir ortak
uzlaşı zemini olduğunu öğretebilirler. Ya da artık hemen her ülkede olduğu
gibi, uygulamanın ve onun önhazırlık evrelerinin mezuniyet sonrasındaki birkaç
yıllık zorunlu staj devresinde yapa yapa öğrenilmesini beklerler.
Özetle, okullar öğretebileceklerini öğretmeli, tasarım,
kuram ve tarih üçlüsüne ağırlık vermelidirler. Çünkü sadece onların
pratiklerinin simülasyonunu yapma olanağı vardır. Nasıl ki, hiçbir okul mimar
adaylarına iş ve müşteri bulma ve onu ikna etme yöntemleri öğretmiyorsa,
öğretemiyorsa ve öğretmesi de gerekmiyorsa, bir gün gelecek, uygulama bilgisi
öğretme iddialarını da tüm okullar terk edecektir. Kısacası, burada uygulamanın
mimarlıkta çok çok önemli olduğu inkar edilmiyor. Anlatılmak istenen, mimarlık
okullarının mimarlık için hayati önemde sayısız şeyi öğretmediği ve
öğretemeyeceği gerçeğidir. Mimarlık hala ve her yerde büyük oranda okulun
dışında öğrenilir; yani, yapıldığı yerde... n Uğur Tanyeli.