25 Mayıs 2012 Cuma
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Önderlik Estetiği ve Sefaleti

    

Uğur Tanyeli n Statik bir tasavvurun içinden bakanlar, kültürün gündelik yaşam pratiklerinin üstünde yüce bir değerler bütünü olduğuna, onun bir ulusa, gruba, kente, alana vs.ye kimliğini verdiğine inanırlar. Böyle düşünenler için insan ve toplum “kültüre maruz kalır”. İnsan ve toplum sanki kültürün nesnesidir. Kültürü her gün gündelik yaşam pratikleri içinde amaçlayarak ya da amaçlamayarak üretenler, yani kültürün öznesi olanlar onlar değildir adeta. İnsanların ve toplumların sadece kültürü edinip, onunla aydınlandıklarını, kimliklendiklerini, yüceldiklerini düşünür bu statik tasavvur sahipleri. İnsanın ve toplumun edilgin biçimde bekleyip, kendisine sunulan kültürü bir sünger gibi emdiğini sanırlar. Böyleleri iyi niyetlidirler de. İnsanlara iyi şeyler verilmesi gerektiğini, iyi şeyleri, fikirleri ve çevreleri onlara sunmanın görevleri olduğunu düşünürler. Toplum, kendi zihniyle düşünemeyen bir çocuk gibi tahayyül edilir. Ne var ki, kendisini yüce bir baba ya da çocuklarının bilmediklerini onlara her nasıl olursa olsun öğretmeye yazgılı bir hoca gibi düşleyenlerin, böyle bir çocuğun varolamayacağını kavraması da olanaksızdır. Onlar ille de öğretecekler, bilmeyenlere bildirip, onları yola getireceklerdir. Böyleleri için en geniş anlamda kamusal alan, fiziksel anlamdaysa kentsel mekan, bir dershanedir; orada öncelikle öğretim yapılır. Orası aynı zamanda bir temsil alanıdır; öğretilecekler, eğitilecek olanlara orada çeşitli araçlarla gösterilir, temsil edilirler. Kültürün nesnesi olan bu edilgen insanlarsa terbiyeli terbiyeli temsilleri izlemeli, ders almalı, öğrenmeli ve hallerine şükretmelidirler. Baba, hoca, önder, başkan, belediye başkanı vs. onların yerine düşünmüştür, düşünmektedir ve düşünecektir.

 

Estetik tercihler alanında da aynen böyle olur. Düşünen adam –aklı sıra– düşünmeyen çoğunluğun yerine düşünür. Estetik bilmez çoğunluğa estetik sunar. İdeolojik açıdan bilinçsiz çoğunluğu bilinçlendirir. Tarihten habersiz olanlara tarihsellik anlatır. Bu totaliter ve statik kültür tasavvuruna sahip olanlar için zaten iktidar demek, bilmeyeni eğitmek, anlamayana anlatmak demektir. Türkiye’de bu tavır her yerde gündeme gelir ama yerel yönetimler ölçeğinde şahikalarını yaratır. Çünkü amaçlanan sahne hazırdır; temsiller için kullanılacak bir kentsel mekan mevcuttur. Elde eğitilmeyi, adam edilmeyi beklediği varsayılan koca bir kentli kitle de vardır. Belediye yönetimi artık kendi temsilini sahneye koyabilir. Örneğin, İstanbul’da olduğu gibi kentlilere Osmanlı kökenlerini hatırlatmaya, tarihsellik sergilemeye koyulur. Gider Süleymaniye’de sözde Osmanlı mahallesi inşa etmeye başlar. Böylece hepimiz yeryüzünün en önemli tarihsel kentinde yaşamıyormuşuz gibi tarihsellikle tanıştırılırız. Laleyi unutmuş olduğumuz bilgisinden hareketle, bize lalelerle bezeli caddeler gösterilir. Yüce kültür değerlerimizden biri olan “laleye maruz bırakılmamız” için hiçbir fedakarlıktan kaçınılmaz. Öğrenmemiz gerekeni öğreten bir otorite vardır çünkü. Süleymaniye mahallesinde olduğu gibi mimari uzmanlık desteği de alarak bizi tarihle terbiye etmeye koyulur o otorite. “Uzmanlar”, erken

20. yüzyılın Pervititch haritalarına baka baka bize tarihimizle tanışacağımız sokakları tasarlarlar. O totaliter hoca, öğretici ve bilinçlendirici önder tavrı sayesinde bir an bile iyice saçmaladıklarını düşünmezler.

 

Bu statik –dolayısıyla eğiticilik kisvesi altında buyurgan– kültür tasavvuru tabii ki sadece belirli bir partiye ya da kişiye özgü değil. Kentsel mekandaki eğitici temsiller İstanbul’da başka, diyelim Eskişehir’de başka bir siyasal görüş çerçevesinde sahneye konurlar. Birbirine taban tabana zıt gözükenler aslında aynı köhne kültürel tahayyülün sahipleridirler. Farkları kuşkusuz vardır. Bize öğretmek, belletmek, anlatmak istedikleri şeyler değişir; ama onların bilen, bizim de onların kültür, estetik ve fikir bombardımanına maruz kalan edilgen kentliler olma durumumuz değişmez. İstanbul’da tarihimizi, tarihsel değerlerimizi öğreten varsa, Eskişehir’de bize Batı kenti estetiği anlatan hocamız görev başındadır. İstanbul’da sahne, zırva sözde Osmanlı mahalleleri inşa ederek dolduruluyorsa, Eskişehir’de aynı oranda zırva sözde Batı kenti meydan ve mekanlarıyla doldurulur. Kentin köprülerine gülünç eklektik dökme demir korkuluklar takılır. Gülünç meydan heykelleri Orta Avrupa imajları yaratmak için havuzların çevresine yerleştirilir. Saçma tarihselci köprüler yapılır. Bunlar da yetmez; komik tarihselci ama çok Avrupai aydınlatma direklerinin üzerine belediye başkanının adının başharfleri (YB) yerleştirilir. Başkanın adı Yılmaz Büyükerşen’dir de...

 

Gelgelelim, bugünün dünyasında öğreten, eğiten bir otorite; babanın, hocanın, bilen adamın, önderin parodisi olmaktan öteye gitmez. Süleymaniye mahallesi inşa edip planlayana güler geçeriz. Osmanlı’nın bahçe ve saksı bitkisi laleyi cadde ve otoyollara saçana gülmekle kalmaz, kamu kaynaklarını heba ettiği için bir de kızarız. Eskişehir’de bir Orta Anadolu kentini Orta Avrupa kentine benzetmeye kalkıp, bize Batı estetiği temsilleri sunan başkana da güleriz. Ama ne yazık ki gülmekle kalmayız: Adının başharflerini görünce, bize Bonapartist bir önderlik kavrayışını bu denli iyi anlattığı ve kendi konumunu bu denli iyi saptadığı için teşekkür de ederiz. Öyle ya, Napoleon da Paris’te yaptırdıklarına kendi adının başharfini kazıtmıyor muydu? Toplum üstü bir önderlik ve yol göstericilik tahayyülünü bundan iyi ifade

eden ne var? 

 

Gelelim kıssadan hisseye: Kültürün ve estetiğin bu statik ve otoriter tasavvuru Türkiye’de –ne yazık ki– hiçbir partinin tekelinde değildir. Aynı gemiye binenler aksini iddia etseler de, aynı yöne gitmek zorundadırlar. Bu tasavvuru değiştirmedikçe sadece geminin içinde çeşitli yönlere koşarak boşuna terlerler. Önce zihinlerindeki otorite kavramını, ardından kültür ve estetiğin edilgen duran her şeye, insana, kente takılabilir olduğu fikrini silmelidirler. İşte ancak o zaman, kendi kafalarındaki doğruyu ortama empoze etmek yerine, gerçek bir yerel yönetimin yapması gerekenleri yapmaya başlayabilirler. Kente estetik, tarih, Osmanlılık, Batılılık –her neyse artık– takmaya kalkmaz, işlerini yaparlar. n Uğur Tanyeli.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


67888 - unknown - 38.107.179.238