06 Şubat 2012 Pazartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Sofra Kurmak Arzu Doyurmak                           

    

Cooper-Hewitt Ulusal Tasarım Müzesi’ndeki bir sergi vesilesiyle çatal-bıçak-kaşık ve akrabalarının ayrıntılı bir tarihçesini yazmak ve tasarımsal serüvenini izlemek mümkün oluyor.

 

 

Şermin Alyanak n Sofralarımızda çok doğal olarak kabul ettiğimiz “çatal-bıçak-kaşık” üçlüsü, kullandığımız birçok alet gibi el ve parmaklarımızın bir uzantısı. Bu üçlüden her birinin gelişimi moda ve toplum, yemek alışkanlıkları, malzeme ve teknoloji ile çok yakından ilintili. Bu üçlünün tasarımı biçim işlevi izler görüşünün kanıtı olarak yola çıkmışken, zaman içinde kullanım işlevinin ötesine de geçerek zaman zaman statü sembolü olmuş, hatta biçim duyguları izler’in güzel örneklerini vermiştir. Bu aletlerin evrimi her zaman teknolojinin gelişimi ile de yakın bir ilişki içinde olmuştur.

 

New Mexico Eyaleti Ceza İnfaz Müdürlüğü için çatal-bıçak takımı, tasarım: Armand G. Winfield, ABD, 1960 dolayları; plastik (Armand G. Winfield armağanı, 1993).

 

Seyahat için çatal-bıçak takımı ve mahfazası, Kuzey İtalya, erken 17. yüzyıl; çelik, sedef, yaldızlı deri, pamuklu dokuma (Robert L. Metzenberg Koleksiyonu, Eleanor L. Metzenberg armağanı, 1985; Fotoğraf: Matt Flynn).

 

Çatal ve bıçak, Güney Almanya, geç 17. veya erken 18. yüzyıl; fildişi, çelik, gümüş (Robert L. Metzenberg Koleksiyonu, Eleanor L. Metzenberg armağanı, 1985; Fotoğraf: Matt Flynn).

 

Dünya nüfusunun büyük bir kısmı yemeğini elle veya çubuk kullanarak yerken, Batı kültürünü veya Batı sofra adabını benimsemiş olan topluluklar bu üçlüyü ve çeşitlemelerini beslenme aleti olarak kullanmakta. Günümüzde kullanılan birçok alet gibi çatal-bıçak-kaşık üçlüsünün tarih boyunca gelişimi tasarım tarihi bağlamında izlenmek istediğinde, yemek yeme alışkanlıklarına veya ona bağlı “adab-ı muaşeret” kurallarına uygarlık olarak yaklaşmak yerine, farklı kültürler olarak yaklaşılması gerekir. 20. yüzyılın son çeyreğinde baskın bir kültür olarak yayılan “fast food” gibi tıkıştırmak veya bazı davetlerin ikramı olan “finger food” atıştırmaları veya kürdanla zıpkınlanmaya uğraşılan tek lokmalar, çatal-bıçak-kaşık üçlüsünü gereksiz kıldığına göre acaba uygarlığımızda bir geri dönüş mü yaşanmakta?

 

Tarih boyunca bazı kültürlerde tanrının bahşettiği yemeğe bir aletle girişmenin günah olduğu veya özellikle çatalın şeytanın aleti olduğu için yasaklanması gibi düşünceler de var. Dünya nüfusunun bir bölümünün kullandığı ve beşbin yıllık geçmişi olduğu iddia edilen iki çubukla yemek yemek birçoğumuza nasıl solak geliyorsa, onlara da Batı dünyasının aletlerini kullanmak, ters geliyor. Birçoğumuz da parmaklarımızı veya avucumuzu kullanarak yemek yemeyi üstümüze başımıza dökmeden edepli bir şekilde beceremeyeceğimiz gibi, yapanları da hafif bir tiksintiyle izliyoruz.

 

Bu üçlünün en eskisi olan kaşık insanın ilk keşifleri arasında. Tarih öncesi dönemlerde deniz kabuğu benzeri çukur bir nesnenin sıvı besinlerde kullanıldığı biliniyor, benzer bir biçimi yontmak da diğer bir çözüm şekli. Türkçe kaşık (kaşuk) sözcüğü kaşımak (yontmak) kökeninden geldiği gibi, İngiliz dilinde spoon sözcüğünün kökeni olan spon da yontu veya talaş anlamına geliyor. Tüm kültürlerde kullanılan en eski biçimi de, tahtadan yontulmuş kaşıklar da günümüze kadar uzanmakta. Antik Roma’da deniz kabuklu ürünleri yemek için kullanılan cochleare veya yemeği kepçe ile almak için kullanılan ligula, biçim olarak günümüzde kullandığımız aletlere benziyor. Demir ve bronz gibi madenlerin ve alaşımların, daha sonraları da kıymetli madenlerin işlenmesi ile kaşıklar günlük kullanım biçimlerinin ötesinde çeşitlilik gösteriyor ve zenginliğin göstergesi oluyor. Hz. Musa’nın Bezalel’e tapınak için altın kapkacak ve kaşık ısmarlaması da, kökeni olan Eski Mısır’da bu zanaatın olduğunun bir göstergesi; tek farkı Mısır kaşıklarının bazen kapaklı olması veya biçimlerinin yemeği ağza götürmede bazı kullanım zorlukları yaratması. Yuvarlak olan ilk kaşıklar, kıvamlı sıvı besinlerin ağzımıza daha kolay dökülmesini sağlamak ve sofrada ayıp sayılan höpürdetmeyi önlemek için daha sonraları bugünkü oval biçimini alır.

 

Bıçak da erken dönemlerde, birşeyleri doğrama, kesme veya ateşte pişmekte olan eti parçalayarak doğrudan ağzımıza götürmeye yardımcı olan bir alet. Türkçe’de kökeni, “biçmek” sözcüğünden geliyor. Avlanmak ve yemek gibi farklı işlevler için kullanılan bu aletin ilk örnekleri, taştan yontularak yapılanlar. En erken örnekleri sivri (saplamak) ve keskin ağızlı. Daha sonraları bu alet de, farklı madenler ve özellikle sap kısmında farklı malzemelerin kullanıldığı örneklerle günümüze kadar gelirken, birçok topluluğun yemek yeme alışkınlıkları içinde, yemeğin ağza götürülmesi için kullanılan çatalın işlevini de görecektir. Kişiye özel bir alet olarak herkesin yanında taşıdığı bıçak, kullanan kişiyle ilgili statü, zevk ve zenginliği ile ilgili mesajlar da taşır. Zaman içinde iki bıçak kullanarak yemek yeme biçimi yaygınlaşacak ve 19. yüzyıla kadar da devam edecektir. Bıçak ucunun sivri veya yuvarlatılmış olması da onun kullanımı hakkında bilgi vermekte, geniş bıçak yüzeyi taneli yemeklerin ağza götürülmesine yaradığı gibi, sofrada bıçağın ucuyla diş karıştırmanın yakışık almadığının da bir göstergesi; bu yasağın da Fransız Sarayı’nda Kardinal Richelieu tarafından konulduğu söyleniyor.

 

Çatalın sofrada kabul görmesi ise çok daha geç tarihlerde oluyor. Önceleri mutfakta veya sofrada servis aracı olarak kullanılan iki dişli aletin sofrada kullanıldığını izlemek için Ortaçağ’ı beklemek gerekiyor. Çatal sözcüğü de, iki derenin veya yolun kesişmesi anlamına gelen “çat” kökünden geliyor. Erken dönemlerde çatallı dalların yemeği ateşten almakta kullanıldığı biliniyor. MS 7. yüzyılda Yakındoğu’da kullanılan çatalın 12. yüzyılda Haçlı Seferleri ile Avrupa’ya geçtiği izleniyor. Bizans sofralarında ballı şurupların içinde sunulan meyvelerin yenmesi esnasında ellerin yapış yapış olmasını önlemek için değişik madenlerden yapılan çatal kullanılıyor. 15. yüzyılda Kuzey İtalya’da zengin sofralarında yaygınlaşan çatal kullanımı, Catherine de Medici’nin 1533’te Fransa Kralı 5. Charles ile evlenmesiyle birlikte Avrupa’nın batısında yayılmaya başlıyor. Uzun süre efemine bir alet olarak küçümsenecek olan çatalın İngiltere’de yaygın kullanımı için bir yüzyılın geçmesi beklenecek.

 

Çatal ve kaşık, Nürnberg, Almanya, 1600-1630 dolayları; gümüş, altın kaplama (Robert L. Metzenberg Koleksiyonu, Eleanor L. Metzenberg armağanı, 1985; Fotoğraf: Charles Schiller).

 

Bir tatlı servis takımının üzüm makası, yapım: C.V. Gibert,

F. Nicoud, Paris, Fransa, 1885-90 dolayları; gümüş (Smithsonian Enstitüsü Koleksiyonları Satın Alma Fonu, Dekoratif Sanatlar Birliği Satın Alma Fonu ve Sarah Cooper-Hewitt Fonu’ndan satın alma, 1996; Fotoğraf: Charles Schiller).

 

Makarna servis kaşığı, ABD, 1860 dolayları; gümüş, altın kaplama (Dekoratif Sanatlar Birliği Fonu ve Dona Guimaeres Fonu’ndan satın alma, 1995; Fotoğraf: Matt Flynn).

 

Tatlı çatal ve bıçağı, tasarım: Josef Hoffmann, üretim: Wiener Werkstätte, Avusturya, 1903; gümüş (Uygulamalı Sanatlar ve Endüstriyel Tasarım Dostları Genel Bağışı ve Morrill Fonu’ndan satın alma, 2002; Fotoğraf: Matt Flynn).

 

Çatalın geçirdiği bir başka evrim olan, iki dişliden üç dişliye geçilmesi veya dişlerin servis çatalları gibi uzun tutulmayıp kısaltılması, yemek türlerinin değişmesiyle bağlantılı. Bıçakla ufaltılan lokmaları sadece saplayıp ağza götürmek yerine, çok taneli yemekleri ağza taşımak için kullanılıyor. 18. yüzyılda kullanılmaya başlanan dört dişli çatallar bir yüzyıl sonra standart olarak kabul görecek; çeşitlenen yemekler ve tatlılar da, diş sayıları veya boyutları değişen özel çatalların tasarlanmasına neden olacaktır; balık çatal ve bıçağı, istiridye çatalı, pasta çatalı vb. gibi.

 

Kısa tarihçesine değindiğim çatal-bıçak-kaşık üçlüsüne sahip olmak veya Batı kültürünün sofralarında bugünkü anlamda takım olarak kullanımının yaygınlaşması ancak soylu kişilere, zengin ve zenginleşen orta sınıfa özgü olarak 19. yüzyılın ortalarına kadar devam edecek ve alt sınıflar yemeklerini elle yemeğe devam edecekler. Bir üst sınıfın davranışlarını benimsemek ve bir gereksinme olarak kabul etmek, endüstri devriminin üretim biçimleriyle çok sayıda üretilebilmelerine de bağlı. Genelde gümüş veya gümüş kaplama yöntemiyle üretilen bu üçlünün demokratikleşmesi ise ancak 20. yüzyılda, paslanmaz çelik kullanımının yaygınlaşması ile karşımıza çıkmakta.

 

Çatal bıçağın Batı dünyasının sofralarında kullanımı, tasarımı ve üretiminin gelişimini anlatan güzel bir sergi bu günlerde New York, Cooper Hewitt Ulusal Tasarım Müzesi’nde “Arzuyu Beslemek: Sofra Aletleri ve Tasarımı 1500-2005” (Feeding Desire: Design and Tools of the Table, 1500-2005) adıyla yer alıyor. Sergi, 500 yılı kapsayan bir zaman dilimi içinde Batı dünyasının mutfak ve sofra kültürünü, adetlerinin değişimini sergileyen güzel ve bazen de ne işe yaradığını kestiremediğiniz örnekleri biraraya toplamış. Tarihsel bir dizin içinde anlatılmakla birlikte temel bazı başlıklar altında incelenmiş; “Hareket Halinde Yemek”, “Moda Olan Yiyecekler”, “Özel Aletler”, “Malzeme ve Üretim”, “Natüralizm”, “Bütünsel Sanat” (Gesamtkunstwerk), “Sofranın Ergonomisi”, “Sofrada Renk”, “Çocuklar İçin Yassı Ürünler”, “Kutlama Ürünleri ve Sunum”, “20. Yüzyıl Moderni”.

 

Cooper Hewitt Tasarım Müzesi’nin zaten zengin olan yassı ürünler (flatware) ve çatal-bıçak (cutlery) koleksiyonu, 1985’de Robert L. Metzenberg’in bağışı olan,

16.-19. yüzyıllara ait 250 parçalık koleksiyonla zenginleşmiş. Tiffany şirketinin arşivinden de yararlanılan sergide yer alan örneklerden bazıları tek veya takım olarak, bazıları da sofra düzeni içinde kullanılan seramik, porselen, gümüş kapkacak; cam, kristal bardak ve kadehlerle birlikte sunulmakta. Önemli şeflerin, yemek yazarları ve tarihçilerinin, tasarımcıların katılımıyla farklı gösteri, seminer ve çalıştaylar düzenlenmiş. Bu etkinliklerle, temel bir gereksinme olan yemek yemenin tarih içinde nasıl bir şölene dönüştürüldüğü ve günümüz sofrasının nasıl şekillendiği, tasarımın sofra kültürünün önemli bir olgusu olduğu görüşüyle desteklenmiştir.

 

“Lap Over Edge” çorbalık ve kepçesi, üretim: Tiffany&Co., ABD, 1881 dolayları; gümüş (Tiffany&Co.’dan ödünç alma; Fotoğraf: Tiffany&Co. Arşivi).

 

Boncuklu bıçak ve çatal, Bohemya ve Almanya, 1730-50 dolayları; çelik, cam boncuklar, sicim (Robert L. Metzenberg Koleksiyonu, Eleanor L. Metzenberg armağanı, 1985; Fotoğraf: Charles Schiller).

 

“Lap Over Edge” dondurma servis kaşığı, üretim: Tiffany&Co., ABD, 1881 dolayları; gümüş (Tiffany&Co.’dan ödünç alma; Fotoğraf: Tiffany&Co. Arşivi).

 

Serginin düzenlenmesine katkıda bulunanlardan olan, müzenin 17.-18. yüzyıl dekoratif sanatlar küratörü Sarah Coffin ve çağdaş tasarım küratörü Ellen Lupton, konuk küratör olarak da yemek tarihçisi ve Gastronomia dergisinin kurucu editörü Dara Goldstein, yıllarını bu konunun araştırılmasına adamış kişiler. Cooper Hewitt Tasarım Müzesi müdürü olan Paul Warwick Thompson, “Yemek kültürü sosyal tarihin önemli bir parçasıdır. ‘Feeding Desire’ sergisi de yemeğin paylaşılmasının aşk ve güç, görev ve onur, bilgi ve zevk olarak nasıl ifade edildiğini göstermektedir” diyor.

 

“Feeding Desire” sergisiyle, Cooper Hewitt Tasarım Müzesi’ne kuruluşundan bu yana ev sahipliği yapan ve 1901’de Uptown Manhattan’da zengin bir sanayici olan Andrew Carnegie tarafından yaptırılan malikane, sofra şölenlerine yakışır bir biçimde farklı dönemlerin damak zevkini bir kez daha vurguluyor. Ziyaretçiler, bir zamanlar malikanenin büyük yemek salonu olarak hizmet veren mekanda karşılanıyor. Bu yemek odasında, Amerika Birleşik Devletleri’nin 19. yüzyılın ikinci yarısında garip bir şekilde zenginleşen ve en şaşaalı dönemi olan Yaldızlı Çağ’na* Avrupa soylularına özenen üst sınıfın sofralarını yansıtan sekiz kişilik bir masa kurulmuş. Sofranın üzerinde yer alan kapkacak, çatal-bıçak, kadeh ve servis takımlarının arasında, Minton&Co.’nun Tiffany için ürettiği kobalt renkli ve yaldızlı yemek tabakları; Tiffany’nin kendi üretimi olan gümüş takımlar arasında tatlı kaşık ve çatalları, tereyağı bıçağı, yemek çatal, kaşık ve bıçakları bulunmakta. Bu dönemin yeni yemek adetleri ile mönülerini tanımlayan buz maşaları, dondurma kaşıkları, ıstakoz ve istiridye kaşıkları gibi ilginç aletler de sofradaki yerini almış.

 

“Asur Başı” motifli servis takımı, üretim: Meriden Silverplate Company, ABD, 1885-86; gümüş kaplama (Dekoratif Sanatlar Birliği Satın Alma Fonu’ndan satın alma, 1995; Fotoğraf: Matt Flynn).

 

“Taç giyme töreni” takdim kaşığı, tasarım: Archibald Knox, üretim: Liberty&Company, Birmingham, İngiltere, 1901-02; gümüş, mine (Smithsonian Enstitüsü Koleksiyonları Satın Alma Fonu ve Sarah Cooper-Hewitt Fonu’ndan David Revere McFadden namına satın alma, 1996; Fotoğraf: Matt Flynn).

 

“Latin Çiçeği Yaprakları” motifli servis gereçleri, yapım: Robyn Nichols, ABD, 1991; gümüş (Rosanne Raab Associates armağanı, 1992; Fotoğraf: Matt Flynn).

 

Sofranın en gözalıcı parçası, Tiffany firmasının sanat yöneticisi George Paulding Farnham’ın tasarımı olarak bilinen gümüş sebze tabağı ve 1881 üretimi olan gümüş süslemeli çorbalık ve kepçesi. Onikilik bir Mackay gümüş ve altın yaldızlı tuzluk biberlik ve tuz kaşıkları da sergideki ilgi çekici ürünlerden. Yine Tiffany’nin, New York Central Railroad firmasının müdürleri tarafından J.P. Morgan’a hediye olarak sunulmak üzere tasarladığı beş parçalık gümüş tatlı takımında gümüş bonbon kaşıkları ve üzüm makasları yer almakta. Tiffany tasarımcılarından Edward C. Moore’a ait olduğu bilinen, kabak desenli, gümüş kaplama çay ve kahve takımı küçük kaşıklarla tamamlanıyor. Gümüş kaplama dondurma kasesi ve gümüş dondurma kepçesi de dönemin çeşitliliğini anlatan ürünlerden. Sergi küratörü Sarah Coffin, “O dönemlerde bir takım, 300 ayrı parçadan oluşabiliyordu” diyerek, dönemin yassı ürünlerine yapılan harcamalara açıklık getiriyor. Sergiye sayısız ürün veren Tiffany &Co. firmasının arşiv müdürü Annamarie Sandecki ise o dönemi şöyle anlatıyor: “Bu parçaların aslında çok dokunaklı bir tarafı var. Biz çok genç bir ülkeydik, miras kalan bir zenginlik olmadığı gibi aileden kalan gümüşler de yoktu. Gümüş takımlar satın almak, kendinizi önemli bir kişi konumuna sokmak için de bir yöntemdi.”

 

“Pers” motifli dondurma bıçağı, tasarım: Edward C. Moore, üretim: Tiffany&Co., ABD,  1872-75 dolayları; modelin patenti 1872’de alındı, kısmi gümüş kaplama (anonim armağan, 1957; Fotoğraf: Matt Flynn).

 

Çatal-bıçak takımı, yapım: Claude Lalanne, Fransa, 1966; gümüş (Dekoratif Sanatlar Birliği Satın Alma Fonu’ndan John L. Marion namına satın alma, 1990; Fotoğraf: Matt Flynn).

 

Çatal-bıçak takımı, tasarım: Frederick Carder (Walter Dorwin Teague’nun gözetiminde), üretim: Steuben, ABD, 1934 dolayları; gümüş kaplama, cam (Genel Satın Alma Fonu’ndan satın alma, 2005; Fotoğraf: Charles Schiller).

 

“Plack” model tek kullanımlık piknik seti, tasarım: Jean-Pierre Vitrac, üretim: Diam Fransa, 1977 dolayları; plastik (polisitren) (Vitrac Design armağanı, 1989; Fotoğraf: Matt Flynn).

 

Sofra kuruluşunun düzeni de tarih boyunca değişiklikler göstermiş, yemek türleri değiştikçe ve mönüler zenginleştikçe sofrada kullanılan aletler de çeşitlenmiş. Sofranın kuruluşu da zenginliğin ve statünün bir göstergesi olunca, her yemek için farklı çatal-bıçak ve kabın sofrada yer alması görkemli bir sofranın koşulu olmuş: Dondurma kaşıkları, her meyve için farklı kaşık kullanımı, yumurta kaşığı vb. Hatta çorbanın kıvamına göre, bulyon veya kremalı olması durumuna göre kaşığın biçimi bile değişmek zorundaymış.

17. yüzyılın ikinci yarısında Avrupa’da moda olmaya başlayan çay, kahve, kakao içme alışkanlığı, bunların hazırlanması ve tüketilmesi ile ilgili gereçlerin de çeşitlenmesine neden olmuş; demlikler, çay kutuları ve kaşıkları, süzgeçler, kremalıklar, kelle şekeri kesme makasları veya daha sonra şeker maşaları. Bu gibi içeceklerin tadına eklenen limon, portakal veya cevz-i bevva gibi baharatlar için özel olarak tasarlanan çatal ve kaşıklar da davetlerde kullanılan gereçler arasında sayılabilir. Gösterişli sofra ürünlerinde tercih edilen malzemenin gümüş ağırlıklı olmasının nedeni de, gümüşün birçok besinle temasında tadı bozmaması veya diğer madenlerin oksitlendiklerinde zehirli hale gelmeleri.

 

Müzenin bir dönem malikanenin kahvaltı salonu olarak kullanılan mekanında 17. yüzyıla ait, kişiye özel çatal-bıçak-kaşık takımları yer almakta. 18. yüzyılın başlarına kadar insanların kendi özel gereçlerini yanlarında taşımaları yaygınmış; bu nedenle de bu ilginç takımlar kendi kutu veya zarfları ile birlikte tasarlanıp üretilmişler. Zengin oymalı mercan veya fildişi sapları ile o dönemin oyma işçiliğinin gözalıcı örnekleri, adeta kuyum işçiliği ile küçük heykel sanatının birleştiği örnekler, aynı zamanda sap ve uç kısmı arasındaki dengenin mükemmelliği ile de dikkat çekiyor. Hareket halindeki kullanıcılara yönelik bu gibi gereçlerin bazıları günümüz tasarımlarının da ilginç örnekleri ve aralarında Jean-Pierre Vitrac’ın tasarımı olan plastik piknik seti veya Raymond Loewy’nin Air France için tasarlamış olduğu uçak yemek servisi takımı da bulunuyor. En ilginç örnekler arasında yer alan plastik çatal-bıçak takımı da, A.G. Winfield’ın New Mexico ıslahhanelerinde kullanılmak üzere geliştirdiği tasarım.

 

Sofra kurulduğunda çatalla bıçağın tabağın yanına konulma adedine ancak 18. yüzyılda rastlanıyor, o da zengin ev sahiplerinin veya han lokantalarının sofralarında. Bir ilginç değişiklik de, aynı yüzyılda zengin ev planlarında ayrı yemek odalarıyla mobilyasının devreye girmesi; o tarihe kadar çokamaçlı mekanlarda sofraların (masaların) kurulup kaldırıldığını görüyoruz. Çatal-bıçak-kaşık üçlüsü de yine aynı dönemde, çok sayıda ve takım anlayışı içinde üretilmeye başlanıyor.

 

Müzenin ana galerisinde büyük bir yuvarlak masada, tarihi bir sıra içinde, her biri belirli bir dönemin üslubunu yansıtan sekiz takım yer alıyor. Bu gruplamalar hem özel bir tarihi olayı, kutlamayı hem de teknolojik gelişmeyi anlatıyor. Sanayi devrimi ile birlikte malzeme ve seri üretim tekniklerinin değişmesinin tasarıma etkisi de belirgin bir şekilde izlenmekte.

19. yüzyılda gümüş kaplama, pres ve kalıplama yöntemleri, 20. yüzyılda yaygınlaşan bakalit, plastik ve paslanmaz çelik kullanımı da, bu ürünlerin gerçek anlamda “demokratikleşmesi” olarak karşımıza çıkıyor. Ayrıca, bakalit ve değişik plastiklerin kullanımı modern sofralarda renk çeşitlenmesine de katkıda bulunmuş.

 

20. yüzyılın başında Gesamtkunstwerk sanat ve tasarım anlayışının en belirgin örnekleri arasında Josef Hoffman, Peter Behrens, Josef Maria Olbrich, Archibald Knox, George W. Maher’in tasarımları bulunuyor. 20. yüzyıl modern akımının temsilcileri arasında Georg Jensen, Arne Jacobsen, Russel Wright, Gio Ponti gibi ustaların tasarımları yer almakta. 1980’lerden sonra, engelli kişilerin ellerini kullanırken karşılaştıkları sınırlamaları ortadan kaldırmak amacıyla tasarlanan örnekler de var; İsveçli “Ergonomi Group” tasarımcılarının ürünleri gibi. Aynı yıllarda, postmodern akımla işlevsellikten tekrar sanatsal yoruma dönüş için en ilginç örneklerden biri de, Çek tasarımcı Borek Sipek’in çatal-bıçak takımı. Sergide çocuklar da unutulmamış; “ağzında gümüş kaşıkla doğan çocuklara” hediye edilen gümüş mama kaşıkları veya onlara kendi başlarına yemek yemeyi öğretirken kullanılan renkli mama takımları da arşivin bir parçası.

 

Bütün bu ürünlere ek olarak, arzuyu besleyen ürünlerin tarihsel gelişimini anlatan resim, gravür ve diğer görsel kaynaklarla ilgili bir saydam gösterisi, sanatçı Maureen Connor’ın “Zevk” (Taste) başlıklı multimedya enstalasyonu ve Maarten Baptist, Sam Baron, Sandra Bautista gibi sanatçıların geleneksel sofranın ikonografisini yeniden yorumlayan yapıtları sergiyi tamamlamakta.

 

 

Kılıflarıyla bıçaklar, Hollanda, 1618; gümüş, altın kaplama, çelik, ipek kadife, ince tel (Annesi Adeline Emma Greenleaf’in anısına Richard Cranch Greenleaf’in bağışı, 1962; Fotoğraf: Matt Flynn).

 

Balık bıçağı, çatal ve bıçak, gravür L’art de donner a diner’den alınmıştır, tasarım: Emile Marco de Saint-Hilaire, yayıncı: Chez Urbain Canel, Paris, Fransa, 1828 (Mary Stuart Kitap Fonu’ndan satın alma, 1956, Smithsonian Enstitüsü Kütüphaneleri, 1828; Fotoğraf: Matt Flynn).

 

İki bıçak sapı tasarımı, tasarım: Jan Theodor de Bry, Almanya, 1618-27; çizgili, grimsi kağıt üzerine gravür (Mrs. Edward C. Post armağanı, 1995; Fotoğraf: Matt Flynn).

 

İki bıçak, tasarım eskizi: Aegidius Sadeler, Hollanda, 1640 dolayları; çizgili, grimsi kağıt üzerine gravür (Dr. William H. Schab armağanı, 1944; Fotoğraf: Matt Flynn).

 

Çatal-bıçak-kaşık üçlüsünün kısa tarihçesi ve “Feeding Desire” sergisinin tanıtımı için, konuk küratör Dara Goldstein’ın sergiye ilişkin yazısından alıntı yapacağım: “Bir süre önce şık bir resepsiyona katıldım. Bir tabak, peçete ve çatal edindikten sonra büfe kuyruğuna girdim, beklentim 19. yüzyılda déjeuners à la fourchette adıyla moda olmaya başlayan, çatala gelen küçük lokmalar halinde hazırlanmış yemek türüydü. Geç bir kahvaltı olmayıp bir akşam yemeği olduğuna ve de tek bir gereç verildiğine göre fourchette’imin yeterli olacağını zannediyordum. Ama kuyruğun sonunda, içinin pembesiyle mükemmel pişirilmiş bir rozbifle karşılaştım. Bu tür bir yemeğin tek bir çatalla üstesinden gelinebileceğinin mümkün olmadığını bilmeme rağmen dayanamadım. Bir yer buldum, kibarca masa komşularıma kendimi tanıttım ve koca bir dilimi elime aldım. Üç parmağımla kibarca tuttuğum bir parçayı ısırarak çiğnemeye başladım. Çok tatmin ediciydi.

 

Oldukça ironik bir durum olduğunu itiraf etmem gerekir; son yıllarda saplantılı bir şekilde sofra adabı ve yemeği ağzımıza nasıl götürdüğümüzle ilgili araştırma yaptığım düşünülürse… Amerikan Yaldızlı Çağı’nın yeni zenginlerine yazık! Paraları olmasına karşın hala ‘klas olma’ ile ilgili bir çabaları vardı, kurdukları abartılı sofralar en az gelirleri kadar bu konudaki endişelerini de açığa çıkarıyordu. Çokbilmiş ilanlarıyla gümüş üreticileri bu çılgın, uçuk tüketimi yüreklendiriyor ve sınırlı kullanımı olan gereçler için gereksinme yaratıyorlardı. Şimdilerde sofralarımızdan kaybolmuş olan ve bir zamanlar varlığı saygınlık simgesi olarak kabul edilen Saratoga patates cipsi servisi, özel kızartma tavuk maşaları, aspik dilimleyicisi, dondurma baltacıkları, salatalık servisleri, istiridye kepçecikleri, sardalye kürekleri, kaplumbağa çorbası kaşıkları, turşu çatalları, bonbon kaşıkları ve toddy (alkollü sıcak içki) kepçeleri gibi. Parça sayıları o kadar aşırıya kaçtı ki, 1925’te ticaret bakanı olan Herbert Hoover, kendisini buna müdahale etmeye zorunlu hissetti. Bir Amerikan gümüş takımının 55 parçayı geçemeyeceğini emretti. Birkaç yıl sonra da dönemin adab-ı muaşeret öğreticisi olan Emily Post, hangi yemekte hangi çatalın kullanılacağının dünyayı sarsacak bir önem taşımadığını duyurdu (...)”. n Prof.Dr. Şermin Alyanak, Marmara Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü.

 

* Gilded Age, Yaldızlı Çağ yerine “altın kaplamalı çağ” diye çevrilebilir. Bu terimi ilk kez Mark Twain, 1873’de yazmış olduğu kısa hikayesinin başlığı olarak kullanmış. Bu aslında dönemin politika ve ekonomisinde dönen dolapları, yeni zenginleri ve onların tüketim çılgınlıkları için eleştirel bir yaklaşım.

 

Kaynaklar:

Goldstein, D., “Feeding Desire”, Gastronomia, Güz 2006, cilt: 6, sayı: 2.

Griffins, T., “Cutlery Design, Setting its Place in History”, http:/tim.griffins.ca/writings.

Coffin, S.D.; Lupton, E.; Goldstein, D.; Bloemink, B.;

von Drachenfels, S., Glanville, P., Goldsborough, J.; Young, C.C., Feeding Desire; Design and Tools of the Table, 1500-2005, Smithsonian, Cooper-Hewitt National Design Museum, Washington DC, 2006.

7000 Jahre Handwerk und Technik, Manfred Pawlak Verlagsgesellschaft mbH, Herrsching.

Petroski, H., The Evolution of Useful Things, Vintage Books, New York, 1992.

www.antiquesandthearts.com.

Pretzer, S.W., “Cutlery-Background”, www.madehow.com/forum.

http:/ndm.si.edu.

“What does your Flatware say about you?” http:/home.hamptonroads.com.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


64807 - unknown - 38.107.179.237