|
Önderlik
Estetiği ve Sefaleti
Uğur Tanyeli n Statik bir tasavvurun içinden bakanlar,
kültürün gündelik yaşam pratiklerinin üstünde yüce bir değerler bütünü
olduğuna, onun bir ulusa, gruba, kente, alana vs.ye kimliğini verdiğine
inanırlar. Böyle düşünenler için insan ve toplum “kültüre maruz kalır”. İnsan
ve toplum sanki kültürün nesnesidir. Kültürü her gün gündelik yaşam pratikleri
içinde amaçlayarak ya da amaçlamayarak üretenler, yani kültürün öznesi olanlar
onlar değildir adeta. İnsanların ve toplumların sadece kültürü edinip, onunla
aydınlandıklarını, kimliklendiklerini, yüceldiklerini düşünür bu statik
tasavvur sahipleri. İnsanın ve toplumun edilgin biçimde bekleyip, kendisine
sunulan kültürü bir sünger gibi emdiğini sanırlar. Böyleleri iyi niyetlidirler
de. İnsanlara iyi şeyler verilmesi gerektiğini, iyi şeyleri, fikirleri ve
çevreleri onlara sunmanın görevleri olduğunu düşünürler. Toplum, kendi zihniyle
düşünemeyen bir çocuk gibi tahayyül edilir. Ne var ki, kendisini yüce bir baba
ya da çocuklarının bilmediklerini onlara her nasıl olursa olsun öğretmeye
yazgılı bir hoca gibi düşleyenlerin, böyle bir çocuğun varolamayacağını
kavraması da olanaksızdır. Onlar ille de öğretecekler, bilmeyenlere bildirip,
onları yola getireceklerdir. Böyleleri için en geniş anlamda kamusal alan,
fiziksel anlamdaysa kentsel mekan, bir dershanedir; orada öncelikle öğretim
yapılır. Orası aynı zamanda bir temsil alanıdır; öğretilecekler, eğitilecek
olanlara orada çeşitli araçlarla gösterilir, temsil edilirler. Kültürün nesnesi
olan bu edilgen insanlarsa terbiyeli terbiyeli temsilleri izlemeli, ders
almalı, öğrenmeli ve hallerine şükretmelidirler. Baba, hoca, önder, başkan,
belediye başkanı vs. onların yerine düşünmüştür, düşünmektedir ve düşünecektir.
Estetik tercihler alanında da aynen böyle olur. Düşünen adam
–aklı sıra– düşünmeyen çoğunluğun yerine düşünür. Estetik bilmez çoğunluğa
estetik sunar. İdeolojik açıdan bilinçsiz çoğunluğu bilinçlendirir. Tarihten
habersiz olanlara tarihsellik anlatır. Bu totaliter ve statik kültür tasavvuruna
sahip olanlar için zaten iktidar demek, bilmeyeni eğitmek, anlamayana anlatmak
demektir. Türkiye’de bu tavır her yerde gündeme gelir ama yerel yönetimler
ölçeğinde şahikalarını yaratır. Çünkü amaçlanan sahne hazırdır; temsiller için
kullanılacak bir kentsel mekan mevcuttur. Elde eğitilmeyi, adam edilmeyi
beklediği varsayılan koca bir kentli kitle de vardır. Belediye yönetimi artık
kendi temsilini sahneye koyabilir. Örneğin, İstanbul’da olduğu gibi kentlilere
Osmanlı kökenlerini hatırlatmaya, tarihsellik sergilemeye koyulur. Gider
Süleymaniye’de sözde Osmanlı mahallesi inşa etmeye başlar. Böylece hepimiz
yeryüzünün en önemli tarihsel kentinde yaşamıyormuşuz gibi tarihsellikle
tanıştırılırız. Laleyi unutmuş olduğumuz bilgisinden hareketle, bize lalelerle
bezeli caddeler gösterilir. Yüce kültür değerlerimizden biri olan “laleye maruz
bırakılmamız” için hiçbir fedakarlıktan kaçınılmaz. Öğrenmemiz gerekeni öğreten
bir otorite vardır çünkü. Süleymaniye mahallesinde olduğu gibi mimari uzmanlık
desteği de alarak bizi tarihle terbiye etmeye koyulur o otorite. “Uzmanlar”,
erken
20. yüzyılın Pervititch haritalarına baka baka bize
tarihimizle tanışacağımız sokakları tasarlarlar. O totaliter hoca, öğretici ve
bilinçlendirici önder tavrı sayesinde bir an bile iyice saçmaladıklarını
düşünmezler.
Bu statik –dolayısıyla eğiticilik kisvesi altında buyurgan–
kültür tasavvuru tabii ki sadece belirli bir partiye ya da kişiye özgü değil.
Kentsel mekandaki eğitici temsiller İstanbul’da başka, diyelim Eskişehir’de
başka bir siyasal görüş çerçevesinde sahneye konurlar. Birbirine taban tabana
zıt gözükenler aslında aynı köhne kültürel tahayyülün sahipleridirler. Farkları
kuşkusuz vardır. Bize öğretmek, belletmek, anlatmak istedikleri şeyler değişir;
ama onların bilen, bizim de onların kültür, estetik ve fikir bombardımanına
maruz kalan edilgen kentliler olma durumumuz değişmez. İstanbul’da tarihimizi,
tarihsel değerlerimizi öğreten varsa, Eskişehir’de bize Batı kenti estetiği
anlatan hocamız görev başındadır. İstanbul’da sahne, zırva sözde Osmanlı
mahalleleri inşa ederek dolduruluyorsa, Eskişehir’de aynı oranda zırva sözde
Batı kenti meydan ve mekanlarıyla doldurulur. Kentin köprülerine gülünç
eklektik dökme demir korkuluklar takılır. Gülünç meydan heykelleri Orta Avrupa
imajları yaratmak için havuzların çevresine yerleştirilir. Saçma tarihselci
köprüler yapılır. Bunlar da yetmez; komik tarihselci ama çok Avrupai aydınlatma
direklerinin üzerine belediye başkanının adının başharfleri (YB) yerleştirilir.
Başkanın adı Yılmaz Büyükerşen’dir de...
Gelgelelim, bugünün dünyasında öğreten, eğiten bir otorite;
babanın, hocanın, bilen adamın, önderin parodisi olmaktan öteye gitmez.
Süleymaniye mahallesi inşa edip planlayana güler geçeriz. Osmanlı’nın bahçe ve
saksı bitkisi laleyi cadde ve otoyollara saçana gülmekle kalmaz, kamu
kaynaklarını heba ettiği için bir de kızarız. Eskişehir’de bir Orta Anadolu
kentini Orta Avrupa kentine benzetmeye kalkıp, bize Batı estetiği temsilleri
sunan başkana da güleriz. Ama ne yazık ki gülmekle kalmayız: Adının
başharflerini görünce, bize Bonapartist bir önderlik kavrayışını bu denli iyi
anlattığı ve kendi konumunu bu denli iyi saptadığı için teşekkür de ederiz.
Öyle ya, Napoleon da Paris’te yaptırdıklarına kendi adının başharfini
kazıtmıyor muydu? Toplum üstü bir önderlik ve yol göstericilik tahayyülünü
bundan iyi ifade
eden ne var?
Gelelim kıssadan hisseye: Kültürün ve estetiğin bu statik ve
otoriter tasavvuru Türkiye’de –ne yazık ki– hiçbir partinin tekelinde değildir.
Aynı gemiye binenler aksini iddia etseler de, aynı yöne gitmek zorundadırlar.
Bu tasavvuru değiştirmedikçe sadece geminin içinde çeşitli yönlere koşarak
boşuna terlerler. Önce zihinlerindeki otorite kavramını, ardından kültür ve
estetiğin edilgen duran her şeye, insana, kente takılabilir olduğu fikrini
silmelidirler. İşte ancak o zaman, kendi kafalarındaki doğruyu ortama empoze
etmek yerine, gerçek bir yerel yönetimin yapması gerekenleri yapmaya
başlayabilirler. Kente estetik, tarih, Osmanlılık, Batılılık –her neyse artık–
takmaya kalkmaz, işlerini yaparlar. n Uğur Tanyeli.
|
|