Arredamento’nun
200. Sayısı ya da
Arredamento
Nedir?
Uğur Tanyeli n Bu sayı Arredamento’nun 200. sayısı.
Türkiye’de giderek gelenekselleşen (ama, Birinci Geleneksel ... Festivali gibi
gelenekselleşen) bir kutlama alışkanlığı doğdu. Dergiler, gazeteler yaşamayı
başarabildikleri için kendi kendilerini kutluyorlar.
Ya da belki kutsuyorlar demek daha doğru olur. Kutsuyorlar;
çünkü, o meşhur deyişteki gibi “büyüsü bozulan bir dünya”da ve kutsallıkları
tüketen bir çağda kendilerini merkez alan küçük bir kutsallık odağı, minik bir
kült yaratmaya çabalıyorlar. Süreli yayınların yayınlanmakta devam etmesinin
bile başlıbaşına yüce bir marifet, sadece ölmemenin bile bir azizlik mertebesi
olduğu Türk yayın dünyasında bu herhalde doğal. Yalnızca bu bile o periyodiği bir
kült nesnesine dönüştürmeye yeter. Ancak, Arredamento’nun bu kervana
katılmayacağı açık. Dünyada
100. yılını doldurmuş mimarlık dergileri varken,
Arredamento’yu 18 yıldır yayınlanıyor diye kutsamak en azından anlamlı değil.
O nedenle, bir 200. sayı dosyası yapmadık. Bir kutlama
girişimimiz de yok. Olsa olsa, bu fırsatı 200 sayıya kimlik veren, homojenliği
sağlayan “bir Arredamento çizgisi var mı” diye sormak için kullanabiliriz.
Bir Arredamento çizgisinin varolup olmadığını üzerinden
zaman geçtikten sonra dışarıdan gözlemleyenler daha iyi yanıtlayabilir. Benim
sorumsa, daha çok böyle bir çizgi oluşturma niyetinin bulunup bulunmadığına
yönelik olacak. Bir dergiye çizgisini verenin “iyi” makale ve “iyi” tasarımları
ardarda dizmek olmadığını biliyoruz. Birincisini akademik dergiler amaçlar.
Onların çoğu zaman içerik sınırlarını çizen bir konu başlıkları vardır. O konu
başlığına uygun ve kalite bağlamında kabul edilebilir makaleleri seçer,
yayınlarlar. “İyi” tasarımları sunmayı hedef seçenlerse, daha çok popüler
dergilerdir. Onlar tasarım avcılığı yaparlar, ele geçirdikleri tasarımları
herkesten önce basmak için atlatmalara başvururlar. Haberi herkesten önce
duyurmak olağan bir gazetecilik yaklaşımıdır. Tasarımsa popüler
mimarlık-tasarım dergiciliğinde haberin ta kendisidir.
Arredamento her iki yaklaşımı da uygulamıyor. Onlardan
farklı bir üçüncü yol izliyor. O yol, mimarlık ve tasarımda avangart
yaklaşımlar üretmenin iyice imkansız hale geldiği bir evrede gidilebilecek
belki tek yol. Her gün yeni bir mimarlık yordamı ve önerisini gündeme getirmek
ve devrimsel rol oynadığını savlamak olanaksız hale geleli beri, sukünet değil,
tam aksine sansasyonel hareket kazanan tasarım dünyasında, magaziner olmadan
söz söylemek ancak bu biçimde mümkündür. Öncülük ve toplumsal önderlik rolleri
oynamayı bırakan –çünkü, bu rolleri oynama olanakları ortadan kalkan– tasarım
evreni, bu kez de geniş bir boş görüntü üretimine yönelmiştir. Başka bir
deyişle, tasarımın, avangardizmin sağladığı olanaklarla bir zamanlar tasarımsal
iddialar, bugünse marka ve model üretmekte olduğu söylenebilir. O halde,
haberlerini avangart iddiaları sunmak ve tartışmak gibi başlıklarda vareden bir
dergicilik için artık şans yoktur. Ortama yeni kurallar koymakla meşgul,
angajmanları olan bir yayımcılığın zemini çoktan kayganlaşmıştır. Türkiye’de bu
doğrultuda rol oynama iddiasında bulunan, mimari kimlikli olan ve olmayan çok
yayın organı varsa da, kamusal alana çoğunluğun yararına düzen getirme
iddialarıyla yürütülen totaliter, önderlikçi entelektüel misyonlar artık mümkün
gözükmez. Öyleyse, şimdi ne yapılabilir?
Örneğin, Arredamento’nun yaptığı yapılabilir: Giderek
çoğullaşan farklı toplumsal pratikler, farklı yaklaşımlar, farklı kültürel
pozisyonlar arasında iletişimi sağlayan bir aracı rolü oynanabilir. Sadece
tasarım alanının içişleri sorunlarına gömülmek yerine, dergi, toplumbilimden
tarihyazımına, politikadan fotoğrafa, müzeolojiden edebiyata pek çok alanda
dile getirilen ifadeleri, Bauman’ın deyişiyle, birbirine “tercüme edebilir”.
Bunların birbirleriyle konuşabilmesi, birinde üretilenin ötekinde duyulması,
daha önemlisi, her birinin gözünden ötekilere bakılabilmesi için bilinçli bir
mecra olmayı hedefler. Sınırlar çizip, pratiklerin alanlarını titizlikle
saptayan ve sonra da disipline etmeye kalkışan bir “çokbilmişlik” göstermez.
Aksine, sınırlar yıkar, ufuk açar, disipline eden değil, özgürleştiren bir
yaklaşımı öngörür. Arabuluculuk etmez; aracılık eder. Kurallar dayatmak
isteyenlere değil, yorumlamak isteyenlere kucak açar. Yani, ortama, tüm bilgi
alanlarına ve yaklaşımlarına eleştirel bir mesafeden bakar. Mahkum etmek
isteyenlerin değil, anlamak isteyenlerin mecrası olur.
Bütün bunları yaparken kaçınılmaz olan, yalnızca Türkiye’ye,
sorunlarına, dertlerine, kaygılarına odaklanma ısrarını bilinçli olarak
terketmektir. Özetle, kendi gündelik paranoyalarıyla aşırı meşgul bir ortamdan
itinayla uzak durmaya çalışmaktadır Arredamento. İçe kapanma öneren hiçbir
yaklaşıma, Türkiye’yi yalnızca kendisine benzer sanan hiçbir yalıtımcı
kültüralist tavra Arredamento’da yer verilmeyişi bundandır. Dışarıda çok daha
şenlikli bir dünya olduğunu göstermek değildir bunu yapmaktan maksat. Burada
yaşayanlara iç ferahlatıcı estetik görüntüler sunmak hiç değildir. Amaç, bir
kez daha farklı disiplinler, kültürel pozisyonlar, tavırlar, yerler, uygarlıklar
vs. arasında konuşmayı, anlaşmayı mümkün kılmaktır. Onun zemini olmaktır.
Türkiye’den sadece Türkiye –ve o da ancak tek bir yaklaşımla– konuşulabilir
sananlara, Türkiye’den bakılınca başka yerler, başka gerçeklikler görmenin
mümkün olduğu anlatılmaya uğraşılmaktadır. Dışa kapanma, yalıtılma, kendi
yağıyla kavrulma iradesi olağanüstü güçlü, kültürel kimliğini yitirme korkusu
patetik ölçekli olan bir ülkede bu zor bir iştir. Ama, aynı oranda verimlidir
de... n Uğur Tanyeli.