25 Mayıs 2012 Cuma
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Meçhulün Kerameti:Banksy

 

 

Graffiti deyince son zamanlarda akla ilk gelen adlardan biri de Banksy. Asi sokak sanatının önemli üreticilerinden biri olan ve suratını bir maske ardında gizlemesiyle de sansasyonel olan biri o.

 

Orhan Cem Çetin, Murat Germen n Yaşamla bütünleşik bir sanat ve kültür ifadesi sayabileceğimiz graffiti; kenti bir tuval olarak gören ve dur durak bilmeden bu sınırları olmayan tuval üzerinde iş üretenlerin yarattığı bir eylem olmak dolayısı ile son zamanların en etkili ve önemli halk sanatı. Sanatın galeriler, küratörler, kurumlar vasıtası ile ister istemez ortaya çıkan dışlayıcılığı graffitide sözkonusu olamıyor neyse ki. Herkes kabiliyeti olduğu sürece graffiti yapabilir ve niyeti olan herkes de günün herhangi bir saatinde bu ifadenin dinleyicisi, seyircisi olabilir; bu gerçekten hayli özgür bir ortam yaratıyor ve aslında gerçek demokratik ortam olan interneti anımsatıyor insana. İnternetten farklı olarak graffiti çoğunlukla illegal bir eylem olarak algılanmaya devam ettiği için, gerçekleştirilmesi konusunda zaman kısıtları ortaya çıkıyor. Bunu aşmak için sprey boya ve boyanın yüzeye çabucak uygulanabilmesi için önceden hazırlanmış bir şablon (stencil) gereksinimi oluyor genellikle. Çeşitli şablonlara dayanılarak inşa edilmiş ve şikayetçi olduğumuz mevcut yaşam biçiminin eleştirisinin gene bir şablon aracılığı ile ifadeye dökülmesi de kendi içinde kaydadeğer bir ironi olarak göze çarpıyor.

 

Graffiti deyince son zamanlarda akla ilk gelen isim Banksy. Asi sokak sanatının önemli isimlerinden olan Banksy’nin graffiti hakkında ne düşündüğünü aktararak takip edecek metinlere zemin hazırlamakta fayda var: “Graffitinin bencilce, çirkin olduğunu ve işe yaramaz, boktan bir ün peşinde olan insanların eylemi olduğunu söyleyebilirsiniz. Bu ifade şayet doğruysa graffiticilerin de bu lanet ülkedeki herkes gibi olmasındandır. Graffiticilerin sanat dünyasında tutunamayan ve hüsrana uğramış “çiziktiriciler” olduğu gibi bazı söylemler vardır ama konu tabi ki hiç bu değil. Dışarıda olmak her halükarda daha iyidir. Otobüs durakları sanat işlerine ev sahipliği yapmak konusunda müzelerden çok daha ilginç mekanlar bana kalırsa. Graffitinin, içerlerde sergilenen şeylere göre çok daha fazla anlam içerme ve bir şeyleri değiştirebilme potansiyeli var. Graffiti devrimleri başlatmak, savaşları durdurmak için kullanılmıştır ve genelde sesini duyuramayan halkların sesi olarak vücut bulur. Graffiti elinizde neredeyse hiçbir şey olmadığı zamanlarda bile ulaşabileceğiniz çok az sayıda araçtan biridir. Dünyadaki açlığa çözüm getirecek bir graffiti çıkaramadığınız durumlarda ise hiç olmazsa canı sıkkın bir insanın yüzüne bir gülücük kondurabilirsiniz. Graffiti, “münasip” sanata göre çok daha başarılıdır çünkü kentin parçası haline gelir, iletişim kurmak için bir araçtır; “Elinde elektrikli testere tutan maymunun bulunduğu duvarın karşısındaki pub’da buluşalım” dersiniz gayri ihtiyari. Yani şimdi bir resim bundan daha ne kadar faydalı olabilir ki?”

 

Banksy’nin çocukluğunda yaşadığı bir vakanın etkisi altında olduğunu öğreniyoruz. İlkokul döneminde 9 yaşındayken, gerçek suçlu olan daha büyük bir çocuğun iftira atması üzerine, bir arkadaşının kafa travması geçirerek bilincini yitirmesine neden olmakla suçlanıyor. Çocuk hiçbir zaman ayılamadığı için gerçek asla ortaya çıkamıyor ve Banksy okuldan uzaklaştırılıyor. Aklanma yollarının tümüyle kapalı olması ve kimsenin kendisine inanmaması onu çok etkiliyor. Hatta annesi bile ona suçunu itiraf edecek kadar cesur olmasını öneriyor. Banksy bu olaydan sonra, “uslu durmanın” hiçbir anlamı olmadığını, nasıl olsa günün birinde asla işlemediği bir suçun cezasını çekebileceğini öğreniyor. Aileden diğer bir “ihanet” ise ablasından geliyor. Küçük bir çocukken, ablası onun yaptığı tüm resimleri bir gün çöpe atıyor. Ablasına hesap sorduğunda, “Ne yani, ben atmasam Louvre’da mı sergileneceklerdi?” yanıtını alıyor!

 

Buna rağmen Banksy’nin eylemlerinde kamu vicdanı ile davrandığını gözlüyoruz. Bunun sonucu olarak halk ona ve işlerine sahip çıkıyor. Bu sahip çıkmaya bir örnek, sanatçının sitesinde kendisine gelen bir e-posta mesajı olarak sergileniyor. “Ian” adlı e-posta sahibi Banksy’e tavsiyelerde bulunuyor: “Sevgili Banksy, ‘Wall and Piece’ adlı kitabından biraz önce 3 adet satın aldım. Tate Galerisi’ndeki işinin kötü kalite yapıştırıcı yüzünden sadece iki saat ayakta kalmak zorunda olması canımı sıktı doğrusu. Cesaretimi mazur gör ama bundan sonraki iş için sana 5 cm’lik iki tarafı yapışkanlı RS Components marka halı bandı tavsiye etmek isterim. Tecrübeme istinaden çok kuvvetli bir yapıştırıcı olduğunu söyleyebilirim. Selamlar, Ian”

 

Bir tür modern Robin Hood sayabileceğimiz Banksy’nin arkasında böyle bir destek olduğu sürece, sistemin onunla savaşması zor görünüyor. Müzelere yerleştirdiği korsan eserlerin alıkonulması ve birer sanat eseri olarak envantere geçirilmesi üstü kapalı bir savaşa, bir “ehlileştirme”, “seçkinleştirme”, “normalize etme” çabasına benziyor. Ama Banksy bu oyuna gelmiyor. İşlerini sergilemeyi seviyor fakat seçkinleşmemeye, halktan, gündelik kültürden uzaklaşmamaya özen gösteriyor. Bu bağlamda “Copyright is for losers” (Copyright beceriksizler içindir) sloganı bir mesaj olarak alınabilir. Banksy’nin imzasını taklit etmek hiç de zor değil, dolayısı ile imzasının taklit edilmesi konusunda kaygı taşıdığını söylemek zor. Tıpkı “V for Vendetta”nın finalindeki gibi, amaç bir sürü Banksy üretmek mi acaba? Zira Banksy insanları yüreklendiriyor, yöntemlerini anlatıyor, tüyolar veriyor, insanları graffiti yapmaya çağırıyor. Özellikle de Filistin’e...

 

Banksy, İsrail tarafından yaptırılan tecrit duvarına belki de en kuvvetli tepkilerden birini veriyor. Bu tepkinin okuması, her ne kadar dışarıdan hayli ulvi gibi dursa da, Filistin’de yaşlı bir adamın Banksy’nin yüzüne karşı dile getirdiği yorumu olaya farklı bir boyut getiriyor: “Çok güzel yaptın. Hatta fazla güzel. Bu duvar esasen çok çirkin ve sen onu güzelleştirdin. Bu da hiç hoş olmadı”. Banksy’nin Filistin duvarını “güzelleştirmesi,” yaşlı adamın ima ettiği üzere bir anlamda meşrulaştırması anlamına da geliyor. Banksy’nin işleri sergilendikçe, övüldükçe, herkes tarafından sahip çıkıldıkça acaba “güzelleşiyor,” meşrulaşıyor, anarşist işler olmaktan çıkıyor mu? Birer başkaldırı değil birer cinfikirlik, birer şaşırtıcı performans haline mi geliyor? Bu anlamda, bazen kavramsal sanatın da içine girebildiği tuzağa mı düşüyor Banksy ve işlerinin algılanması?

 

Aslında bu tuzaktan olabildiğince kaçınmaya çalıştığını görüyoruz Banksy’nin. Kendisini sanatçı değil aktivist olarak tanımlıyor. Antiemperyalist, antikapitalist, çevreci, antitotalitaryen, antimilitarist, özgürlükçü mesajlarını belirgin bir biçimde sunuyor izleyenlerine. Evrensel sayılabilecek bir karikatür dili kullanıyor gibi. Mesajlarını fazla entelektüel ya da fazla bireysel hale getirerek kasten okunaksızlaştırmıyor. İşlerinde derin ve zor kavranan alt ya da üst katmanlar oluşturmuyor. Zor algılanan birisi olmak istemiyor çünkü. Örneğin, bir dönem çok fazla sıçan resmi yaptıktan sonra, birisinin kendisine “Çok zekice; rat sözcüğü, art sözcüğünün anagramı. Bunun farkındayım!” demesinden sonra sıçan resimleri yapmayı bırakmış. Yalınkat, kolay anlaşılır ama sert işler üretiyor.

 

Sanatçının kendine has farkındalığını, takip eden cümlelerde gözlemlemek zor değil: “İnsan ırkı adaletsiz ve aptal bir yarıştan ibaret. Yarıştaki koşucuların birçoğunun ne doğru dürüst spor ayakkabıları var ne de içecek temiz suları. Bazıları ise yarışa çok büyük bir farkla önde başlıyorlar, yolda akla gelebilecek her türlü yardımı alıyorlar, bir de üstüne hakemler hep onları tutuyor gibi görünüyor. Yarışmaktan vazgeçerek maçlara giden ve tribünlerde abur cubur yiyerek küfürler savuran insanlar olması hiç de şaşırtıcı değil. Bence soyunarak sahanın ortasına gelenlere daha çok ihtiyacımız var...”

 

Sanatın belli bir zümre tarafından tanımlanmasına / kutsanmasına ve müzeler, galeriler ve benzeri yerlerde tescil edilip spekülatif değer kazanmasına da itiraz ediyor. Banksy’ye göre “galeriler bazı milyonerlerin koleksiyonlarında bulunan parçaların değerlerini yükseltmesinin aracı” konumunda. Graffitiyi vandalizm olarak görmüyor; zira ticari değeri olan bu kiralık yüzeyler nasıl olsa kısa sürede tekrar “temizleniyor.” Kendisine “Graffiti bir sanat mıdır yoksa vandalizm mi?” sorusu geldiğinde; “sanat kelimesi birçok olumsuz yan anlam taşıyor ve bu yüzden halkı yabancılaştırma potansiyeli var, dolayısı ile “sanat” kelimesini kullanmaktan hiç hoşlanmıyorum” diyecek kadar da tepkili. Müzelerdeki korsan teşhirlerinin nedeni bu tepki gibi görünüyor. Ancak, müze eserlerinin kendilerini vandalize etmiyor. “Sahte sanat eserlerini” ya tümüyle kendisi üretiyor, ya da bitpazarlarından, eskicilerden alıp bu “değersiz” işlerin üzerine çalışıyor.

 

İşlerinin külliyatı ile popüler kültür, genelgeçer adalet anlayışı ve resmi ideoloji pompalayan medyayı “tekzip” ediyor adeta. Diğer bir deyişle, kapitalizmin sorumsuzca üzerimize yağdırdığı satış ve promosyon mesajlarına aynı mecrayı kullanarak yanıt veriyor. Kamusal alanda yer alıp, reklamverenlere, büyük firmalara para karşılığı rezerve edilen ve aslında vatandaşın ortak mülkiyeti altında bulunması gereken duvarlar ve benzeri yüzeyleri, reklamcılar kadar kullanmayı ve savaşını burada sürdürmeyi kendisine hak görüyor. Bu yüzeyleri kullanmak ya da mevcut bir reklama müdahale etmek için izin alma gerekliliğini; size taş atıp kafanızı yaran birisine, “Pardon, bu taş bende kalabilir mi?” diye sormaya benzetiyor. Camilo Jose Vergara’nın The Nation dergisinin 259. sayısında çıkan “American Graffiti” adlı makalesinden bir alıntı bu yaklaşıma zemin sağlıyor: “Graffitiler, hayırsever kurumların maddi desteği ile yayınlanan ve barış gibi ulvi bir amaca hitap etmek üzere profesyonel tasarımcılar tarafından tasarlanan billboard grafiklerine göre tam tersi bir konumda yer alırlar ve yerine göre etkileri billboard’larınkinden çok daha fazla olabilir.”

 

Banksy’nin düzenli olarak format değiştirmesi bu bağlamda önem kazanıyor. Nitekim, başta graffiti yaparken daha sonra icra etmeye başladığı yerleştirmeler ve doğrudan eylemlerin (Paris Hilton CD’sinin müzik dükkanı raflarından toplanması, CD kapağının ve CD’nin kendisinin bilgisayar ortamında değişikliğe uğratılması ve tekrar paketlenerek raflara geri yerleştirilmesi gibi) daha çok ses getirmeye başladığını görüyoruz. Diğer bazı eylemlerinden örnek vermek gerekirse: Brooklyn Müzesi’ne astığı, elinde sprey boya ile “savaşa hayır” duvar yazısı önünde duran, kolonyal döneme ait bir asker portresi; New York Modern Sanatlar Müzesi’ne (MoMA) yerleştirdiği, üzerinde Tesco etiketi bulunan kremalı domates çorbası konservesinin Warhol tarzı baskısı; Metropoliten Sanat Müzesi’ne koyduğu gaz maskesi takmış bir kadının küçük altın çerçeveli portresi; Doğal Tarih Müzesi’nde duvara astığı ve içerisinde jet uçağı kanatları, füzeler, uydu anteni ile donatılmış bir böcek bulunan cam muhafaza; Tate Gallery’e astığı ve “Crimewatch UK has ruined the countryside for all of us” (Suç izleme sistemi Crimewatch İngiliz kırsalını hepimiz için mahvetti) adlı geleneksel bir manzara görüntüsü ve polis şeridini gösteren yağlı boya bir tablo akla gelen bazıları (Bu arada, Metropoliten’daki görevliler 13 Mart’ta asılan eseri “dakikalar içerisinde” keşfederken, Brooklyn’dekilerin istenmeyen sanat eserlerini fark edip kaldırmaları 16 Mart’ı ve Modern Sanat Müzesi’ndekilerin ise 17 Mart’ı bulmuş).

 

Banksy’nin web sitesine baktığımızda ise sitenin bir eylem olarak değil, daha çok bir arşiv olarak düşünüldüğünü ve tasarlandığını görüyoruz. Bu yüzden kendisinin interneti yeterince verimli kullandığı söylenemez, bunun nedeni Banksy’nin dış mekanlara olan merakı, internetin de insanları iç mekanlarda kapalı kalmaya yönlendirdiği olabilir. Banksy internet ortamını kullanmak konusunda çok motive olmasa da kendisine ait birçok görüşün bu ortamda yer aldığını görüyoruz. Bu alıntıların bazılarını ardı ardına sıralamak Banksy’nin düşünce biçimi hakkında bize ipucu veriyor:

“Bir Batı demokrasisi içinde anonim olarak ortaya çıkıp, barış ve özgürlük gibi hiç kimsenin inanmadığı şeyler için sisteme kafa tutabilecek kadar yürekli olabildiğimi hissetmeyi seviyorum...”

 

 “Fare yarışını kazanabilirsin ama hala bir faresindir...”

 

“Anneler çocukları için herşeyi yapabilirler, kendileri olma şansını tanımanın dışında...”

 

“Bayrak sallamaktan hoşlananlar bayrağı hak etmezler...”

 

“Şehirlerimizi yöneten insanlar grafittiden birşey anlamıyorlar, çünkü onlara göre kar amacı gütmeyen hiçbir şeyin var olma hakkı yok. Ama eğer yalnızca paraya değer veriyorsanız fikirlerinizin hiçbir değeri yoktur.”

 

“Dünyanın en büyük suçları kurallara uymayan insanlar tarafından değil, bizzat kurallara uyanlar tarafından işleniyor. Tepelerine bomba atarak köyleri katledenler hep kurallara uyan insanlar.”

 

“İdam cezasına inananları vurmak lazım.”

 

Polislerin ve güvenlik görevlilerinin siperlikli başlıklar kullanmasının bir nedeni de Banksy’ye göre kaşları gizlemek ve böylece daha otoriter görünmek. Ama bu sayede iki metreden daha yukarısını görmekte güçlük çekiyorlar. “Köprülere ve çatılara resim yapmak bu yüzden kolay” diyor Banksy.

 

Artan popülaritesi nedeniyle bazı sokak sanatçılarının eleştirilerine maruz kalan Banksy’nin derin bir entelektüel birikime, çok yüksek bir zekaya ve engin bir sokak kültürüne sahip olduğu aşikar. Bütün bunlar, yapılan işlerin bir ekibin ürünü olduğu düşüncesini güçlendiriyor. Bir “reklamcı” gibi çalışılıyor. Bu ekip muhtemelen reklam/medya sektörü çalışanları ya da bu alanda eğitim almış kişiler. Banksy ekibin lideri, kreatif direktörü belki de.

 

Banksy’nin işlerinin kalıcı olmadığını biliyoruz. Savaştığı reklam ürünlerinin de kalıcı olmamasına bir gönderme oluşturuyor bu durum. Buna karşın, yapılan eylemlerin video kayıtlarının yapılması, tüm işlerin fotoğraflarının çekilmesi ve arşiv oluşturulması dikkat çekiyor. Acaba bu bir kalıcı olma çabası mı? Yoksa mücadelesini başkalarına örnek teşkil etmesi üzere kayda geçirme faaliyeti mi? İşlerinin kısa sürede imha edilmesine, silinmesine, kaldırılmasına karşı insani bir karşılık mı?

 

Nike’ın büyük para teklif ettiği kampanya teklifini geri çeviren ve ünlü olmayı reddettikçe ününe ister istemez ün katan Banksy kimliğini acaba hala saklamak istiyor mu? Bu bir graffitici geleneği, bir zorunluluk. Bu saklanma bir yandan Banksy’nin varlığını anlaşılmasını güçleştirerek gizemli kılarken, diğer yandan da onu bir korkak gibi gösterebiliyor. Bugünkü şöhreti ve bu derece korkusuz nitelikteki eser külliyatıyla kimliğini gizliyor olması olgusu bir bakıma çelişiyor. Acaba ortaya çıkarsa artık anarşist ya da aktivist değil, daha iyi huylu başka birşeye mi dönüşür? Örneğin bir çağdaş sanatçıya? Umarız Banksy’nin kimliği hep saklı, varlığı hep gayrı meşru, bereketli meçhullüğü baki kalır ve aktarmaya çalıştığı mesajlar anlamını yitirmez. n Orhan Cem Çetin, Bilgi Üniversitesi, Murat Germen, Sabancı Üniversitesi.

 

 

Kaynaklar:

Banksy, Wall and Piece, Random House, İngiltere

(27 Aralık 2005),

http://a.parsons.edu/~geek_graffiti/?page_id=10

http://jazzndre.blogspot.com/2006/05/banksy-quotes.html

www.acikradyo.com

www.istisnai.net/005/ozlem.asp

www.banksy.co.uk/

sozluk.sourtimes.org/

 

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


66992 - unknown - 38.107.179.236