Homomonument’ten Her Tür
Anıta...

Üstte Homomonument, altta anıtın köşesi ve açıkhava
tuvaleti yanyana (Fotoğraflar: Uğur Tanyeli).
Uğur Tanyeli Amsterdam’da Keizersgracht adlı kanal üzerinde
Homomonument adında bir anıt var. Yapım gerekçesi, yanına konmuş levhada da açıklanıyor.
Yüzyıllar boyunca eşcinsellere yöneltilen olumsuz davranışlar, aşağılamalar,
suçlamalar için bir hatırlatma ve özür dileme simgesi bu anıt. Hiçkimsenin bu
gerekçelerin anlamlı olmadığını söyleyecek hali yok. Geçmiştekiler bir yana,
bugün de dünyanın pek çok yerinde cinsel tercihleri ve/veya kimlikleri
nedeniyle insanlar zarar görebiliyor, hatta yaşamlarını yitirebiliyor. Kısacası,
gerekçeye ikna olabiliyoruz. Ama yine de modern anıt ve anma strüktürlerinin kısa
tarihinin geldiği bu aşama üzerinde düşünmek yararlı olacak. Burada belki de yaşamsal
gözlem, her anıtın bir başka anıtı tetikliyor oluşu. Neredeyse her gün anıtı
yapılması gerekli yeni bir başlık keşfediyoruz. Tarih kitabını ya da toplumsal
belleği kurcalayınca, şu veya bu biçimde acılı, önemli, utanç verici olan o
kadar fazla olay bulmak mümkün ki, her köşe başını anıtla doldursak yine de
yetmeyecekmiş gibi gözükür. Ancak, böyle yapmıyoruz. Her sokak ve meydan anıtlarla
dolup taşmıyor. Doğal olarak seçimler, tercihler yapılıyor. Ne var ki sonuçta
gelinen yer hep şurası: Sürekli olarak “siyaseten doğru” olanı yapma kaygısı
samimiyetsizlik noktasına dek gelip dayanıyor. Çünkü gerekçeleri haklı olsa da,
anıtı yapılan konu, olgu, olay vs. aslında anımsatılması en az rahatsızlık
veren veya anımsanması siyasal açıdan en karlı olan konu oluyor. Mesele, bunun
ne kadar doğru olduğuna karar verme meselesi.
Tekrar Homomonument’e dönünce, sözgelimi, bugün Hollanda’da
ayrımcılıktan eşcinsellere nazaran çok daha fazla acı çeken grupların varlığı
akla geliyor. Eşcinsellerin acılarının artık tarih olduğu bu ülkede “yabancılar”ın
acıları güncel bir gerçek. Daha geçen ay Kur’an’ın yasaklanmasını ciddi ciddi
öneren politik görüşlerin üretilebildiği bir yerde ayrımcılığın lanetlenmesi ne
anlama geliyor? Ya da eşcinsellerin çektiklerini anımsatan bu ülkede eski
Hollanda sömürgeciliğinin anılarını çağrıştıran bir anıt niye yok? Unutmayalım
ki, bu çok insansever, insani değerler ve haklar savunucusu ülkenin yakın geçmişi
de –kimseninkinin olmadığı gibi– tertemiz değil. Daha 1930’larda bile, Hollanda
sömürgesi Endonezya’da yerlilerin ortaokuldan daha ileri öğrenim görmesi resmen
yasaktı. Şimdi buna da bir anıt dikip, Endonezyalılar’a kültürel alanda
kaybettirilen yüzyıllar anımsatılmalı mı? Bu sorunun yanıtı, “onu yapmıyorsak,
o zaman eşcinsellerin acılarını da mı anımsamayalım” biçimindeki yeni bir soru
değil.
Yanıt vermektense, yeni bir soru sormak gerekiyor: Ciddi anımsama
yanlışları yapıyor muyuz? Daha da önemlisi, çağdaş dünyada ciddi anımsama yanlışları
yapmamak mümkün mü? Dolayısıyla, toplumsal olarak anma ve anımsamanın tuzaklarına
sürekli düşeceksek, anıtlar yapmaktan mı vazgeçelim?
Anıtlar yapmaktan tümüyle vazgeçmesek de –ki bu kadar
radikal olmanın sevimsizliğine işaret edilebilir– anıtın bir tehdit ve gözdağı,
hatta pişmanlık aracı olma niteliğini ortadan kaldırmayı deneyebiliriz. Suçlama
ve suçluluk beyan eden hemen her anıtın bunun tam aksine yol açtığı aşikar.
Böyle olmadığında da mesajının alınmadığı, kanıksandığı kesin gibi. Sözgelimi,
Amsterdam’da bir zamanlar eşcinsellere kötü davranıldığını anımsayıp bundan
anlam, ders ya da “kıssadan hisse” çıkaracak bir çağdaş insan mı var? Bu
sorunun çoktan aşıldığı bir kentte ve coğrafyada “Homomonument” bize ne
söylüyor? Hiçbir şey. Kimse mesajı ya da uyarıyı üstüne alınmadığında, anıt
neye yarar? Oysa güncel yabancı düşmanlığıyla ve dinsel önyargılarla mücadele
öneren bir anıt birşeyler söyleyebilirdi. Ancak, öyle bir anıtın yapılamayacağı
da besbelli. Çünkü her uyarı anıtı, ancak mesajını kimse üstüne alınmıyorsa
varlık kazanabiliyor. Örneğin, Almanya’nın her köşesini dolduran soykırım anıtlarının
hangi Alman tarafından ciddiye alındığını sormak gerekir. Oradaki mesaj çoktan
mahkum edilmiş ve gömülmüş Nasyonal Sosyalist rejime yönelik olduğu veya öyle
algılandığı için o anıtlara tahammül ediliyor. Hiçbir toplum doğrudan güncel
göndermesi olan bir “göze sokulmuş parmağa” katlanamaz, katlanamıyor. Dolayısıyla,
yapılması daima toplumsal mutabakat gerektirdiği için, “göze parmak” anıtları
yapmak sözkonusu olmaz. Yani, mesajını, uyarısını yakın çevredeki kimsenin
üzerine alınmayacağı anıtlar yapmak anmaların en güzeli! Anmanın ve anıtın
açmazı da bu. O yüzden, Fransa’da bir Cezayir halkına yapılanları anma anıtı
veya Britanya’da 1857 Büyük Hint Ayaklanması’nı bastıran ordunun yaptıklarını kınama
anıtı yok. Olması gerektiğini söylemek istemiyorum. Hiçbir toplum mazoşist değildir.
Tarihteki olumsuzlukları ancak onlardan rahatsızlık duymadığı zaman anımsamaya
katlanabilir. Ne var ki, o zaman da onları anımsamasına zaten gerek kalmamıştır.
Tarihle hesaplaşma öneren herkese söylenebilecek olan şu:
Tarihle hesaplaşma yeni tarih kitaplarında yeni tarihler yazarak yapılabilir.
Anıt inşa ederek değil… O yeni tarih kitapları, yeni tarihler bir gerçeği yeni
bir biçimde yazarak, anlatarak önce çok acıtsa da olağanlaştırdıktan sonra,
anmanın acıtmayan dozundan herkes payına düşeni alabilir. Özetle, artık o
konuda anıt yapabilir. İşte o zaman gerçek acıları duymaya katlanamayanlar,
filmdeki kahramanların kurmaca acıları için rahatça koltuklarında ağlayabilirler.
Ama ne öyle bir ağlantısal filmi ciddiye alırız, ne öyle gerekçelerle ağlayanın
duyarlılığına inanırız, ne de böyle ağlamalardan alacak bir mesajımız vardır.
Siyaseten doğru olan, ender olarak doğrudur. Acılarla yüzleşmek
simgeler aracılığıyla olmaz. Bunu yapmak için acı çekeni anlamak, acı çekenle
empatik bütünlük kurmak gerekir. Yani anıt yapmanın tam aksine ihtiyaç duyarız,
duymalıyız. Simgeyi kırıp, anıtı yıkıp, acının toplumsal alanına girmek, güncel
sorunların mağdurlarıyla duygudaşlık yapmak zorundayız özetle. Bunu yapmaya
bile gerek kalmadığında, sonuç Amsterdam’daki Homomonument gibi olur: Önce koca
bir anıt yapar, sonra da hemen yanına bir ürinuar (açıkhava tuvaleti) yerleştirir,
ona asgari düzeyde saygı bile göstermezsiniz. Veya daha kötüsü, kendi
kendinizle ve anıtınızla için için dalga geçersiniz. n Uğur Tanyeli.
